MAHMÛD PAŞA (Velî)
MAHMÛD PAŞA (Velî)
(ö. 878/1474)Osmanlı vezîriâzamı.
Fâtih Sultan Mehmed Hanlın
sadrâzamlarından. Doğum târihi bilinmemektedir. Sırp kavmine mensup, asîl bir
ailenin çocuğudur. Küçük yaşta serhâd gâzileri tarafından, Yenidağ’dan
Semendire’ye giderken esir edilip, Edirne’ye getirildikten sonra, ümerâdan
Mehmed Ağa satın alarak okutmuş ve ikinci Murâd Han’a takdim etmiştir. Daha
sonra Fâtih Sultan Mehmed Han’ın hizmetine verildi. Zekâsı, ilmi ve kuvvetli
şahsiyeti, Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından takdir edildiğinden, on beş yıl
sadrâzam olarak devlete ve millete büyük hizmetlerde bulundu. 1474 senesi
sonlarında İstanbul’da vefât etti.
Mehmed Ağa tarafından ikinci Murâd
Han’a takdîm edilen Mahmûd Paşa, Edirne Sarayı’nda uzun süre tahsil görüp, Fâtih
Sultan Mehmed Han’ın cülûsundan sonra yeni pâdişâhın teveccüh ve iltifatına
mazhâr olarak, ocak ağalığı rütbesini aldı. İstanbul muhasarasında, pâdişâh
tarafından Bizans’a elçi gönderildi ve beyhude yere kan dökülmemesi için şehrin
teslimini istedi. Fakat bu istek, Bizanslılarca reddedildi. Mahmûd Paşa da
kuşatma boyunca Anadolu beylerbeyi İshâk Paşa ile birlikte Haliç surları
tarafında vazîfe aldı ve kahramanca çarpıştı.
İstanbul’un fethinden sonra,
Fâtih’in maiyyetinde olarak, bir çok sefere katıldı ve büyük muvaffakiyetler
gösterdi. Nitekim Belgrad muhâsarasındaki şecâatına mükâfat olarak vezirliğe
yükseltildi ve Rumeli beylerbeyliğiyle taltîf edildi. Sırbistan’ı malikâne
olarak Papa’ya vermek isteyen kraliçe Helene’nin, Mahmûd Paşa’nın kardeşi,
Michail Abogoviteh’i bir hileyle bertaraf edip, katolik bir Bosnalıyı işbaşına
getirmesi, Sırp boylarının hoşuna gitmedi. Fâtih Sultan Mehmed’e başvurarak
Sırbistan’ı Osmanlı Devleti’ne teslim edeceklerini bildirdiler. Sultan bu işle
Mahmûd Paşa’yı vazifelendirdi.
Rumeli askeri ve bin kadar
yeniçeriyle Sırbistan’a giden Mahmûd Paşa, Sırpların menfî tavrıyla karşılaştı.
İlk hamlede Resav ve Kuruca kalelerini alıp Semendire’yi muhasara etti. Kuvveti
az olduğundan kaleyi düşüremeyeceğine kanâat getirip geri çekildi. Belgrad’ın
karşısındaki Avala palangasını tamir edip, Ostcoviça ve Durnik kalelerini feth
etti. Güvercinlik kalesini ele geçirip, tahkim etti ve Minnetoğlu Mehmed Bey’i
Macaristan üzerine akıncı göndererek, Mora seferinden sonra Üsküb’e gelen
Sultan’ın yanına döndü.
Mahmûd Paşa, Fâtih’in ikinci Mora
seferinde despot Demetrius’un elindeki Mistra kalesinin fethiyle
vazifelendirildi. Paşa kısa zamanda kaleyi kuşatarak despotu teslim olmaya razı
etti ve Fâtih Sultan Mehmed Han’ın huzuruna getirdi.
Mahmûd Paşa ertesi sene, Fâtih’in
maiyyetinde; Amasra, Sinop ve Trabzon seferine iştirak ederek büyük muvaffakiyet
gösterdi. Bilhassa Trabzon’un teslim alınmasında, imparatorun baş mâbeyncisi ve
aynı zamanda kendisinin de akrabası olan Gorgüs Amiratzes’i kullanarak büyük rol
oynadı.
