ABBAS EFENDİ
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Bahâîliğin kurucusu Mirza Hüseyin Ali’nin kendisinden sonra Bahâîler’in reisi olan büyük oğlu Abbas Efendi’ye verilen lakap.
Abdülbaha (/əbˈdʊl bəˈhɑː/; Farsça: عبد ;البهاء 23 Mayıs 1844 – 28 Kasım 1921), asıl adı Abbas (Farsça: عباس) olan, Bahai inancının kurucusu Bahaullah’ın en büyük oğludur. Bahaullah, onu 1892’den 1921’e kadar Bahai inancının halefi ve başı olarak tayin etmiştir.. Abdülbaha, daha sonra Bahaullah ve Bab ile birlikte dinin üç “merkezî şahsiyetinden” sonuncusu olarak anılmış; yazıları ve tasdik edilmiş konuşmaları Bahai kutsal yazınının kaynakları arasında kabul edilmiştir.[2]
Abdülbaha, asil bir ailede, Tahran’da doğdu. Sekiz yaşındayken, babası Babi inancına yönelik devlet baskısı sırasında hapsedildi; ailenin malları yağmalandı ve aile fiilen yoksulluğa sürüklendi. Babasının ana vatanı olan İran’dan sürgün edilmesi üzerine aile, Irak’taki Bağdat’a yerleşti ve burada on yıl kaldı. Daha sonra Osmanlı Devleti tarafından İstanbul’a çağrıldılar; ardından Edirne’de yeni bir hapis dönemi yaşadılar ve nihayet Akka hapishane-şehrine gönderildiler. Abdülbaha, 1908’de Jön Türk Devrimi ile 64 yaşındayken serbest bırakılana dek burada mahpus kaldı. Serbest bırakılmasının ardından, Bahai İnancını Orta Doğu’daki köklerinin ötesine taşımak amacıyla Batı’ya birçok seyahat gerçekleştirdi; ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması, onu 1914–1918 yılları arasında büyük ölçüde Hayfa’da kalmaya zorladı. Savaşın ardından, Osmanlı makamlarının yerini Filistin üzerindeki İngiliz Mandası aldı; bu dönemde Abdülbaha, savaş sonrasında kıtlığın önlenmesine yaptığı yardımlar nedeniyle Britanya İmparatorluğu Nişanı Komutan unvanına layık görüldü.
1892’de Abdülbaha, babasının vasiyetnamesiyle Bahai inancının halefi ve başı olarak tayin edildi. İlahi Plan Levihleri, Kuzey Amerika’daki Bahaileri öğretileri yeni coğrafyalara yayma konusunda harekete geçirdi; kendi Vasiyetnamesi ise günümüzdeki Bahai idari düzeninin temelini attı. Yazılarının, dualarının ve mektuplarının büyük bir bölümü günümüze ulaşmıştır; Batılı Bahailerle yaptığı görüşmeler, dinin 1890'ların sonlarına doğru gösterdiği büyümeyi vurgulamaktadır.
Abdülbaha’nın doğum adı Abbas idi. Bağlama göre ya Mirza Abbas (Farsça) ya da Abbas Efendi (Türkçe) olarak anılırdı. Bahai inancının başı olduğu sürenin büyük bölümünde, “Baha’nın hizmetkârı” anlamına gelen ve babasına atıfta bulunan Abdülbaha unvanını kullanmış ve tercih etmiştir.
Erken Yaşam
Abdülbaha, 23 Mayıs 1844’te (Hicrî 1260, Cemâziyelevvel’in 5’i), Tahran, İran’da Bahaullah ile Navvab’ın en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Bab’ın emrini açıkladığı geceyle aynı gecede doğdu. Doğumda kendisine Abbas adı verildi; bu ad, nüfuzlu ve güçlü bir soylu olan büyükbabası Mirza Abbas Nuri’den geliyordu. Abdülbaha’nın erken yılları, babasının Babi toplumu içindeki belirgin rolüyle şekillendi. Çocukken, Babi olan Tahire ile yaşadığı etkileşimleri sevgiyle hatırlar; onun kendisini dizine oturttuğunu, okşadığını ve içten sohbetlere girdiğini, bunun üzerinde kalıcı bir iz bıraktığını anlatır.Çocukluğu mutluluk ve tasasız anlarla doluydu. Ailenin Tahran’daki ve kırsaldaki konutları yalnızca rahat değil, aynı zamanda güzel biçimde döşenmişti. Küçük kardeşleri—bir kız kardeş Behiyye ve bir erkek kardeş Mehdi—ile birlikte ayrıcalık, sevinç ve konfor dolu bir hayat yaşadı. Abdülbaha, küçük kız kardeşiyle bahçelerde oynamayı çok sever, aralarında güçlü bir bağ gelişirdi.[Karakterinin şekillendiği yıllarda, ebeveynlerinin çeşitli hayır işlerine olan bağlılıklarını gözlemledi; bunlar arasında evlerinin bir bölümünü kadınlar ve çocuklar için bir hastane koğuşuna dönüştürmeleri de vardı.
Sürgün ve hapisle büyük ölçüde şekillenen bir hayat nedeniyle, Abdülbaha’nın resmî eğitim olanakları sınırlı kaldı. Gençliğinde, soylu ailelerin çocuklarının— Abdülbaha dâhil—geleneksel okullara devam etmemesi adetti. Bunun yerine, soylular genellikle evde kısa bir eğitim alır; kutsal metinler, hitabet, hat sanatı ve temel matematik gibi derslere odaklanılır, saray hayatına hazırlık vurgulanırdı.
Abdülbaha, yedi yaşındayken yalnızca bir yıl süreyle geleneksel bir hazırlık okuluna devam etti. Erken eğitiminin sorumluluğunu annesi ve amcası üstlendi; ancak öğreniminin başlıca kaynağı babasıydı. 1890’da Edward Granville Browne, Abdülbahayı şöyle tasvir etmiştir: “Sözde daha etkili, tartışmada daha hazır, örneklendirmede daha mahir; Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların kutsal kitaplarına daha aşina birini bulmak güç olurdu…Zamanındaki anlatımlara göre Abdülbaha, etkileyici ve cazibeli bir çocuktu.Yedi yaşındayken vereme yakalanmasıyla ciddi bir sağlık sınavıyla karşılaştı ve öngörüler ölüm olasılığına işaret ediyordu.Hastalık yatışmış olsa da,bu durum hayatı boyunca sürecek, çeşitli rahatsızlıkların tekrarladığı bir mücadelenin başlangıcı oldu.Çocukluğunda Abdülbahayı derinden etkileyen olaylardan biri, sekiz yaşındayken babasının hapsedilmesiydi; bu durum ailenin ekonomik durumunda belirgin bir gerilemeye yol açtı, onu yoksulluğa sürükledi ve sokakta diğer çocukların düşmanlığına maruz bıraktı.
Abdülbaha, annesiyle birlikte, o sırada meşhur yeraltı zindanı Siyah Çal’da tutulan Bahaullah’ı ziyarete gitti.Bunu şöyle anlatır: “Karanlık, dik bir yer gördüm. Küçük, dar bir kapıdan girdik ve iki basamak indik; fakat ondan ötesi görünmüyordu. Merdivenin ortasında, birden O’nun (Bahaullah’ın) sesini duyduk: ‘Onu buraya getirmeyin’; bunun üzerine beni geri götürdüler.”
