ABDULLAH B. MES’ÛD
ABDULLAH B. MES’ÛD
Ebû Abdirrahmân
Abdullâh b. Mes’ûd b. Gafil el-Hûzelî
(ö. 32/652-53)
İlk
müslümanlardan ve aşere-i mübeşşereden biri, Kûfe tefsir ve fıkıh mekteplerinin
kurucusu. Âlim sahâbî
|
Adı: |
: |
Abdullah |
|
Baba Adı: |
: |
Mes’ûd B. Gâfil B. Habib |
|
Anne Adı: |
: |
Ümmü Abd Bint Abdüved |
|
Doğum Tarihi: |
: |
592 (?) |
|
Doğum Yeri: |
: |
Mekke |
|
Künyeleri: |
: |
Ebü Abdurrahman |
|
Lakapları: |
: |
Halifü Benî Zühre (Beni Zühre’nin Yeminlisi),
İbn Ümmü Abd |
|
Nisbesi: |
: |
Hüzeli |
|
Eşleri: |
: |
Rayta Bint Abdullah, Zeyneb Bint Ebû Muâviye |
|
Tabakası: |
: |
Sahabe |
|
Mesleği: |
: |
Çoban, Kadı, Muallim |
|
Müslüman Olduğu Tarih: |
: |
610 |
|
Önemli Görevleri: |
: |
Beytülmal İdareciliği, Küfe Kadılığı, Kûfe’de
Muallimlik |
|
Katıldığı Önemli Olaylar: |
: |
Bütün Gazveler, Habeşişstan’a Hicret,
Medine’ye Hicret |
|
Rivayet Ettiği Hadis Sayısı: |
: |
848 |
|
Önemli Bazı Özellikleri: |
: |
Bedir Savaşında İslam’ın Azılı
Düşmanlarından Ebû Cehil’i Öldüren Sahabi, Kâbe’de Kur’ân-I Kerim’i Açıkça
Okuyan Sahabi |
|
Vefat Tarihi |
: |
32 (652-53) |
|
Vefat Yeri |
: |
Medine |
|
Kabrinin Bulunduğu Yer |
: |
Cennetülbaki (Medine) |
Ailesi ve islam’dan önceki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Hicretten
otuz yıl kadar önce dünyaya geldi. Fakir
bir ailenin çocuğu idi; mekke’nin ileri gelenlerinden Ukbe b. Ebû Muayt’ın sürülerine
çobanlık yapardı. Genç yaşta müslüman oldu, İslam’ı kabul eden altıncı kişiydi.
Annesi Ümmü Abd ve kardeşi Utbe de ilk Müslümanlardandır. Muhtemelen babası o küçükken vefat ettiği
için yaşadığı dönemde daha çok annesine nispetle İbn Ümmü Abd (Ümmü Abd’ın oğlu) diye anılan Abdullah, islam
tarihinde babasına nispetle İbn Mes’ûd diye meşhur oldu. Henüz çoocuğu yokken
Hz. Peygamber tarafından kendisine Ebû Abdurrahman (Abdurrahman’ın babası)
şeklinde hitap edildiği için ilk oğlunun adını Abdurrahman koydu, üç oğlu ve üç
kızı oldu. Müslümanlığı kabul ettikten sonra, azılı islam düşmanlarından biri
olan Ukbe b. Ebû Muayt’a hizmet etmekten vazgeçen Abdullah b.Mes’ûd, her yerde
Hz. Peygamber’e refakat adadı. Gittiği her yerde Hz. Peygamber’e refakat ve
hizmet ederdi. Sesi ve okuyuşu çok güzel ollan İbn mes’ûd, kısa oylu ve
çelimsiz biri olmasına rağmen, müşriklerden korkmadan Kâbe’de açıktan Kur’ân-ı
Kerim okuyan ilk sahâbîdir. Mekke’de maruz kaldığı müşriklerin eziyet ve
işkencelerinden kurtulmak için Habeşista’a hicret etti. Hz. Peygamber’in Medine’ye
hicretinden sonra o da bu şehre gelip Müslümanlara katıldı. Hz. Peygamber,
Mekkeli muhacirlerle Medineli ensar arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurduğu
zaman Abdullah b. Mes’ûd’u Medineli Muâz b. Cebel ve mekkli Zübeyr b. Avvâm ile
kardeş ilan etti (bk. MUÂHÂT). Abdullah’a ve annesine Mescid-i Nebevî’nin arka
tarafında bir ev tahsis edildi ve Resûlullah’ın evine rahatça girip çıkmaları
için kendilerine özel izin verildi. Öyle ki Medineli olmayanlar onu Peygamber
ailesinden (Ehlibeyt) zannederdi. Hz. Peygamber zamanındaki bütün savaşlara katıldı.
Bedir Gazvesi’nde Ebû Cehil’i o öldürdü. Hz. Peygamber, Müslümanlara çok eziyet
eden Ebû Cehili’in öldürülmesinden
dolayı Allah’a şükrederek Abdullah’ı övmüş ve cennetle müjdelemiştir (bk.
AŞERE-yi MÜBEŞŞERE). İbn Mes’ûd, Uhud Gazvesinde de müslümanların paniğe
kapıldığı sırada Hz. Peygamber’in yanından ayrılmayan kişilerden biridir.
Hz. Peygamber’in vefatından sonra bir süre Medine’de yaşayan Abdullah b.
Mes’ûd, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’e danışmanlık yaptı. Hz. Ebû Bekir döneminde meydana gelen
dinden dönme (ridde) olaylarında Medine’nin savunulmasıı ve stratejik
noktalarınınn korunması maksadıyla görevlendirilen sahâbîlerden biriydi. Hz. Ömer zamanında katııldığı Yermük savaşından (14/635) sonra Şam bölgesinin ganimet ve
vergisini toplamakla görevlendirildi. Yine Hz. Ömer tarafından Irak’ta yeni
kurulmuş olan Kûfe şehrine gönderildi. Burada maliye, yargı ve eğitim işlerini
idare etmekle görevlendirilen İbn Mes’ûd, vali Ammâr b. Yâsir’in yardıımcısı ve ondan sonra yetkili kişi oldu.
Hz.. ömer’in şehid edilmesi (23/644) üzerine Medine’ye döndü, bir süre orada
kaldıktan sonra Hz. Osman tarafından Kûfe’deki görevine iade edildi. Ancak halife
ile yaşanan bazı anlaşmazlıklar sebebiyle görevine son verilerek Medine’ye
çağrıldı. Bir süre sonra Medine’de hastalandı ve altmış yaşını geçmiş olarak
vefat etti (32/652-53). Cenazesi cennetülbaki’ye defnedildi.
Sahabe arasında ahlak ve yaşayış bakımından Resûlullah’a en çok
benzeyenlerden biri olan Abdullah b. Mes’ûd, Hz. Peygamber’in vefatından sonra
oldukça önemli devlet görevlerinde bulunmuştur. Büyük bir eyaletin başşehri
konumunda olan ve siyasi yönden istikrarsız yapısı sebebiyle sürekli vali
değiştiren küfe şehrinde, altı ayrı vali ile çalışmış ve on yıl boyunca
maliyeyi yönetmiştir. Bu durum onun idari alanda ne kadar kabiliyetli olduğunu
gösterdiği gibi Hz. Peygamber de kimseye danışmadan bir yönetici tayin edecek
olsa İbn Mes’ud’u tercih edeceğini ifade etmiştir (bk. Titmizî, “Menâkıb”, 37).
İLMİ KİŞİLİĞİ VE EĞİTİM FAALİYETLERİ
Abdullah b.Mes’ûd’un islam dini uğrunda yaptığı hizmetlerin
büyüklüğünü siyasi ve idari alandaki faaliyetlerinden çok, hem Hz. Peygamber döneminde
hem daha sonra yeni fethedilen bölgelerde Kur’ân-ı Kerim’in ve Hz. Peygamber’in
sünnetinin öğretilmesi, açıklanması ve yeni gelişen meselelere bunların
ışığında çözümler üretilmesi (fıkıh) alanında aramak gerekir. Kendisine idari
alanda otorite kazandıran da esas itibariyle bu alandaki yetenek ve üstünlüğüdür.
Abdullah b.Mes’ûd uzun yıllar idari e adli görevlerde bulunduğu Kûfe şehrinde
yürüttüğü eğitim faaliyetleri ve yetiştirdiği öğrenciler sayesinde, özellikle
Kur’ân-ı Kerim ve fıkıh ilimlerinin gelişmesinde çok önemli bir rol oynamış,
Kûfeli âlimlerin ilmi mirası üzerinde gelişen hanefi mezhebinin öncülerinin
yetiştiği ortamın temellerini atmıştır (ayrıca bk. HANEFİ MEZHEBİ).
Abdullah b.Mes’ûd’un ilim öğrenme ve öğretmeye karşı büyük bir isteği
vardı. İnsanlara sürekli
Kur’ân-ı Kerim’i ve hadisleri öğrenmenin öneminden bahsederdi. “ ya
öğreten ya da öğreten ol! Bunların dışında kalma, z,ra bunların dışında
kalanlar cahildir. “ sözü ona aittir (bk. Dârimî, “ Mukaddime “, 32)
İslam’ın ilk günlerinden itibaren hem Kur’ân- Kerim’in vahyediliş sürecine
hem de Hz. Peygamber’in söz, davranış ve uygulamalarına yakından tanıklık
etmiştir. Bu tecrübeyi, ilme olan düşkünlüğü, zekası ve güçlü idrak kabiliyeti
ile birleştiren Abdullah b.Mes’ûd, yaşlı sahabe kuşağı içerisinde Kur’ân-ı ve Peygamber’i en iyi anlayan ve diğer Müslümanlara
aktaran altı yedi kişiden biridir. Sahabenin önde gelenlerinden biri olan Muâz
b. Cebel, ölüm döşeğinde yaptığı bir tavsiyede, kendilerinden ilim öğrenecek
kişiler arasında onu da saymıştır.
Abdullah b.Mes’ûd, Hz. Peygamber’in hayatı ve uygulamaları hakkında
sahip olduğu büyük bilgi birikiminin bir kısmını hadis olarak rivayet etmiştir.
Kendisinden nakledilen hadislerin sayısı 900 civarındadır. Abdullah b.Mes’ûd
aynı zamanda sahabe arasındaki Kur’ân-ı Keirm hafızlarından önde gelenlerinden
biriydi. Gerek mekke gerekse medine döneminde hep Hz. Peygamber’in yanı başında
bulunduğu için yetmişten fazla süreyi bizzat ondan öğrendi (Bûhâri, “Fezâilü’l-Kur’an”
,8). Hz. Peygamber vefatından kısa bir süre önce Kur’an’ın tamamını son defa
Cebrail’e okuduğu sırada, Abdullah b.Mes’ûd’a onun yanında bulunup dinlemişti. Hz.
Peygamber “ Kur’ân’ı Nazil olduğu günü heyecanıyla okumak isteyen kimse, Abdullah
b.Mes’ûd’un kuyuşu ile okusun (kıraat) ” (Ahmed b. Hanbel, el-müsned, I, 26) buyurarak
onun Kur’an okuyuşunu övdüğü gibi şu sözleriyle de onun Kur’an bilgisine işaret
etmiştir: “ Kur’an-ı şu dört kişiden öğreniniz: İbn Ümmü Abd (İbn Mes’ûd), Muâz
b. Cebel, Übey b. Kâ’b ve sâlim” (Bûhârî, “Fezailül – Kur’an”, 8).
Abdullah b.Mes’ûd’un kendisine ait bir Kuran-ı Kerim nüshası (Mushaf)
vardı. Hz. Osman, halifeliği döneminde Kuran okumadaki ihtilafların önüne
geçmek üzere Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon kurup ortak bir nüsha oluşturmuş
ve özell mushafları imha etmeyi kararlaştırmıştı. O sırada Kûfe’de görev yapan Hz.
Osman’ın oluşturduğu komisyonda yer almayan Abdullah b.Mes’ûd, kendisi gibi
bazı sahabilerin elinde bulunan özel mushafların imha edilmesi fikrine önce
karşı çıkmış, ancak bazı sahabilerin uyarısı üzerine bu tavrından vazgeçmiştir
(ayrıca bk. MUSHAF).
Hz. Peygamber’le olan yakın ve uzun süreli beraberliği ona Kuran-ı Kerim’in
doğru anlaşılması ve yorumlanması (tefsir) konusunda da çok değerli bir birikim
sunmuştur. O, Hz. Peygamber’den aldığı Kur’an eğitimini şöyle tanımlardı: “ Biz
Resûlullah’tan öğğrendiğimiz on ayeti iyice kavrayıp uygulamadıkça diğerlerine
geçmezdik.” Bizzat kendisinin de ifade ettiği gibi o, Kuran’daki her bir ayetin
ve sürenin Hz. Peygamber’e nerede, hangi şahıs veya olay hakkında
vahyedildiğini (sebeb-i nüzul) çok iyi bilirdi. Nitekim onun şu sözü, bu
alandaki bilgiye olan düşkünlüğünün bir göstergesidir: “Yemin ederim ki Allah’ın
kitabında, nerede nazil olduğunu bilmediğim bir süre ve kimin hakkında indiğini
bilmediğm bir ayet yoktur. Bununla birlikte Allah’ın kitabını benden daha iyi
bilen birinin var olduğunu bilsem hemen ayağına gider, ondan faydalanırdım.” (Bûhârî,
“Fezailül-Kuran” , 8).
Abdullah b.Mes’ûd, Kuran-ı Kerim’den ve sünnetten hüküm çıkarma, fetva
verme ve yeni gelişen meselelere çözümler bulma (fıkıh) konusunda da önde gelen
sahabiler arasında yer alır. Nitekim daha Hz. Peygamber hayatta iken sahabiler
zaman zaman kendisinin görüşlerine ve fetvalarına başvurmuştur. Hz. Ömer ve Hz.
Ali başta olmak üzere birçok sahabi onun dini bilgisini ve kavrayışını övmüş ve
fetva istemek için kendilerine gelenleri ona yönlendirmiştir. Özellikle Hz.
Ömer halifeliği döneminde ortaya çıkan birçok konuda onun görüşüne göre kara
vermiştir. Daha sonra da kozmopolit bir bölgede bulunan Kûfe’nin sosyal ve
siyasi yapısını göz önünde bulundurarak ortaya çıkacak sorunları çözebileceğine
güvendiği Abdullah b.Mes’ûd’u, aslında yanından hiç ayırmak istemediği halde
oraya göndermiştir. Abdullah b.Mes’ûd da Hz. Ömer’in ilmi anlayışından ve görüşlerinden
çok etkilenmiş, birçok meselede doğrudan onun görüşlerini benimsemiştir. Gerek Abdullah
b.Mes’ûd’un gerekse Hz. Ömer’in ortaya çıkan yeni meselelere çözüm üretilmesi
konusundaki ortak anlayışlarının özünde, Kuran-ı Kerim’in ve sünnetin temel amaçlarının
iyi kavranması ve gerektiğinde onların ışığıında akla ve tecrübeye dayalı
yorumlar yapılması (içtihat-re’y) esası yatmaktadır. Abdullah b.Mes’ûd’un şu
sözü onun anlayışını açıkça ortaya koymaktadır: “Sizden biri, dini bir konuda
hüküm vermek zorunda kalırsa, önce Allah’ın kitabına, sonra Resûlullah’ın
verdiği hükümlere baksın. Eğer bunların ikisinde de bulamıyorsa, isabetli
görüşleri ve uygulamaları ile tanına ashabın verdiği hükümleri incelesin. Bunlar
arasında da uygun bir hüküm bulamadığı takdirde kendi anlayış ve yorumununa
(içtihat–re’y) başvursun. Bunu da beceremiyorsa hüküm vermekten vazgeçsin.” Abdullah
b.Mes’ûd, kendi görüşlerini Allah’a ve Peygamber’ine nispet etmeme konusunda da
çok titizdi. Özellikle hakkında Allah ve resulü tarafından verilmiş hüküm
bulunmayan bir konuda kendi görüşünü belirttikten sonra şöyle derdi: “ Eğer
doğru ise Allah’tandır, yanlış ise benden ve şeytandandır. Allah da, resulü de
bu yanlışlıktan uzaktır.”
Kûfe camii’nin yanı başıındaki hazine dairesinde (beytülmal) yıllarca
görev yapan İbn Mes’ûd, aynı zamanda bu camideki ders halkasında düzenli
dersler vermiş ve çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. Onun eğitim anlayışı da
Kur’an-ı Kerim merkezliydi. Hz. Peygamber’den gördüğü terbiyenin gereği olarak
haftanın bazı günlerinde herkese açık olan genel dersler verir, sohbet ederdi. Kendisinden
daha fazla yararlanmak isteyen özel öğrencileriyle de her gün ayrıca bir araya
gelir ve daha uzun dersler yapardı. Onlara öncelikle Kur’an-ı kerim ezberletir
ve evlerinde mutlaka hergün Kur’an okumalarını tavsiye ederdi. “ Kur’an okunmayan
ev, içinde kimsenin yaşamadığı, yıkılmaya terkedilmiş, bomboş ve harap olmuş ev
gibidir. Şeytan, bakara süresinin okunduğu evden çıkar gider” sözü ona aittir
(Abdürrezzak, el-musannef, III,368-369). Öğrencilerinin ezberledikleri ayet ve süreleri usulüne uygun,
doğru ve güzel okumalarına çok dikkat ederdi. Ayetlerin kapalı yerlerini
açıklayıp izah (tefsir) eder, çıkarılacak ders ve hükümleri belirtirdi. Öğrencilerine
öğrendiklerini hayatlarında tatbik etmeleri gerektiğini de özellikle
hatırlatır, Kur’a-ı Kerim’in uygulanmak için gönderildiğini sık sık vurgular ve
ilmiyle amel etmeyen insanların hesabının ağır olacağını söylerdi.
