MAHMÛD CELÂLEDDÎN PAŞA (Dâmâd)
MAHMÛD CELÂLEDDÎN PAŞA (Dâmâd)
(1853-1903)Osmanlı devlet adamı, Sultan Abdülmecid’in kızı Seniha Sultan’ın eşi.
Osmanlıların son zamanlarında
yaşamış, devlet adamı ve Jön Türkler hareketinin ileri gelenlerinden.
Bahriye nâzırı Gürcü Halîl Rifat
Paşa’nın oğlu olan Mahmûd Celâleddîn, 1853’de İstanbul’da doğdu. Babasını küçük
yaşta iken kaybetti. Konya vâlisi Ali Kemâlî Paşa’nın nezâretinde büyüdü. Daha
önce Halîl Rifat Paşa’nın kâhyası olan Ali Kemâlî Paşa, Halîl Rifat Paşa’nın
servetini kendine istikbâl te’min etmek maksadıyla Dâmâd Fethi Paşa’ya vermek
istedi. Bu sebeple vazîfeden uzaklaştırılınca, Mahmûd Celâleddîn Bey’e nezâret
için Hacı Bekir Efendi kâhya tâyin edildi. İlk tahsîline, yeni açılmış bir
mektebde başlayan Mahmûd Celâleddîn Bey, daha sonra mektebden alınarak özel bir
eğitime tâbi tutuldu.
Tahsilini tamamladıktan sonra, Bâb-ı
âlî’ye me’mûr olarak girdi. Fransızca’sının gelişmesi için Paris konsolosluğunda
vazife verildi. Bu suretle Fransızca’sını ilerletti. Bu sırada batı kültürünün,
özellikle Fransız kültürünün te’sirinde kaldı. Sultan Abdülazîz Han’ın
pâdişâhlığı sırasında dâmâdlığa namzet gösterildi. Henüz pâdişâh olmamış olan
sultan İkinci Abdülhamîd’in tasvibiyle, Abdülmecîd Han’ın kızlarından Seniha
Sultan ile evlendi. Böylece saraya dâmâd oldu. Sultan Abdülazîz Han’ın hal’inden
ve sultan beşinci Murâd’ın ruhî rahatsızlığı sebebiyle, tahttan indirilmesinden
sonra pâdişâh olan sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın iltifatına kavuşup en
yakınlarından oldu. 1877’de vezirlik rütbesi verilerek Adliye nâzırlığına
getirildi. Yaptığı çalışmalar sebebiyle Pâdişâh’ın îtimâdını kazandı. Sultan
İkinci Abdülhamîd Han memleket işleriyle ilgili olarak onunla görüşüp,
fikirlerini alırdı. O sırada sultan beşinci Murâd’ı İkinci defa tahta çıkarmak
ve sultan İkinci Abdülhamîd Han’ı tahttan indirmek için kurulmuş Skalyari-Aziz
Bey komitesinin faaliyetlerine katıldığı zannedilerek Adliye nezâretinden azl
edildi. Çünkü Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın kâhyası Hacı Bekir Efendi’nin de bu
komite ile alâkası vardı.
Adliye nâzırlığından azledilmesi,
Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa’ya çok ağır geldi. Yapılan tahkîkat neticesinde,
Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın komiteyle alâkalı olmadığı anlaşılınca kendisine
Evkaf nâzırlığı teklif edildi. Bu teklifi kabul etmeyen Mahmûd Celâleddîn Paşa,
daha sonra tâyin edildiği Şûrâ-yı Devlet Mülkiye dâiresi âzâlığını da kabul
etmedi. Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen ve sultan
Abdülhamîd Han’ın tahttan indirilmesi için çalışan batı hayranı sözde okumuş
aydın kimselerle birlikte hareket etmeye başladı. Oğulları Prens Sebahaddîn ve
Lütfullah beyleri, hayranlık duyduğu Fransız kültürüyle yetiştirmek için
Avrupa’dan husûsî muallimler getirtti. Gün geçtikçe sultan İkinci Abdülhamîd
Han’a karşı kinlenen Mahmûd Celâleddîn Paşa, Seniha Sultan’ın bile haberi
olmadan oğulları Prens Sebahaddîn ve Lütfullah beylerle birlikte, 1899’da
İstanbul’dan kaçarak Marsilya’ya, oradan da Paris’e gitti. Sultan İkinci
Abdülhamîd Han’a karşı düşmanlık besleyen ve Avrupa’ya kaçmış olan Jön Türkler
tarafından alâka ile karşılandı. Sultan Abdülhamîd Han’a yazdığı bir mektubda;
“Tebeanız istibdadınızdan kurtulmak için firar ediyor. Vatan boşalıyor. Bunun
neticesi olarak varidat azalıyor” deme saygısızlığında bulundu.