Fâtih’in Karadeniz kıyısında seferde
olmasından faydalanan Eflâk voyvodası Vlad, hâince tuzak kurup Silistre beyi
Yûnus Bey ile Niğbolu beyi Çakırcıbaşı Hamzâ’yı ve askerlerini vahşîce
katlederek Osmanlı topraklarını yağma edince, 1462’de Eflâk seferine karar
verildi. Düşman uzun süre görünmeyince, Sultan, Evrenos Bey’i Eflâk içlerine
akıncı gönderdi. Aldığı görevi yerine getiren Evrenos Bey’in akından döndüğünü
haber alan voyvada Vlad (Kazıklı Voyvoda), akıncıların yolunu kesmeye karar
verdi. Mahmûd Paşa bunu farkederek sür’atle bölgeye yetişip akıncıları büyük bir
tehlikeden kurtarıp Eflâk kuvvetlerini imha etti.
1462 yılında Midilli’nin fethiyle
görevlendirilen Paşa, 60 kadırga ve 7 nakliye gemisinden ibaret donanma ile
adayı muhasara etti. Mukavemetin imkânsız olduğunu gören şehir kumandanı
müdafaasız teslim oldu.
Osmanlı kalelerine tecâvüz eden
Bosna kralının Ağaçhisarı’nı da yakması üzerine, Bosna’ya sefere karar verildi.
Ordu, Bosna topraklarına girince kaçan kralın yakalanması görevi, Mahmûd Paşa’ya
verildi. Yirmi beş bin kişilik kuvvetle Bosna’nın merkezi olan Yayça’yı kuşatan
Paşa, kralın buradan birgün önce Sokol kasabasına kaçtığını öğrenince, hemen
hareketle burayı kuşattı. Kralın yine kaçtığını öğrenince takibe karar vererek
kuşatmayı kaldırdı. Kralın kaçtığı Kliuteh’e gitmek için dar bir boğazdan geçmek
lâzımdı. Çok sarp ve tehlikeli olan bu boğazdan geçmeyi istemeyen Paşa’nın
maiyyeti, Sokol kasabasının muhasarasında ısrar ettilerse de, paşa, karârını
değiştirmedi ve bütün gece, meş’alelerin ışığında boğazı geçip ovaya ulaştı.
Bu boğazın kolayca geçilemeyeceğine
inanarak kaleden ayrılmayan kral, şehrin sabah akıncı kuvvetleri tarafından
kuşatıldığını görünce, asıl kuvvetleri görmediğinden hemen saldırdı. Mahmûd Paşa
arkadan yetişerek kralın askerini bozdu ve kaleye çekilmeye mecbur etti. Bunu
beklemeyen kral, mukavemetin mânâsız kalacağını, kalelerinin bir bir Türklerin
eline geçtiğini anlayarak teslim oldu.
Mahmûd Paşa bundan sonra, Mora’daki
Rum şehirlerini isyâna teşvik eden Venediklilerin, tecâvüzlerini önlemeye me’mûr
edildi. Mora’ya çıkarak, Germe-Hisata doğru yürüdü ve Venediklileri hezimete
uğratıp kaleyi zaptetti. Bu muzafferiyet üzerine diğer rum şehirleri de teslim
oldu. Mahmûd Paşa, Venedik kuvvetlerince kuşatılan Midilli’ye imdâd etmekle
vazifelendirdiğinden, Mora’ya Ömer Bey’i bırakıp yüz on parçalık filoyla hareket
etti ve adayı kurtardı.
1464’de Yayça’yı muhasara eden
Fâtih, Macarların taarruza geçip Sıwornik’i kuşatmaları üzerine, Mahmûd Paşa’yı
kış ortasında Macar seferiyle görevlendirdi. Gönderdiği habercilerle Swornik’i
mukavemete teşvik eden Paşa, Mihaioğlu Ali Bey ile akıncıları kaleye göndererek
Macarları geri çekilmeye mecbur etti.
Karamanoğlu İbrâhim Bey’in ölümünden
sonra ortaya çıkan problemleri çözmek için düzenlenen seferde, Konya ve
Gevele’ye kadar giden Mahmûd Paşa, Karamanoğlu Pîr Ahmed’in takibiyle
görevlendirildi ise de yakalayamadı. Karaman ilindeki amele ve san’at erbabının
İstanbul’a nakli için yine Mahmûd Paşa’yı görevlendirdi. Fakat rakibleri boş
durmayarak, zenginlerden rüşvet alarak yerlerinde bıraktığını ve sâdece
fakirleri İstanbul’a naklettiğini iddia ettiler. Bu çalışmalar semeresini
göstermekte gecikmedi ve Mahmûd Paşa sadrâzamlıktan azledildi.
Mahmûd Paşa bu azilden sonra hassına
çekilmiş ise de, çok geçmeden Gelibolu sancakbeyliği uhdesinde kalmak üzere
kapdân-ı deryalığa getirildi. Ağrıboz seferinin hazırlıklarını yapmakla
vazifelendirildi.