Kûfe’de uzun yıllar idari ve adli görevlerin yanı sıra yoğun bir
biçimde ilmi faaliyetlerde bulunan ve çok sayıda öğrenci yetiştiren Abdullah
b.Mes’ûd, bu şehrin ilim ve kültür hayatına rengini veren sahabilerin başında
gelmektedir. Sa’d b. Ebû Vakkas, Ammar b. Yasir, Mugire b. Şu’be, Ebû Mûsa
el-eşari gibi önde gelen isimlerin de aralarında bulunduğu yüzlerce sahabinin
yaşadığı Kûfe’de özellikle İbn Mes’ûd’un ilmi görüşleri ve yaklaşımları sonraki
nesiller üzerinde çok etkili olmuştur. Bunun sebeplerinde biri de görüşlerinin
öğrencileri tarafından kaydedilmesi ve düzenli bir biçimde sonraki nesillere
aktarılmış olmasıdır. Nitekim Hz. Ali kendi halifeliği döneminde Kûfe’ye gelip
de buradaki alimlerin sayısını öğrenince çok sevinmiş ve şöyle dua etmiştir: “
Allah Abdullah b.Mes’ûd’a rahmet eylesin! Bu şehri ilimle doldurmuş. Onun öğrencileri
bu bölgenin kandilleridir.” İbn Mes’ûd’un en meşhur öğrencileri Alkame b. Kays,
Mesrûk b. Ecda!, Esved b. Yezid, Abide es-Selmâni, Haris b. Kays’tır.
Abdullah b.Mes’ûd’un yetiştirdiği bu değerli alimler, Kûfe’de özellikle
fıkıh, kıraat ve tefsir ilimlerinin gelişmesinde belirleyici rol oynamışlar, bu
şehrin adıyla özdeşleşmiş ilim geleneklerinin oluşmasını sağlamışlardıır. Hanefi
mezhebi de Kûfe fıkıh çevresi içerisinde doğup gelişmiştir. Hanefi mezhebinin
imamı Ebû Hânîfe’yi bu çevreye ulaştıran hoca talebe zinciri, İbn Mes’ûd’un adı
geçen öğrencilerinden onra özellikle İbrahim en-Nehai ve Hammâd b. Ebû Süleyman
ile devam eder. Ebû Hanife dışında Süfyan
es-Sevri, İbn Ebû Leyla ve İbn Şübrüme de Abdullah
b.Mes’ûd’a dayanan Kûfe ilim geleneğinin yetiştirdiği diğer önemli şahşiyetlerdir.
Ayrıca
bk FIKIH; TEFSİR
ABDULLAH B.MES’ÛD’UN İSLAMİ İLİMLERE KATKILARI
FIKIH SAHASINDA YETİŞTİRDİĞİ EN MEŞHUR ÖĞRENCİLERİ
1. Amr b. Şürahbbîl
2.
Esved b. Yezîd
3.
Abîde es-Selmânî
4.
Mesrûk b. Ecda’
5.
Alkame b. Kays
6.
Hâris b. Kays
TEFSİR VE KIRAAT SAHALARINDA YETİŞTİRDİĞİ EN MEŞHUR ÖĞRENCİLERİ
1.
Ebû Abdurrahman es-Sülemî
2.
Ebû Amr eş-Şeybânî
3.
Hasan-i Basrî
KENDİSİNDEN HADİS RİVAYET EDEN ÖNEM Lİ RÂVİLER
- SAHABEDEN OLAN RÂVİLER
1.
Ebû Mûsâ el-Eş’arî
2.
İbn Abbas
3.
Enes b. Mâlik
4.
Câbir b. Abdullah
5.
İmrân b. Husayn
- TÂBİÎNDEN OLAN RÂVİLER
1.
Hâris b. Kays
2.
Esved b. Yezîd
3.
Abîde es-Selmânî
4.
Mesrûk b. Ecda’
5.
