ÖZDEMİROĞLU OSMAN PAŞA
ÖZDEMİROĞLU OSMAN PAŞA
(ö. 993/1585)
Osmanlı vezîriâzamı.III. Murad’ın Özdemiroğlu Osman Paşa’yı huzura kabulü ve serdarlığa tayininin bildirilmesini tasvir eden minyatür (Âsafî, Şecâatnâme, vr. 7b-8a)
Özdemiroğlu Osman Paşa’nın ölümünün askerden gizlenerek cesedinin canlıymış gibi götürülmesini tasvir eden minyatür (Âsafî, Şecâatnâme, vr. 275b)
On
altıncı yüzyıl sadrâzamlarından. Meş’âleler savaşının muzaffer kumandanı.
Kafkasya fâtihi... 1527 yılında Mısır’da doğdu. Babası Özdemir Paşa, Memlûklüler
zamanında Mısır’da yerleşmiş bir çerkes ailesine mensûb olup, Osmanlı Devleti
hizmetinde beylerbeyliğe kadar yükselmiş, Yemen ve Habeş fütûhatı ile
tanınmıştı. Annesi, Abbasî halîfeleri sülâlesindendir.
Osman
Paşa, babasının çok faal bir kişi olması dolayısıyla genç yaşta devlet
hizmetleriyle yüz yüze geldi. Daha yirmi yaşına basmadan sancak beyliğine
yükseldi. 1561’de Mısır emir-i haclığına getirildi. Babasının vefâtı üzerine,
onun yerine Habeş beylerbeyi olup, yaklaşık yedi yıl bu vazîfede kaldı.
1569 yılında Yemen eyâletinin, Yemen
ve San’a diye ikiye ayrılması üzerine, Osman Paşa San’a beylerbeyi oldu. Bu
arada zeydî İmamlarından Topal Mutahhar’ın isyân ederek Yemen beylerbeyi Murâd
Paşa’yı pusuya düşürüp öldürmesi üzerine, her iki eyâlet birleştirilerek Osman
Paşa’ya verildi.
Bu tâyinin yapıldığı sırada Mısır’da
bulunan Osman Paşa, yanına üç-dört bin asker ve Kızıldeniz donanması kaptanı
Kurdoğlu Hızır Reis’i de alarak yola çıktı. On yedi gemi ile Süveyş’ten
hareket
eden Paşa, Cidde’ye uğrayarak süvârîleri karaya çıkardı ve bunların karadan
güney istikâmetinde ilerlemelerini emretti. Kendisi de denizden yoluna devamla
Hudeyde’de karaya ayak basıp, doğruca Taaz üzerine yürüdü. Yemen’in en önemli
yerlerinden olan bu şehri, bozuk inanışlı zeydîlerden kurtardı.
Taaz’ı
alan Özdemiroğlu Osman Paşa, Kahire üzerine yürüdü. Müstahkem bir kale olan
Kahire, Paşa’nın kuşatmasına şiddetle mukavemet ederken, âsî reîsi Topal
Mutahhar büyük bir kuvvetle Kâhire’nin imdadına geldi. Kudretli bir kumandan
olan Özdemiroğlu, iki ateş arasında kalmasına rağmen mücâdeleye devam etti.
Erzak ve cephanesinin iyice azaldığı bir sırada, bölgedeki harekâta serdâr tâyin
edilen Koca Sinân Paşa’nın yetişmesiyle bu zor durumdan kurtuldu. Topal Mutahhar
kaçtı.
Bundan
sonra tâkib edilecek harekât plânı üzerinde serdâr Sinân Paşa ile anlaşmazlığa
düşen Özdemiroğlu, Sinân Paşa tarafından azledilince, İstanbul’a geldi ve ikinci
Selîm Han tarafından 1571 senesinde Basra beylerbeyliğine tâyin edildi.
Bu
görevde iken, Portekizlilerin zaptedip müstemleke idaresi kurmaya çalıştıkları
Hürmüz’ün fethine me’mur edilen Paşa, sefer hazırlıklarını bitirip harekete
geçeceği sırada, vazifeden alınarak Diyarbekir beylerbeyliğine tâyin edildi.
Dört yıl bu görevde kaldı.
1576
yılında bu göreve Derviş Paşa’nın tâyin edilmesiyle boşta kalan Paşa, kış
mevsiminin gelmesi sebebiyle İstanbul’a gitmeyip kışı Diyarbekir civarında bir
kışlakta geçirdi.
Bu arada,
yeni İran Şahı ikinci İsmâil zamanında Safevî kuvvetlerinin Osmanlı idaresindeki
Gürcistan’a saldırmaları, yağma ve tahrib hareketinde bulunmaları üzerine, 1578
yılında İran üzerine açılan sefere Özdemiroğlu Osman Paşa da katıldı. Serdâr
Lala Mustafa Paşa kumandasındaki ordu Erzurum’a geldiğinde, harb meclisi
toplanarak, yapılacak işler görüşüldü. Bu görüşmeler sonunda sünnî halkın
çoğunlukta olduğu Gürcistan, Şirvan ve Dağıstan’ın zaptına karar verilip hareket
edildi.