5 Haziran 1470’de idaresi altındaki
büyük bir donanma ile harekete geçen Mahmûd Paşa, yolu üzerindeki Şira adasını
zaptederek 14 Haziran’da Ağrıboz’u kuşattı. Öte yandan Fâtih Sultan Mehmed Han
da, 70 veya 100.000 kişilik bir kuvvetle karadan Ağrıboz’un karşısına gelmişti.
Adanın karaya en yakın yerinde gemiler toplanıp geceli-gündüzlü çalışarak
karayla adayı birbirine bağladılar. Bu suretle ordu adaya geçirildi.
Bütün ağırlık adaya geçirildikten
sonra Pâdişâh da adaya geçerek surlara yakın bir yerde otağını kurdurdu. Kale üç
yerden kuşatılmasına rağmen deniz yolunun bir tarafı açıkta kalmıştı. Düşmanın
buradan yardım alması mümkündü. Burayı gemilerle sarmak, ancak kalenin önünden
geçmekle mümkündü. Bu ise pek güç ve tehlikeli idi. Onun için İstanbul’un
fethinde olduğu gibi gemilerden bir kısmı karadan yürütülerek kalenin öte
tarafına geçirilmiş ve bu suretle o yol da kapatılmıştı. Bir kaç defa hücum
edilip çok müstahkem olan kaleye girilemeyince, kalenin alınamayacağını
düşünenler, hattâ Pâdişâh’ı geri dönmeye teşvik edenler oldu. Fakat Fâtih Sultan
Mehmed Han ve Mahmûd Paşa’nın kararlı tutumları bunları düşüncelerinden
vazgeçirdi. Bu arada yardıma gelen Venedik donanması karaya asker çıkarmaya
çalıştı. Mahmûd Paşa bölgeye gönderilerek, düşmanın bu teşebbüsü önlendi.
Köprüye saldırdıklarında da ağır kayıplar verdirilerek geriye çekilmeye mecbur
edildi. Yardım ulaşamamasına rağmen kale bir aya yakın cesaretle mukavemet etti.
Bütün surlarda açılan gediklerden sonra, 11 Temmuz Çarşamba günü başlayan hücum,
bütün gece devam etti ve sabahleyin kale düştü. Bunu gören Venedik donanması
bölgeyi terketti.
Bu seferdeki başarılarından dolayı
Mahmûd Paşa tekrar sadârete getirildi.
1472 senesi sonlarında Venedik ve
Papa ile ittifak kuran Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Osmanlı Devleti’ni
ortadan kaldırma hazırlıklarına başladı. Bu arada Uzun Hasan’ın, Macar kralına
gönderdiği elçi yakalanarak, İstanbul’a getirildi. Sorgulama sonunda Uzun
Hasan’ın Osmanlı’ya karşı kendisine yardım için Avrupa’da bir haçlı ittifakı
meydana getirmeye çalıştığını öğrenen Sultan, 1473 kışını harb hazırlıkları ile
geçirip, sefere çıktı.
Öncü kuvvetlerinde Has Murâd
Paşa’yla beraber görevli olan Mahmûd Paşa, Erzincan civarında Fırat nehrinin
genişlediği yerde Akkoyunlu kuvvetleri ile karşılaştı. Çarpışma başlayınca
düşmanın hîle ile geri çekilmesine aldanan tecrübesiz Murâd Paşa’nın, ileri
atılıp şehîd olmasına rağmen, Mahmûd Paşa tedbirli hareketleriyle fazla bir
zâyiât vermeden başarıyla geri çekildi.
11 Ağustos’da Tercan civarındaki üç
ağızlı mevkiine gelen Osmanlı kuvvetleri, burada ordugâh kurmak ve istirahat
etmek mecburiyetinde kaldılar. Çünkü etrafı yüksek dağlarla çevrilmiş olan bu
dar vadinin geçilmesi oldukça güçtü ve artık hayvanların bile yürüyecek hâli
kalmamıştı.