Bağdat
Bahaullah sonunda hapisten serbest bırakıldı; ancak sürgüne gönderilmesi emredildi ve o sırada sekiz yaşında olan Abdülbaha, 1853 yılının kışında (Ocak–Nisan)[17] babasıyla birlikte Bağdat’a yapılan yolculuğa katıldı.[15] Yolculuk sırasında Abdülbaha donma yanığı yaşadı. Bir yıl süren zorlukların ardından, Mirza Yahya ile süregelen çatışmayla yüzleşmeye devam etmek yerine, Bahaullah Nisan 1854’te—Abdülbaha’nın onuncu yaş gününden bir ay önce—Süleymaniye dağlarında inzivaya çekildi.[17] Karşılıklı hüzün nedeniyle Abdülbaha, annesi ve kız kardeşi sürekli birlikte oldular.[18] Abdülbaha, her ikisine de özellikle yakındı; annesi onun eğitim ve yetiştirilmesinde etkin bir rol üstlendi.[19]
Babasının iki yıl süren yokluğu sırasında Abdülbaha, Orta Doğu toplumunda olgunluk yaşı kabul edilen 14 yaşına gelmeden önce,[20] ailenin işlerini yönetme sorumluluğunu üstlendi,[21] ve okumakla meşgul olduğu biliniyordu; kutsal metinlerin yayımlanmanın başlıca yolunun el yazması olduğu bir dönemde, Bab’ın yazılarını kopyalamakla da uğraşıyordu.[22] Abdülbaha, at binme sanatına da ilgi duydu ve büyüdükçe tanınmış bir binici hâline geldi.[23]
1856’da, yerel sufi önderlerle sohbetler yapan bir münzevinin haberleri aile ve dostlara ulaştı; bunun Bahaullah olabileceğine dair umutlar doğdu. Derhal Bahaullah’ı aramaya çıktılar ve Mart ayında onu Bağdat’a geri getirdiler.[17][24] Babasını gördüğünde Abdülbaha dizlerinin üzerine çöktü ve yüksek sesle ağlayarak “Bizi neden bıraktın?” dedi; annesi ve kız kardeşi de aynı şekilde davrandı.[23][25] Abdülbaha, kısa süre sonra babasının sekreteri ve kalkanı oldu.[4]
Şehirdeki ikamet sırasında Abdülbaha, bir çocuktan genç bir adama dönüştü. “Son derece yakışıklı bir genç” olarak anılır[23] ve hayırseverliğiyle hatırlanırdı.[4] Olgunluk yaşını geçtikten sonra, Bağdat camilerinde genç bir delikanlı olarak dinî konuları ve kutsal metinleri tartışırken sıkça görülürdü. Bağdat’ta bulunduğu sırada, babasının isteği üzerine, “Ben gizli bir hazineydim” şeklindeki Müslüman geleneği üzerine Ali Şevket Paşa adlı bir sufi önder için bir yorum kaleme aldı.[4][26] Abdülbaha o sırada on beş ya da on altı yaşındaydı ve Ali Şevket Paşa, 11.000 kelimeyi aşan bu denemeyi yaşı için olağanüstü bir başarı olarak değerlendirdi.[4]
1863’te, daha sonra Rızvan Bahçesi olarak anılacak yerde, Bahaullah birkaç yol arkadaşına kendisinin Tanrı Mazharı ve Bab tarafından gelişi haber verilen “Allah’ın zahir edeceği Kimse” olduğunu ilan etti.[27][28] On iki günün sekizinci gününde, Abdülbaha’nın, Bahaullah’ın bu iddiasını kendisine açıkladığı ilk kişi olduğu aktarılır.[29][30]
İstanbul / Edirne
1863 yılında Bahaullah İstanbul’a çağrıldı; böylece ailesi—o sırada on sekiz yaşında olan Abdülbaha dâhil—110 gün süren yolculukta ona eşlik etti.[31] İstanbul’a yapılan yolculuk, bir başka yorucu sefer oldu[23] ve Abdülbaha sürgün edilenlerin geçinmesine yardım etti.[32] İşte bu dönemde, Bahailer arasında konumu daha da belirgin hâle geldi.[2] Bu durum, Bahaullah’ın Dal Levhi ile oğlunun erdemlerini ve makamını sürekli yüceltmesiyle daha da pekişti.[33] Kısa bir süre sonra Bahaullah ve ailesi Edirne’ye sürgün edildi,[2] ve bu yolculuk sırasında Abdülbaha yeniden donma yanığı yaşadı.[23]
Edirne’de Abdülbaha, ailesinin—özellikle annesinin—tek teselli kaynağı olarak görülüyordu.[23] Bu dönemde Bahailer arasında “Ağa” olarak, Bahai olmayanlar arasında ise Abbas Efendi adıyla tanınıyordu. Edirne’de Bahaullah, oğlundan “Allah’ın Sırrı” diye söz etti.[23] Bahailere göre “Allah’ın Sırrı” unvanı, Abdülbaha’nın bir Tanrı Mazharı olmadığını; ancak “Abdülbaha’nın şahsında, insani tabiat ile insanüstü bilgi ve kemalin birbiriyle bağdaşmaz görünen özelliklerinin kaynaşıp bütünüyle uyum içinde birleştiğini” simgeler.[34][35] Bahaullah, oğluna ayrıca “En Yüce Dal”, “Kutsallık Dalı”, “Ahit ve Misakın Merkezi” ve “gözümün nuru” gibi birçok başka unvan da verdi.[2]
Bahaullah’ın bu kez Filistin’e sürgün edileceği haberini alan Abdülbaha, kendisi ve ailesinin Bahaullah’tan ayrı sürgün edileceğini duyduğunda derin bir yıkım yaşadı.[23] Bahailere göre, onun aracılığı sayesinde bu fikirden vazgeçildi ve ailenin geri kalanının da Bahaullah ile birlikte sürgün edilmesine izin verildi.[23]
Akka
Yirmi dört yaşında olan Abdülbaha, artık açık biçimde babasının baş vekili ve Bahai toplumunun seçkin bir üyesiydi.[31] 1868 yılında Bahaullah ve ailesi, Filistin’deki Akka ceza kolonisine sürgün edildi;[36] burada ailenin kaybolup unutulmasının beklendiği açıktı. Akka’ya varış, aile ve sürgünler için son derece sarsıcı oldu,[2] zira düşmanca bir yerel halk tarafından karşılandılar.[4] Kadınların karaya ulaşabilmesi için erkeklerin omuzlarına oturtulmaları gerektiği söylendiğinde, Abdülbaha kadınların karaya taşınması için sandalyeler temin etti.[23] Kız kardeşi ve babası tehlikeli biçimde hastalandı.[4] Abdülbaha bir miktar ilaç bulmayı başardı ve hastalara bizzat baktı.[23]
Bahailer, dışkı ve pislikle kaplı hücrelerde, son derece korkunç koşullar altında hapsedildi.[4] Abdülbaha da dizanteriye yakalanarak hayati tehlike geçirdi; ancak anlayışlı bir asker, bir hekimin kendisiyle ilgilenmesine izin verdi.[4][23] Halk onlardan kaçınıyor, askerler kötü muamele ediyordu; Seyyid Muhammed İsfahani adlı bir Ezeli’nin davranışları ise durumu daha da ağırlaştırdı.[5][37] Abdülbaha’nın en küçük kardeşi Mirza Mehdi’nin 22 yaşında kazara ölümüyle moraller daha da çöktü.[23] Derin bir kedere boğulan Abdülbaha, kardeşinin naaşının başında gece boyunca nöbet tuttu.[5][23]
Akka’daki Son Dönem
Zamanla Abdülbaha, küçük Bahai sürgün topluluğu ile dış dünya arasındaki ilişkilerin sorumluluğunu giderek üstlendi. Akka halkıyla kurduğu ilişkiler sayesinde, Bahailer’in masumiyeti anlaşılmaya başlandı ve böylece hapis koşulları hafifletildi.[38] Mehdi’nin ölümünden dört ay sonra aile, hapishaneden Abbud’un Evi’ne taşındı.[39] Yerel halkın Bahailer’e—özellikle de kısa sürede ceza kolonisinde çok sevilen Abdülbaha’ya—duyduğu saygı giderek arttı. Varlıklı bir New York avukatı olan Myron Henry Phelps, “Suriyeliler, Araplar, Habeşliler ve daha niceleri”nden oluşan kalabalıkların Abdülbaha ile konuşmak ve ondan nasihat almak için beklediğini anlatır.[40][41]
Zamanla Abdülbaha, aile için başka konaklama yerleri kiralayabildi ve nihayet 1879 civarında, bir salgın nedeniyle sakinlerinin bölgeyi terk etmesi üzerine aile Behçi Köşkü’ne taşındı.[39]
Abdülbaha, 1886 yılında yayımladığı Bir Yolcunun Anlatısı (Makála-i-Şahsî-i Seyyâh)[42] adlı eserle Babi inancının tarihini kaleme aldı; bu eser daha sonra 1891’de Edward Granville Browne aracılığıyla Cambridge Üniversitesi tarafından İngilizceye çevrilerek yayımlandı.
