REŞÎD PAŞA
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
REŞÎD PAŞA
(1800-1858)
Osmanlı sadrazamı, Tanzimat döneminin önde gelen devlet adamlarından.Mustafa Reşid PaşaOsmanlı sadrâzamlarından. Tanzîmât
hareketinin mîmârı olarak bilinir. Koca Reşîd Paşa diye meşhur olmuştur. 13 Mart
1800’de İstanbul’da doğdu. Babası, ikinci Bâyezîd evkafı rûznâmecisi Mustafa
Efendi’dir. İlk okuma yazmayı babasından öğrendi. Daha sonra medrese tahsiline
devam etti. Fakat babasının 1810 yılında vefât etmesi üzerine tahsilini
tamamlayamadığı gibi, devrin ilim dili olan Arapça ve Farsça’yı da tam olarak
öğrenemedi. Eniştesi Ispartalı Seyyid Ali Paşa’nın himayesinde büyüdü ve bir
müddet sonra onun mühürdârlığına tâyin edilerek, ilk me’mûriyetine başladı. 1821
Ekim’inde, Rum isyânını bastırmak için, Mora seraskerliğine tâyin edilen
eniştesîyle birlikte, sefere iştirak etti. Seyyid Ali Paşa’nın Mora
seraskerliğinden azledilmesini müteakip, İstanbul’a geldi. Bu sırada Mısır’ın
dîvân efendisi İbrâhim Efendi’nin kızı Emine Şerîfe Hanım’la evlendi ve
kayınpederinin konağına yerleşti. Bu evliliğinden ilk oğlu Mehmed Cemil doğdu.
Bir-iki yıl geçtikten sonra eniştesi ölünce, Emine Şerife Hanım’ı boşayarak,
zenginliğine kapıldığı eniştesinin câriyelerinden olan Âdile Hanım’la evlenerek,
onun Kabataş’daki konağına yerleşti. İkinci evliliğinden de Ali Gâlib, Ahmed
Celâl, Mazhar ve Salih adında dört oğlu dünyâya geldi. İşsiz bir hâlde olan
Mustafa Reşîd, Bâb-ı âlî kalemlerinden birinde vazife almak istedi ve Bâb-ı âlî
mektûbî kalemine me’mûr olarak girdi. 1827’de Osmanlı-Rus harbi esnasında,
sefere me’mur edilen sadrâzam Selîm Mehmed Paşa, onu ordu kâtipliğine getirerek,
beraberinde götürdü. Sefer dönüşü Pertev Efendi’nin tavsiyesiyle, sultan İkinci
Mahmûd Han’ın iltifatına mazhâr olup, Fransızca öğrenmesi tavsiye olundu. Maaşı
1500 kuruşa çıkarıldığı gibi, âmedî odası hulefâlığına tâyin edildi. 1829’da
Girid adası ianesine teşvik me’mûriyetiyle Mısır vâlisi Kavalalı Mehmed Ali
Paşa’ya gönderilen Pertev Paşa ile birlikte Mısır’a gitti. Mısır dönüşünü
müteakip, 1831’de âmedî vekili, 1832’de asaleten âmedî tâyin olundu ve yabancı
sefirlerle irtibatını artırdı. 1832’de Mısır vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın
isyânı sonunda, Mısır kuvvetlerinin Kütahya’ya kadar ilerlemesi üzerine,
mes’ele’yi görüşme yoluyla halletmekle vazifelendirildi. Pâdişâh’ın; Mısır,
Girid ve Cidde eyâletlerine ilâveten, Kudüs ve Nablus sancaklarının da Kavalalı
Mehmed Ali Paşa’ya verilmesiyle ilgili bir fermanını alarak Tophane müşîri Halîl
Rifat Paşa’yla birlikte Mısır’a gitti. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’yla yapılan
görüşmelerden netice alınamayınca, Bâb-ı âlînin talimatı gereğince, Halîl Rifat
Paşa Mısır’da kaldı. Mustafa Reşîd Bey ise, İstanbul’a döndü. İstanbul’a
dönüşünden bir kaç gün sonra Mart 1833’de Kütahya’ya kadar ilerlemiş olan
İbrâhim Paşa’yla görüşmek üzere gönderildi. Bu yolculukta, Reşîd Bey’in memleket
mes’elelerini ve memleketin geleceğini danıştığı Fransız maslahatgüzarı da
vardı. İbrâhim Paşa ile yaptığı görüşmeler sonucu andlaşma sağlandı.
Andlaşma neticesinde, Reşîd Bey’in,
Şam ve Haleb eyâletlerinden başka Fransız maslahatgüzarının te’sirinde kalarak,
Adana muhassıllığını da İbrâhim Paşa’ya vermesi sultan İkinci Mahmûd Han’ın
hiddetine sebeb oldu. Fakat bâzı dostlarının teşebbüsleri neticesinde affedildi.
Bu sırada
Osmanlı Devleti ile Avrupa devletlerinin münâsebetlerini tanzim, devlet hakkında
Avrupa’da meydana getirilen menfi hükümleri müsbet yöne çevirmek ve Mısır
mes’elesini hâlletmek için dâimi sefaretler (elçilikler) ihdas edildi. Mustafa
Reşîd Bey de 1834 senesi Temmuz’undan fevkalâde orta elçilikle Paris’e
gönderildi. Paris’de bulunduğu sırada Fransızca öğrendi. 1830 yılında Fransızlar
tarafından işgal edilmiş olan Cezâyir-i Garb Eyâleti’nin Osmanlı Devleti’ne
iadesi mes’elesinde başarı elde edemedi. Reşîd Bey, iyi bir tahsil görmediği,
İslâm bilgilerinden ve millî meziyetlerden mahrum olduğu için kısa zamanda
Avrupai fikirlerin te’sirinde kaldı. 1835 Mart’ı sonlarında elçilik tercümanı
Ruheddîn Efendi’yi Paris’te maslahatgüzar bırakarak, İstanbul’a döndü.
İstanbul’a
gelişinden üç ay kadar sonra, büyükelçilikte tekrar Paris’e gönderilen Mustafa
Reşîd Bey, Eylül 1836’da Londra büyükelçiliğine nakledildi ve hâriciye
müsteşarlığı payesi verildi. Londra’da sefirliği sırasında İskoç mason
teşkilâtının kurnaz üyesi Lord Statford Redklif Rading ile dostluk kurup, mason
locasına girdi.
Mustafa Reşîd Bey, hâriciye nâzırı
Ahmed Hulûsî Paşa’nın 1837’de vefâtı üzerine, batılıların baskısı ile müşir
rütbesi verilerek hâriciye nâzırlığına tâyin edildi. Hâriciye nâzırlığı
sırasında, sultan İkinci Mahmûd Han’a, Avrupa’da gördüklerini ve İskoç mason
locası ileri gelenlerinden İngiliz sefiri Lord Rading’in kendisine dikte
ettirdiklerini anlatarak, devlet idaresinde Avrupai tarzda ıslâhatlar yapılması
gerektiği telkinlerinde bulundu. Batılıların, Osmanlı Devleti’ne, bilhassa
müslüman ve hıristiyan tebea arasında eşitlik gözetilmediği için düşman
olduğunu, müslim ve gayr-i müslim ayrılığının kaldırılması gerektiğini, bu
hususlarla ilgili yapacağı ıslâhatı, bir hatt-ı hümâyûnla ilân etmesini teklif
etti. Hazırladığı lâyihada bu ıslâhatın esaslarını Pâdişâh’a arzetti. Ancak
Reşîd Bey’in anlattıklarının İngiliz isteklerinin aynısı olduğunu bilen ikinci
Mahmûd Han, bunu reddetti.