Alkame b. Kays
KAYNAKÇA
Abdürrezzak Es-San’ani, El-Mesannef (Nşr. Habibürrahman El-A’zami), Beyrut
1392/1972, III, 368-369; Abdüssettar Şeyh, Abdullah B. Mes’ûd, Dımaşk 1982; Ahmet
Yaman, “ Abdullah B.Mes’ûd’un Hanefi Mezhebindeki Oluşumunun Rolü: Bir Genel
Kabulün Bûhârî Ve Müslim Rivayetleri Çerçevesinde Gözden Geçirilmesi”, Marife, IV/2,
Konya 2004, S. 7-26; Ebû Nuaym, Hilye , I, 124—139; İbn Abdülber, El-İstiab,III,110-116;
İbn Hişam, Es-Sire, I, 254-315; İbn Sa’d, Et-Tabakat, II,295-297; VIII,136; M.Kemal
Atik,” Abdullah B.Mes’ûd Ve Mushafının Kuran Tarihindeki Yeri”, Kahramanmaraş Sütçü
İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi,
III/5, Kahramanmaraş 2005, S. 1-64; Muhammed Ahmed Hatîr, Kıraetu
Abdillah B. Mesûd; Mekanetuha, Mesadiruha, İhsauha, Kahire 1990; Muhammed Revvas
Kal’aci, Mevsuatu Fıkhı Abdillah B. Mes’ûd, Mekke 1984; Şehat Seyyid Zağlül, Abdullah
B.Mes’ûd; Eş-Şahsiyye Ve’s-Sire, Kahire 1406/1986; Zehebi, A’lâmü’n-Nübelâ, I,461-500.
DİA: İsmail Cerrahoğlu, “Abdullah B.Mes’ûd”, I,114-117.
İbn Hişâm, es-Sîre², I, 254-315.
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 342-344; VIII, 290.
Müsned, I, 26, 374-466.
Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 8.
Tirmizî, “Menâḳıb”, 38.
Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, Beyrut 1968, I/2, s. 68-69.
İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 249.
a.mlf., Teʾvîlü müşkili’l-Ḳurʾân (nşr. Seyyid Ahmed Sakr), Kahire 1373/1954, s. 53.
Belâzürî, Ensâb, I, 104.
Ya‘kūbî, Târîḫ, II, 138, 151, 179.
Taberî, Târîḫ, Kahire 1357/1939, III, 353.
İbn Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-Meṣâḥif (nşr. A. Jeffery), Kahire 1355/1936, s. 13-18, 55.
İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, II, 149.
İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, Kahire 1348, s. 39-40.
Bâkıllânî, İʿcâzü’l-Ḳurʾân (Sakr), s. 147.
Ebû Nuaym, Ḥilye, I, 124-139.
İbn Abdülber, el-İstîʿâb, Kahire 1358/1939, II, 308-316.
Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-ʿAvâṣım mine’l-ḳavâṣım (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb), Kahire 1375, s. 71.
İbnü’l-Cevzî, Ṣıfatü’ṣ-ṣafve, I, 395-396.
İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), III, 384-390.
Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, I, 461-500.
a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 13-16.
a.mlf., Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ (nşr. M. Seyyid Câdelhak), Kahire 1969, I, 33-35.
İbn Kayyim, İʿlâmü’l-muvaḳḳıʿîn (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid), Kahire 1374/1955, I, 17, 20, 63, 81.
İbn Kesîr, el-Bidâye, VII, 162 vd.
İbnü’l-Cezerî, Ġāyetü’n-Nihâye, I, 458 vd.
İbn Hacer, el-İṣâbe, II, 368-370; IV, 235.
a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, VI, 27 vd.
A. Jeffery, Materials for the History of the text of the Qur’ān, Leiden 1937, s. 20-113.
I. Goldziher, Meẕâhibü’t-tefsîri’l-İslâmî (trc. Abdülhalîm Neccâr), Kahire 1955, s. 16 vd., 21 vd., 295.
Hüseyin ez-Zehebî, et-Tefsîr ve’l-müfessirûn, Kahire 1381/1961-62, I, 83-88.
R. Blachère, Introduction au Coran, Paris 1977, s. 63-64.
Şehât Seyyid Zağlûl, ʿAbdullāh b. Mesʿûd eş-şaḫṣiyye ve’s-sîre, Kahire 1406/1986.
A. J. Wensinck, “İbn Mes’ûd”, İA, V/2, s. 771-772.
J.-C. Vadet, “İbn Masʿūd”, EI2 (Fr.), III, 897-899.
Yorumlar
Yorum Gönder