Evlilik ve Aile Hayatı
Abdülbaha bir genç iken, Bahailer arasında kiminle evleneceğine dair yoğun bir merak vardı.[4][43] Birçok genç kız evlilik adayı olarak görülüyordu; ancak Abdülbaha evliliğe pek istekli görünmüyordu.[4] 8 Mart 1873’te, babasının teşvikiyle,[5][44] yirmi sekiz yaşındaki Abdülbaha, İsfahan’ın üst sınıf ailelerinden gelen, yirmi beş yaşındaki Fatime Nehri (1847–1938) ile evlendi.[45] Fatime’nin babası, önde gelen bağlantılara sahip seçkin bir Bahai olan Mirza Muhammed Ali Nehri idi.[4][43] Bahaullah ve eşi Navvab, Fatime’nin Abdülbaha ile evlenmesine ilgi gösterdikten sonra, Fatime İran’dan Akka’ya geldi.[4][45][46] İsfahan’dan Akka’ya yapılan yorucu yolculuğun ardından, Fatime, 1872’de erkek kardeşi eşliğinde nihayet ulaştı.[4][46] Genç çift, evliliğin gerçekleşmesinden önce yaklaşık beş ay nişanlı kaldı. Bu süre zarfında Fatime, Abdülbaha’nın amcası Mirza Musa’nın evinde yaşadı. Daha sonra kaleme aldığı hatıralarına göre Fatime, Abdülbaha’yı ilk gördüğünde ona âşık oldu. Abdülbaha ise Fatime ile tanışana kadar evliliğe dair belirgin bir eğilim göstermemişti.[46] Bahaullah, Fatime’ye “Münire” unvanını verdi;[5] bu unvan “Nurlu” anlamına gelmektedir.[47]
Bu evlilikten dokuz çocuk dünyaya geldi. İlk doğan çocukları Mehdi Efendi adlı bir oğlandı ve yaklaşık üç yaşında vefat etti. Onu sırasıyla Diyaiyye Hanım, Fuadiyye Hanım (çok küçük yaşta vefat etti), Ruhengiz Hanım (ö. 1893), Tuba Hanım, Hüseyin Efendi (ö. 1887, 5 yaşında), Tuba Hanım, Ruha Hanım (Munib Şehid’in annesi) ve Münevver Hanım izledi. Çocuklarının vefatı Abdülbaha’ya derin bir acı yaşattı—özellikle oğlu Hüseyin Efendi’nin ölümü, annesi ve amcasının vefatlarını takip eden zor bir döneme denk gelmişti.[48] Hayatta kalan çocuklar şunlardı: Diyaiyye Hanım (Şevki Efendi’nin annesi, ö. 1951), Tuba Hanım (1880–1959), Ruha Hanım ve Münevver Hanım (ö. 1971).[4]
Bahaullah, Bahailer’in Abdülbaha’yı örnek alarak çok eşlilikten kademeli biçimde uzaklaşmalarını arzu etmişti.[46][47][49] Abdülbaha’nın tek bir kadınla evlenmesi ve babasının tavsiyesi ile kendi isteği doğrultusunda tek eşli kalmayı seçmesi,[46] [47] o zamana kadar çok eşliliği meşru bir yaşam biçimi olarak gören bir toplum için tek eşliliği meşrulaştıran bir örnek teşkil etti.[47][46]
Hizmetinin İlk Yılları
Bahaullah’ın 29 Mayıs 1892’de vefatının ardından, Bahaullah’ın Ahit Kitabı[50][1] (Vasiyetnamesi), Abdülbaha’yı Ahit ve Misak’ın Merkezi, halefi ve Bahaullah’ın yazılarının yetkili yorumlayıcısı olarak tayin etti.[50][1]
Bahaullah, halefini şu ifadelerle belirlemiştir:
“İlahi Vasiyetçinin vasiyeti şudur: Ağsan, Afnan ve diğer akrabalarımın her biri ve hepsi En Büyük Dal’a yönelsinler. En Kutsal Kitabımızda indirdiğimiz şu ayete bakınız: ‘Huzurumun okyanusu çekildiği ve Vahyimin Kitabı son bulduğu zaman, yüzünüzü Allah’In irade buyurduğu, bu Ezeli Kök’ten filizlenen Kimse’ye çevirin.’ Bu kutsal ayetten maksat En Büyük Dal’dan (Hz. Abdülbaha) başkası değildir. Yüce irademizin bir bağışı olarak işte size böyle açıkladık. Ben en büyük fazıl ve kerem sahibiyim. Allah, Büyük Dal’ın (Muhammed Ali) makamını En Büyük Dal’ın (Hz. Abdülbaha) makamından sonra takdir buyurmuştur. Emredici hikmetli O’dur. Biz ‘Büyük’ olanı, her şeyi bilen ve her şeyden haberli Olan’ın emrine uyarak ‘En Büyük’ten sonra seçtik.” Baháʼu'lláh (1873–1892)
Bahaullah’ın vasiyetinde, Abdülbaha’nın üvey kardeşi Muhammed Ali ismen zikredilmiş ve Abdülbaha’ya tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.[3] Ancak Muhammed Ali, Abdülbaha’ya karşı kıskançlık beslemiş ve kardeşleri Bediullah ve Ziyaullah’ın desteğiyle kendisini alternatif bir lider olarak konumlandırmaya çalışmıştır.[3] İran’daki Bahailerle, başlangıçta gizli yürüttüğü yazışmalarla, Abdülbaha hakkında şüpheler yaymaya başlamıştır.[51]
Bahailer’in büyük çoğunluğu Abdülbaha’yı takip etmeye devam etmiş olsa da, aralarında Mirza Cevad ve Amerika’daki erken dönem Bahailerden İbrahim George Kheiralla’nın da bulunduğu küçük bir grup Muhammed Ali’yi desteklemiştir.[52]
Muhammed Ali ve Mirza Cevad Abdülbaha’yı aşırı yetki kullanmakla ve kendisini Bahaullah’a denk bir Tanrı Mazharı olarak gördüğü imasında bulunmakla açıkça suçlamaya başlamışlardır.[53] Bu ithamlara karşılık olarak Abdülbaha, Batı’ya gönderdiği levihlerde, özellikle “Abdülbaha” adını kullanmayı tercih ettiğini belirtmiş; bu ifadenin Arapça’da “Baha’nın Kulu” anlamına geldiğini vurgulayarak, Tanrı Mazharı olmadığını, makamının yalnızca kulluk olduğunu açıkça ifade etmiştir.[54][55]
Abdülbaha, bıraktığı Vasiyetname ile Bahai İnancı’nın idari düzeninin çerçevesini belirlemiş; bu düzenin en yüksek iki kurumu olarak Yüce Adalet Evi ile Emrin Veliliğini tesis etmiş ve torunu Şevki Efendi’yi Emrin Velisi olarak atamıştır.[1] Abdülbaha ve Şevki Efendi dışında, Bahaullah’ın hayatta kalan erkek akrabalarının tamamı—Şevki Efendi’nin babası Mirza Hadi Şirazi dâhil—Muhammed Ali’yi desteklemiştir.[56]
Buna rağmen, Muhammed Ali ve müttefiklerinin yürüttüğü propaganda Bahai toplumunda genel olarak çok sınırlı bir etki yaratmıştır. Akka bölgesinde Muhammed Ali’yi takip edenler en fazla altı aileden ibaret olup, ortak bir dini faaliyet yürütmemişlerdir.[57] ve zamanla neredeyse tamamen Müslüman toplumla bütünleşmişlerdir.[58]
Geçmiş dinlerin çoğu, kurucularının vefatından sonra bölünmeler ve sapmalar yaşamıştır.[59] Abdülbaha ise, üvey kardeşinden gelen ciddi tehditlere rağmen, Bahai İnancı’nın birliğini ve öğreti bütünlüğünü korumayı başarmıştır.[59] Bu başarı, özellikle söz konusu saldırıların ortasında, liderliğinin Bahai toplumunun ilk kültürel ve coğrafi sınırlarının ötesine doğru kayda değer bir genişlemeye yol açmış olması bakımından dikkat çekicidir.[59]
İlk Batılı Ziyaretçiler
1898 yılının sonlarına gelindiğinde, Batı’dan gelen ilk inananlar Akka’ya seyahat ederek Abdülbaha’yı ziyaret etmeye başladılar.[60] Bu grup arasında Phoebe Hearst de bulunuyordu ve bu ziyaretler, Batı’da yetişmiş Bahailer’in Abdülbaha ile ilk kez yüz yüze gelmeleri anlamına geliyordu.[60] İlk grup 1898’de Akka’ya ulaştı; 1898’in sonlarından 1899’un başlarına kadar Batılı Bahailer aralıklı olarak Abdülbaha’yı ziyaret etmeye devam ettiler.[61] Bu inananların çoğu görece gençti ve ağırlıklı olarak yirmili yaşlarında, Amerikan sosyetesine mensup kadınlardan oluşuyordu.[61]
Batılıların bu beklenmedik ilgisi Osmanlı makamlarında şüphe uyandırdı ve bunun sonucunda Abdülbaha üzerindeki gözetim ve kısıtlamalar daha da sıkılaştırıldı.[62] Takip eden on yıl boyunca Abdülbaha, dünyanın dört bir yanındaki Bahailer ile sürekli iletişim hâlinde oldu ve onları inancı yaymaya teşvik etti. Bu dönemde kendisiyle temas hâlinde olanlar arasında Susan Moody, Lua Getsinger, Laura Clifford Barney, Herbert Hopper ve May Ellis Bolles (Paris’te bulunan Amerikalılar); İngiliz Thomas Breakwell ve Fransız Hippolyte Dreyfus yer almaktaydı.[63] Laura Clifford Barney, uzun yıllar boyunca ve birçok ziyareti sırasında Abdülbaha’ya yönelttiği soruları derleyerek daha sonra Bazı Sorulara Cevaplar adlı eseri oluşturmuştur.[64]
Yönetimi (1901–1912)
19. yüzyılın son yıllarında, Abdülbaha resmî olarak hâlâ bir mahkûm olup Akka’da ikamete mecbur bırakılmışken, Bab’ın naaşının İran’dan Filistin’e naklini organize etti.[65] Ardından, Bahaullah’ın talimatlarını takip ederek Kermil Dağı’nda naaşın defnedileceği arazinin satın alınmasını sağladı ve Bab’ın Makamı’nın inşasını bizzat yönlendirdi.[65] Bu süreç yaklaşık on yıl sürdü.[65]
Abdülbaha’yı ziyaret edenlerin sayısının artması üzerine, Muhammed Ali, Osmanlı makamlarıyla iş birliği yaparak Ağustos 1901’de Abdülbaha’nın hapsine yeniden daha katı şartlar getirilmesini sağladı.[1][66] Ancak 1902 yılına gelindiğinde Akka Valisi’nin desteğiyle durum büyük ölçüde yumuşadı.[66] İnananlar tekrar Abdülbaha’yı ziyaret edebilmeye başlamış olsa da, kendisi hâlâ şehir sınırları içinde tutuluyordu.[66]
Şubat 1903’te, Muhammed Ali’nin taraftarlarından ikisi—Bediullah ve Seyyid Ali Afnan—ondan ayrılarak, Muhammed Ali’nin entrikalarını ayrıntılarıyla anlatan kitaplar ve mektuplar kaleme aldılar. Bu yazılarda Abdülbaha hakkında dolaşan iddiaların uydurma olduğu açıkça ortaya kondu.[67][68]