Osmanlı
öncü birlikleri kumandanı olan Diyarbekir beylerbeyi Derviş Paşa, 8 Ağustos
1578’de Çıldır’a geldiğinde, Tokmak Han kumandasındaki 30 bin kişilik İran
ordusuyla karşılaştı. Genç bir yiğit olan Derviş Paşa, durumu anlayınca geriye
yardım için haber gönderip, yanındaki çok az askeriyle saldırdı ve düşmanı
şaşırtıp dağıttı. Bir ara atından düştü. Adamları derhâl yardıma gelerek atına
bindirdiler. Tekrar düşman üzerine atıldı. Derviş Paşa’nın tam yaralanıp düştüğü
ve Osmanlı kuvvetlerinin dağılacağı sırada, Özdemiroğlu Osman Paşa yetişerek
büyük bir hızla düşman üzerine saldırdı. Hava yağmurlu olduğundan ateşli
silâhların kullanılmadığı bu çatışma, çok kanlı bir şekilde akşama kadar sürdü.
Akşam karanlığı bastırırken muhârebenin sonucu belli olmaya başladı. Beş binden
fazla kayıp ve beş yüz esir veren İran kuvvetleri savaş meydanını terketti.
Osmanlı zâyiâtı bin civarında idi. Bu zaferde, şehîd olan Derviş Paşa’nın ve
eski Maraş beylerbeyi Maytabzâde Ahmed Paşa’nın fedakârca çarpışmalarına rağmen
en büyük pay, Özdemiroğlu Osman Paşa’nındı. Muhârebe sahasına sür’atle gelerek
derhâl harbe girmesi, yerinde ve zamanında gerekli tedbirleri alması, onun üstün
kumandanlık vasıflarını ortaya koyuyordu.
Çıldır
zaferi diye anılan bu kanlı muhârebede elde edilen galibiyet üzerine bir çok
Gürcü kaleleri mukavemetsiz teslim oldu. Tiflis ele geçirilip, bölgenin en
kuvvetli krallığı olan Kakheti haraca bağlandı.
Öte yandan
Çıldır muhârebesinde bozulan ordusunun intikamını almak ve bir taraftan
da Osmanlı
ordusuna Şirvan yolunu kapamak isteyen İran hükümeti, Tebriz vâlisi Emîr Hân’ın
emri altına Tokmak Han’ın da bulunduğu bir çok namlı vâlilerini vermiş ve bu
yolla hazırladığı yirmi bin kişilik kuvveti bölgeye yollamıştı. Osmanlı
ordusunun Şırak bozkırında beklediği günlerde bu kuvvetler Kür nehrinin Koyun
geçidi mevkiine gelerek, beri tarafa geçtiler ve İslâm askerinin otlakta yayılan
deve ve davarlarına el koyup, az sayıdaki muhafızları öldürdüler. Bunu haber
alan serdâr Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu’nu, Halep beylerbeyi Mehmed Paşa’yı
ve Dulkadir beylerbeyi Mustafa Paşa’yı üzerlerine yolladı. Özdemiroğlu Osman
Paşa’nın emri altındaki Osmanlı kuvvetleri bölgeye vardığı zaman, düşman
Koyungeçidi’nde savaş düzenini almış hazır beklemekte idi.
Derhâl
saldırıya geçen Özdemiroğlu düşmana göz açtırmaksızın yüklendi. İran kuvvetleri
inatla direnerek karşı koymaya çalıştıysa da, Özdemiroğlu’nun sür’atli
hareketlerinden şaşkına dönerek binlercesi telef olduktan sonra kaçmaya başladı.
Bu ric’at ve kargaşa onlara daha pahalıya mâloldu ve telaşla kaçan askerin
geçidi bulamadıklarından kılıç korkusuyla derin suya atlaması neticesinde, büyük
bir kısmı boğuldu (9 Eylül 1578).
Bu arada İran kuvvetlerine yardımcı
gelen Şirvan vâlisi Urus Han nehri geçip saldırdı. Ancak kısa zamanda bütün
kuvvetleri dağıtıldı. Kaçanları ise, silâhlanarak Osmanlı ordusuna yardıma gelen
Şirvan’ın sünnî halkı tarafından yakalanıp yok edildi. Çıldır zaferiyle devlete
Gürcistan’ı kazandıran Özdemiroğlu Osman Paşa, Koyungeçidi zaferiyle de Şirvan
denen Kuzey Azerbaycan topraklarını fethetmiş oluyordu. Şirvan ekseriyetle sünnî
müslümanların meskûn olduğu bir bölge olduğu için, fethi, İstanbul’da sevinçle
karşılandı. Bir müddet Şirvan’ın merkezi Ereş’te kalan Lala Mustafa Paşa,
muazzam bir
kale yaptırıp 100 top yerleştirdi. Saruhan (Manisa) sancakbeyi Kaytas Bey’i
Şirvan beylerbeyliğine tâyin etti.
8 Ekim
1578’de serdar Lala Mustafa Paşa’nın Erzurum kışlağına çekilmesi üzerine,
Safevîler büyük kuvvetlerle Özdemiroğlu’nun üzerine yürüdüler ise de Osman Paşa
yanındaki cüz’î bir kuvvetle Şamahı’da bunlara büyük bir darbe daha vurdu.
Osman
Paşa’nın emrindeki pek az kuvvetlerle Safevî ordularını peşpeşe mağlûbiyete
uğratması, İran’ın merkezinde büyük bir şaşkınlık uyandırdı. Osman Paşa’ya karşı
ancak hânedândan birinin karşı koyabileceği fikriyle imparatorluk veliahdı Hamza
Mirza 100.000 kişilik orduyla harekete geçti. Osmanlı kuvvetleri ise, birinci
Şamahı muhârebesinden yeni çıkmış 13.000 Osmanlı askeri ile 25.000 kişilik Kırım
atlılarından ibaretti. Üstelik Adil Giray emrindeki Kırım atlıları ise
Şamahı’dan çok uzaktı, Mahmûd-âbât taraflarındaydı.
