MAHMÛD CELÂLEDDÎN PAŞA
MAHMÛD CELÂLEDDÎN PAŞA
Osmanlı Devleti’nin son devirlerinde
yaşamış devlet adamlarından. Tarihçi, şâir ve yazar.
Sultan üçüncü Ahmed Han devri
sadrâzamlarından Çorlulu Ali Paşa’nın torunlarından olup, mâliye nezâreti
muhasebecisi ve vüzerâ kapı kethüdalarından Mehmed Azîz Efendi’nin oğlu olan
Mahmûd Celâleddîn Efendi, 1840’da İstanbul Vefâ’da doğdu. Annesi Fatma Zehra
Hanım’dır. Babasının ve annesinin tek erkek evlâdı olan Mahmûd Celâleddîn, altı
yaşında iken sultan Bâyezîd Rüşdiyesi’ne, 1849’da Dârülmeârif’e girdi. 1852’de
buradan me’zun oldu. Bu arada zamanın hocalarından çeşitli dersler aldı ve
Fransızca öğrendi. Sultan birinci Abdülmecîd Han’ın huzurunda yapılan imtihanda
üstün başarı gösterdi. Mülâzim (stajyer) olarak Meclis-i vâlâ mazbata odasına
girdi. Bu sırada 17 yaşında olan Mahmûd Celâleddîn Efendi, kısa bir müddet
içinde başarı göstererek 1861’de Meclis-i vâlâ başkâtip muavinliğine tâyin
edildi. Yazısı gayet güzel olduğundan, bir sene sonra başkâtipliğe terfî
ettirildi. 1853 yılında dördüncü mecîdî rütbesi nişanıyla taltif olundu. 1864’de
rütbe-i ûlâ, sınıf-ı sânîsi, bir sene sonra da üçüncü mecîdî rütbesi nişanı
verildi. 1866’da rütbe-i ûlâ sınıf-ı ûlâsına yükseltildi. 1867’de mecîdî
rütbesine nail olarak sadrâzam Âlî Paşa’nın maiyyetinde ıslâhat için Girid’e
gitti. Beş ay müddetle sadrâzamın maiyyetinde kâtiblik yaptı.
Dönüşünde yeni kurulan Şûrâ-yı
devlet âzâlığına ve bu âzâlığa ilâve olarak şûra başkâtipliğine tâyin, olundu.
1870’de bâlâ rütbesi ile dâhiliye müsteşarlığına ve aynı sene içinde âmedciliğe
tâyin edildi. Âlî Paşa’nın Eylül 1871’de ölümü üzerine yerine geçen sadrâzam
Mahmûd Nedîm Paşa tarafından azledilip, on sekiz ay müddetle maaşsız ve
vazifeden uzak olarak kaldı. Bu sırada Şefiknâme şerhi olan Havzat-ül-kâmilin adlı eserini yazdı. 1873’de
Adliye nezâreti muhâkemât dâiresi âzâlığına tâyin edilen Mahmûd Celâleddîn
Efendi, 1875’de ikinci defa âmedciliğe getirildi. Sultan Abdülazîz Han’ın hal’i,
sultan beşinci Murâd Han ve sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın tahta geçişleri
sırasında bu vazîfede bulunuyordu. 1878’de iki ay kadar azl edildi. Daha sonra
sultan Abdülazîz Han’ın tahttan indirilmesi ve şehîd edilmesine sebeb olanların
muhakeme edilmesi esnasında, o devirlerde vazife yapmış birisi olarak delillerin
toplanmasında önemli vazifelerde bulundu. 15 Kasım 1881’de en yüksek rütbe olan
vezirlik rütbesine nail oldu. Tanzîmât dâiresi reisliği uhdesinde kalmak üzere,
31 Mayıs 1885’de Umûr-ı nâfiâ komisyonu âzâlığına getirildi. 1887’de Girid’de
zuhur eden karışıklıkları gidermek ve tahkikat yapmak üzere fevkalâde
me’mûriyetle Girid’e gönderildi. Buradaki vazifesini kırk günde tamamlayan
Mahmûd Celâleddîn Paşa, dönüşünde Sisam adasına uğradı ve orada çıkan
kargaşalığı da yatıştırdı. Böylece sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın fevkalâde
takdirini kazandı ve kendisine murassa Osmânî nişanı verildi. Muvâzene-i Umûmîye
komisyonu reisi oldu. Aralık 1887’de Mâliye nâzırı olan Mahmûd Celâleddîn Paşa,
sadrâzam Yûsuf Kâmil Paşa’nın isteği üzerine Ağustos 1888’de bu vazifeden
azledildi. Haziran 1889’da Girid’de zuhur eden asayişsizliği gidermek için
ikinci defa gönderildi. Vazifesini başarıyla tamamlayıp döndükten sonra Şûrâ-yı
devlet tanzîmât dâiresi reisliğine tâyin edildi. Ancak, kısa bir süre sonra bu
vazifeden, kendi isteğiyle, ayrıldı. Bir kaç ay sonra Hüdâvendigâr (Bursa)
vâliliğine, Ağustos 1891’de Ticâret ve nâfiâ nâzırlığına tâyin edildi. Fakat on
bir gün sonra Girid vâli ve kumandanı Cevâd Paşa’nın sadrâzam olması üzerine
Girid vâli vekilliğine gönderildi. Aynı sene içinde murassa mecîdî nişanı ile
liyâkat madalyası verilen Mahmûd Celâleddîn Paşa, Temmuz 1894’de Turhan Paşa’nın
Girid vâli vekilliğine tâyini üzerine İstanbul’a döndü. Bir müddet konağında
oturdu. Kasım 1895’de ikinci defa Ticâret ve nâfiâ nâzırlığına getirildi ve
ölümüne kadar bu vazîfede kaldı. Bu vazifesine ilâve olarak Rumeli vilâyât-ı
ıslâhat komisyonu reisliği, bütçe komisyonu reisliği, Zirâat Bankası genel
müdürlüğü vazifelerini de yürüttü. 1896’da en yüksek nişan olan murassa iftihar
nişanı ile taltîf edildi. Yakalandığı zâtürre hastalığından, kurtulamıyarak 18
Ocak 1899’da geçirdiği bir ameliyat neticesinde vefât etti. Vasiyeti üzerine
Beşiktaş’taki Yahyâ Efendi dergâhı kabristanına defnedildi.
Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın ilk
evliliğinden Paris büyükelçisi olan Sâlih Münir Paşa, İkinci evliliğinden ise,
Şemseddîn Ziya, Atıf (Eski Sivas meb’ûsu), Feridun ve Aziz beylerle Ayşe Vİldan
Hanım dünyâya gelmişlerdir.
Arapça, Farsça ve Fransızca bilen
Mahmûd Celâleddîn Paşa; kalemi kuvvetli, ifâdesi güzel, rik’a yazıda üstâd ve
iyi bir şâirdi. Hukuk ve târihde ihtisası olup, pek çok kânun ve nizâmnâmeyi
bizzat kendisi hazırlamıştır. Zekî, ince ruhlu, güler yüzlü olmakla beraber,
şaka ve nükteden hoşlanmazdı. Kapısı herkese açık olup, fakirlere yardım ederdi.
Zamanının en meşhur münşilerinden idi ve yazdığı mazbatalar Bâb-ı âlî
kalemlerinde örnek kabul edilirdi.
Sultan Abdülazîz Han devrinde mühim
mevkîlerde bulunmuş olan Mahmûd Celâleddîn Paşa, siyâsî görüşleri yönünden
Mustafa Reşîd, Âlî ve Fuâd paşaların etkisinde kalmış, bu yüzden sultan
Abdülazîz Han’ın kendisine gösterdiği teveccüh ve iltifata rağmen, sarayla
münâsebeti resmî olmuştur. Mir’ât-ı Hakikat adlı eserinden anlaşıldığına
göre, saltanat sisteminin devamına tarafdâr olmakla birlikte, devletin
meşrûtiyetle idare edilmesini istemiştir. Vazîfesi sebebiyle sultan İkinci
Abdülhamîd Han ile yakın münâsebeti bulunan Mahmûd Celâleddîn Paşa; mevzuata
uyan başarılı bir devlet adamı, tarihçi, yazar ve şâirdi.
Eserlerinden bâzıları şunlardır:
1839’dan vefâtına kadar olan zaman
içinde meydana gelen hâdiseleri anlatan üç cildlik Mir’ât-i
hakikat adlı târih kitabı, 1703 Edirne vak’asından bahs eden Şefiknâme
şerhi, Girid vekâyiine dâir yazmış olduğu Girid ihtilâl
târihi ve Ravzat-ül-Kâmilîn’dir. Bunlardan başka, basılmış
olarak bâzı şiirleri, resmî nutukları ve bir kısım mektubları vardır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Mir’ât-ı Hakikat; sh.
20
2) Resimli Târih Mecmuası; sh. 2840,
2906

Yorumlar
Yorum Gönder