1902–1904 yılları arasında Abdülbaha, Bab’ın Makamı’nın inşasını sürdürürken, iki önemli projeyi daha başlattı: İran’ın Şiraz kentindeki Bab’ın Evi’nin, Bab’ın 1844’te Mulla Hüseyin’e hitap ettiği dönemdeki hâline uygun biçimde restore edilmesi ve Türkmenistan’ın Aşkabat kentinde ilk Bahai Mabedi’nin inşası.[69] Abdülbaha, Şiraz’daki restorasyon çalışmalarını Mirza Ağa’ya;[69] Aşkabat’taki Mabet projesini ise Vekilü’d-Devle’ye emanet etti.[70]
Bahai İnancı’nın başı olarak Abdülbaha, zaman zaman dönemin düşünce önderleriyle de yazışarak, Bahai öğretileri ışığında görüş ve kılavuzluk sundu; aynı zamanda Bahai toplumunu savundu. Bu dönemde, Sultan II. Abdülhamid yönetimini reforme etmeyi hedefleyen Jön Türklerle—Namık Kemal, Ziya Paşa ve Midhat Paşa dâhil—iletişim kurdu.[71] Bahailerin “özgürlüğü aradıklarını, hürriyeti sevdiklerini, eşitliği umduklarını, insanlığın iyiliğini istediklerini ve insanlığı birleştirmek uğruna canlarını feda etmeye hazır olduklarını” vurguladı; bu yaklaşımı Jön Türklerinkinden daha kapsayıcı ve evrenseldi.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularından biri olan Abdullah Cevdet, Bahai İnancını İslam’dan sonra bir geçiş aşaması olarak görmüş;[72][73] kurduğu bir dergide Bahaileri savunduğu için yargılanmıştır.[74][75]
Abdülbaha, askerî liderlerle de temas hâlindeydi; bunlar arasında Bursalı Mehmet Tahir Bey ve Hasan Bedreddin gibi isimler bulunuyordu.[76] Hasan Bedreddin, 1876 yılında Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde rol almış olup, yaygın olarak Bedri Paşa olarak tanınır; Farsça Bahai kaynaklarında ise Bedri Bey olarak anılmaktadır.[76] Muhtemelen 1898 civarında, Osmanlı idaresinde Akka’da görev yaptığı sırada Abdülbaha ile tanışmıştır.[76] Farsça kaynaklar, onun bir Bahai olduğunu ve Abdülbaha’nın eserlerini Fransızcaya çeviren kişi olduğunu belirtir.[76] Bedri Paşa, Arnavutluk valisi olarak görev yaptığı yıllarda da Abdülbaha ile yazışmayı sürdürmüştür.[76]
Abdülbaha, ayrıca İslam modernizminin ve Selefi hareketin önde gelen isimlerinden biri olan Muhammed Abduh ile Beyrut’ta görüşmüştür.[77][78] Bu görüşmeler, her iki ismin de dini reform konusunda benzer hedeflere sahip olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir.[79][80] Reşid Rıza, Beyrut ziyaretleri sırasında Abdülbaha’nın, Muhammed Abduh’un çalışma gruplarına katıldığını aktarır.[81] Abdülbaha ile Muhammed Abduh arasındaki bu görüşmelere ilişkin olarak Şevki Efendi, “Onun meşhur Şeyh Muhammed Abduh ile yaptığı birçok görüşme, toplumun giderek artan itibarını büyük ölçüde güçlendirmiş ve en seçkin mensubunun şöhretini dünyaya yaymıştır.” ifadesini kullanır.[82]
Muhammed Ali’nin Abdülbaha aleyhindeki suçlamaları nedeniyle, 1905 yılında bir Soruşturma Komisyonu tarafından kendisiyle görüşmeler yapılmış; bu durum neredeyse Fizan'a sürgün edilmesiyle sonuçlanmıştır.[83][84][85] Buna karşılık Abdülbaha, sultana bir mektup yazarak, takipçilerinin partizan siyasete karışmaktan özellikle kaçındıklarını ve birçok Amerikalıyı İslam’a yönlendirdiklerini ifade etmiştir.[86] Takip eden birkaç yıl boyunca Akka’daki ortam görece sakin geçmiş; inananlar yeniden Abdülbaha’yı ziyaret edebilmiştir. 1909 yılına gelindiğinde ise Bab’ın Makamı’nın ana yapısı tamamlanmıştır.[70]
Batı’ya Yolculuklar
1908 Jön Türk Devrimi, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm siyasi ve dini mahkûmları serbest bıraktı ve Abdülbaha da bu sayede hürriyetine kavuştu.[87] Serbest kalmasının ardından yaptığı ilk iş, Behçi’de bulunan Bahaullah’ın Makamını ziyaret etmek oldu.[87] Abdülbaha, devrimden hemen sonra bir süre daha Akka’da yaşamaya devam ettiyse de, kısa süre içinde Bab’ın Makamı’na yakın olması sebebiyle Hayfa’ya taşındı.[87] 1910 yılında, ülkeden çıkma özgürlüğüne kavuşmasının ardından, Bahai öğretilerini yaymak amacıyla Mısır, Avrupa ve Kuzey Amerika’yı kapsayan üç yıllık bir yolculuğa çıktı.[1]
Ağustos–Aralık 1911 tarihleri arasında Abdülbaha, Londra, Bristol ve Paris dâhil olmak üzere Avrupa’nın çeşitli şehirlerini ziyaret etti.[88] Bu yolculukların amacı, Batı’daki Bahai toplumlarını desteklemek ve babasının öğretilerini daha geniş kitlelere ulaştırmaktı.[88]
Ertesi yıl, bu kez çok daha kapsamlı bir yolculuğa çıkarak Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’yı ziyaret etti ve babasının öğretilerini yeniden yaymaya koyuldu.[88] 11 Nisan 1912 tarihinde New York’a ulaştı. Kendisine RMS Titanic ile seyahat etmesi teklif edilmişti; ancak bu teklifi reddederek Bahailere, bunun yerine “Bu parayı hayır işlerine bağışlayın” dedi.[89] Bunun yerine, RMS Cedric adlı daha yavaş bir gemiyle yolculuk etti ve bu tercihini daha uzun bir deniz yolculuğunu istemesine bağladı.[85][90] 16 Nisan’da Titanic’in battığını öğrendiğinde, “Titanic ile yolculuk etmem istendi, fakat kalbim bunu yapmamı söylemedi” dediği aktarılır.[89] Zamanının büyük bölümünü New York’ta geçirmiş olmakla birlikte, Chicago, Cleveland, Pittsburgh, Washington D.C., Boston ve Philadelphia şehirlerini de ziyaret etti. Aynı yılın Ağustos ayında New Hampshire, Maine’deki Green Acre Okulu ve Montreal’i (Kanada’ya yaptığı tek ziyaret) kapsayan daha geniş bir yolculuğa çıktı. Ardından Minnesota, San Francisco, Stanford ve Kaliforniya’ya giderek Ekim ayı sonunda tekrar doğuya döndü. 5 Aralık 1912 tarihinde Avrupa’ya dönüş yolculuğuna başladı.[88]
Kuzey Amerika ziyareti sırasında çok sayıda organizasyonu, kiliseyi ve topluluğu ziyaret etti; Bahailerin evlerinde sayısız toplantıya katıldı ve yüzlerce kişiyle birebir görüşmeler gerçekleştirdi.[91] Konuşmalarında Tanrı’nın birliği, dinlerin birliği, insanlığın birliği, kadın ve erkek eşitliği, dünya barışı ve ekonomik adalet gibi Bahai prensiplerini dile getirdi.[86][91] Ayrıca yaptığı tüm toplantıların her ırktan insanlara açık olması gerektiği üzerinde özellikle durdu.[91]
Ziyaretleri ve konuşmaları yüzlerce gazete haberine konu oldu.[91] Boston’da gazeteciler Abdülbaha’ya neden Amerika’ya geldiğini sorduklarında, barış konulu konferanslara katılmak için geldiğini ve yalnızca uyarı mesajları vermenin yeterli olmadığını ifade etti.[92] Montreal ziyareti de geniş yankı uyandırdı; şehre vardığı gece Montreal Daily Star gazetesinin editörü onunla görüştü ve bu gazete ile birlikte The Montreal Gazette, Montreal Standard, Le Devoir ve La Presse gibi yayınlar Abdülbaha’nın faaliyetlerini haberleştirdi.[93][94] Gazetelerin manşetleri arasında şunlar yer aldı: “İranlı Öğretmen Barışı Vaaz Ediyor”, “Doğulu Bilgeye Göre Irkçılık Yanlıştır; Çekişme ve Savaş Dinî ve Millî Önyargılardan Kaynaklanır” ve “Barış Elçisi Sosyalistlerle Buluştu: Abdülbaha’nın Artan Servetin Dağıtımına Dair Özgün Tasarısı”.[94]
Kanada genelinde dağıtılan Montreal Standard, konuya o kadar ilgi gösterdi ki makaleleri bir hafta sonra yeniden yayımladı; “Gazette” altı makale yayımladı ve Montreal’in en büyük Fransızca gazetesi iki haber yaptı.[93] 1912 Montreal ziyareti, aynı zamanda mizahçı Stephen Leacock’a da ilham verdi ve Leacock, 1914’te yayımlanan ve çok satan Arcadian Adventures with the Idle Rich adlı kitabında Abdülbaha’yı hicvetti.[95] Chicago’da bir gazetenin manşeti; “Kutsallıkları Bizi Ziyaret Ediyor: Pius X Değil, A. Baha” şeklindeydi; Kaliforniya ziyareti ise[94] reported in the Palo Altan.[96]
Palo Altan gazetesinde yer aldı.[96]
Avrupa’ya döndüğünde Londra, Edinburgh, Paris (burada iki ay kaldı), Stuttgart, Budapeşte ve Viyana’yı ziyaret etti. Son olarak 12 Haziran 1913’te Mısır’a döndü ve Hayfa’ya geri dönmeden önce altı ay burada kaldı.[88]
Son Yıllar (1914–1921)
I. Dünya Savaşı (1914–1918) sırasında Abdülbaha Filistin’de kaldı ve seyahat edemedi.[97] Sınırlı da olsa yazışmalarını sürdürdü; bunlar arasında, daha sonra Bahai İnancı’nın üç “fermanından” biri olarak tanımlanan ve Kuzey Amerika Bahailerine hitaben yazılmış on dört mektuptan oluşan İlahi Plan Levihleri de bulunmaktadır. Bu mektuplar, dinin dünya çapında yayılması konusunda Kuzey Amerika Bahailerine bir liderlik rolü yüklemektedir.