Ani bir baskınla Safevî kuvvetleri
Şamahı muhafızlarının toparlanmasına fırsat vermeden şehre girdiler. Birinci gün
mümkün olduğu kadar kuvvetlerini toparladıktan sonra, Safevîleri top ateşiyle
baskı altına alan Osman Paşa, ikinci gün mukabil bir taarruzla şehre giren
İranlıları geri püskürttü. Çok kanlı sokak çarpışmaları sebebiyle bir kaç bin
askeri kalan Osman Paşa’nın üçüncü gün Adil Giray’a gönderdiği bir istimdâd
mektubunu ele geçiren Selman Han, bu yardımı önlemek için bir mikdâr abluka
kuvveti bırakıp, Adil Giray üzerine yürüdü. Üç gündür düşmana 2000 telefat
verdiren Osman Paşa, bu fırsatı kaçırmayıp, son bir gayretle yarma hareketine
girişip, Demirkapı’ya çekildi (27 Kasım 1578). Adil Giray ise pusuya düşürülerek
Şirvan beylerbeyi Piyâle Paşa’yla beraber esir edildi ve İran’ın payitahtı
Kazvin’e götürüldü.
Şirvan’dan harekete geçen Safevî
ordusu, 1579 Mart ayı sonlarında Tiflis’i kuşattı. On bin kişiyle yapılan bu
muhasaraya karşı, Tiflis beylerbeyi Ferhad Paşazade Mehmed Paşa efsâne
kahramanlarını imrendirecek bir müdâfaada bulundu. Yalnız Sipâhî ve azablardan
meydana gelen ve gittikçe eriyerek 1800’den 700’e kadar inen askeri açlığa ve
susuzluğa ehemmiyet vermeyip, gerektiğinde at, eşek, gibi hayvanları kesip
yiyerek müdâfaaya devam ettiler. Kaleye ancak dört ay sonra yardım
ulaştırılabildi. Maraş beylerbeyi Mustafa Paşa kumandasındaki 12.000 kişilik
imdat kuvveti kaleye yaklaştığında, çalınan mehter sesini duyan düşman ordusu,
muhasarayı kaldırıp firar etti.
Bu arada
harekâta devam eden Özdemiroğlu Osman Paşa 11 Ekim’de Demirkapı’dan hareketle
Bakü’ye, oradan da Şirvan’a girdi. Bölgeyi savunmak isteyen Safevî beylerbeyi
Mehmed Han 15.000 askeriyle imha edildikten sonra kış mevsimi girdiğini bahane
eden Kırım hanı Mehmed Giray, Osman Paşa’nın kalması için yaptığı bütün ısrara
rağmen, kardeşi Gâzi Giray kumandasındaki küçük bir birliği Özdemiroğluna
bırakarak geri döndü. Bu durumu fırsat bilerek Şirvan’ı ele geçirmek isteyen
Safevîler, Selman Han kumandasında 18.000 kişilik bir kuvveti bölgeye
gönderdiler ise de bu ordu Özdemiroğlu Paşa’nın elinde bulunan az bir kuvvetle
gönderdiği Gâzi Giray tarafından imha edildi.
Bu
dönemde büyük başarılarına rağmen şark cephesindeki ordunun büyük bir kısmının
hareketsiz bir hâlde Erzurum’da bekletilmesi sebebiyle askeri azalan Özdemiroğlu
Osman Paşa iyice bunalmıştı. Kırım Hanı Mehmed Giray’dan da ümidini kesen
Özdemiroğlu Osman Paşa, doğrudan doğruya üçüncü Murâd Han’a nâme yazıp yardım
istedi. Dîvândaki liyakatsiz adamların oyuncağı olarak İran cephesinde yıllardır
atıl kaldığını, Kırım hanının kendisine yeteri kadar yardım etmediğini, büyük
fırsatların kaçırıldığını, bu durum düzelmezse devletin şerefinin lekeleneceğini
arzetti. Özdemiroğlu’nun bu arîzasına karşı çok hassas davranan üçüncü Murâd
Han, bir taraftan Kırım hanı Mehmed Giray’ı tekrar sefere me’mûr etmekle
beraber, bir taraftan da Sivas beylerbeyi Haydar Paşa ile Köstendil, Silistre ve
Niğbolu sancakbeylerinin askerlerini toplayıp derhâl Kefe’ye gitmelerini
emrettikten başka, İstanbul’dan da üç bin yeniçeri ile kethüda Sinân Ağa
kumandasında silâhdâr bölüklerini, yola çıkardı ve 140.000 altın da para
gönderdi. Kefe’de toplanan bu kuvvetler, Kefe beylerbeyi Cafer Paşa kumandasında
hareket ederek 24 Kasım 1582’de Demirkapı’ya geldi. Osman Paşa, uzun zamandan
beri beklediği taze kuvvete kavuştu.