Sultan Abdülhamîd Han’ın çalışmaları
neticesinde Jön Türklerden bâzıları yurda dönünce, Mahmûd Celâleddîn Paşa’ya
lider nazarıyla bakmaya başladılar.
Avrupa’da kalan Jön Türklerin lideri
olan Ahmed Rızâ Bey, bir müşavir tavrı takındı ve Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın
arzusu hilâfına herhangi bir hareketten sakınır oldu. Mahmûd Celâleddîn Paşa,
Jön Türkler arasında bulunan ihtilâfların kaldırılması için uğraştı ve bâzı
tavsiyelerde bulundu. Gittiği her yerde İngiltere’nin menfaatlerini koruyan
faaliyetlerde bulundu. Osmanlı İttihâd ve Terakkî cemiyeti yayın organı olarak
neşredilen Osmanlı gazetesi’nin durumunu düzeltmek ve
oradaki Jön Türklerle tanışmak üzere oğullarıyla birlikte Cenevre’ye gitti. Osmanlı
gazetesi’nin bütün masraf ve nes’ûliyetlerini üstüne aldı.
Gazetesinde İngiliz politikasını destekleyen yazılar yazdı. Sultan İkinci
Abdülhamîd Han, Mahmûd Celâleddîn Paşa’yı yıkıcı ve bölücü faaliyetlerinden
vazgeçirmeye ve İstanbul’a dönmeye davet etmek üzere Paris sefîri Salih Münir
Bey’i vazifelendirdi. Yapılan davet tekliflerini de kabul etmeyen Mahmûd
Celâleddîn Paşa, bir ara; “Bu kadar sövüldüm sayıldım. Benim bir mevkiim var,
zât-ı şâhâne hiç olmazsa beni on beş gün için intihâb edeceğim (seçeceğim) bir
hey’etle başvekâlete tâyin etsin. On beş gün sonra da azl etsin” diyerek makam,
mevki düşkünü ve maceracı bir kimse olduğunu ortaya koydu.
Mahmûd Celâleddîn Paşa, Osmanlı
gazetesi neşriyatını devam ettirmek ve Jön Türklerden muhtâc olanlara
yardım etmek için fazlaca masrafa girdi. Vaktiyle İstanbul’da tanıştığı ve
Avrupa’ya kaçmasında yardımcı olan Maymon isimli İngiliz, onu da
dolandırdığından oldukça sıkıntıya düştü. Bu durum karşısında borç para bulmak
için teşebbüse geçti. Bâzı sermâyedârlarca bir sendika kuruldu. Bu sendika
Mahmûd Celâleddîn Paşa ve oğullarına ayda faizle 1.000 lira vermeyi kabul etti.
Mahmûd Celâleddîn Paşa, bu sırada
Londra’ya gitmeyi ve Osmanlı gazetesi’ni de İngiltere’ye nakl etmeyi
kararlaştırdı. Oğullarıyla birlikte Londra’ya giden Paşa, 1 Temmuz 1900’de Osmanlı
gazetesi’ni neşr etmeye başladı. Onu İstanbul’a dönüşe ikna etmek
için giden serhâfiye Ahmed Celâleddîn Paşa’nın bütün gayretleri boşa çıktı. Bu
yüzden Paşa ile serhâfiyenin arası iyice açıldı. İstanbul hükümetinin takibi
neticesinde Londra’da da rahat bulamayan Mahmûd Celâleddîn Paşa, Mısır hıdivi
Abbâs Hilmi Paşa’nın daveti üzerine oğullarıyla birlikte Mısır’a gitti. Hıdiv
Abbâs Hilmi Paşa, onun ve oğullarının her türlü barınma ve iaşesini te’min
ettikten sonra, her ay 1.000 lira maaş verdi. Hidiv, onun ve oğullarının
İstanbul’a dönmesini teklif ettiyse de kabul etmedi. Mahmûd Celâleddîn Paşa,
Mısır’da kaldığı müddet içinde Jön Türklerle mevcûd olan münâsebetlerini devam
ettirdiği gibi, Hoca Kadri Efendi’nin idare ettiği, Kânûn-i
esâsî gazetesi’ne yardım etti ve sultan İkinci
Abdülhamîd Han’a karşı doğrudan ve şiddetle mücâdeleye devam etti. Burada
bulunduğu sırada oğulları Prens Sebahaddîn ve Lütfullah beylere neşr ettirdiği
beyannamelerle sultan Abdülhamîd Han’a karşı olanların tek bir çatı altına
girerek Jön Türk kongresinin toplanmasını istedi. Mısır hidivinin de İstanbul’a
dönme teklifini kabul etmeyen Mahmûd Celâleddîn Paşa, oğullarını Avrupa’ya
gönderdi. Kendisi de kısa bir müddet sonra İskenderiyye üzerinden Paris’e gitti.
Paris’in havasına intibak edemediği için Korfu adasına gitti. Orada bulunduğu
sırada hastalandı. Mısır hidivi Abbâs Hilmi Paşa, Mahmûd Celâleddîn Paşa’ya
tekrar bir adam göndererek, İstanbul’a dönmesini teklif ettiyse de, Paşa; “İçeri
girmek istemiyorum. Memleketin bu vaziyeti devam ettikçe dışarıda ölmeği tercih
ederim” dedi.
İstanbul’un diplomatik teşebbüsleri
neticesinde Korfu’dan çıkarılan Mahmûd Celâleddîn Paşa, Roma’ya gitti. On beş
gün kadar sonra oğullarının bir borç akdi yaptıklarını ve Ahrâr-ı Osmaniye
cemiyetinin ilk kongresi için her tarafa davetiyeler gönderdiklerini öğrendi.
Kış münâsebetiyle bir ara Brüksel’e nakledilen Mahmûd Celâleddîn Paşa, orada
iyice hastalandı. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, eniştesini ömrünün sonunda
İstanbul’a getirtmek için teşebbüse geçti. Mahmûd Celâleddîn Paşa, Paris sefiri
Sâlih Münir Paşa’nın konuyla ilgili teklifini bir ara kabul ettiyse de,
oğullarının baskısı üzerine vazgeçti. Hastalığı gün geçtikçe ilerleyen Paşa,
ikbâl, makam hırsı uğruna uzaklaşmış olduğu memleketinin dışında, Brüksel’de 17
Aralık 1903’de 48 yaşındayken öldü. Ölümü, Jön Türkler arasında büyük üzüntüye
sebeb oldu. Cenazesi Fransa’da Pere
İNGİLİZ DOSTU!..
Jön Türk hareketine İngiliz yanlısı
bir politika tâkib ettirmek isteyen Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın bir dostuna
yazdığı mektubun aşağıdaki kısmı bu durumu çok güzel ifade etmektedir:
“... Arzu ettiğim şeyi elde
ettiğinize dâir telgrafınız elime geçti ve bu vesile ile size hatırıma gelen ve
sizi alâkalandırabilecek bâzı fikirleri sunma cesaretini kendimde buluyorum.
Şunu söylememin tam yeri ki, içinde bulunduğum durumda doğuda İngiliz
politikasının propagandasına kendimi adamak gayet yerinde gözükmektedir.
(İngiliz Doğu Politikasından) Türk İmparatorluğu’nun kurtuluşu açısından
avantajlı yanlar ve âcil çıkarları ortaya koymak ve Sultan’ın sempatisini
İngiliz milletinin üzerine çekip, onu karar verme merhalelerinde İngiliz
başkentine, Fransız, Alman veya başka başkentlere öncelik tanımaya zorlamak bu
alandaki amacımdır. Bu da bizim karşılıklı çıkarlarımızı te’mînât altına
alacaktır. Fakat bu sonuç ancak Avrupa ve İngiltere’de uzun süre ikâmetime
bağlıdır...”
(Affaires etrangeres-Nouvelle Serie
Turquie; Vol. IV (1902-1904), 61-62 ve 75)
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) İnkılâp Târihimiz ve Jön Türkler, sh. 63,
268
2) Prens Sebahaddin, Hayâtı ve İlmî
Müdâfaaları (N.N. Ege. İstanbul-1977); sh. 19
3) The Young Turks (Ramsaur); sh. 81,
89
4) Jön Türklerin Siyâsî
Fikirleri
5) Osmanlı İttihâd ve Terakkî Cemiyeti ve Jön
Türklük; sh. 342


Yorumlar
Yorum Gönder