Bu sırada Hayfa, Müttefik bombardımanı tehdidi altında kalmıştı; tehdit öylesine ciddiydi ki Abdülbaha ve diğer Bahailer geçici olarak Akka’nın doğusundaki tepelere çekildiler.[97]
Abdülbaha ayrıca Osmanlı askerî yetkilisi Cemal Paşa tarafından da tehdit edildi; Cemal Paşa bir ara onu çarmıha germek ve Filistin’deki Bahai mülklerini yok etmek istediğini dile getirmişti.[98] Ancak İngiliz General Allenby’nin gerçekleştirdiği hızlı Megiddo Taarruzu, Filistin’deki Türk kuvvetlerini ortadan kaldırdı ve Bahailere zarar gelmeden önce bölgeyi kontrol altına aldı; savaş da iki aydan kısa bir süre sonra sona erdi.
Savaş Sonrası Dönem
I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Osmanlı yönetiminin yerini daha ılımlı olan Britanya Mandası aldı.[99] Bu değişim, yazışmaların, ziyaretlerin ve Bahai Dünya Merkezi mülklerinin gelişiminin yeniden canlanmasına imkan sağladı.[99] Bu faaliyetlerin canlanması döneminde, Abdülbaha’nın liderliği altında Bahai İnancı; Mısır, Kafkasya, İran, Türkmenistan, Kuzey Amerika ve Güney Asya gibi bölgelerde büyüme ve sağlamlaşma sürecine girdi.
Savaşın sona ermesi, Abdülbaha’nın yorum yaptığı çeşitli siyasal gelişmeleri de beraberinde getirdi. Milletler Cemiyeti, Ocak 1920’de kuruldu ve dünya çapında bir örgüt aracılığıyla kolektif güvenliğin ilk örneğini temsil etti. Abdülbaha, 1875 yılında “dünya milletlerinin birliğinin” kurulması gereğini yazmış ve Milletler Cemiyeti girişimini bu hedefe doğru atılmış önemli bir adım olarak övmüştü.[100][101] Bununla birlikte, tüm milletleri temsil etmediğini ve üye devletler üzerinde sınırlı bir yetkiye sahip olduğunu belirterek, “Evrensel Barışı kurma kapasitesine sahip olmadığını” da ifade etti.
Savaş, bölgeyi kıtlıkla da karşı karşıya bırakmıştı. 1901 yılında Abdülbaha, Ürdün Nehri yakınlarında yaklaşık 1704 dönüm çalılık arazi satın almış[102][103] ve 1907 yılına gelindiğinde İran’dan birçok Bahai bu arazide ortak tarım yapmaya başlamıştı. Abdülbaha, hasadın yüzde 20 ila 33’ünü (ya da nakit karşılığını) almakta ve bu ürünler Hayfa’ya gönderilmekteydi. Savaş 1917’de hâlen devam ederken Abdülbaha mahsullerden büyük miktarda buğday temin etti, ayrıca mevcut diğer buğdayları satın alarak Hayfa’ya sevk etti. Buğday, İngilizlerin Filistin’i ele geçirmesinden hemen sonra ulaştı ve böylece kıtlığı hafifletmek amacıyla geniş çapta dağıtıldı. Kuzey Filistin’de kıtlığı önleme konusundaki bu hizmeti nedeniyle, 27 Nisan 1920’de Britanya Valisinin evinde düzenlenen bir törenle Britanya İmparatorluğu Nişanı[104][105]
Şövalye Komutanı unvanı ile onurlandırıldı.[106][107] Daha sonra General Allenby, Kral Faysal (sonradan Irak Kralı), Herbert Samuel (Filistin Yüksek Komiseri) ve Ronald Storrs (Kudüs Askerî Valisi) tarafından ziyaret edildi.[108]
Vefatı ve Cenazesi
Abdülbaha, 28 Kasım 1921 Pazartesi günü, saat 01.15’ten bir süre sonra (27 Rebîülevvel 1340 H.) vefat etti.[109]
Daha sonra Sömürgeler Bakanı Winston Churchill, Filistin Yüksek Komiseri’ne bir telgraf göndererek, “Majestelerinin Hükûmeti adına Bahai Toplumuna taziye ve başsağlığı dileklerimizi iletiniz.” ifadelerini kullandı. Benzer mesajlar Viscount Allenby, Irak Bakanlar Kurulu ve diğer yetkililerden de geldi.[110]
Ertesi gün gerçekleştirilen cenaze töreni hakkında Esslemont şöyle yazar:[111]
“…Hayfa’nın, hatta Filistin’in dahi daha önce benzerini görmediği bir cenaze… O kadar derin bir duygu hâkimdi ki, farklı dinleri, ırkları ve dilleri temsil eden binlerce yaslı insan bir araya gelmişti.”[112]
Cenazede yapılan konuşmalar arasında, Şevki Efendi, Filistin Kuzey Bölgesi Valisi Stewart Symes’in şu sözlerini kaydeder:[113]
“Sanırım burada bulunan çoğumuzun zihninde, Sir Abdülbaha Abbas’ın net bir hatırası vardır; sokaklarımızda düşünceli adımlarla yürüyen vakur silueti, nazik ve zarif tavrı, iyiliği, küçük çocuklara ve çiçeklere olan sevgisi, yoksullara ve acı çekenlere karşı cömertliği ve şefkati… O kadar yumuşak huylu ve o kadar sade idi ki, insan onun huzurunda neredeyse onun aynı zamanda büyük bir öğretmen olduğunu ve yazılarının ve sohbetlerinin Doğu’da ve Batı’da yüzlerce, binlerce insana teselli ve ilham kaynağı olduğunu unutuyordu.”[113]
Abdülbaha, Kermil Dağı’nda bulunan Bab’ın Makamı’nın ön odasına defnedildi.[114] Buraya defnedilmesi geçici olarak planlanmış olup, Rızvan Bahçesi civarında inşa edilmesi öngörülen kendi anıtmezarı (Abdülbaha’nın Makamı) tamamlanıncaya kadar burada kalması amaçlanmıştır.[115]
Mirası
Abdülbaha, aslen 1901 ile 1908 yılları arasında kaleme alınmış olan ve o sırada henüz 4–11 yaşlarında bulunan Şevki Efendi’ye hitap eden bir Vasiyetname bırakmıştır.[116][1] Bu vasiyet, Şevki Efendi’yi dinin Velilik makamının ilk temsilcisi olarak tayin eder; bu makam, kutsal yazıların yetkili yorumunu yapma hakkına sahip, kalıtsal bir yürütme görevidir. Abdülbaha, tüm Bahailerin ona yönelmesini ve itaat etmesini emretmiş, kendisine ilahi koruma ve rehberlik temin etmiştir. Vasiyetname ayrıca, tebliğ faaliyetlerinde bulunma, ruhani nitelikleri sergileme, tüm insanlarla dostça ilişkiler kurma ve Ahdi kıranlardan uzak durma gibi öğretileri resmi biçimde yinelemiştir. Bunun yanında, Yüce Adalet Evi’nin ve Emrin Elleri’nin birçok görevi de ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Şevki Efendi daha sonra bu belgeyi Bahai İnancı’nın üç “kurucu fermanından” biri olarak tanımlamıştır.
