ABDULLAH B. MES’ÛD

 

ABDULLAH B. MES’ÛD

Ebû Abdirrahmân Abdullâh b. Mes’ûd b. Gafil el-Hûzelî

 (ö. 32/652-53)

İlk müslümanlardan ve aşere-i mübeşşereden biri, Kûfe tefsir ve fıkıh mekteplerinin kurucusu. Âlim sahâbî

 

Adı:

:

Abdullah

Baba Adı:

:

Mes’ûd B. Gâfil B. Habib

Anne Adı:

:

Ümmü Abd Bint Abdüved

Doğum Tarihi:                        

:

592 (?)

Doğum Yeri:                           

:

Mekke

Künyeleri:                                 

:

Ebü Abdurrahman

Lakapları:

:

Halifü Benî Zühre (Beni Zühre’nin Yeminlisi), İbn Ümmü Abd

Nisbesi:                               

:

Hüzeli

Eşleri:

:

Rayta Bint Abdullah, Zeyneb Bint Ebû Muâviye

Tabakası:

:

Sahabe

Mesleği:

:

Çoban, Kadı, Muallim

Müslüman Olduğu Tarih:

:

610

Önemli Görevleri:               

:

Beytülmal İdareciliği, Küfe Kadılığı, Kûfe’de Muallimlik

Katıldığı Önemli Olaylar:                                         

:

Bütün Gazveler, Habeşişstan’a Hicret, Medine’ye Hicret

Rivayet Ettiği Hadis Sayısı:                                 

:

848

Önemli Bazı Özellikleri:                            

:

Bedir Savaşında İslam’ın Azılı Düşmanlarından Ebû Cehil’i Öldüren Sahabi, Kâbe’de Kur’ân-I Kerim’i Açıkça Okuyan Sahabi

Vefat Tarihi

:

32 (652-53)

Vefat Yeri

:

Medine

Kabrinin Bulunduğu Yer

:

Cennetülbaki (Medine)


Ailesi ve islam’dan önceki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Hicretten otuz  yıl kadar önce dünyaya geldi. Fakir bir ailenin çocuğu idi; mekke’nin ileri gelenlerinden Ukbe b. Ebû Muayt’ın sürülerine çobanlık yapardı. Genç yaşta müslüman oldu, İslam’ı kabul eden altıncı kişiydi. Annesi Ümmü Abd ve kardeşi Utbe de ilk Müslümanlardandır.  Muhtemelen babası o küçükken vefat ettiği için yaşadığı dönemde daha çok annesine nispetle İbn Ümmü Abd  (Ümmü Abd’ın oğlu) diye anılan Abdullah, islam tarihinde babasına nispetle İbn Mes’ûd diye meşhur oldu. Henüz çoocuğu yokken Hz. Peygamber tarafından kendisine Ebû Abdurrahman (Abdurrahman’ın babası) şeklinde hitap edildiği için ilk oğlunun adını Abdurrahman koydu, üç oğlu ve üç kızı oldu. Müslümanlığı kabul ettikten sonra, azılı islam düşmanlarından biri olan Ukbe b. Ebû Muayt’a hizmet etmekten vazgeçen Abdullah b.Mes’ûd, her yerde Hz. Peygamber’e refakat adadı. Gittiği her yerde Hz. Peygamber’e refakat ve hizmet ederdi. Sesi ve okuyuşu çok güzel ollan İbn mes’ûd, kısa oylu ve çelimsiz biri olmasına rağmen, müşriklerden korkmadan Kâbe’de açıktan Kur’ân-ı Kerim okuyan ilk sahâbîdir. Mekke’de maruz kaldığı müşriklerin eziyet ve işkencelerinden kurtulmak için Habeşista’a hicret etti. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra o da bu şehre gelip Müslümanlara katıldı. Hz. Peygamber, Mekkeli muhacirlerle Medineli ensar arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurduğu zaman Abdullah b. Mes’ûd’u Medineli Muâz b. Cebel ve mekkli Zübeyr b. Avvâm ile kardeş ilan etti (bk. MUÂHÂT). Abdullah’a ve annesine Mescid-i Nebevî’nin arka tarafında bir ev tahsis edildi ve Resûlullah’ın evine rahatça girip çıkmaları için kendilerine özel izin verildi. Öyle ki Medineli olmayanlar onu Peygamber ailesinden (Ehlibeyt) zannederdi. Hz. Peygamber zamanındaki bütün savaşlara katıldı. Bedir Gazvesi’nde Ebû Cehil’i o öldürdü. Hz. Peygamber, Müslümanlara çok eziyet eden Ebû Cehili’in  öldürülmesinden dolayı Allah’a şükrederek Abdullah’ı övmüş ve cennetle müjdelemiştir (bk. AŞERE-yi MÜBEŞŞERE). İbn Mes’ûd, Uhud Gazvesinde de müslümanların paniğe kapıldığı sırada Hz. Peygamber’in yanından ayrılmayan kişilerden biridir.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra bir süre Medine’de yaşayan Abdullah b. Mes’ûd, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’e danışmanlık yaptı.  Hz. Ebû Bekir döneminde meydana gelen dinden dönme (ridde) olaylarında Medine’nin savunulmasıı ve stratejik noktalarınınn korunması maksadıyla görevlendirilen sahâbîlerden biriydi. Hz. Ömer zamanında katııldığı Yermük savaşından (14/635) sonra Şam bölgesinin ganimet ve vergisini toplamakla görevlendirildi. Yine Hz. Ömer tarafından Irak’ta yeni kurulmuş olan Kûfe şehrine gönderildi. Burada maliye, yargı ve eğitim işlerini idare etmekle görevlendirilen İbn Mes’ûd, vali Ammâr b. Yâsir’in  yardıımcısı ve ondan sonra yetkili kişi oldu. Hz.. ömer’in şehid edilmesi (23/644) üzerine Medine’ye döndü, bir süre orada kaldıktan sonra Hz. Osman tarafından Kûfe’deki görevine iade edildi. Ancak halife ile yaşanan bazı anlaşmazlıklar sebebiyle görevine son verilerek Medine’ye çağrıldı. Bir süre sonra Medine’de hastalandı ve altmış yaşını geçmiş olarak vefat etti (32/652-53). Cenazesi cennetülbaki’ye defnedildi.