28 Mart
1583’de Ferhad Paşa’nın şark serdârlığına tâyin edilip, 60.000 askerle yola
çıktığını öğrenen Safevî Gence (Karabağ) vâlisi İmâmkulu Han, serdârın
Erzurum’daki
kuvvetlerle birleştikten sonra İran’a yürüyeceğini sezip, bu kuvvetler gelmeden
Osman Paşa’ya büyük bir darbe vurmak istedi. 50.000 askerle yola çıkıp Şirvan ve
Dağıstan’ı ayıran Samur ırmağının güney kıyısına kadar yaklaştı.
Bu arada
İmamkulu Han, on bin kişilik bir kuvveti ayırarak Rüstem Han kumandasında öncü
olarak ileri sürmüş ve bu kuvvetler Saburan şehri yakınlarındaki Niyâzâbâd
ovasına gelmişti. Burada Osman Paşa’ya yardıma gelen Silistre sancakbeyi Yâkûb
Bey’in komutasındaki Rumeli askeriyle karşılaştılar. Rumeli askeri, Osman
Paşa’nın ihtiyatlı hareket etmeleri yolundaki emirlerine ve az sayıda olmalarına
rağmen, derhâl taarruza geçti ise de sayıca fazla Safevî kuvvetleri karşısında
bozuldu. Kurtulabilenlerin pek azı Demirkapı’ya ulaşabildi. Bu vaziyet üzerine
düşmanı Demirkapı dışında karşılamak isteyen Özdemiroğlu Osman Paşa,
hareketinden on bir gün sonra Bilasa ovasında düşmanla karşılaştı.
Osmanlı
ordusunun harb nizâmında baş kumandan Özdemiroğlu Osman Paşa, yeniçeri ve
silâhdâr bölükleriyle merkezde, Sivas beylerbeyi Haydar Paşa, Anadolu askeriyle
sağ, Kefe beylerbeyi Cafer Paşa da, Rumeli ve Şirvan askeriyle sol cenanda
bulunuyordu. Safevî ordusunda ise; merkezde İmamkulu Han, sağ cenahda Niyâzâbâd
muhârebesini kazanan Rüstem Han, sol cenahda da bir süre önce Osmanlı Devleti’ne
ihanet edip Safevîler tarafına geçen Şirvanşahlar sülâlesinden Ebû Bekir Mirza
kumanda ediyordu. Ayrıca Safevîler tarafında, Osmanlılardan yüz çevirip karşı
tarafa geçen bir takım Gürcü ve Dağıstan beyleri de vardı.
8
Mayıs’ta başlayan muhârebenin ilk günü bilhassa öncü kuvvetlerin müsâdemeleriyle
geçtiği için netîcesiz kaldı. İkinci gün bütün şiddetiyle başlayan savaşta her
iki taraf da akşama kadar canla başla harbettiği hâlde sonuç alamadı. Fakat gece
meşaleler yakılarak savaşa devam edildi. Bu sebeple de bu savaş Meş’aleler
savaşı diye meşhur oldu. Üçüncü gün, her iki taraf da yorgun, mecalsiz kaldığı
için harb olmamış, fakat düşmanı şaşırtıp ric’at ettiği hissini vermek isteyen
Özdemiroğlu Osman Paşa, ordunun ağırlıklarını geri naklettirdiği için Safevîler
savaşı kazanacağı ümidine kapılmışlardı. Düşmana bu ümîdi verdikten sonra
dördüncü gün sahte bir ric’at manevrasıyla işe başlayan Osman Paşa’nın bu ustaca
harekâtına kapılarak Demirkapı yolunu kesmek için süvari kuvvetleri sevkeden
düşman, birden bire şiddetli topçu ateşiyle karşılaştığı gibi, iki koldan da
sarılmaya başlandı. Çok geç anladığı bu manevraya mâni olmak isteyen îmamkulu
Han, bir aralık şiddetle Cafer Paşa kumandasındaki Osmanlı sol kanadına yüklenip
duruma hâkim olmak istedi ise de, Osman Paşa yetiştirdiği takviye kuvvetleriyle
buna imkân vermedi. Osmanlı askerinin kendisinden sayıca fazla olan düşmana
karşı celâdetle savaşması, neticede Safevî ordusunun dağılıp kaçmasına yol açtı.
İmamkulu Han son bir gayretle askerini toplamak istediyse de iyice gözü yılan
kuvvetlerini toplamaya muvaffak olamayıp kendisi de kaçtı. Safevî ordugâhı
zaptedildi. Fakat düşman tâkib edilmedi (11 Mayıs 1583).
Özdemiroğlu’nun
bu büyük zaferiyle Şirvan tekrar ele geçirilip, Dağıstan ve Gürcistan fütûhatı
korunmuş oldu. Asî Dağıstan ve Gürcü prensleri itaat altına alındı. O zamana
kadar elde edilemeyen Kür ırmağı güneyinin fütûhatı kolaylaştı.
Bundan
sonra yola çıkıp beşinci defa Şamahı’yı ele geçiren Özdemiroğlu Osman Paşa,
buraya büyük bir kale yaptırdı. Çevresine hendek kazdırıp, Pirsagot çayının suyu
ile doldurup, Amasya sancakbeyi Mehmed Bey’i paşa yaptı ve Şirvan
beylerbeyiliğine tâyin etti, Buradan hareketle Bakü’ye gelen Osman Paşa, bir
müddet kalıp petrol kuyularını ıslâh edip Demirkapı’ya döndü.
Beş
seneden fazla bir zamandır Kafkas cephesinde bulunan ve üst üste kazandığı
parlak zaferle Kafkasya’nın boydan boya fethini te’min ettikten başka, en
ümitsiz zamanlarda bile bu fütûhatın muhafazasını üstlenen bu şanlı kumandan,
Cafer Paşayı Dağıstan vâliliği kaymakamlığına bırakarak bir mikdâr askeriyle
İstanbul’a gitmek üzere 21 Ekini 1583’de Demirkapı’dan hareketle Kefe’ye geldi.
Özdemiroğlu
Osman Paşa buraya geldiğinde, üçüncü Murâd Han’ın Kırım hanı Mehmed Giray’ın
hal’ edilmesini bildiren fermanını aldı. Çünkü Mehmed Giray, Kafkas harekâtı
sırasında, pâdişâhın açık emrine rağmen Osman Paşa’ya gereken yardımı
yapmamıştı. Bunu haber alan Mehmed Giray devlete alenen isyân edip, 50.000
kişilik kuvvetle Kefe’yi muhasara etti ise de kısa zamanda duruma hâkim olan
Özdemiroğlu, Mehmed Giray’ı yakalayıp cezalandırdı. Yeni Kırım hanı İslâm
Giray’a sükûn içinde bir ülke bırakarak İstanbul’a geldi.
İstanbul
halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Paşa, üçüncü Murâd Han tarafından
kabul edilip, iltifatına mazhâr oldu. Murâd Han Yalı köşkünde kabul ettiği
Paşa’ya dört saat boyunca Kafkas harplerini anlattırıp duâlarda bulundu.
Üçüncü Murâd Han, 25 Temmuz’da
Siyavuş Paşa’yı azledip, Özdemiroğlu Osman Paşa’yı vezîriâzam yaptı. Dört aya
yakın İstanbul’da kalıp devlet işleriyle uğraşan Paşa, Kırım’ın tekrar karışması
sebebiyle, kendi isteğiyle serdâr tâyin edildi. Yerine Mesih Paşa’yı sadâret
kaymakamı (vekili) bırakıp 2 Kasım’da karadan yola çıktı. Sinop’ta donanmaya
binip Kırım’a gitmeyi düşünen Paşa, Kastamonu’ya geldiği sırada, Kırım’daki
karışıklığın bastırıldığı haberini aldı. Kastamonu’da
bulunduğu sırada, İstanbul’dan gelen bir hatt-ı hümâyûn ile doğu serdârlığına
tâyin edildiğini öğrendi.
Bu ferman
üzerine eyâletlere tamîm göndererek; on iki beylerbeyi ve yetmiş iki
sancakbeyinin, askerleriyle birlikte Sivas’ta orduya iltihak etmeleri emrini
verdi. Ayrıca sipâhî ve silâhdâr bölüklerinin 400 topla İstanbul’dan hareket
edip orduya katılmalarını istedi. Ancak sıhhati bozulmuş, Habeşistan, Sudan
ve Yemen’in
çok sıcak ikliminde, Basra ve Lahsa’da çölde geçirdiği uzun yıllardan sonra,
altı yıl Kafkasya’nın dondurucu ikliminde üşümüş, yorgun ve bîtap bir hâle
gelerek hastalanmıştı. Bu sebeple ata binemiyor, taht-ı revanla yol alıyordu.
Özdemiroğlu
Sivas’a gelince 200.000 askeri toplanmış buldu. Bu kadar kuvvetin iaşesinin de
zorlukları olacağını düşünerek, 40.000 askeri geri gönderdi. 160.000 askerle
yola çıkıp, 1 Ağustos’da Erzurum’a geldi. Burada, yıllar önce Kafkas harpleri
sırasında maiyyetinde bulundukları sırada Safevîlere esir düşüp Alamut kalesine
hapsedilen yakın dostları Gâzi Giray’la Dal Mehmed Bey’in kaçıp
geldiklerini görünce çok sevindi. On gün Erzurum’da kalan Paşa, 7 Eylül’de
Çaldıran ovasına geldi. Şâh’ın Tebriz’den kaçtığını duyunca çok üzüldü.
Hastalığı da iyice artmıştı.
Tebriz yakınlarına gelen ordu,
burada İran velîahdı Hamza Mirzâ’nın büyük bir ordusuyla karşılaştı. Fakat İran
veliahdı Tebriz’i savunamayıp geri çekildi, Özdemiroğlu, Tebriz’in Osmanlılarca
tekrar fethini gerçekleştirip Tebriz beylerbeyliğini kurdu. 25 Eylül’de şehre
girip, 26 Eylül’de Ramazan bayramı tebriklerini kabul etti. 27’sinde şehirde
Cuma namazı kılıp, 29”unda büyük bir kale inşâatına başladı. Bir ay sonra biten
kaleye 8.000 asker yerleştirdi. Rahatsızlığı iyice artınca yanındaki tek vezir
Cağalazâde Sinân Paşa’yı serdâr kaymakamı yapıp, Cafer Paşa’yı Tebriz
beylerbeyliğine tâyin etti. Tebriz’de kalan askerin maaşını uzun zaman peşin
olarak kendi hazînesinden ödeyip, şehirden çıktı. Ordu-yı hümâyûnunun başında 28
Ekim 1685 akşamı Şenb-i Gazan banliyösüne geldi. Hamza Mirza, Paşa’nın öldüğüne
dâir yanlış bir istihbarat alıp gece baskın düzenlediyse de bozularak geri
çekildi. Bu da Osman Paşa’nın duyduğu son zafer haberi oldu. 29 Ekim’i 30 Ekim’e
bağlayan
gece, gece yarısına doğru şehîd oldu.
Özdemiroğlu
Osman Paşa, on altıncı asrın en büyük Osmanlı kumandanlarındandır. Daha sonraki
asırlarda bu çapta bir asker gelmedi denilebilir. Şehîd olduğu zaman annesi,
zevcesi ve kızı İstanbul’da hayattaydı. Vefâtı İstanbul’da büyük teessürle
karşılandı. Nâşı, 30 yıllık atı Kaytas ters eğerlenerek üzerine kondu, vasiyyeti
üzerine Diyarbakır’a götürüldü. Bütün Diyarbakırlıların katıldığı büyük bir
cemâat tarafından cenaze namazı kılınıp önceden yaptırdığı türbesine defnedildi.
On
altıncı yüzyıl sadrâzamlarından. Meş’âleler savaşının muzaffer kumandanı.
Kafkasya fâtihi... 1527 yılında Mısır’da doğdu. Babası Özdemir Paşa, Memlûklüler
zamanında Mısır’da yerleşmiş bir çerkes ailesine mensûb olup, Osmanlı Devleti
hizmetinde beylerbeyliğe kadar yükselmiş, Yemen ve Habeş fütûhatı ile
tanınmıştı. Annesi, Abbasî halîfeleri sülâlesindendir.
Osman
Paşa, babasının çok faal bir kişi olması dolayısıyla genç yaşta devlet
hizmetleriyle yüz yüze geldi. Daha yirmi yaşına basmadan sancak beyliğine
yükseldi. 1561’de Mısır emir-i haclığına getirildi. Babasının vefâtı üzerine,
onun yerine Habeş beylerbeyi olup, yaklaşık yedi yıl bu vazîfede kaldı.
1569 yılında Yemen eyâletinin, Yemen
ve San’a diye ikiye ayrılması üzerine, Osman Paşa San’a beylerbeyi oldu. Bu
arada zeydî İmamlarından Topal Mutahhar’ın isyân ederek Yemen beylerbeyi Murâd
Paşa’yı pusuya düşürüp öldürmesi üzerine, her iki eyâlet birleştirilerek Osman
Paşa’ya verildi.
Bu tâyinin yapıldığı sırada Mısır’da
bulunan Osman Paşa, yanına üç-dört bin asker ve Kızıldeniz donanması kaptanı
Kurdoğlu Hızır Reis’i de alarak yola çıktı. On yedi gemi ile Süveyş’ten
hareket
eden Paşa, Cidde’ye uğrayarak süvârîleri karaya çıkardı ve bunların karadan
güney istikâmetinde ilerlemelerini emretti. Kendisi de denizden yoluna devamla
Hudeyde’de karaya ayak basıp, doğruca Taaz üzerine yürüdü. Yemen’in en önemli
yerlerinden olan bu şehri, bozuk inanışlı zeydîlerden kurtardı.
Taaz’ı
alan Özdemiroğlu Osman Paşa, Kahire üzerine yürüdü. Müstahkem bir kale olan
Kahire, Paşa’nın kuşatmasına şiddetle mukavemet ederken, âsî reîsi Topal
Mutahhar büyük bir kuvvetle Kâhire’nin imdadına geldi. Kudretli bir kumandan
olan Özdemiroğlu, iki ateş arasında kalmasına rağmen mücâdeleye devam etti.
Erzak ve cephanesinin iyice azaldığı bir sırada, bölgedeki harekâta serdâr tâyin
edilen Koca Sinân Paşa’nın yetişmesiyle bu zor durumdan kurtuldu. Topal Mutahhar
kaçtı.
Bundan
sonra tâkib edilecek harekât plânı üzerinde serdâr Sinân Paşa ile anlaşmazlığa
düşen Özdemiroğlu, Sinân Paşa tarafından azledilince, İstanbul’a geldi ve ikinci
Selîm Han tarafından 1571 senesinde Basra beylerbeyliğine tâyin edildi.
Bu
görevde iken, Portekizlilerin zaptedip müstemleke idaresi kurmaya çalıştıkları
Hürmüz’ün fethine me’mur edilen Paşa, sefer hazırlıklarını bitirip harekete
geçeceği sırada, vazifeden alınarak Diyarbekir beylerbeyliğine tâyin edildi.
Dört yıl bu görevde kaldı.
1576
yılında bu göreve Derviş Paşa’nın tâyin edilmesiyle boşta kalan Paşa, kış
mevsiminin gelmesi sebebiyle İstanbul’a gitmeyip kışı Diyarbekir civarında bir
kışlakta geçirdi.
Bu arada,
yeni İran Şahı ikinci İsmâil zamanında Safevî kuvvetlerinin Osmanlı idaresindeki
Gürcistan’a saldırmaları, yağma ve tahrib hareketinde bulunmaları üzerine, 1578
yılında İran üzerine açılan sefere Özdemiroğlu Osman Paşa da katıldı. Serdâr
Lala Mustafa Paşa kumandasındaki ordu Erzurum’a geldiğinde, harb meclisi
toplanarak, yapılacak işler görüşüldü. Bu görüşmeler sonunda sünnî halkın
çoğunlukta olduğu Gürcistan, Şirvan ve Dağıstan’ın zaptına karar verilip hareket
edildi.
Osmanlı
öncü birlikleri kumandanı olan Diyarbekir beylerbeyi Derviş Paşa, 8 Ağustos
1578’de Çıldır’a geldiğinde, Tokmak Han kumandasındaki 30 bin kişilik İran
ordusuyla karşılaştı. Genç bir yiğit olan Derviş Paşa, durumu anlayınca geriye
yardım için haber gönderip, yanındaki çok az askeriyle saldırdı ve düşmanı
şaşırtıp dağıttı. Bir ara atından düştü. Adamları derhâl yardıma gelerek atına
bindirdiler. Tekrar düşman üzerine atıldı. Derviş Paşa’nın tam yaralanıp düştüğü
ve Osmanlı kuvvetlerinin dağılacağı sırada, Özdemiroğlu Osman Paşa yetişerek
büyük bir hızla düşman üzerine saldırdı. Hava yağmurlu olduğundan ateşli
silâhların kullanılmadığı bu çatışma, çok kanlı bir şekilde akşama kadar sürdü.
Akşam karanlığı bastırırken muhârebenin sonucu belli olmaya başladı. Beş binden
fazla kayıp ve beş yüz esir veren İran kuvvetleri savaş meydanını terketti.
Osmanlı zâyiâtı bin civarında idi. Bu zaferde, şehîd olan Derviş Paşa’nın ve
eski Maraş beylerbeyi Maytabzâde Ahmed Paşa’nın fedakârca çarpışmalarına rağmen
en büyük pay, Özdemiroğlu Osman Paşa’nındı. Muhârebe sahasına sür’atle gelerek
derhâl harbe girmesi, yerinde ve zamanında gerekli tedbirleri alması, onun üstün
kumandanlık vasıflarını ortaya koyuyordu.
Çıldır
zaferi diye anılan bu kanlı muhârebede elde edilen galibiyet üzerine bir çok
Gürcü kaleleri mukavemetsiz teslim oldu. Tiflis ele geçirilip, bölgenin en
kuvvetli krallığı olan Kakheti haraca bağlandı.
Öte yandan
Çıldır muhârebesinde bozulan ordusunun intikamını almak ve bir taraftan
da Osmanlı
ordusuna Şirvan yolunu kapamak isteyen İran hükümeti, Tebriz vâlisi Emîr Hân’ın
emri altına Tokmak Han’ın da bulunduğu bir çok namlı vâlilerini vermiş ve bu
yolla hazırladığı yirmi bin kişilik kuvveti bölgeye yollamıştı. Osmanlı
ordusunun Şırak bozkırında beklediği günlerde bu kuvvetler Kür nehrinin Koyun
geçidi mevkiine gelerek, beri tarafa geçtiler ve İslâm askerinin otlakta yayılan
deve ve davarlarına el koyup, az sayıdaki muhafızları öldürdüler. Bunu haber
alan serdâr Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu’nu, Halep beylerbeyi Mehmed Paşa’yı
ve Dulkadir beylerbeyi Mustafa Paşa’yı üzerlerine yolladı. Özdemiroğlu Osman
Paşa’nın emri altındaki Osmanlı kuvvetleri bölgeye vardığı zaman, düşman
Koyungeçidi’nde savaş düzenini almış hazır beklemekte idi.
Derhâl
saldırıya geçen Özdemiroğlu düşmana göz açtırmaksızın yüklendi. İran kuvvetleri
inatla direnerek karşı koymaya çalıştıysa da, Özdemiroğlu’nun sür’atli
hareketlerinden şaşkına dönerek binlercesi telef olduktan sonra kaçmaya başladı.
Bu ric’at ve kargaşa onlara daha pahalıya mâloldu ve telaşla kaçan askerin
geçidi bulamadıklarından kılıç korkusuyla derin suya atlaması neticesinde, büyük
bir kısmı boğuldu (9 Eylül 1578).
Bu arada İran kuvvetlerine yardımcı
gelen Şirvan vâlisi Urus Han nehri geçip saldırdı. Ancak kısa zamanda bütün
kuvvetleri dağıtıldı. Kaçanları ise, silâhlanarak Osmanlı ordusuna yardıma gelen
Şirvan’ın sünnî halkı tarafından yakalanıp yok edildi. Çıldır zaferiyle devlete
Gürcistan’ı kazandıran Özdemiroğlu Osman Paşa, Koyungeçidi zaferiyle de Şirvan
denen Kuzey Azerbaycan topraklarını fethetmiş oluyordu. Şirvan ekseriyetle sünnî
müslümanların meskûn olduğu bir bölge olduğu için, fethi, İstanbul’da sevinçle
karşılandı. Bir müddet Şirvan’ın merkezi Ereş’te kalan Lala Mustafa Paşa,
muazzam bir
kale yaptırıp 100 top yerleştirdi. Saruhan (Manisa) sancakbeyi Kaytas Bey’i
Şirvan beylerbeyliğine tâyin etti.
8 Ekim
1578’de serdar Lala Mustafa Paşa’nın Erzurum kışlağına çekilmesi üzerine,
Safevîler büyük kuvvetlerle Özdemiroğlu’nun üzerine yürüdüler ise de Osman Paşa
yanındaki cüz’î bir kuvvetle Şamahı’da bunlara büyük bir darbe daha vurdu.