Vasiyetnamenin özgünlüğü ve hükümleri, Şevki Efendi’nin liderliğine itiraz etmeye çalışan Ruth White ve birkaç Amerikalı dışında, dünya genelindeki Bahailer tarafından evrensel olarak kabul edilmiştir.
1930 ve 1933 yıllarında yayımlanan “The Baháʼí World” ciltlerinde Şevki Efendi,[117][118][119]
Thornton Chase, Hippolyte Dreyfus-Barney, John Esslemont, Lua Getsinger ve Robert Turner dahil olmak üzere on dokuz Bahaiyi Abdülbaha’nın havarileri ve Ahdin müjdecileri olarak adlandırmıştır.[120][121][119] Şevki Efendi’nin yazılarında bu kişiler hakkında başka bir açıklamaya rastlanmamıştır.[122]
Abdülbaha’nın hayatta olduğu dönemde, Bahailer arasında onun makamının Bahaullah’a ve daha sonra Şevki Efendi’ye göre konumu hakkında bir ölçüde belirsizlik bulunmaktaydı. Bazı Amerikan gazeteleri yanlış biçimde onu bir Bahai peygamberi ya da Mesih’in dönüşü olarak haber yapmıştır. Şevki Efendi daha sonra onun mirasını, Bahai İnancı’nın üç “Merkezî Şahsiyeti”nin sonuncusu ve öğretilerin “Mükemmel Örneği” olarak resmîleştirmiş; onu Bahaullah ya da İsa ile eşit bir makamda görmenin sapkınlık olduğunu belirtmiştir. Şevki Efendi ayrıca, öngörülen bin yıllık Bahai devri boyunca Abdülbaha’nın bir eşitinin olmayacağını da ifade etmiştir.[123]
Görünümü ve Kişiliği
Abdülbaha yakışıklı olarak tasvir edilmiştir[11] ve annesine dikkat çekici derecede benzerdi. Yetişkinlik döneminde orta boylu olmasına rağmen, olduğundan daha uzun bir izlenim bırakırdı.[124] Omuzlarına kadar uzanan koyu renk saçlara, gri gözlere, açık ten rengine ve kartal buruna sahipti.[125] 1890 yılında Şarkiyatçı Edward Granville Browne onunla karşılaşmış ve şu sözleri yazmıştır:
“Görünüşü beni bundan daha fazla etkileyen pek az insan görmüşümdür. Dimdik, ok gibi duran uzun ve güçlü yapılı bir adam; beyaz sarık ve elbise içinde, omuzlarına neredeyse değen uzun siyah saçlar; güçlü bir zekâ ile sarsılmaz bir iradeyi yansıtan geniş ve kuvvetli bir alın; şahin bakışlı keskin gözler ve belirgin ama hoş yüz hatları — Abbas Efendi,[126]
‘Ağa’ hakkında ilk izlenimim işte buydu.”[126]
Bahaullah’ın vefatından sonra Abdülbaha gözle görülür biçimde yaşlanmaya başladı. 1890’ların sonlarına gelindiğinde saçları kar beyazına dönmüş ve yüzünde derin çizgiler oluşmuştu.[127] Gençliğinde atletik bir yapıya sahipti; okçuluk, binicilik ve yüzmeden hoşlanırdı.[128] İlerleyen yaşlarında bile Hayfa ve Akka’da uzun yürüyüşler yaparak aktif kalmayı sürdürdü.
Abdülbaha, yaşadığı dönemde Bahailer için merkezi bir şahsiyetti ve bugün de Bahai toplumu üzerindeki etkisini sürdürmektedir.[129] Bahailer onu, babasının öğretilerinin mükemmel örneği olarak görür ve onu örnek almaya çalışırlar. Onunla ilgili hatıralar, ahlak ve insan ilişkilerine dair belirli ilkeleri açıklamak için sıkça aktarılır. Karizması, merhameti, hayırseverliği ve acılar karşısındaki direnciyle hatırlanmıştır.[130] John Esslemont onun hakkında şunları aktarmıştır: “Abdülbaha, modern hayatın koşuşturması ve maddi refah için verilen mücadelenin ortasında dahi, Tanrı’ya ve insanlara hizmete tamamen adanmış bir hayat yaşamanın hala mümkün olduğunu göstermiştir.”[4]
Bahai İnancı’nın en sert muhalifleri bile zaman zaman onunla karşılaşmalarından etkilenmişlerdir. İranlı Mirza Abdülmuhammed İrani Muaddibu’s-Sultan ve Arap gazeteci Şeyh Ali Yusuf, Mısır’da gazetelerinde Bahai İnancı’na karşı sert yazılar yayımlamışlardı; ancak Mısır’da Abdülbaha ile görüştükten sonra tutumları değişmiştir. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nde Bahai İnancı aleyhinde bir makale yazmış olan Hristiyan din adamı Rev. J. T. Bixby, Abdülbaha’nın şahsi niteliklerine tanık olduktan sonra ondan etkilenmiştir. Zaten Bahai İnancı’na bağlı olanlar üzerindeki etkisi ise çok daha güçlü olmuştur.[131]
Abdülbaha özellikle yoksullar ve ölmek üzere olan hastalarla ilgilenmesiyle tanınmıştır.[131] Cömertliği öylesine ileri boyuttaydı ki, ailesi zaman zaman kendilerine hiçbir şey kalmadığından şikâyet etmiştir. İnsanların duygularına karşı son derece hassastı,[124][131] ve daha sonra Bahailerin sevgili bir şahsiyeti olmayı arzuladığını ifade ederek “Ben sizin babanızım… ve sevinmeli, mutlu olmalısınız; çünkü sizi çok seviyorum.” demiştir. Tarihi anlatımlara göre güçlü bir mizah anlayışına sahipti; rahat ve samimi bir kişiliği vardı.[130] Çocuklarını kaybetmesi ve esaret döneminde yaşadığı acılar gibi kişisel trajediler hakkında açık konuşması da halk arasındaki sevgisini artırmıştır.[124]
Abdülbaha, Bahai toplumunun işlerini titizlikle yönetmiştir.[59] Bahai öğretilerinin temel ilkeleriyle açıkça çelişmediği sürece, geniş bir kişisel yorum alanına izin verme eğilimindeydi. Bununla birlikte, liderliğine meydan okuduğunu ve toplum içinde bilinçli biçimde ayrılık çıkardığını düşündüğü kişileri uzaklaştırmıştır. Bahailere yönelik zulüm dalgaları onu derinden etkilemiş ve şehit edilenlerin ailelerine bizzat mektuplar yazmıştır.
Eserleri
Abdülbaha’nın kaleme aldığı levihlerin toplam tahmini sayısı 27.000’in üzerindedir;[132] bunların yalnızca bir bölümü İngilizceye çevrilmiştir. Eserleri iki ana gruba ayrılır: birincisi doğrudan kendi yazıları, ikincisi ise başkaları tarafından kaydedilmiş olan konuşma ve hitabeleridir.[1]
Birinci gruba, 1875’ten önce yazılan İlahi Medeniyetin Sırrı, yaklaşık 1886’da kaleme alınan “A Traveller's Narrative”, 1893’te yazılan “Sermon on the Art of Governance”, “The Memorials of the Faithful” ve çeşitli kişilere yazılmış çok sayıda levih dahildir.[1] Bu levihler arasında Batılı entelektüellere yazılmış olanlar da bulunmaktadır; örneğin Auguste Forel’e yazdığı ve daha sonra Auguste-Henri Forel’e Levih adıyla yayımlanan metin bunlardandır. İlahi Medeniyetin Sırrı ile “Sermon on the Art of Governance” geniş ölçüde anonim olarak dolaşıma sokulmuştur.
İkinci grup ise konuşma ve sohbetlerinden oluşur. Bunlar arasında, Laura Barney ile yapılan sohbetlerin İngilizce çevirisi olan Bazı Sorulara Cevaplar, ayrıca Paris Konuşmaları, Abdülbaha Londra’da ve “Promulgation of Universal Peace” yer alır; bu eserler sırasıyla Paris, Londra ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptığı konuşmalardan derlenmiştir.[1]
Aşağıda Abdülbaha’nın çok sayıdaki eserlerinden bazıları listelenmiştir:
- “Foundations of World Unity”
- “Light of the World: Selected Tablets of ‘Abdu’l-Bahá'”.
- “Memorials of the Faithful”
- Paris Konuşmaları[1]
- İlahi Medeniyetin Sırrı
- Bazı Sorulara Cevaplar[64]
- İlahi Plan Levihleri
- Dr. Forel’e Levih[133]
- Lahey’e Levihler
- Hz. Abdülbaha’nın Vasiyetnamesi
- “Promulgation of Universal Peace”[1]
- Abdülbaha’nın Yazılarından Seçmeler
- Divine Philosophy”
- “Sermon on the Art of Governance”[134]
Kaynakça
- ^ a b c d e f g h i j k l Iranica 1989.