Burada, ordunun henüz tertipten
mahrum olduğu bir sırada, Otlukbeli denilen karşı tepelerde Uzun Hasan’ın
komutanlarından Gavur İshak’ın kuvvetleri görüldü. Otlukbeli sırtlarını tutan
Akkoyunlular, Osmanlı ordusunu bu tehlikeli yerde harbi kabule mecbur
bırakmışlardı. Burası öyle bir yerdi ki, bozulan mutlaka mahvolurdu. Durumu
değerlendiren Sultan, Gavur İshak’ın kuvvetlerini karşılamak üzere Dâvûd ve
Mahmûd paşalara görev verdi. Aldıkları emir üzerine hızla harekete geçen Dâvûd
ve Mahmûd paşalar, düşmanın tepeden aşağı inmesine mâni oldular. Aynı zamanda
kahramanca çarpışarak düzlüğe çıktılar ve şiddetli bir çarpışmadan sonra tepeyi
tutarak düşmanın geri çekilmesini sağladılar. Bu sırada Sultan da, kuvvetleriyle
tepeye tırmandı. Dâvûd ve Mahmûd paşaların düşmanı yeterince oyalayıp ordunun
tepeye çıkmasını sağlamaları, durumu Osmanlı lehine döndürdü (Bkz. Otlukbeli
Savaşı).
Otlukbeli muhârebesinin zaferle
sonuçlanmasında büyük yararlıklar gösteren Mahmûd Paşa aleyhine, rakipleri yeni
tertipler peşine düştüler. Neticede mevcûd târihi kaynaklardan kesin olarak
anlaşılmayan bâzı siyâsî sebeblerle zindana atılmasına ve boğdurulmasına sebeb
oldular. Türbesi Mahmûd Paşa Câmii’nin kıble duvarı önündedir.
Adnî mahlası ile şiirler de yazan
Mahmûd Paşa’nın, devrine göre sâde ve ahenkli bir dili vardır. Tezkereciler
ondan takdir ile bahsederler. Zâhiri, Faryâbî, Hâfız gibi meşhur İran şâirlerine
nazîreler yazmış ve Hâce-i cihân tarafından bir kasîde ile medhedilmiştir.
Halk arasında çok sevilen ve İslâmî
ilimlerde ileri derece sahibi olan Mahmûd Paşa’yı, Fâtih Sultan Mehmed Han çok
sever, medreselere derse gittiği zaman onu da yanında götürürdü. Ali Tûsî ile
beraber Tetimme ve Sahn-ı semân medreselerinin kurucularındandır. İstanbul’un
bilinen ilk kütüphânelerinden biri de onun evindeydi. Devrin ricali, şeyhleri ve
âlimleri ile dost olan Mahmûd Paşa, İstanbul’da faaliyetlerde bulunan sapık
hurûfîlerin te’sirsiz hâle getirilmesini sağlamış, maddî, manevî destek vererek
pek çok ilmî eserin yazılmasına önayak olmuştur.
Farsça şiirleri kadar nesirleriyle
de şöhret kazanmıştır. Fâtih Sultan Mehmed Han’ı metheden bir kasîdeyle başlayan
ve bugün üç nüshası bulunan Dîvân’ı henüz basılmamıştır. Dîvân’ın sonunda Fâtih tarafından, bâzı
hükümdarlara gönderilmiş Farsça altı mektup sureti bulunmaktadır.
İyi bir komutan, değerli bir âlim ve
şâir olan Mahmûd Paşa, bir çok hayır eseri yaptırmış ve vakıflarıyla yüzyıllarca
yaşamasını te’min etmiştir. Mahmûd Paşa’nın Ankara’da yaptırdığı bedesteni ve
hanı, yüzyıllar boyunca san’at ve ticâret merkezi olmuş, 1940’lardan sonra
restore edilerek, Arkeoloji müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. İstanbul ve
Sofya’da Mahmûd Paşa câmileri, İstanbul’da Mahmûd Paşa hamamı, Bursa’da Mahmûd
Paşa hanı ve İstanbul’daki Mahmûd Paşa kervansarayı bunlardan bâzılarıdır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-6, sh.
4223
2) Rehber Ansiklopedisi; cild-11, sh.
162
3) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-2, sh.
530
4) Hadîkat-ül-Vüzerâ; sh.
9
5) Şakâyık-ı nu’mâniyye Tercümesi; sh.
176
6) Menâkıb-ı Mahmûd Paşa-i Velî (Üniversite
Kütüphânesi, TY. No: 2425)
7) Osmanlı Müellifleri; cild-2, sh.
15
8) Türk Klasikleri; cild-2, sh.
218
9) Adnî Dîvânı (Bercis Miskioğlu, Üniversite
Kütüphânesi, tez, 2123)
10) Resimli Türk
Edebiyatı Târihi; cild-1, sh. 447
11) Fâtih Sultan
Mehmed’in Siyâsî ve Askerî Faâliyetleri (S. Tansel, İstanbul-1971).
12) Îzahlı Osmanlı
Târihi Kronolojisi (Danişmend); cild-1
13)
Tezkiret-üs-Şuârâ (Kınalızâde Hasan); cild-2, sh. 612
Yorumlar
Yorum Gönder