Mustafa Reşîd Paşa, hâriciye
nâzırlığını bilfiil idare ettiği bu dönemde, İngilizlerle, Osmanlı Devletini
iktisadî bakımdan çökertecek Baltalimanı andlaşmasını imzaladı (1838). Aslında
İngiltere son on yıldır, böyle bir andlaşmayı yapabilmek için uğraşıyordu. Çünkü
on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru sanayi inkılâbıyla Avrupa’da daha fazla
hammaddeye ihtiyâç duyulmaya başlanmıştı. Bu sebeple Osmanlı Devleti, 1826’dan
itibaren hammaddenin dışarıya çıkmasına mâni olarak, esnafımızın işsiz kalmasını
önlemek istedi. Böylece bir nevi himaye sistemi olan yed-i
vâhid usûlünü uygulamaya koydu. Bu uygulama, İngiliz elçisi başta
olmak üzere İstanbul’daki yabancı elçilerin şikâyetlerine sebeb olmuştu. Bu
andlaşmanın imzalanmasıyla, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında ihtilâf
konusu teşkil eden hususlar, İngiltere’nin lehine çözülmüş oldu. Andlaşma
yürürlüğe girdikten sonra; ötedenberi Osmanlı Devleti’nde uygulanmakta olan
tekeller kaldırılıp, Osmanlı hazînesi, önemli bir gelir kaynağından mahrum
edildiği gibi, iç ticâret Osmanlı vatandaşlarına münhasır olmaktan çıkarılarak
istisnasız bir şekilde İngiliz tüccarlarına verildi. Ayrıca andlaşmaya, andlaşma
şartlarını isteyen bütün devletlere de istisnasız uygulanacağı hükmü eklendi.
Avusturya başbakanının; “İşte Osmanlı şimdi bitti” diye ifâde ettiği Baltalimanı
andlaşması, esnaf ve tüccarlarımızı uşaklığa; devletimizi de borç bataklığına
sürükledi (Bkz. Baltalimanı Andlaşmaları).
Mustafa
Reşîd Paşa, 1838 Ağustos’unda hâriciye nâzırlığı uhdesinde kalmak üzere Londra
büyükelçiliğine tâyin olunarak, İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bu görevde iken,
İngiltere’nin İstanbul elçisi bulunan Lord Ponsoby tarafından, Mısır vâlisi
Kavalalı Mehmed Ali Paşa aleyhine Osmanlı-İngiliz ittifakı yapılması için
çalışmaya teşvik edildi. Aslında Reşîd Paşa gerek dış politika ve gerekse iç
politikada Osmanlının selâmetini, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’nin
işlerine müşterek olarak müdâhale etmesinde görüyordu. Ayrıca o, kendinin ve
reformlarının, Osmanlı Devleti’ndeki başarısının Mehmed Ali Paşa’nın
başarısızlığı nisbetinde olacağını biliyordu. Zîrâ Mehmed Alî Paşa, Mısır’da
başarılı reformlar yapmış, batıya yanaşmadan da güçlü bir idarenin
kurulabileceğini göstermişti. Reşîd Paşa ise, imparatorluktaki batılılaşmanın
sembolü durumundaydı. Mehmed Ali Paşa mağlûb edilmediği takdirde, Suriye’ye de
hâkim olacak, devlet içindeki te’sir ve nüfuzu artacaktı. Bu durumun ise kendi
siyâsî hayâtının sonunu getireceğini düşünen Reşîd Paşa, büyük tâvizler verme
pahasına da olsa Mısır mes’elesine Avrupa devletlerinin müdâhalesini sağlamak
istedi. Ancak Reşîd Paşa’nın kendi siyâsî çıkarları için devlet aleyhine
İngilizlere tâvizler vermesi, sultan Mahmûd Han’ın onu İstanbul’a çağırtmasına
ve îdâmına irâde çıkarmasına sebeb oldu. Fakat İstanbul’daki dostları
vasıtasıyla, Paris’e geldiğinde îdâmı haberini öğrenip gelmekten vazgeçen Reşîd
Paşa, sultan İkinci Mahmûd Han’ın vefâtı üzerine tahta çıkan yeni pâdişâh
Abdülmecîd Han’ın cülûsunu tebrik etmek üzere Ağustos 1839 başında İstanbul’a
geldi. Osmanlı Devleti o sırada en buhranlı dönemlerinden birini yaşıyordu.
İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları neticesinde muhtariyet isteğiyle tekrar
baş kaldıran Mısır vâlisinin ordusu, Osmanlı ordusunu Nizip’de mağlûb etmiş,
yeni sadrâzam Hüsrev Paşa’ya karşı olan kaptân-ı derya Ahmed Fevzi Paşa,
donanmayı İskenderiye’ye götürüp, Mısır vâlisine teslim etmişti. Böylece Osmanlı
Devleti’nin kara ordusu Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğrarken, donanması
da yok olmuştu.
Şüphesiz
Osmanlı Devleti’nin içerisine düştüğü bu zor duruma sevinenlerin başında Reşîd
Paşa geliyordu. Çünkü o, bu sayede hem İngilizlerin Osmanlı ülkesinde uygulatmak
istedikleri reform ve ıslâhatları onların yardımına te’min gibi bir bahaneyle
yürürlüğe koyabilecek, hem de alacağı yardım ile düşmanı olan Mehmed Ali Paşa’ya
galip gelecekti. Nitekim Reşîd Paşa İngiltere’de esaslarını tesbit ettiği
reformları Avrupalıların ve bilhassa İngilizlerin yardımını sağlamak gibi bir
bahaneyle 16 yaşındaki genç pâdişâh sultan Abdülmecîd’e kabul ettirerek Gülhâne
hatt-ı hümâyûnu adı ile meşhur olan Tanzîmât fermanını yayınlattı (Bkz.
Tanzîmât).
Gülhâne meydanında Reşîd Paşa’nın
îlân ettiği bu ferman, din kardeşliği yerine başka kardeşliklerin teşekkülüne
yol açtı. İslâm’ın güzel ahlâkı yerine, batının kötü âdetlerini getirdi.
İstanbul’da ve sonra Selânik’de İngiliz, Fransız mason locaları açıldı.
Buralarda aldatılanların tatlı, yaldızlı sözleri ve bol vâdleri ile milletin
aklı ve idrâki uyuşturuldu. Böylece Osmanlılara batının ilk zehirli hançeri
saplandı. Koca Osmanlı Devleti’nin içerden yıkılması, parçalanması plânlarının
birinci ve en te’sirli adımı atıldı. Genç pâdişâh sultan Abdülmecîd Han da bu
mason oyununun iç yüzünü anlayamadı.
Bundan sonra mason oyununun ikinci
perdesi açıldı. 15 Temmuz 1840’da İngiltere, Rusya, Avusturya ve Purusya
arasında Londra andlaşması imza edildi. Buna göre Mehmed Ali Paşa; Girid, Adana,
Suriye, Hicaz ve Lübnan bölgesini derhâl boşaltacak, ordusunu ve donanmasını
dağıtacak ve yalnız Mısır vâliliği ile iktifa edecekti. Şayet on gün içerisinde
bu şartları kabul etmezse, adı geçen devletler müdâhalede bulunacaktı. Reşîd
Paşa, Londra andlaşmasının ültimatomlarını tebliğ etmek üzere müsteşarı Sâdık
Bey’i, Kâhire’ye yolladı. Mehmed Ali Paşa ise, Sâdık Bey’e; Pâdişâh’ın herhangi
bir fermanına karşı boynunun kıldan ince olduğunu söyliyerek, yabancı
devletlerin bu gibi tehdidlerinin Osmanlı Devleti’nin işlerine müdâhale
olacağını, kendisinin bizzat Pâdişâh’la görüşmeye hazır olduğunu belirtip
ültimatomları reddetti. Zâten Sâdık Bey’e, Mehmed Ali Paşa ile ültimatomları
kabul etmeyecek bir şekilde konuşmasını telkin eden Reşîd Paşa, Mehmed Ali
Paşa’nın andlaşma tekliflerini dikkate bile almadan dört devletten Londra
andlaşmasının hükümlerine uymalarını istedi. Nitekim harekete geçen müttefik
kuvvetler, 13 Kasım’da Haleb’e ve 29 Aralık’da Şam’a girdiler. Mısır kuvvetleri
bozularak geri çekildi. Bu andan îtibâren târihî İngiliz siyâseti bir defa daha
tekerrür etti. Londra andlaşmasına göre, Mısır ve Suriye’nin de Osmanlılara
bırakılması îcâb ederken, bu bölgede güçsüz ve merkezden uzak bir yönetimin
bulunması İngiliz menfaatine daha uygun görüldü ve bu eyâletler Mehmed Ali
Paşa’ya verildi. Ciddî bir ordu ve donanmadan mahrum bulunan Osmanlı Devleti, bu
emr-i vâkîyi kabul etmek zorunda kaldı. Mustafa Reşîd Paşa, 24 Mayıs 1841’de
Mısır’ın statüsüyle ilgili fermanı sultan Abdülmecîd’e yayınlattı.
Bu arada
Mustafa Reşîd Paşa ile Mehmed Ali Paşa arasında yeni ihtilâfların ortaya çıkması
üzerine tekrar yabancı devletlerin müdâhalesine meydan vermek istemeyen Pâdişâh,
Reşîd Paşa’yı hâriciye nâzırlığından azletti ve Temmuz 1841’de Paris elçiliğine
gönderdi.
Paris’te
bulunduğu sırada sağlık durumunun iyi olmadığından şikâyet eden Mustafa Reşîd
Paşa, İstanbul’a dönmek istediyse de, evvelâ bu isteği kabul edilmedi. Fakat
ısrârı üzerine İstanbul’a dönmesine müsâade edildi. Viyana yoluyla dönerken
Avusturya başbakanı prens Metternich’le görüştü. Paris’ten İstanbul’a döndüğü
sırada, Edirne vâliliğine tâyin edildiyse de gitmedi. İki yıl kadar
me’mûriyetten uzak kalıp, bir hayli borçlandıktan sonra, araya aracılar koyması
ile 1843 yılı sonlarında tekrar Paris elçiliğine gönderildi. 1844 senesi
sonlarında ikinci defa hâriciye nâzırlığına getirildi.
Bir
müddet bu görevde kalan Reşîd Paşa, mason localarının yoğun baskı ve faaliyeti
sonucu 28 Eylül 1846’da Rauf Paşa’nın yerine sadrâzamlığa getirildi. Mustafa
Reşîd Paşa, iş başına gelir gelmez İskoç mason teşkîlâtı üyesi Lord Rading ile
el ele verip büyük vilâyetlerde mason locaları açtırmaya devam etti. Böylece,
Osmanlı Devleti’nin parçalanması, yıkılması için açılan casusluk ve hıyanet
ocakları çalışmaya başladı. Mason localarının Osmanlı Devleti’ne zararı, celâlî
eşkıyasının zararını geçti.
Gençler; din câhili, İslâm düşmanı
olarak yetiştirilmeye başlandı. Londra’dan alınan plânlarla idarî, ziraî, askerî
değişiklikler yapıldı. Bunlara ilericilik, garblılaşma diyerek göz boyadılar.
Öte yandan da İslâm ahlâkını, ecdâd sevgisini, millî birliği parçalamaya
başladılar. Yetiştirdikleri masonları iş başına getirdiler. Bu senelerde
Avrupa’da fizik, kimya üzerinde dev adımlar atılıyor, yeni buluşlar, ilerlemeler
oluyor, büyük fabrikalar, teknik üniversiteler kuruluyordu. Osmanlılarda ise,
bunların hiç biri yapılmadı. Hattâ Mustafa Reşîd Paşa, Fâtih devrinden beri
medreselerde okutulmakta olan fen, matematik derslerini, büsbütün kaldırdı. “Din
adamlarına fen bilgisi lâzım değildir” diyerek, kültürlü, bilgili âlimlerin
yetişmesine mâni oldu. Mustafa Reşîd Paşa bir yıl yedi ay devam eden bu
vazîfeden, dîne olan bağlılığının zayıf ve aşırı alafranga tarafdârı olmasından
dolayı, 27 Nisan 1848’de sultan Abdülmecîd Han tarafından azledildi. Fakat üç
buçuk ay sonra tekrar sadrâzamlığa getirildi. Üç buçuk yıl süren bu sadâreti
sırasında Fransız akademisi örnek alınarak kurulan Encümen-i Dâniş açıldı. Bu
sadâretten de 26 Ocak 1852’de azledilerek Meclis-i vâlâ reisliğine getirildi.
Mustafa Reşîd Paşa, sadâretten uzaklaştırılmasının üzerinden kırk gün geçtikten
sonra üçüncü defa sadrâzamlığa getirildi. Beş ay kadar süren bu sadâretten de
Dâmâd Fethi Paşa ile aralarında meydana gelen ihtilâf üzerine azledildi. Yerine
Alî Paşa getirildi. Bundan sonra Mustafa Reşîd Paşa ile onun yetiştirmesi olan
Alî Paşa’nın arası açıldığı gibi, yüksek devlet me’murları da Reşîd Paşa ve Âlî
Paşa tarafdârı diye iki ye ayrıldı.
Reşîd
Paşa ile Alî Paşa şahsî hırslar yüzünden birbirleriyle çekişip dururken,
İngiltere boş durmayarak, Osmanlı Devleti’nde iktidar mevkiindeki batı hayranı
bu devlet adamlarından istifâdeyle, Hindistan’daki büyük İslâm devleti
Gürgâniye’yi parçalamak ve Asya’daki müslümanları başsız bırakmak istiyordu. Bu
arada kendisine engel olacağından çekindiği Osmanlı Devleti’ni başka
mes’elelerle meşgul etmek için sıcak denizlere inme hayaliyle yanıp tutuşan
Rusya’yı, devamlı tahrik ederek bir Osmanlı-Rus harbi çıkarmaya çalışıyordu.
Sadrâzam Mustafa Reşîd Paşa’yı kandıran İngilizler, onun Rusya’ya karşı düşmanca
tavır takınmasını sağladılar. Netîcede İngiltere’nin tahrikleri sonucu Rusya,
Eflâk ve Boğdan’ı işgal edince, 4 Ekim 1853’de Rusya’ya harb îlân edildi. 23
Ekim 1853’de Kırım savaşı olarak bilinen harb fiilen başlamış oldu.
Yaklaşık
üç yıl devam eden ve 30 Mart 1856’da Paris andlaşması ile sona eren Kırım
savaşı, Osmanlı Devleti’nin toprak kaybına sebeb olmamasına rağmen, siyâsî
olarak aleyhine oldu. Devlet iktisâden çöktü (Bkz. Kırım Seferleri). Osmanlı
Devleti’ni Rusya ile
meşgul eden İngiltere, az bir kuvvetle Osmanlı Devleti yanında savaşa girip asıl
maksadını gizledi ve büyük devletlerin dikkatini o yöne çekerek Hindistan’daki
Gürgâniye İslâm Devleti’ni yıktı. Topraklarını işgal ederek, Hindistan
hazînelerine sâhib oldu ve ticâretini geliştirdi. Ayrıca Osmanlı’yı kullanarak
Rusların sıcak denizlere inmesini de önledi.
Öte
yandan savaş esnasında maddî bakımdan büyük bir sıkıntı içerisine düşen Osmanlı
Devleti, Yine Mustafa Reşîd Paşa’nın dördüncü sadâreti zamanında ilk defa dış
borçlanmaya girdi. Bundan sonra dış borçlanmanın sonu gelmeyecek ve 20 yıl
geçmeden Türk mâliyesi iflâsın eşiğine adım atacaktır.
Mustafa Reşîd Paşa, Meclis-i vâlâ
reisi Yûsuf Kâmil Paşa ile arasının açılması sonucu 4 Mayıs 1855’de
sadrâzamlıktan azledilerek yerine, tekrar Alî Paşa getirildi. Sadâretten
ayrıldıktan sonra bir müddet yalısında oturdu. Halefi ve yetiştirmesi olan
sadrâzam Alî Paşa’nın yaptığı her icrâatı şiddetle tenkîd etmeye başladı.
Araları iyice açıldı. Kendi hazırladığı Tanzîmât fermânıyla, müslim ve gayr-i
müslimlerin eşit haklara sâhib olmasını sağladığı hâlde, sâdece iktidar hırsı
sebebiyle Alî Paşa’nın hazırladığı hıristiyanlara daha fazla imtiyazlar tanıyan
Islâhat fermanına şiddetle karşı çıktı.
Sultan
Abdülmecîd Han, kaht-ı rical (adam kıtlığı) yüzünden, İngiliz elçisinin de
tavassut ve teşvîkiyle 1 Kasım 1856’da Mustafa Reşîd Paşa’yı beşinci defa
sadrâzamlığa getirdi. Alî Paşa’nın sadâretten ayrılmasını hazmedemeyen Fransa
hükümeti, Boğdan seçimlerine fesad karıştırıldığını iddia ederek, iptalini
istedi. Rusya, Prusya ve Sardunya’nın da desteğini alan Fransa, bu iddiayı kabul
etmeyen Osmanlı Devleti’yle siyâsî münâsebetlerini kesmeye kalkıştı. Fransa ve
İngiltere hâriciyelerinin birbirleriyle temas ederek seçimin feshini
kararlaştırmaları üzerine, sultan Abdülmecîd Han sadrâzamı azlederek işin önünü
almak istedi. Dokuz aydan biraz fazla sürmüş olan beşinci sadâretten 6 Ağustos
1857’de azledilen Mustafa Reşîd Paşa, Meclis-i tanzîmât reisliğine naklolunduysa
da bir ay içinde oradan da alındı ve bir müddet vazîfeden uzak kaldı. 22 Ekim
1857’de altıncı ve son defa sadârete getirildi. Mustafa Reşîd Paşa çok sevdiği
iktidar makamına altıncı ve son defa gelişinden yaklaşık iki ay kadar sonra
hastalandı. Bir müddet Bâb-ı âlî’ye gidemedi. 7 Ocak 1858 Perşembe günü hamamda
iken kalb sektesinden öldü. Bâyezîd’de okçular caddesindeki türbeye defnedildi.
Hepsi sultan Abdülmecîd Hân
zamanında, altı sadâret müddetinin toplamı altı sene sekiz ay on dokuz gün olan
Mustafa Reşîd Paşa, Tanzîmât fermanı olarak da bilinen Gülhâne hatt-ı
hümâyûnu’nu hazırlayıp îlân ettirmekle; Osmanlı Devleti’nin temeline
dinamit koymaktan, kaht-ı rical (adam kıtlığı) devrinin açılmasına ve Osmanlı-
Devleti’nin boynuna “Hasta adam” yaftasının takılmasına sebeb olmaktan hiç
çekinmemiştir.
Netîce itibariyle, Reşîd Paşa, iyi
bir eğitim görmemiş, millî ve manevî değerlerden yoksun olarak yetişmiştir.
Osmanlı Devleti’nin idarecilerinin en önemli özelliklerinden biri, önce devlete
sadâkat vasfıdır. Reşîd Paşa bu vasıfdan yoksundu. Masonlukda yüksek derece
sahibi olması, bu mahrumiyetine eklenince, devlet için zararı telâfi
edilemiyecek sonuçlar meydana getirdi. Nitekim Reşîd Paşa’dan sonra, onun
yetiştirmeleri ve ardından da İttihâd ve Terakkî mensupları, devletin kısa
zamanda yıkılmasını sağlamışlardır. Bugünkü sosyal hastalıkların çoğunda, onun
açtığı yıkım hareketinin payı büyüktür.
Batılıların Reşîd Paşa hakkında
düşünceleri şu şekilde idi: Fransız elçisi Pontois, Paşa’yı; “Reşîd Paşa’da
kendini gösterme ve yükselme merakı aşırıdır. Bu yönü biraz övülür ve
pohpohlanırsa, büyük tâviz elde etmek için küçük şeyler üzerine tâvizler
verilirse, ondan her şey elde edilebilir” diye tarif etmektedir. Goizot ise;
“Mustafa Reşîd Paşa’da ülkesinde yapmak istediği işlerin başarısı için, çok
lüzumlu olan vasıflardan biri eksiktir. Türkiye’de güçlü bir ıslahatçı olmak
için Türklük vasfı lâzımdır. Onda ise bu vasıf çok az idi. Gençliğinden
itibaren, Türkiye’nin Avrupa ile münâsebetleri konusuyla ilgilenmiştir. O daha
çok Avrupalı bir diplomata benziyordu” diye vasıflandırıyordu.
Mustafa Reşid Paşa’nın Beyazıt Külliyesi içindeki türbesi
Osmanlı sadrâzamlarından. Tanzîmât
hareketinin mîmârı olarak bilinir. Koca Reşîd Paşa diye meşhur olmuştur. 13 Mart
1800’de İstanbul’da doğdu. Babası, ikinci Bâyezîd evkafı rûznâmecisi Mustafa
Efendi’dir. İlk okuma yazmayı babasından öğrendi. Daha sonra medrese tahsiline
devam etti. Fakat babasının 1810 yılında vefât etmesi üzerine tahsilini
tamamlayamadığı gibi, devrin ilim dili olan Arapça ve Farsça’yı da tam olarak
öğrenemedi. Eniştesi Ispartalı Seyyid Ali Paşa’nın himayesinde büyüdü ve bir
müddet sonra onun mühürdârlığına tâyin edilerek, ilk me’mûriyetine başladı. 1821
Ekim’inde, Rum isyânını bastırmak için, Mora seraskerliğine tâyin edilen
eniştesîyle birlikte, sefere iştirak etti. Seyyid Ali Paşa’nın Mora
seraskerliğinden azledilmesini müteakip, İstanbul’a geldi. Bu sırada Mısır’ın
dîvân efendisi İbrâhim Efendi’nin kızı Emine Şerîfe Hanım’la evlendi ve
kayınpederinin konağına yerleşti. Bu evliliğinden ilk oğlu Mehmed Cemil doğdu.
Bir-iki yıl geçtikten sonra eniştesi ölünce, Emine Şerife Hanım’ı boşayarak,
zenginliğine kapıldığı eniştesinin câriyelerinden olan Âdile Hanım’la evlenerek,
onun Kabataş’daki konağına yerleşti. İkinci evliliğinden de Ali Gâlib, Ahmed
Celâl, Mazhar ve Salih adında dört oğlu dünyâya geldi. İşsiz bir hâlde olan
Mustafa Reşîd, Bâb-ı âlî kalemlerinden birinde vazife almak istedi ve Bâb-ı âlî
mektûbî kalemine me’mûr olarak girdi. 1827’de Osmanlı-Rus harbi esnasında,
sefere me’mur edilen sadrâzam Selîm Mehmed Paşa, onu ordu kâtipliğine getirerek,
beraberinde götürdü. Sefer dönüşü Pertev Efendi’nin tavsiyesiyle, sultan İkinci
Mahmûd Han’ın iltifatına mazhâr olup, Fransızca öğrenmesi tavsiye olundu. Maaşı
1500 kuruşa çıkarıldığı gibi, âmedî odası hulefâlığına tâyin edildi. 1829’da
Girid adası ianesine teşvik me’mûriyetiyle Mısır vâlisi Kavalalı Mehmed Ali
Paşa’ya gönderilen Pertev Paşa ile birlikte Mısır’a gitti. Mısır dönüşünü
müteakip, 1831’de âmedî vekili, 1832’de asaleten âmedî tâyin olundu ve yabancı
sefirlerle irtibatını artırdı. 1832’de Mısır vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın
isyânı sonunda, Mısır kuvvetlerinin Kütahya’ya kadar ilerlemesi üzerine,
mes’ele’yi görüşme yoluyla halletmekle vazifelendirildi. Pâdişâh’ın; Mısır,
Girid ve Cidde eyâletlerine ilâveten, Kudüs ve Nablus sancaklarının da Kavalalı
Mehmed Ali Paşa’ya verilmesiyle ilgili bir fermanını alarak Tophane müşîri Halîl
Rifat Paşa’yla birlikte Mısır’a gitti. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’yla yapılan
görüşmelerden netice alınamayınca, Bâb-ı âlînin talimatı gereğince, Halîl Rifat
Paşa Mısır’da kaldı. Mustafa Reşîd Bey ise, İstanbul’a döndü. İstanbul’a
dönüşünden bir kaç gün sonra Mart 1833’de Kütahya’ya kadar ilerlemiş olan
İbrâhim Paşa’yla görüşmek üzere gönderildi. Bu yolculukta, Reşîd Bey’in memleket
mes’elelerini ve memleketin geleceğini danıştığı Fransız maslahatgüzarı da
vardı. İbrâhim Paşa ile yaptığı görüşmeler sonucu andlaşma sağlandı.
Andlaşma neticesinde, Reşîd Bey’in,
Şam ve Haleb eyâletlerinden başka Fransız maslahatgüzarının te’sirinde kalarak,
Adana muhassıllığını da İbrâhim Paşa’ya vermesi sultan İkinci Mahmûd Han’ın
hiddetine sebeb oldu. Fakat bâzı dostlarının teşebbüsleri neticesinde affedildi.
Bu sırada
Osmanlı Devleti ile Avrupa devletlerinin münâsebetlerini tanzim, devlet hakkında
Avrupa’da meydana getirilen menfi hükümleri müsbet yöne çevirmek ve Mısır
mes’elesini hâlletmek için dâimi sefaretler (elçilikler) ihdas edildi. Mustafa
Reşîd Bey de 1834 senesi Temmuz’undan fevkalâde orta elçilikle Paris’e
gönderildi. Paris’de bulunduğu sırada Fransızca öğrendi. 1830 yılında Fransızlar
tarafından işgal edilmiş olan Cezâyir-i Garb Eyâleti’nin Osmanlı Devleti’ne
iadesi mes’elesinde başarı elde edemedi. Reşîd Bey, iyi bir tahsil görmediği,
İslâm bilgilerinden ve millî meziyetlerden mahrum olduğu için kısa zamanda
Avrupai fikirlerin te’sirinde kaldı. 1835 Mart’ı sonlarında elçilik tercümanı
Ruheddîn Efendi’yi Paris’te maslahatgüzar bırakarak, İstanbul’a döndü.
İstanbul’a
gelişinden üç ay kadar sonra, büyükelçilikte tekrar Paris’e gönderilen Mustafa
Reşîd Bey, Eylül 1836’da Londra büyükelçiliğine nakledildi ve hâriciye
müsteşarlığı payesi verildi. Londra’da sefirliği sırasında İskoç mason
teşkilâtının kurnaz üyesi Lord Statford Redklif Rading ile dostluk kurup, mason
locasına girdi.
Mustafa Reşîd Bey, hâriciye nâzırı
Ahmed Hulûsî Paşa’nın 1837’de vefâtı üzerine, batılıların baskısı ile müşir
rütbesi verilerek hâriciye nâzırlığına tâyin edildi. Hâriciye nâzırlığı
sırasında, sultan İkinci Mahmûd Han’a, Avrupa’da gördüklerini ve İskoç mason
locası ileri gelenlerinden İngiliz sefiri Lord Rading’in kendisine dikte
ettirdiklerini anlatarak, devlet idaresinde Avrupai tarzda ıslâhatlar yapılması
gerektiği telkinlerinde bulundu. Batılıların, Osmanlı Devleti’ne, bilhassa
müslüman ve hıristiyan tebea arasında eşitlik gözetilmediği için düşman
olduğunu, müslim ve gayr-i müslim ayrılığının kaldırılması gerektiğini, bu
hususlarla ilgili yapacağı ıslâhatı, bir hatt-ı hümâyûnla ilân etmesini teklif
etti. Hazırladığı lâyihada bu ıslâhatın esaslarını Pâdişâh’a arzetti. Ancak
Reşîd Bey’in anlattıklarının İngiliz isteklerinin aynısı olduğunu bilen ikinci
Mahmûd Han, bunu reddetti.
Mustafa Reşîd Paşa, hâriciye
nâzırlığını bilfiil idare ettiği bu dönemde, İngilizlerle, Osmanlı Devletini
iktisadî bakımdan çökertecek Baltalimanı andlaşmasını imzaladı (1838). Aslında
İngiltere son on yıldır, böyle bir andlaşmayı yapabilmek için uğraşıyordu. Çünkü
on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru sanayi inkılâbıyla Avrupa’da daha fazla
hammaddeye ihtiyâç duyulmaya başlanmıştı. Bu sebeple Osmanlı Devleti, 1826’dan
itibaren hammaddenin dışarıya çıkmasına mâni olarak, esnafımızın işsiz kalmasını
önlemek istedi. Böylece bir nevi himaye sistemi olan yed-i
vâhid usûlünü uygulamaya koydu. Bu uygulama, İngiliz elçisi başta
olmak üzere İstanbul’daki yabancı elçilerin şikâyetlerine sebeb olmuştu. Bu
andlaşmanın imzalanmasıyla, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında ihtilâf
konusu teşkil eden hususlar, İngiltere’nin lehine çözülmüş oldu. Andlaşma
yürürlüğe girdikten sonra; ötedenberi Osmanlı Devleti’nde uygulanmakta olan
tekeller kaldırılıp, Osmanlı hazînesi, önemli bir gelir kaynağından mahrum
edildiği gibi, iç ticâret Osmanlı vatandaşlarına münhasır olmaktan çıkarılarak
istisnasız bir şekilde İngiliz tüccarlarına verildi. Ayrıca andlaşmaya, andlaşma
şartlarını isteyen bütün devletlere de istisnasız uygulanacağı hükmü eklendi.
Avusturya başbakanının; “İşte Osmanlı şimdi bitti” diye ifâde ettiği Baltalimanı
andlaşması, esnaf ve tüccarlarımızı uşaklığa; devletimizi de borç bataklığına
sürükledi (Bkz. Baltalimanı Andlaşmaları).