- ^ a b c d e f g Smith 2000, ss. 14–20.
- ^ a b c Muhammad Qazvini (1949). "ʻAbdu'l-Bahá Meeting with Two Prominent Iranians". 4 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Eylül 2007.
- ^ a b c d e f g h i j k l m n o p q Esslemont 1980.
- ^ a b c d e f g Kazemzadeh 2009
- ^ Blomfield 1975, s. 21
- ^ a b Blomfield 1975, s. 40
- ^ Blomfield 1975, s. 39
- ^ Taherzadeh 2000, s. 105
- ^ Blomfield, p.68
- ^ a b Hogenson 2010, s. 40.
- ^ Browne 1891, s. xxxvi.
- ^ Zarandi, Nabil (1932) [1890]. The Dawn-Breakers: Nabíl's Narrative. Shoghi Effendi tarafından çevrildi (Hardcover bas.). Wilmette, Illinois, USA: Baháʼí Publishing Trust. ISBN 0-900125-22-5. 2 Şubat 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026. - complete edition, with illustrations, footnotes in English and French, complete introduction and appendices.
- ^ Hogenson 2010, s. 81.
- ^ a b c Balyuzi 2001, s. 12.
- ^ Hogenson 2010, s. 82.
- ^ a b c Chronology of persecutions of Babis and Baha'is 3 Nisan 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. compiled by Jonah Winters
- ^ Blomfield 1975, s. 54
- ^ Blomfield 1975, s. 69
- ^ Can women act as agents of a democratization of theocracy in Iran? 1 Nisan 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. by Homa Hoodfar, Shadi Sadr, page 9
- ^ The Revelation of Baháʼu'lláh, volume two 30 Temmuz 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., page 391
- ^ Balyuzi 2001, s. 14.
- ^ a b c d e f g h i j k l m n Phelps 1912, ss. 27–55
- ^ Smith 2008, s. 17
- ^ Balyuzi 2001, s. 15.
- ^ ʻAbdu'l-Bahá. "ʻAbdu'l-Baha's Commentary on The Islamic Tradition: "I Was a Hidden Treasure ..."". Baha'i Studies Bulletin 3:4 (Dec. 1985), 4–35. 7 Nisan 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Aralık 2009.
- ^ "Declaration of Baha'u'llah" (PDF). 12 Mayıs 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ The history and significance of the Baháʼí festival of Ridván 1 Nisan 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. BBC
- ^ "Declaration of Baha'u'llah" (PDF). 12 Mayıs 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ The history and significance of the Baháʼí festival of Ridván 1 Nisan 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. BBC
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 17.
- ^ Kazemzadeh 2009.
- ^ "Tablet of the Branch". Wilmette: Baha'i Publishing Trust. 6 Ekim 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Temmuz 2008.
- ^ "The Covenant of Baháʼu'lláh". US Baháʼí Publishing Trust. 1 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Temmuz 2008.
- ^ "The World Order of Baháʼu'lláh". Baha'i Studies Bulletin 3:4 (Dec. 1985), 4–35. 7 Nisan 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Aralık 2009.
- ^ Foltz 2013, s. 238
- ^ Balyuzi 2001, s. 22.
- ^ Balyuzi 2001, ss. 33–43.
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 33.
- ^ Phelps 1912, s. 3
- ^ Smith 2000, s. 4
- ^ "A Traveller's Narrative, (Makála-i-Shakhsí Sayyáh)". 1 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ a b Hogenson 2010, s. 87.
- ^ Ma'ani 2008, s. 112
- ^ a b Smith 2000, s. 255
- ^ a b c d e f Phelps 1912, ss. 85–94
- ^ a b c d Smith 2008, s. 35
- ^ Ma'ani 2008, s. 323
- ^ Ma'ani 2008, s. 360
- ^ a b Taherzadeh 2000, s. 256.
- ^ Balyuzi 2001, s. 53.
- ^ Browne 1918, s. 145
- ^ Browne 1918, s. 77
- ^ Balyuzi 2001, s. 60.
- ^ Abdul-Baha. "Tablets of Abdul-Baha Abbas". 1 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ Smith 2000, ss. 169–170.
- ^ Warburg, Margit (2003). Baháʼí: Studies in Contemporary Religion. Signature Books. s. 64. ISBN 1-56085-169-4. 2 Şubat 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Ekim 2016.
- ^ MacEoin, Denis. "Bahai and Babi Schisms". Iranica. 9 Haziran 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
In Palestine, the followers of Moḥammad-ʿAlī continued as a small group of families opposed to the Bahai leadership in Haifa; they have now been almost wholly re-assimilated into Muslim society.
- ^ a b c d Smith 2008, s. 46.
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 69.
- ^ a b Hogenson 2010, s. x.
- ^ Hogenson 2010, s. 308.
- ^ Balyuzi 2001, ss. 72–96.
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 82.
- ^ a b c Balyuzi 2001, ss. 90–93.
- ^ a b c Balyuzi 2001, ss. 94–95.
- ^ Balyuzi 2001, s. 102.
- ^ Afroukhteh 2003, s. 166
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 107.
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 109.
- ^ Alkan, Necati (2011). "The Young Turks and the Baháʼís in Palestine". Ben-Bassat, Yuval; Ginio, Eyal (Ed.). Late Ottoman Palestine: The Period of Young Turk Rule. I.B.Tauris. s. 262. ISBN 978-1848856318.
- ^ Hanioğlu, M. Şükrü (1995). The Young Turks in Opposition. Oxford University Press. s. 202. ISBN 978-0195091151.
- ^ Polat, Ayşe (2015). "A Conflict on Bahaʼism and Islam in 1922: Abdullah Cevdet and State Religious Agencies" (PDF). Insan & Toplum. 5 (10). 1 Ekim 2016 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi27 Eylül 2016.
- ^ Hanioğlu, M. Şükrü (1995). The Young Turks in Opposition. Oxford University Press. s. 202. ISBN 978-0195091151.
- ^ Polat, Ayşe (2015). "A Conflict on Bahaʼism and Islam in 1922: Abdullah Cevdet and State Religious Agencies" (PDF). Insan & Toplum. 5 (10). 1 Ekim 2016 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi27 Eylül 2016.
- ^ a b c d e Alkan, Necati (2011). "The Young Turks and the Baháʼís in Palestine". Ben-Bassat, Yuval; Ginio, Eyal (Ed.). Late Ottoman Palestine: The Period of Young Turk Rule. I.B.Tauris. s. 266. ISBN 978-1848856318.
- ^ Scharbrodt, Oliver (2008). Islam and the Baháʼí Faith: A Comparative Study of Muhammad ʻAbduh and ʻAbdul-Baha ʻAbbas. Routledge. ISBN 9780203928578.
- ^ Cole, Juan R.I. (1983). "Rashid Rida on the Bahai Faith: A Utilitarian Theory of the Spread of Religions". Arab Studies Quarterly. 5 (2): 278. 28 Ağustos 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi18 Nisan 2026.
- ^ Scharbrodt, Oliver (2008). Islam and the Baháʼí Faith: A Comparative Study of Muhammad ʻAbduh and ʻAbdul-Baha ʻAbbas. Routledge. ISBN 9780203928578.
- ^ Cole, Juan R.I. (1983). "Rashid Rida on the Bahai Faith: A Utilitarian Theory of the Spread of Religions". Arab Studies Quarterly. 5 (2): 278. 28 Ağustos 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi18 Nisan 2026.
- ^ Cole, Juan R.I. (1981). "Muhammad ʻAbduh and Rashid Rida: A Dialogue on the Baha'i Faith". World Order. 15 (3): 11. 24 Eylül 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi18 Nisan 2026.
- ^ Effendi 1944, s. 193.
- ^ Alkan, Necati (2011). "The Young Turks and the Baháʼís in Palestine". Ben-Bassat, Yuval; Ginio, Eyal (Ed.). Late Ottoman Palestine: The Period of Young Turk Rule. I.B.Tauris. s. 263. ISBN 978-1848856318.
- ^ Balyuzi 2001, ss. 111–113.
- ^ Momen 1981, ss. 320–323
- ^ Alkan, Necati (2011). "The Young Turks and the Baháʼís in Palestine". Ben-Bassat, Yuval; Ginio, Eyal (Ed.). Late Ottoman Palestine: The Period of Young Turk Rule. I.B.Tauris. s. 264. ISBN 978-1848856318.
- ^ a b c Balyuzi 2001, s. 131.
- ^ a b c d e Balyuzi 2001, ss. 159–397.
- ^ a b Lacroix-Hopson, Eliane; ʻAbdu'l-Bahá (1987). ʻAbdu'l-Bahá in New York- The City of the Covenant. NewVistaDesign. 16 Aralık 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi.
- ^ Balyuzi 2001, s. 171.
- ^ a b c d Gallagher & Ashcraft 2006, s. 196
- ^ Balyuzi 2001, s. 232.