Sahabe arasında ahlak ve yaşayış bakımından Resûlullah’a en çok benzeyenlerden biri olan Abdullah b. Mes’ûd, Hz. Peygamber’in vefatından sonra oldukça önemli devlet görevlerinde bulunmuştur. Büyük bir eyaletin başşehri konumunda olan ve siyasi yönden istikrarsız yapısı sebebiyle sürekli vali değiştiren küfe şehrinde, altı ayrı vali ile çalışmış ve on yıl boyunca maliyeyi yönetmiştir. Bu durum onun idari alanda ne kadar kabiliyetli olduğunu gösterdiği gibi Hz. Peygamber de kimseye danışmadan bir yönetici tayin edecek olsa İbn Mes’ud’u tercih edeceğini ifade etmiştir (bk. Titmizî, “Menâkıb”, 37).

 

İLMİ KİŞİLİĞİ VE EĞİTİM FAALİYETLERİ

Abdullah b.Mes’ûd’un islam dini uğrunda yaptığı hizmetlerin büyüklüğünü siyasi ve idari alandaki faaliyetlerinden çok, hem Hz. Peygamber döneminde hem daha sonra yeni fethedilen bölgelerde Kur’ân-ı Kerim’in ve Hz. Peygamber’in sünnetinin öğretilmesi, açıklanması ve yeni gelişen meselelere bunların ışığında çözümler üretilmesi (fıkıh) alanında aramak gerekir. Kendisine idari alanda otorite kazandıran da esas itibariyle bu alandaki yetenek ve üstünlüğüdür. Abdullah b.Mes’ûd uzun yıllar idari e adli görevlerde bulunduğu Kûfe şehrinde yürüttüğü eğitim faaliyetleri ve yetiştirdiği öğrenciler sayesinde, özellikle Kur’ân-ı Kerim ve fıkıh ilimlerinin gelişmesinde çok önemli bir rol oynamış, Kûfeli âlimlerin ilmi mirası üzerinde gelişen hanefi mezhebinin öncülerinin yetiştiği ortamın temellerini atmıştır (ayrıca bk. HANEFİ MEZHEBİ).

Abdullah b.Mes’ûd’un ilim öğrenme ve öğretmeye karşı büyük bir isteği vardı. İnsanlara sürekli

Kur’ân-ı Kerim’i ve hadisleri öğrenmenin öneminden bahsederdi. “ ya öğreten ya da öğreten ol! Bunların dışında kalma, z,ra bunların dışında kalanlar cahildir. “ sözü ona aittir (bk. Dârimî, “ Mukaddime “, 32)

İslam’ın ilk günlerinden itibaren hem Kur’ân- Kerim’in vahyediliş sürecine hem de Hz. Peygamber’in söz, davranış ve uygulamalarına yakından tanıklık etmiştir. Bu tecrübeyi, ilme olan düşkünlüğü, zekası ve güçlü idrak kabiliyeti ile birleştiren Abdullah b.Mes’ûd, yaşlı sahabe kuşağı içerisinde Kur’ân-ı  ve Peygamber’i en iyi anlayan ve diğer Müslümanlara aktaran altı yedi kişiden biridir. Sahabenin önde gelenlerinden biri olan Muâz b. Cebel, ölüm döşeğinde yaptığı bir tavsiyede, kendilerinden ilim öğrenecek kişiler arasında onu da saymıştır.

Abdullah b.Mes’ûd, Hz. Peygamber’in hayatı ve uygulamaları hakkında sahip olduğu büyük bilgi birikiminin bir kısmını hadis olarak rivayet etmiştir. Kendisinden nakledilen hadislerin sayısı 900 civarındadır. Abdullah b.Mes’ûd aynı zamanda sahabe arasındaki Kur’ân-ı Keirm hafızlarından önde gelenlerinden biriydi. Gerek mekke gerekse medine döneminde hep Hz. Peygamber’in yanı başında bulunduğu için yetmişten fazla süreyi bizzat ondan öğrendi (Bûhâri, “Fezâilü’l-Kur’an” ,8). Hz. Peygamber vefatından kısa bir süre önce Kur’an’ın tamamını son defa Cebrail’e okuduğu sırada, Abdullah b.Mes’ûd’a onun yanında bulunup dinlemişti. Hz. Peygamber “ Kur’ân’ı Nazil olduğu günü heyecanıyla okumak isteyen kimse, Abdullah b.Mes’ûd’un kuyuşu ile okusun (kıraat) ” (Ahmed b. Hanbel, el-müsned, I, 26) buyurarak onun Kur’an okuyuşunu övdüğü gibi şu sözleriyle de onun Kur’an bilgisine işaret etmiştir: “ Kur’an-ı şu dört kişiden öğreniniz: İbn Ümmü Abd (İbn Mes’ûd), Muâz b. Cebel, Übey b. Kâ’b ve sâlim” (Bûhârî, “Fezailül – Kur’an”, 8).

Abdullah b.Mes’ûd’un kendisine ait bir Kuran-ı Kerim nüshası (Mushaf) vardı. Hz. Osman, halifeliği döneminde Kuran okumadaki ihtilafların önüne geçmek üzere Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon kurup ortak bir nüsha oluşturmuş ve özell mushafları imha etmeyi kararlaştırmıştı. O sırada Kûfe’de görev yapan Hz. Osman’ın oluşturduğu komisyonda yer almayan Abdullah b.Mes’ûd, kendisi gibi bazı sahabilerin elinde bulunan özel mushafların imha edilmesi fikrine önce karşı çıkmış, ancak bazı sahabilerin uyarısı üzerine bu tavrından vazgeçmiştir (ayrıca bk. MUSHAF).

Hz. Peygamber’le olan yakın ve uzun süreli beraberliği ona Kuran-ı Kerim’in doğru anlaşılması ve yorumlanması (tefsir) konusunda da çok değerli bir birikim sunmuştur. O, Hz. Peygamber’den aldığı Kur’an eğitimini şöyle tanımlardı: “ Biz Resûlullah’tan öğğrendiğimiz on ayeti iyice kavrayıp uygulamadıkça diğerlerine geçmezdik.” Bizzat kendisinin de ifade ettiği gibi o, Kuran’daki her bir ayetin ve sürenin Hz. Peygamber’e nerede, hangi şahıs veya olay hakkında vahyedildiğini (sebeb-i nüzul) çok iyi bilirdi. Nitekim onun şu sözü, bu alandaki bilgiye olan düşkünlüğünün bir göstergesidir: “Yemin ederim ki Allah’ın kitabında, nerede nazil olduğunu bilmediğim bir süre ve kimin hakkında indiğini bilmediğm bir ayet yoktur. Bununla birlikte Allah’ın kitabını benden daha iyi bilen birinin var olduğunu bilsem hemen ayağına gider, ondan faydalanırdım.” (Bûhârî, “Fezailül-Kuran” , 8).

Abdullah b.Mes’ûd, Kuran-ı Kerim’den ve sünnetten hüküm çıkarma, fetva verme ve yeni gelişen meselelere çözümler bulma (fıkıh) konusunda da önde gelen sahabiler arasında yer alır. Nitekim daha Hz. Peygamber hayatta iken sahabiler zaman zaman kendisinin görüşlerine ve fetvalarına başvurmuştur. Hz. Ömer ve Hz. Ali başta olmak üzere birçok sahabi onun dini bilgisini ve kavrayışını övmüş ve fetva istemek için kendilerine gelenleri ona yönlendirmiştir. Özellikle Hz. Ömer halifeliği döneminde ortaya çıkan birçok konuda onun görüşüne göre kara vermiştir. Daha sonra da kozmopolit bir bölgede bulunan Kûfe’nin sosyal ve siyasi yapısını göz önünde bulundurarak ortaya çıkacak sorunları çözebileceğine güvendiği Abdullah b.Mes’ûd’u, aslında yanından hiç ayırmak istemediği halde oraya göndermiştir. Abdullah b.Mes’ûd da Hz. Ömer’in ilmi anlayışından ve görüşlerinden çok etkilenmiş, birçok meselede doğrudan onun görüşlerini benimsemiştir. Gerek Abdullah b.Mes’ûd’un gerekse Hz. Ömer’in ortaya çıkan yeni meselelere çözüm üretilmesi konusundaki ortak anlayışlarının özünde, Kuran-ı Kerim’in ve sünnetin temel amaçlarının iyi kavranması ve gerektiğinde onların ışığıında akla ve tecrübeye dayalı yorumlar yapılması (içtihat-re’y) esası yatmaktadır. Abdullah b.Mes’ûd’un şu sözü onun anlayışını açıkça ortaya koymaktadır: “Sizden biri, dini bir konuda hüküm vermek zorunda kalırsa, önce Allah’ın kitabına, sonra Resûlullah’ın verdiği hükümlere baksın. Eğer bunların ikisinde de bulamıyorsa, isabetli görüşleri ve uygulamaları ile tanına ashabın verdiği hükümleri incelesin. Bunlar arasında da uygun bir hüküm bulamadığı takdirde kendi anlayış ve yorumununa (içtihat–re’y) başvursun. Bunu da beceremiyorsa hüküm vermekten vazgeçsin.” Abdullah b.Mes’ûd, kendi görüşlerini Allah’a ve Peygamber’ine nispet etmeme konusunda da çok titizdi. Özellikle hakkında Allah ve resulü tarafından verilmiş hüküm bulunmayan bir konuda kendi görüşünü belirttikten sonra şöyle derdi: “ Eğer doğru ise Allah’tandır, yanlış ise benden ve şeytandandır. Allah da, resulü de bu yanlışlıktan uzaktır.”

Kûfe camii’nin yanı başıındaki hazine dairesinde (beytülmal) yıllarca görev yapan İbn Mes’ûd, aynı zamanda bu camideki ders halkasında düzenli dersler vermiş ve çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. Onun eğitim anlayışı da Kur’an-ı Kerim merkezliydi. Hz. Peygamber’den gördüğü terbiyenin gereği olarak haftanın bazı günlerinde herkese açık olan genel dersler verir, sohbet ederdi. Kendisinden daha fazla yararlanmak isteyen özel öğrencileriyle de her gün ayrıca bir araya gelir ve daha uzun dersler yapardı. Onlara öncelikle Kur’an-ı kerim ezberletir ve evlerinde mutlaka hergün Kur’an okumalarını tavsiye ederdi. “ Kur’an okunmayan ev, içinde kimsenin yaşamadığı, yıkılmaya terkedilmiş, bomboş ve harap olmuş ev gibidir. Şeytan, bakara süresinin okunduğu evden çıkar gider” sözü ona aittir (Abdürrezzak, el-musannef, III,368-369). Öğrencilerinin  ezberledikleri ayet ve süreleri usulüne uygun, doğru ve güzel okumalarına çok dikkat ederdi. Ayetlerin kapalı yerlerini açıklayıp izah (tefsir) eder, çıkarılacak ders ve hükümleri belirtirdi. Öğrencilerine öğrendiklerini hayatlarında tatbik etmeleri gerektiğini de özellikle hatırlatır, Kur’a-ı Kerim’in uygulanmak için gönderildiğini sık sık vurgular ve ilmiyle amel etmeyen insanların hesabının ağır olacağını söylerdi.

Kûfe’de uzun yıllar idari ve adli görevlerin yanı sıra yoğun bir biçimde ilmi faaliyetlerde bulunan ve çok sayıda öğrenci yetiştiren Abdullah b.Mes’ûd, bu şehrin ilim ve kültür hayatına rengini veren sahabilerin başında gelmektedir. Sa’d b. Ebû Vakkas, Ammar b. Yasir, Mugire b. Şu’be, Ebû Mûsa el-eşari gibi önde gelen isimlerin de aralarında bulunduğu yüzlerce sahabinin yaşadığı Kûfe’de özellikle İbn Mes’ûd’un ilmi görüşleri ve yaklaşımları sonraki nesiller üzerinde çok etkili olmuştur. Bunun sebeplerinde biri de görüşlerinin öğrencileri tarafından kaydedilmesi ve düzenli bir biçimde sonraki nesillere aktarılmış olmasıdır. Nitekim Hz. Ali kendi halifeliği döneminde Kûfe’ye gelip de buradaki alimlerin sayısını öğrenince çok sevinmiş ve şöyle dua etmiştir: “ Allah Abdullah b.Mes’ûd’a rahmet eylesin! Bu şehri ilimle doldurmuş. Onun öğrencileri bu bölgenin kandilleridir.” İbn Mes’ûd’un en meşhur öğrencileri Alkame b. Kays, Mesrûk b. Ecda!, Esved b. Yezid, Abide es-Selmâni, Haris b. Kays’tır.

Abdullah b.Mes’ûd’un yetiştirdiği bu değerli alimler, Kûfe’de özellikle fıkıh, kıraat ve tefsir ilimlerinin gelişmesinde belirleyici rol oynamışlar, bu şehrin adıyla özdeşleşmiş ilim geleneklerinin oluşmasını sağlamışlardıır. Hanefi mezhebi de Kûfe fıkıh çevresi içerisinde doğup gelişmiştir. Hanefi mezhebinin imamı Ebû Hânîfe’yi bu çevreye ulaştıran hoca talebe zinciri, İbn Mes’ûd’un adı geçen öğrencilerinden onra özellikle İbrahim en-Nehai ve Hammâd b. Ebû Süleyman ile devam eder. Ebû Hanife dışında Süfyan  es-Sevri, İbn Ebû Leyla ve İbn Şübrüme de Abdullah b.Mes’ûd’a dayanan Kûfe ilim geleneğinin yetiştirdiği diğer önemli şahşiyetlerdir.   Ayrıca bk FIKIH; TEFSİR

ABDULLAH B.MES’ÛD’UN İSLAMİ İLİMLERE KATKILARI

FIKIH SAHASINDA YETİŞTİRDİĞİ EN MEŞHUR ÖĞRENCİLERİ

1.       Amr b. Şürahbbîl

2.       Esved b. Yezîd

3.       Abîde es-Selmânî

4.       Mesrûk b. Ecda’

5.       Alkame b. Kays

6.       Hâris b. Kays

TEFSİR VE KIRAAT SAHALARINDA YETİŞTİRDİĞİ EN MEŞHUR ÖĞRENCİLERİ

1.       Ebû Abdurrahman es-Sülemî

2.       Ebû Amr eş-Şeybânî

3.       Hasan-i Basrî

KENDİSİNDEN HADİS RİVAYET EDEN ÖNEM Lİ RÂVİLER

  • SAHABEDEN OLAN RÂVİLER

1.       Ebû Mûsâ el-Eş’arî

2.       İbn Abbas

3.       Enes b. Mâlik

4.       Câbir b. Abdullah

5.       İmrân b. Husayn

  • TÂBİÎNDEN OLAN RÂVİLER

1.       Hâris b. Kays

2.       Esved b. Yezîd

3.       Abîde es-Selmânî

4.       Mesrûk b. Ecda’

5.       Alkame b. Kays

 


KAYNAKÇA

Abdürrezzak Es-San’ani, El-Mesannef (Nşr. Habibürrahman El-A’zami), Beyrut 1392/1972, III, 368-369; Abdüssettar Şeyh, Abdullah B. Mes’ûd, Dımaşk 1982; Ahmet Yaman, “ Abdullah B.Mes’ûd’un Hanefi Mezhebindeki Oluşumunun Rolü: Bir Genel Kabulün Bûhârî Ve Müslim Rivayetleri Çerçevesinde Gözden Geçirilmesi”, Marife, IV/2, Konya 2004, S. 7-26; Ebû Nuaym, Hilye , I, 124—139; İbn Abdülber, El-İstiab,III,110-116; İbn Hişam, Es-Sire, I, 254-315; İbn Sa’d, Et-Tabakat, II,295-297; VIII,136; M.Kemal Atik,” Abdullah B.Mes’ûd Ve Mushafının Kuran Tarihindeki Yeri”, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi,  III/5, Kahramanmaraş 2005, S. 1-64; Muhammed Ahmed Hatîr, Kıraetu Abdillah B. Mesûd; Mekanetuha, Mesadiruha, İhsauha, Kahire 1990; Muhammed Revvas Kal’aci, Mevsuatu Fıkhı Abdillah B. Mes’ûd, Mekke 1984; Şehat Seyyid Zağlül, Abdullah B.Mes’ûd; Eş-Şahsiyye Ve’s-Sire, Kahire 1406/1986; Zehebi, A’lâmü’n-Nübelâ, I,461-500.

DİA: İsmail Cerrahoğlu, “Abdullah B.Mes’ûd”, I,114-117.

, I, 254-315.

, III, 342-344; VIII, 290.

, I, 26, 374-466.

Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 8.

Tirmizî, “Menâḳıb”, 38.

Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, Beyrut 1968, I/2, s. 68-69.

, s. 249.

a.mlf., Teʾvîlü müşkili’l-Ḳurʾân (nşr. Seyyid Ahmed Sakr), Kahire 1373/1954, s. 53.

, I, 104.

, II, 138, 151, 179.

Taberî, Târîḫ, Kahire 1357/1939, III, 353.

İbn Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-Meṣâḥif (nşr. A. Jeffery), Kahire 1355/1936, s. 13-18, 55.

, II, 149.

İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, Kahire 1348, s. 39-40.

, s. 147.

, I, 124-139.

İbn Abdülber, el-İstîʿâb, Kahire 1358/1939, II, 308-316.

Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-ʿAvâṣım mine’l-ḳavâṣım (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb), Kahire 1375, s. 71.

, I, 395-396.

, III, 384-390.

, I, 461-500.

a.mlf., , I, 13-16.

a.mlf., Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ (nşr. M. Seyyid Câdelhak), Kahire 1969, I, 33-35.

İbn Kayyim, İʿlâmü’l-muvaḳḳıʿîn (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid), Kahire 1374/1955, I, 17, 20, 63, 81.

, VII, 162 vd.

, I, 458 vd.

, II, 368-370; IV, 235.

a.mlf., , VI, 27 vd.

A. Jeffery, Materials for the History of the text of the Qur’ān, Leiden 1937, s. 20-113.

I. Goldziher, Meẕâhibü’t-tefsîri’l-İslâmî (trc. Abdülhalîm Neccâr), Kahire 1955, s. 16 vd., 21 vd., 295.

Hüseyin ez-Zehebî, et-Tefsîr ve’l-müfessirûn, Kahire 1381/1961-62, I, 83-88.

R. Blachère, Introduction au Coran, Paris 1977, s. 63-64.

Şehât Seyyid Zağlûl, ʿAbdullāh b. Mesʿûd eş-şaḫṣiyye ve’s-sîre, Kahire 1406/1986.

A. J. Wensinck, “İbn Mes’ûd”, , V/2, s. 771-772.

J.-C. Vadet, “İbn Masʿūd”, , III, 897-899.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABDULLAH B. AMR B. AS

ABDULLAH b. ÖMER b. HATTAB

ABDULLAH b. REVÂHA

ABDULLAH b. HÂRİS el-HÂŞİMÎ