Mustafa
Reşîd Paşa, 1838 Ağustos’unda hâriciye nâzırlığı uhdesinde kalmak üzere Londra
büyükelçiliğine tâyin olunarak, İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bu görevde iken,
İngiltere’nin İstanbul elçisi bulunan Lord Ponsoby tarafından, Mısır vâlisi
Kavalalı Mehmed Ali Paşa aleyhine Osmanlı-İngiliz ittifakı yapılması için
çalışmaya teşvik edildi. Aslında Reşîd Paşa gerek dış politika ve gerekse iç
politikada Osmanlının selâmetini, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’nin
işlerine müşterek olarak müdâhale etmesinde görüyordu. Ayrıca o, kendinin ve
reformlarının, Osmanlı Devleti’ndeki başarısının Mehmed Ali Paşa’nın
başarısızlığı nisbetinde olacağını biliyordu. Zîrâ Mehmed Alî Paşa, Mısır’da
başarılı reformlar yapmış, batıya yanaşmadan da güçlü bir idarenin
kurulabileceğini göstermişti. Reşîd Paşa ise, imparatorluktaki batılılaşmanın
sembolü durumundaydı. Mehmed Ali Paşa mağlûb edilmediği takdirde, Suriye’ye de
hâkim olacak, devlet içindeki te’sir ve nüfuzu artacaktı. Bu durumun ise kendi
siyâsî hayâtının sonunu getireceğini düşünen Reşîd Paşa, büyük tâvizler verme
pahasına da olsa Mısır mes’elesine Avrupa devletlerinin müdâhalesini sağlamak
istedi. Ancak Reşîd Paşa’nın kendi siyâsî çıkarları için devlet aleyhine
İngilizlere tâvizler vermesi, sultan Mahmûd Han’ın onu İstanbul’a çağırtmasına
ve îdâmına irâde çıkarmasına sebeb oldu. Fakat İstanbul’daki dostları
vasıtasıyla, Paris’e geldiğinde îdâmı haberini öğrenip gelmekten vazgeçen Reşîd
Paşa, sultan İkinci Mahmûd Han’ın vefâtı üzerine tahta çıkan yeni pâdişâh
Abdülmecîd Han’ın cülûsunu tebrik etmek üzere Ağustos 1839 başında İstanbul’a
geldi. Osmanlı Devleti o sırada en buhranlı dönemlerinden birini yaşıyordu.
İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları neticesinde muhtariyet isteğiyle tekrar
baş kaldıran Mısır vâlisinin ordusu, Osmanlı ordusunu Nizip’de mağlûb etmiş,
yeni sadrâzam Hüsrev Paşa’ya karşı olan kaptân-ı derya Ahmed Fevzi Paşa,
donanmayı İskenderiye’ye götürüp, Mısır vâlisine teslim etmişti. Böylece Osmanlı
Devleti’nin kara ordusu Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğrarken, donanması
da yok olmuştu.
Şüphesiz
Osmanlı Devleti’nin içerisine düştüğü bu zor duruma sevinenlerin başında Reşîd
Paşa geliyordu. Çünkü o, bu sayede hem İngilizlerin Osmanlı ülkesinde uygulatmak
istedikleri reform ve ıslâhatları onların yardımına te’min gibi bir bahaneyle
yürürlüğe koyabilecek, hem de alacağı yardım ile düşmanı olan Mehmed Ali Paşa’ya
galip gelecekti. Nitekim Reşîd Paşa İngiltere’de esaslarını tesbit ettiği
reformları Avrupalıların ve bilhassa İngilizlerin yardımını sağlamak gibi bir
bahaneyle 16 yaşındaki genç pâdişâh sultan Abdülmecîd’e kabul ettirerek Gülhâne
hatt-ı hümâyûnu adı ile meşhur olan Tanzîmât fermanını yayınlattı (Bkz.
Tanzîmât).
Gülhâne meydanında Reşîd Paşa’nın
îlân ettiği bu ferman, din kardeşliği yerine başka kardeşliklerin teşekkülüne
yol açtı. İslâm’ın güzel ahlâkı yerine, batının kötü âdetlerini getirdi.
İstanbul’da ve sonra Selânik’de İngiliz, Fransız mason locaları açıldı.
Buralarda aldatılanların tatlı, yaldızlı sözleri ve bol vâdleri ile milletin
aklı ve idrâki uyuşturuldu. Böylece Osmanlılara batının ilk zehirli hançeri
saplandı. Koca Osmanlı Devleti’nin içerden yıkılması, parçalanması plânlarının
birinci ve en te’sirli adımı atıldı. Genç pâdişâh sultan Abdülmecîd Han da bu
mason oyununun iç yüzünü anlayamadı.
Bundan sonra mason oyununun ikinci
perdesi açıldı. 15 Temmuz 1840’da İngiltere, Rusya, Avusturya ve Purusya
arasında Londra andlaşması imza edildi. Buna göre Mehmed Ali Paşa; Girid, Adana,
Suriye, Hicaz ve Lübnan bölgesini derhâl boşaltacak, ordusunu ve donanmasını
dağıtacak ve yalnız Mısır vâliliği ile iktifa edecekti. Şayet on gün içerisinde
bu şartları kabul etmezse, adı geçen devletler müdâhalede bulunacaktı. Reşîd
Paşa, Londra andlaşmasının ültimatomlarını tebliğ etmek üzere müsteşarı Sâdık
Bey’i, Kâhire’ye yolladı. Mehmed Ali Paşa ise, Sâdık Bey’e; Pâdişâh’ın herhangi
bir fermanına karşı boynunun kıldan ince olduğunu söyliyerek, yabancı
devletlerin bu gibi tehdidlerinin Osmanlı Devleti’nin işlerine müdâhale
olacağını, kendisinin bizzat Pâdişâh’la görüşmeye hazır olduğunu belirtip
ültimatomları reddetti. Zâten Sâdık Bey’e, Mehmed Ali Paşa ile ültimatomları
kabul etmeyecek bir şekilde konuşmasını telkin eden Reşîd Paşa, Mehmed Ali
Paşa’nın andlaşma tekliflerini dikkate bile almadan dört devletten Londra
andlaşmasının hükümlerine uymalarını istedi. Nitekim harekete geçen müttefik
kuvvetler, 13 Kasım’da Haleb’e ve 29 Aralık’da Şam’a girdiler. Mısır kuvvetleri
bozularak geri çekildi. Bu andan îtibâren târihî İngiliz siyâseti bir defa daha
tekerrür etti. Londra andlaşmasına göre, Mısır ve Suriye’nin de Osmanlılara
bırakılması îcâb ederken, bu bölgede güçsüz ve merkezden uzak bir yönetimin
bulunması İngiliz menfaatine daha uygun görüldü ve bu eyâletler Mehmed Ali
Paşa’ya verildi. Ciddî bir ordu ve donanmadan mahrum bulunan Osmanlı Devleti, bu
emr-i vâkîyi kabul etmek zorunda kaldı. Mustafa Reşîd Paşa, 24 Mayıs 1841’de
Mısır’ın statüsüyle ilgili fermanı sultan Abdülmecîd’e yayınlattı.
Bu arada
Mustafa Reşîd Paşa ile Mehmed Ali Paşa arasında yeni ihtilâfların ortaya çıkması
üzerine tekrar yabancı devletlerin müdâhalesine meydan vermek istemeyen Pâdişâh,
Reşîd Paşa’yı hâriciye nâzırlığından azletti ve Temmuz 1841’de Paris elçiliğine
gönderdi.
Paris’te
bulunduğu sırada sağlık durumunun iyi olmadığından şikâyet eden Mustafa Reşîd
Paşa, İstanbul’a dönmek istediyse de, evvelâ bu isteği kabul edilmedi. Fakat
ısrârı üzerine İstanbul’a dönmesine müsâade edildi. Viyana yoluyla dönerken
Avusturya başbakanı prens Metternich’le görüştü. Paris’ten İstanbul’a döndüğü
sırada, Edirne vâliliğine tâyin edildiyse de gitmedi. İki yıl kadar
me’mûriyetten uzak kalıp, bir hayli borçlandıktan sonra, araya aracılar koyması
ile 1843 yılı sonlarında tekrar Paris elçiliğine gönderildi. 1844 senesi
sonlarında ikinci defa hâriciye nâzırlığına getirildi.
Bir
müddet bu görevde kalan Reşîd Paşa, mason localarının yoğun baskı ve faaliyeti
sonucu 28 Eylül 1846’da Rauf Paşa’nın yerine sadrâzamlığa getirildi. Mustafa
Reşîd Paşa, iş başına gelir gelmez İskoç mason teşkîlâtı üyesi Lord Rading ile
el ele verip büyük vilâyetlerde mason locaları açtırmaya devam etti. Böylece,
Osmanlı Devleti’nin parçalanması, yıkılması için açılan casusluk ve hıyanet
ocakları çalışmaya başladı. Mason localarının Osmanlı Devleti’ne zararı, celâlî
eşkıyasının zararını geçti.
Gençler; din câhili, İslâm düşmanı
olarak yetiştirilmeye başlandı. Londra’dan alınan plânlarla idarî, ziraî, askerî
değişiklikler yapıldı. Bunlara ilericilik, garblılaşma diyerek göz boyadılar.
Öte yandan da İslâm ahlâkını, ecdâd sevgisini, millî birliği parçalamaya
başladılar. Yetiştirdikleri masonları iş başına getirdiler. Bu senelerde
Avrupa’da fizik, kimya üzerinde dev adımlar atılıyor, yeni buluşlar, ilerlemeler
oluyor, büyük fabrikalar, teknik üniversiteler kuruluyordu. Osmanlılarda ise,
bunların hiç biri yapılmadı. Hattâ Mustafa Reşîd Paşa, Fâtih devrinden beri
medreselerde okutulmakta olan fen, matematik derslerini, büsbütün kaldırdı. “Din
adamlarına fen bilgisi lâzım değildir” diyerek, kültürlü, bilgili âlimlerin
yetişmesine mâni oldu. Mustafa Reşîd Paşa bir yıl yedi ay devam eden bu
vazîfeden, dîne olan bağlılığının zayıf ve aşırı alafranga tarafdârı olmasından
dolayı, 27 Nisan 1848’de sultan Abdülmecîd Han tarafından azledildi. Fakat üç
buçuk ay sonra tekrar sadrâzamlığa getirildi. Üç buçuk yıl süren bu sadâreti
sırasında Fransız akademisi örnek alınarak kurulan Encümen-i Dâniş açıldı. Bu
sadâretten de 26 Ocak 1852’de azledilerek Meclis-i vâlâ reisliğine getirildi.
Mustafa Reşîd Paşa, sadâretten uzaklaştırılmasının üzerinden kırk gün geçtikten
sonra üçüncü defa sadrâzamlığa getirildi. Beş ay kadar süren bu sadâretten de
Dâmâd Fethi Paşa ile aralarında meydana gelen ihtilâf üzerine azledildi. Yerine
Alî Paşa getirildi. Bundan sonra Mustafa Reşîd Paşa ile onun yetiştirmesi olan
Alî Paşa’nın arası açıldığı gibi, yüksek devlet me’murları da Reşîd Paşa ve Âlî
Paşa tarafdârı diye iki ye ayrıldı.
Reşîd
Paşa ile Alî Paşa şahsî hırslar yüzünden birbirleriyle çekişip dururken,
İngiltere boş durmayarak, Osmanlı Devleti’nde iktidar mevkiindeki batı hayranı
bu devlet adamlarından istifâdeyle, Hindistan’daki büyük İslâm devleti
Gürgâniye’yi parçalamak ve Asya’daki müslümanları başsız bırakmak istiyordu. Bu
arada kendisine engel olacağından çekindiği Osmanlı Devleti’ni başka
mes’elelerle meşgul etmek için sıcak denizlere inme hayaliyle yanıp tutuşan
Rusya’yı, devamlı tahrik ederek bir Osmanlı-Rus harbi çıkarmaya çalışıyordu.
Sadrâzam Mustafa Reşîd Paşa’yı kandıran İngilizler, onun Rusya’ya karşı düşmanca
tavır takınmasını sağladılar. Netîcede İngiltere’nin tahrikleri sonucu Rusya,
Eflâk ve Boğdan’ı işgal edince, 4 Ekim 1853’de Rusya’ya harb îlân edildi. 23
Ekim 1853’de Kırım savaşı olarak bilinen harb fiilen başlamış oldu.
Yaklaşık
üç yıl devam eden ve 30 Mart 1856’da Paris andlaşması ile sona eren Kırım
savaşı, Osmanlı Devleti’nin toprak kaybına sebeb olmamasına rağmen, siyâsî
olarak aleyhine oldu. Devlet iktisâden çöktü (Bkz. Kırım Seferleri). Osmanlı
Devleti’ni Rusya ile
meşgul eden İngiltere, az bir kuvvetle Osmanlı Devleti yanında savaşa girip asıl
maksadını gizledi ve büyük devletlerin dikkatini o yöne çekerek Hindistan’daki
Gürgâniye İslâm Devleti’ni yıktı. Topraklarını işgal ederek, Hindistan
hazînelerine sâhib oldu ve ticâretini geliştirdi. Ayrıca Osmanlı’yı kullanarak
Rusların sıcak denizlere inmesini de önledi.
Öte
yandan savaş esnasında maddî bakımdan büyük bir sıkıntı içerisine düşen Osmanlı
Devleti, Yine Mustafa Reşîd Paşa’nın dördüncü sadâreti zamanında ilk defa dış
borçlanmaya girdi. Bundan sonra dış borçlanmanın sonu gelmeyecek ve 20 yıl
geçmeden Türk mâliyesi iflâsın eşiğine adım atacaktır.
Mustafa Reşîd Paşa, Meclis-i vâlâ
reisi Yûsuf Kâmil Paşa ile arasının açılması sonucu 4 Mayıs 1855’de
sadrâzamlıktan azledilerek yerine, tekrar Alî Paşa getirildi. Sadâretten
ayrıldıktan sonra bir müddet yalısında oturdu. Halefi ve yetiştirmesi olan
sadrâzam Alî Paşa’nın yaptığı her icrâatı şiddetle tenkîd etmeye başladı.
Araları iyice açıldı. Kendi hazırladığı Tanzîmât fermânıyla, müslim ve gayr-i
müslimlerin eşit haklara sâhib olmasını sağladığı hâlde, sâdece iktidar hırsı
sebebiyle Alî Paşa’nın hazırladığı hıristiyanlara daha fazla imtiyazlar tanıyan
Islâhat fermanına şiddetle karşı çıktı.
Sultan
Abdülmecîd Han, kaht-ı rical (adam kıtlığı) yüzünden, İngiliz elçisinin de
tavassut ve teşvîkiyle 1 Kasım 1856’da Mustafa Reşîd Paşa’yı beşinci defa
sadrâzamlığa getirdi. Alî Paşa’nın sadâretten ayrılmasını hazmedemeyen Fransa
hükümeti, Boğdan seçimlerine fesad karıştırıldığını iddia ederek, iptalini
istedi. Rusya, Prusya ve Sardunya’nın da desteğini alan Fransa, bu iddiayı kabul
etmeyen Osmanlı Devleti’yle siyâsî münâsebetlerini kesmeye kalkıştı. Fransa ve
İngiltere hâriciyelerinin birbirleriyle temas ederek seçimin feshini
kararlaştırmaları üzerine, sultan Abdülmecîd Han sadrâzamı azlederek işin önünü
almak istedi. Dokuz aydan biraz fazla sürmüş olan beşinci sadâretten 6 Ağustos
1857’de azledilen Mustafa Reşîd Paşa, Meclis-i tanzîmât reisliğine naklolunduysa
da bir ay içinde oradan da alındı ve bir müddet vazîfeden uzak kaldı. 22 Ekim
1857’de altıncı ve son defa sadârete getirildi. Mustafa Reşîd Paşa çok sevdiği
iktidar makamına altıncı ve son defa gelişinden yaklaşık iki ay kadar sonra
hastalandı. Bir müddet Bâb-ı âlî’ye gidemedi. 7 Ocak 1858 Perşembe günü hamamda
iken kalb sektesinden öldü. Bâyezîd’de okçular caddesindeki türbeye defnedildi.
Hepsi sultan Abdülmecîd Hân
zamanında, altı sadâret müddetinin toplamı altı sene sekiz ay on dokuz gün olan
Mustafa Reşîd Paşa, Tanzîmât fermanı olarak da bilinen Gülhâne hatt-ı
hümâyûnu’nu hazırlayıp îlân ettirmekle; Osmanlı Devleti’nin temeline
dinamit koymaktan, kaht-ı rical (adam kıtlığı) devrinin açılmasına ve Osmanlı-
Devleti’nin boynuna “Hasta adam” yaftasının takılmasına sebeb olmaktan hiç
çekinmemiştir.
Netîce itibariyle, Reşîd Paşa, iyi
bir eğitim görmemiş, millî ve manevî değerlerden yoksun olarak yetişmiştir.
Osmanlı Devleti’nin idarecilerinin en önemli özelliklerinden biri, önce devlete
sadâkat vasfıdır. Reşîd Paşa bu vasıfdan yoksundu. Masonlukda yüksek derece
sahibi olması, bu mahrumiyetine eklenince, devlet için zararı telâfi
edilemiyecek sonuçlar meydana getirdi. Nitekim Reşîd Paşa’dan sonra, onun
yetiştirmeleri ve ardından da İttihâd ve Terakkî mensupları, devletin kısa
zamanda yıkılmasını sağlamışlardır. Bugünkü sosyal hastalıkların çoğunda, onun
açtığı yıkım hareketinin payı büyüktür.
Batılıların Reşîd Paşa hakkında
düşünceleri şu şekilde idi: Fransız elçisi Pontois, Paşa’yı; “Reşîd Paşa’da
kendini gösterme ve yükselme merakı aşırıdır. Bu yönü biraz övülür ve
pohpohlanırsa, büyük tâviz elde etmek için küçük şeyler üzerine tâvizler
verilirse, ondan her şey elde edilebilir” diye tarif etmektedir. Goizot ise;
“Mustafa Reşîd Paşa’da ülkesinde yapmak istediği işlerin başarısı için, çok
lüzumlu olan vasıflardan biri eksiktir. Türkiye’de güçlü bir ıslahatçı olmak
için Türklük vasfı lâzımdır. Onda ise bu vasıf çok az idi. Gençliğinden
itibaren, Türkiye’nin Avrupa ile münâsebetleri konusuyla ilgilenmiştir. O daha
çok Avrupalı bir diplomata benziyordu” diye vasıflandırıyordu.
GAFLET Mİ, İHANET Mİ!
Azınlıklara daha fazla hak ve
hürriyetler verme tarafdârı olan Mustafa Reşîd Paşa, bunun sağlanması için
Avrupa devletlerini Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya çağırıyor ve; “...
Türkiye için en büyük iş, reâyâ mes’elesidir. Eğer reâyâya verilmesi gereken hak
ve hürriyetlerden bahsetsem, ülkemde bana kötü bir müslüman gözü ile bakılır.
Hâlbuki İslâmlığın kurtuluşu reâyânın hür ve mes’ûd olmasına bağlıdır. Bu konuda
yüksek sesle konuşmak Avrupa devletlerine düşer. İmparatorlukta (Osmanlı
Devleti’nde), hıristiyanlar üzerindeki baskı için sesinizi çıkaramaz mısınız?
Ödeyemedikleri harac için zavallılar horlanmakta ve ezilmektedir. Bu uygulamalar
sizin âdil bir vergi dağılımı istemenizi gerektiriyor. Reâyâ, harac yüzünden
isyân etmektedir. Reâyâ düzenli vergi istemektedir. Vergi sistemi hıristiyanlar
için yerleşirse, müslümanlara da bunu kabul ettirmek için önemli bir adım
atılmış olacaktır. Böylece İmparatorluğun (Osmanlı Devleti’nin) yenileşmesi için
ilk mesafe alınmış olacaktır...” diyordu.
(Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi,
Turgue, Documents et Memoires, volume-44)
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Mustafa Reşîd Paşa ve Tanzîmât (R.
Kaynar)
2) Osmanlı-İngiliz İktisâdi Münâsebetleri (M.
Kütükoğlu); cild-1, sh. 82, 83, 87, 90, 107
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-14, sh.
299
4) Eshâb-ı Kiram; sh. 193
5) Osmanlı Târihi (K. Z. Karal); cild-5, sh.
238-241
6) Tezâkir (Cevdet Paşa); cild-1, sh.
7
7) Lûtfi Efendi Târihi; cild-5, sh.
112
8) Osmanlı Sanayii ve Sanayileşme Politikası;
(R. Önsoy); sh. 15, 30-31
9) Mustafa Reşîd Paşa ve Dönemi
Semineri
Azınlıklara daha fazla hak ve
hürriyetler verme tarafdârı olan Mustafa Reşîd Paşa, bunun sağlanması için
Avrupa devletlerini Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya çağırıyor ve; “...
Türkiye için en büyük iş, reâyâ mes’elesidir. Eğer reâyâya verilmesi gereken hak
ve hürriyetlerden bahsetsem, ülkemde bana kötü bir müslüman gözü ile bakılır.
Hâlbuki İslâmlığın kurtuluşu reâyânın hür ve mes’ûd olmasına bağlıdır. Bu konuda
yüksek sesle konuşmak Avrupa devletlerine düşer. İmparatorlukta (Osmanlı
Devleti’nde), hıristiyanlar üzerindeki baskı için sesinizi çıkaramaz mısınız?
Ödeyemedikleri harac için zavallılar horlanmakta ve ezilmektedir. Bu uygulamalar
sizin âdil bir vergi dağılımı istemenizi gerektiriyor. Reâyâ, harac yüzünden
isyân etmektedir. Reâyâ düzenli vergi istemektedir. Vergi sistemi hıristiyanlar
için yerleşirse, müslümanlara da bunu kabul ettirmek için önemli bir adım
atılmış olacaktır. Böylece İmparatorluğun (Osmanlı Devleti’nin) yenileşmesi için
ilk mesafe alınmış olacaktır...” diyordu.
(Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi,
Turgue, Documents et Memoires, volume-44)
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Mustafa Reşîd Paşa ve Tanzîmât (R.
Kaynar)
2) Osmanlı-İngiliz İktisâdi Münâsebetleri (M.
Kütükoğlu); cild-1, sh. 82, 83, 87, 90, 107
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-14, sh.
299
4) Eshâb-ı Kiram; sh. 193
5) Osmanlı Târihi (K. Z. Karal); cild-5, sh.
238-241
6) Tezâkir (Cevdet Paşa); cild-1, sh.
7
7) Lûtfi Efendi Târihi; cild-5, sh.
112
8) Osmanlı Sanayii ve Sanayileşme Politikası;
(R. Önsoy); sh. 15, 30-31
9) Mustafa Reşîd Paşa ve Dönemi
Semineri
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar


Yorumlar
Yorum Gönder