- ^ a b Van den Hoonaard 1996, ss. 56–58
- ^ a b c Balyuzi 2001, s. 256.
- ^ Wagner, Ralph D. Yahi-Bahi Society of Mrs. Resselyer-Brown, The 11 Nisan 2013 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.. Retrieved 19 May 2008
- ^ a b Balyuzi 2001, s. 313.
- ^ a b Effendi 1944, s. 304.
- ^ Smith 2000, s. 18.
- ^ a b Balyuzi 2001, ss. 400–431.
- ^ Esslemont 1980, ss. 166–168.
- ^ Smith 2000, s. 345.
- ^ McGlinn 2011.
- ^ Poostchi 2010.
- ^ Luke, Harry Charles (23 Ağustos 1922). The Handbook of Palestine. Londra: Macmillan and Company. s. 59. 11 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ Religious Contentions in Modern Iran, 1881–1941 31 Ekim 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., by Mina Yazdani, PhD, Department of Near and Middle Eastern Civilizations, University of Toronto, 2011, pp. 190–191, 199–202.
- ^ Luke, Harry Charles (23 Ağustos 1922). The Handbook of Palestine. Londra: Macmillan and Company. s. 59. 11 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ Religious Contentions in Modern Iran, 1881–1941 31 Ekim 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., by Mina Yazdani, PhD, Department of Near and Middle Eastern Civilizations, University of Toronto, 2011, pp. 190–191, 199–202.
- ^ Effendi 1944, s. 306-307.
- ^ Effendi 1944, s. 311.
- ^ Effendi 1944, s. 312.
- ^ Esslemont 1980, s. 77, quoting 'The Passing of ʻAbdu'l-Bahá", by Lady Blomfield and Shoghi Effendi, pp 11, 12.
- ^ Esslemont 1980, s. 77, quoting 'The Passing of ʻAbdu'l-Bahá", by Lady Blomfield and Shoghi Effendi, pp 11, 12.
- ^ a b Effendi 1944, ss. 313–314.
- ^ The Universal House of Justice. "Riḍván 2019 – To the Bahá'ís of the World". 22 Ekim 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ The Universal House of Justice. "Riḍván 2019 – To the Bahá'ís of the World". 22 Ekim 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ Smith 2000, s. 356-357.
- ^ The Baháʼí World, vol. 3: 1928–30. New York: Baháʼí Publishing Committee, 1930. pp. 84–85.
- ^ The Baháʼí World, vol. 4. New York: Baháʼí Publishing Committee, 1933. pp. 118–19.
- ^ a b Smith 2000, p. 122, Disciples of ʻAbdu'l-Bahá.
- ^ The Baháʼí World, vol. 3: 1928–30. New York: Baháʼí Publishing Committee, 1930. pp. 84–85.
- ^ The Baháʼí World, vol. 4. New York: Baháʼí Publishing Committee, 1933. pp. 118–19.
- ^ Troxel, Duane K. (2009). "Augur, George Jacob (1853–1927)". Baháʼí Encyclopedia Project. Evanston, IL: National Spiritual Assembly of the Baháʼís of the United States. 3 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2026.
- ^ Effendi 1938.
- ^ a b c Day 2017.
- ^ Gail & Khan 1987, ss. 225, 281
- ^ a b Browne 1891, See Browne's "Introduction" and "Notes", esp. "Note W".
- ^ Redman, Earl (2019). Visiting 'Abdu'l-Baha – Volume I: The West Discovers the Master, 1897–1911. George Ronald. ISBN 978-0-85398-617-1.
- ^ Day, Michael (2017). Journey To A Mountain: The Story of the Shrine of the Báb: Volume 1 1850-1921. George Ronald. ISBN 978-0853986034.
- ^ Universal House of Justice. "ON THE OCCASION OF THE CENTENARY COMMEMORATION OF THE ASCENSION OF 'ABDU'L-BAHÁ". bahai.org. 8 Aralık 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Nisan 2022.
- ^ a b Hogenson 2010.
- ^ a b c Redman 2019.
- ^ Universal House of Justice (September 2002). "Numbers and Classifications of Sacred Writings texts". 15 Ocak 2025 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Mart 2007.
- ^ ʻAbdu'l-Bahá. "ʻAbdu'l-Baha's Commentary on The Islamic Tradition: "I Was a Hidden Treasure ..."". Baha'i Studies Bulletin 3:4 (Dec. 1985), 4–35. 7 Nisan 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Aralık 2009.
- ^ Translations of Shaykhi, Babi and Baha'i Texts 28 Kasım 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Vol. 7, no. 1 (March 2003)
Bibliografya
- Afroukhteh, Youness (2003) [1952], Memories of Nine Years in 'Akká, Oxford, UK: George Ronald, ISBN 0-85398-477-8
- Baháʼu'lláh (1873–1892). "Kitáb-i-ʻAhd". Tablets of Baháʼu'lláh Revealed After the Kitáb-i-Aqdas. Wilmette, Illinois, USA: Baháʼí Publishing Trust (1994 tarihinde yayınlandı). ISBN 0-87743-174-4.
- Balyuzi, H.M. (2001), ʻAbdu'l-Bahá: The Centre of the Covenant of Baháʼu'lláh
(Paperback bas.), Oxford, UK: George Ronald, ISBN 0-85398-043-8 - Bausani, Alessandro; MacEoin, Denis (14 Temmuz 2011) [15 December 1982]. "ʿAbd-al-Bahāʾ". Encyclopædia Iranica. I/1. New York: Columbia University. ss. 102-104. doi:10.1163/2330-4804_EIRO_COM_4280
. ISSN 2330-4804. 16 Kasım 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Ekim 2020. - Blomfield, Lady (1975) [1956], The Chosen Highway, London, UK: Baháʼí Publishing Trust, ISBN 0-87743-015-2
- Browne, E.G., (Ed.) (1891), A Traveller's Narrative: Written to illustrate the episode of the Bab, Cambridge, UK: Cambridge University Press
- Browne, E.G. (1918), Materials for the Study of the Bábí Religion, Cambridge: Cambridge University Press
- Effendi, Shoghi (1938). The World Order of Baháʼu'lláh. Wilmette, Illinois, USA: Baháʼí Publishing Trust. ISBN 0-87743-231-7.
- Effendi, Shoghi (1944), God Passes By, Wilmette, Illinois, USA: Baháʼí Publishing Trust, ISBN 0-87743-020-9
- Esslemont, J.E. (1980), Baháʼu'lláh and the New Era (5th bas.), Wilmette, Illinois, USA: Baháʼí Publishing Trust, ISBN 0-87743-160-4
- Foltz, Richard (2013), Religions of Iran: From Prehistory to the Present, Oneworld Publications, ISBN 978-1-85168-336-9
- Gallagher, Eugene V.; Ashcraft, W. Michael (2006), New and Alternative Religions in America, Greenwood Publishing Group, ISBN 0-275-98712-4
- Hogenson, Kathryn J. (2010), Lighting the Western Sky: The Hearst Pilgrimage & Establishment of the Baha'i Faith in the West, George Ronald, ISBN 978-0-85398-543-3
- Kazemzadeh, Firuz (2009), "ʻAbdu'l-Bahá ʻAbbás (1844–1921)", Baháʼí Encyclopedia Project, Evanston, IL: National Spiritual Assembly of the Baháʼís of the United States
- Ma'ani, Baharieh Rouhani (2008), Leaves of the Twin Divine Trees, Oxford, UK: George Ronald, ISBN 978-0-85398-533-4
- Gail, Marzieh; Khan, Ali-Kuli (31 Aralık 1987). Summon up remembrance. G. Ronald. ISBN 978-0-85398-259-3.
- McGlinn, Sen (22 Nisan 2011). "Abdu'l-Baha's British knighthood". Sen McGlinn's Blog.
- Momen, Moojan, (Ed.) (1981), The Bábí and Baháʼí Religions, 1844–1944 – Some Contemporary Western Accounts, Oxford, UK: George Ronald, ISBN 0-85398-102-7
- Phelps, Myron Henry (1912), Life and Teachings of ʻAbbas Effendi, New York: Putnam, ISBN 978-1-890688-15-8
- Poostchi, Iraj (1 Nisan 2010). "Adasiyyah: A Study in Agriculture and Rural Development". Baháʼí Studies Review. 16 (1): 61-105. doi:10.1386/bsr.16.61/7. 22 Ocak 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi22 Ocak 2018.
- Smith, Peter (2000), A concise encyclopedia of the Baháʼí Faith
, Oxford: Oneworld Publications, ISBN 1-85168-184-1 - Smith, Peter (2008), An Introduction to the Baha'i Faith, Cambridge: Cambridge University Press, ISBN 978-0-521-86251-6
- Taherzadeh, Adib (2000). The Child of the Covenant. Oxford, UK: George Ronald. ISBN 0-85398-439-5.
- Van den Hoonaard, Willy Carl (1996), The origins of the Baháʼí community of Canada, 1898–1948, Wilfrid Laurier Univ. Press, ISBN 0-88920-272-9
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder