MAKBÛL İBRÂHİM PAŞA
MAKBÛL İBRÂHİM PAŞA
(ö. 942/1536)Osmanlı vezîriâzamı.
Kânûnî Sultan Süleymân Han’ın ikinci
sadrâzamı. 1493 yılında Epir’de Parga yakınlarında bir köyde doğdu. Altı
yaşlarında iken Bosna beylerbeyi İskender Paşa’nın bir akını sırasında ele
geçirildi. İstidat ve kabiliyeti görülerek Kefe sancakbeyi olan şehzâde
Süleymân’a hediye edildi. Onunla beraber büyüdü. İslâm terbiyesi ile
yetiştirildi. Şehzâde Süleymân’ın îtimât ve dostluğunu kazandı. Onun 1520’de
babasının yerine tahta geçmesi üzerine, İstanbul’a geldi. Sarayda mühim
vazîfeler gördü ve gittikçe nüfuz kazandı. 1521’de kapıağası (Bâbüsseâde ağası)
oldu. Belgrad seferine katıldı. Bu esnada İstanbul’da onun için bir konak
yapıldı. Sadrâzam Pîrî Mehmed Paşa, konağın inşâsı ile sefer esnasında bile
alâkadar oldu. 1522’de yapılan Rodos seferine hasodabaşısı ve iç şahinciler
ağası sıfatıyla katılan İbrâhim Ağa’nın, birçok işlerde nüfuz ve te’siri gün
geçtikçe daha bariz şekilde görünmeye başladı. Pâdişâh; bilgisi, görgüsü ve
kültürü ile vezir olacak şekilde yetiştirilmiş olan İbrâhim Ağa’yı sadrâzam
yapmak istiyor, onun üstün vasıflarından bir an önce ve daha te’sirli şekilde
istifâde etmeyi arzu ediyordu. Baba yadigârı sadrâzam Pîrî Mehmed Paşa’ya da bir
şey diyemiyordu. Fakat Pîrî Mehmed Paşa, vaziyeti öteden beri biliyor, İbrâhim
Ağa’nın ehil hâle gelmesi, yerine lâyık olması için elinden geleni
esirgemiyordu. Pâdişâh bir gün Pîrî Mehmed Paşa’ya; “Hizmetinden gayet memnun
olduğum bir hizmetkârımı Enderûn dışında bir işle görevlendirmek isterim, bilmem
ne mansıbla çıkarsam?” dedi. Durumu hemen anlayan Pîrî Mehmed Paşa; “Ona
bendenizin yeri münâsibdir” diyerek sadrâzamlık mührünü Kânûnî Sultan Süleymân
Han’a teslim etti. Pâdişâh da hasodabaşı İbrâhim Ağa’yı Rumeli beylerbeyliği de
uhdesinde olmak üzere sadrâzam yaptı. Pîrî Mehmed Paşa, emekliye ayrıldı.
Sadrâzamlık bekleyen ikinci vezir Hâin Ahmed Paşa, Mısır beylerbeyliğini
isteyerek İstanbul’dan ayrıldı. Mısır’a vardıktan bir müddet sonra da isyân
etti.
Sadrâzamlığının birinci senesi
sonunda, Hâin Ahmed Paşa isyânının bastırılmasını müteakip, ikinci defa Mısır
beylerbeyi olan Güzelce Kâsım Paşa ile defterdârı arasındaki ihtilâfları
hâlletmek ve Mısır halkının isyâna destek vermesinin sebeplerini yerinde görmek
için sadrâzam İbrâhim Paşa donanma ile yola çıktı (1524). Yanında, defterdâr
İskender Çelebi ile tezkireci Celâlzâde Mustafa Çelebi de vardı. Pâdişâh,
adalara kadar teşyî etti. Fırtına sebebiyle deniz yolunu terk ederek Marmaris’de
karaya çıkıp, Halep-Şam yolu ile Kâhire’ye ulaştı. Kâhire’de üç ay kalarak mâlî
ve idâri ıslâhat yaptı. Mısır beylerbeyliğine Süleymân Paşa’yı, defterdârlığa da
Hamravî’yi tâyin etti. Varîdât fazlası sekiz yüz altının her sene İstanbul’a
gönderilmesini kararlaştırdı. Bu sırada İstanbul’da yeniçeriler arasında
karışıklık oldu. İbrâhim Paşa Sarayı’nın hazîne ve eşyası yağmalandı. Bunun
üzerine Pâdişâh, sadrâzamı İstanbul’a çağırdı.
1525 Eylül’ünde İstanbul’a gelen
İbrâhim Paşa, Mısır’daki icrâatı ile Pâdişâh’ı gayet memnun etmişti. Onu,
1526’da açılan Macaristan seferine serdar tâyin etti. Başta Pâdişâh olduğu hâlde
İstanbul’dan hareket eden ordu, Sofya-Belgrad yolu ile ilerledi. İbrâhim Paşa,
Petervaradin kalesini muhasara ile zabtedip, Uylak kalesini teslim aldıktan
sonra, Mohaç ovasına yaklaşırken, sefer maksadının Budin’in fethi olduğu îlân
edildi. 29 Ağustos’da, askeri yerli yerine yerleştirdikten sonra, pâdişâh
huzurunda serhâd beyleriyle yapılan istişare toplantı sırasında düşmanın
görülmesi üzerine, harp nizâmına geçildi. Rumeli kuvvetlerinin başında savaşa
katılan İbrâhim Paşa, emrindeki kuvvetlerle ilk safta düşmanın hücumunu
karşıladı. Macar kuvvetleri karşısında bir hayli hırpalanan Rumeli kuvvetleri,
Hüsrev ve Bâli beylerin düşmanı yandan çevirmesi ve Osmanlı topçusunun müessir
ateşi sayesinde tehlikeden kurtuldu. Bir kaç saat içinde Mohaç meydan muhârebesi
kazanıldı (Bkz. Mohaç Meydan Muhârebesi). Pâdişâh sadrâzamla birlikte Budin’e
girdi. Kurban bayramını burada geçirdikten sonra, Segedin’den Tisa yoluyla
dönüşe geçen İbrâhim Paşa, Tuna yakınlarında Titel kalesini fethettikten sonra,
köprü kurarak karşıya geçip Pâdişâh’la buluştu. Birlikte İstanbul’a döndüler.
Ordu, Mohaç meydan muhârebesi ile meşgulken; Anadolu’da Kalender Şâh adında
biri, İran’dan destek alarak başına topladığı bazı kimselerle isyâna kalkıştı.
Mohaç seferi dönüşünde Kalender Şâh üzerine serdâr tâyin edilen İbrâhim Paşa,
isabetli tedbirler alarak Başsız yaylasında âsileri mağlûb edip dağıttı (1527).
Pâdişâh’ın dördüncü sefer-i hümâyûnu olan, birinci Viyana muhasarasının
yapıldığı seferde orduya yine serasker tâyin edildi. Sefer esnasında Rumeli
kuvvetlerinin başında Sofya’dan îtibâren öncü olan İbrâhim Paşa, Belgrad’da
Osmanlı ordusunu karşılayıp, Mohaç’da bağlılığını arz için gelen Macar kralı
Zapolya’yı karşıladı. Budin’i beş günlük bir muhasaradan sonra Avusturyalılardan
teslim aldı. Viyana muhasarasında bir hayli gayretleri görüldü. Tebdîl-i
kıyâfetle surların etrafını dolaşıyor, hücuma kalkan askeri teşyî ediyordu.
Mühimmat ve zahîrenin azalması ve kış mevsiminin yaklaşması üzerine,
kumandanlarla yaptığı istişare netîcesinde muhasara kaldırıldı (Ekim 1529).
İstanbul’a dönen İbrâhim Paşa, Avusturya kralı Ferdinand’ın elçilerine yüz
vermedi. O devirde hiçbir Avrupa devleti pâdişâha hitâb edemez, en büyük kral ve
imparatorları bile sadrâzamla muhabere ederlerdi. Kral Ferdinand’ın elçileri
İstanbul’da barış müzâkereleri ile uğraşırken, kumandanlarından biri de Budin’i
muhasaraya kalkıştı. Bunun üzerine Alaman sefer-i hümâyûnu gerçekleşti (1532).
Pâdişâh’ın beşinci seferi olan bu savaşta da İbrâhim Paşa’ya serdarlıkla
birlikte, Rumeli beylerbeyliği tekrar verildi. Köseg kalesini muhasara eden
İbrâhim Paşa, bir müddet sıkıştırdıktan sonra kaleyi sulhla teslim aldı.
Muhafızını yerinde bırakarak, Osmanlı Devleti’ne tâbi olan Macar kralı
Zapolya’ya itaati şart kılındı. Düşman kralları yine ortada görünmüyordu.
Habsburg imparatoru ve İspanya kralı Şarlken’i meydanlara çekemeyen Osmanlı
ordusu, akıncıları düşman ülkesine sokup geniş çapta bir yıpratma hareketi
yaptırdıktan sonra, İstanbul’a döndü. İbrâhim Paşa, kral Ferdinand’a gönderdiği
mektupda Şarlken’i bulamayan Pâdişâh’ın İstanbul’a döndüğünü alaylı bir dille
anlattı. Osmanlı Pâdişâhı’nın bu işdeki kararlılığını gören kral Ferdinand,
İstanbul’a elçi göndererek Osmanlı Devleti’nin bütün isteklerini kabul ederek
sulh yaptı. Osmanlı Devleti’ne tâbi bir kral hâline gelen Ferdinand, Kânûnî
Sultan Süleymân Han’ı babası, İbrâhim Paşa’yı da biraderi bilecek, Pâdişâh da
Avusturya topraklarını kendi toprağı, halkını da tebeası kabul etme lütfunda
bulunacaktı (1533). Batıda barış yapılması, İran tarafına rahat sefer
yapılmasını te’min etti. Serasker ünvânıyla İbrâhim Paşa, Ekim 1533’de
İstanbul’dan İran seferi için öncü olarak hareket etti. Kışı Halep’de geçirdi.
Burada, İstanbul’dan gelen Barbaros Hayreddîn Paşa’yı kabul etti. 1534
Nisan’ında Diyarbekir’e doğru yola çıktı. Pâdişâh da Haziran’da İstanbul’dan
hareket etti. İbrâhim Paşa, Doğu Anadolu’daki Osmanlı Devleti’ne tâbi olmayan
yerleri itaate aldı. Van’ı alıp Azerbaycan’a girdi. İran ordusunu mağlûb ederek
Ağustos 1534’de Tebriz’i aldı. Geylân ve Şirvan vâlilerinin itaatlerini kabul
etti. Van ve Tebriz’i tahkim ettirdi.
İran Şahı Tahmasb’ın geldiğini haber
alınca da Pâdişâh’ı haberdâr etti. Eylül sonlarında Tebriz’e gelen Pâdişâh’la
birlikte, 30 Kasım 1534’de savaşsız olarak Bağdâd’a girdiler. İmâm-ı a’zam ve
Abdülkâdir-i Geylânî (r. aleyhim) gibi büyüklerin kabirlerini ziyaret edip,
türbelerini tamir ve tezyin ettirdiler. Kışı Bağdâd’da geçiren Pâdişâh, İran
Şâh’ı Tahmasb’ın Tebriz’i alıp Van’ı kuşatması sebebiyle tekrar Tebriz üzerine
yürüdü. Osmanlı ordusu ile savaşmayı göze alamayan Tahmasb, İran içlerine
çekildi. Tebriz’e tekrar giren Kânûnî Sultan Süleymân Han, şehirde lüzumlu
tahkimatı yaptıktan sonra, İbrâhim Paşa ile birlikte İstanbul’a döndü (1536)
(Bkz. İran Harpleri).
İstanbul’da Fransızlara verilen
imtiyazlarla (kapitülasyonlarla) ilgili andlaşmayı yapan İbrâhim Paşa, sarayda
kaldığı bir gece, bilinmeyen bir sebeple verilen bir emir üzerine boğularak
öldürüldü. Cesedi gizlice kaldırılarak, Galata’da Tersane arkasındaki Canfedâ
zaviyesi mezarlığında defnedildi.
Bir kaç lisan bilen İbrâhim Paşa,
târih, coğrafya ve harp târihi ile ilgili kitaplar okurdu. Osmanlı Devleti
târihi içinde hiç bir sadrâzamın erişemiyeceği bir ihtişama sahipti. Galata’da
eski Yağkapanı Câmii, Mekke, Selanik, Hezargrad ve Kavala’da; câmi, imaret,
mektep, medrese, dârülhadîs, tâbhâne, hamam, çeşme, sebil ve bâzı kasabalarda;
mescid, tekke ve zaviyeler yaptırdı. Yaptığı zengin vakıflarla bunların uzun
süre yaşamasını te’min etti. Ayrıca Muhsîne Hâtûn ismindeki hanımı da, İbrâhim
Paşa adına Kumkapı’daki câmi ile bitişiğindeki zâviyeyi yaptırdı.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hadîkat-ül-vüzerâ; sh.
24
2) Peçevî Târihi; cild-1, sh.
20
3) Tabakât-ül-memâlik (Celâlâde Mustafa
Çelebi, Millet Kütüphânesi, 779); sh. 119
4) Âli Târihi; cild-2, sh.
5
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-8, sh.
48
6) Münşeât-üs-selâtîn; cild-1. sh
508
7) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-2, sh.
545
8) Devlet-i Osmaniye Târihi (Hammer); cild-5,
sh. 36, 160
9) Mufassal Osmanlı Târihi; cild-2, sh.
888
10) Osmanlı
Târihinde Gizli Kalmış Vesikalar (Uzunçarşılı, Belleten, sayı-163,
1977)
11) Târih-i
Solakzâde; sh. 446
12) Kânûnî Sultan
Süleymân’ın vezîriâzamı
13) Makbûl ve
Maktûl İbrâhim Paşa, Pâdişâh Dâmâdı Değildi (Uzunçarşılı, Belleten, sayı-114,
1965)



Yorumlar
Yorum Gönder