Osman
Paşa’nın emrindeki pek az kuvvetlerle Safevî ordularını peşpeşe mağlûbiyete
uğratması, İran’ın merkezinde büyük bir şaşkınlık uyandırdı. Osman Paşa’ya karşı
ancak hânedândan birinin karşı koyabileceği fikriyle imparatorluk veliahdı Hamza
Mirza 100.000 kişilik orduyla harekete geçti. Osmanlı kuvvetleri ise, birinci
Şamahı muhârebesinden yeni çıkmış 13.000 Osmanlı askeri ile 25.000 kişilik Kırım
atlılarından ibaretti. Üstelik Adil Giray emrindeki Kırım atlıları ise
Şamahı’dan çok uzaktı, Mahmûd-âbât taraflarındaydı.
Ani bir baskınla Safevî kuvvetleri
Şamahı muhafızlarının toparlanmasına fırsat vermeden şehre girdiler. Birinci gün
mümkün olduğu kadar kuvvetlerini toparladıktan sonra, Safevîleri top ateşiyle
baskı altına alan Osman Paşa, ikinci gün mukabil bir taarruzla şehre giren
İranlıları geri püskürttü. Çok kanlı sokak çarpışmaları sebebiyle bir kaç bin
askeri kalan Osman Paşa’nın üçüncü gün Adil Giray’a gönderdiği bir istimdâd
mektubunu ele geçiren Selman Han, bu yardımı önlemek için bir mikdâr abluka
kuvveti bırakıp, Adil Giray üzerine yürüdü. Üç gündür düşmana 2000 telefat
verdiren Osman Paşa, bu fırsatı kaçırmayıp, son bir gayretle yarma hareketine
girişip, Demirkapı’ya çekildi (27 Kasım 1578). Adil Giray ise pusuya düşürülerek
Şirvan beylerbeyi Piyâle Paşa’yla beraber esir edildi ve İran’ın payitahtı
Kazvin’e götürüldü.
Şirvan’dan harekete geçen Safevî
ordusu, 1579 Mart ayı sonlarında Tiflis’i kuşattı. On bin kişiyle yapılan bu
muhasaraya karşı, Tiflis beylerbeyi Ferhad Paşazade Mehmed Paşa efsâne
kahramanlarını imrendirecek bir müdâfaada bulundu. Yalnız Sipâhî ve azablardan
meydana gelen ve gittikçe eriyerek 1800’den 700’e kadar inen askeri açlığa ve
susuzluğa ehemmiyet vermeyip, gerektiğinde at, eşek, gibi hayvanları kesip
yiyerek müdâfaaya devam ettiler. Kaleye ancak dört ay sonra yardım
ulaştırılabildi. Maraş beylerbeyi Mustafa Paşa kumandasındaki 12.000 kişilik
imdat kuvveti kaleye yaklaştığında, çalınan mehter sesini duyan düşman ordusu,
muhasarayı kaldırıp firar etti.
Bu arada
harekâta devam eden Özdemiroğlu Osman Paşa 11 Ekim’de Demirkapı’dan hareketle
Bakü’ye, oradan da Şirvan’a girdi. Bölgeyi savunmak isteyen Safevî beylerbeyi
Mehmed Han 15.000 askeriyle imha edildikten sonra kış mevsimi girdiğini bahane
eden Kırım hanı Mehmed Giray, Osman Paşa’nın kalması için yaptığı bütün ısrara
rağmen, kardeşi Gâzi Giray kumandasındaki küçük bir birliği Özdemiroğluna
bırakarak geri döndü. Bu durumu fırsat bilerek Şirvan’ı ele geçirmek isteyen
Safevîler, Selman Han kumandasında 18.000 kişilik bir kuvveti bölgeye
gönderdiler ise de bu ordu Özdemiroğlu Paşa’nın elinde bulunan az bir kuvvetle
gönderdiği Gâzi Giray tarafından imha edildi.
Bu
dönemde büyük başarılarına rağmen şark cephesindeki ordunun büyük bir kısmının
hareketsiz bir hâlde Erzurum’da bekletilmesi sebebiyle askeri azalan Özdemiroğlu
Osman Paşa iyice bunalmıştı. Kırım Hanı Mehmed Giray’dan da ümidini kesen
Özdemiroğlu Osman Paşa, doğrudan doğruya üçüncü Murâd Han’a nâme yazıp yardım
istedi. Dîvândaki liyakatsiz adamların oyuncağı olarak İran cephesinde yıllardır
atıl kaldığını, Kırım hanının kendisine yeteri kadar yardım etmediğini, büyük
fırsatların kaçırıldığını, bu durum düzelmezse devletin şerefinin lekeleneceğini
arzetti. Özdemiroğlu’nun bu arîzasına karşı çok hassas davranan üçüncü Murâd
Han, bir taraftan Kırım hanı Mehmed Giray’ı tekrar sefere me’mûr etmekle
beraber, bir taraftan da Sivas beylerbeyi Haydar Paşa ile Köstendil, Silistre ve
Niğbolu sancakbeylerinin askerlerini toplayıp derhâl Kefe’ye gitmelerini
emrettikten başka, İstanbul’dan da üç bin yeniçeri ile kethüda Sinân Ağa
kumandasında silâhdâr bölüklerini, yola çıkardı ve 140.000 altın da para
gönderdi. Kefe’de toplanan bu kuvvetler, Kefe beylerbeyi Cafer Paşa kumandasında
hareket ederek 24 Kasım 1582’de Demirkapı’ya geldi. Osman Paşa, uzun zamandan
beri beklediği taze kuvvete kavuştu.
28 Mart
1583’de Ferhad Paşa’nın şark serdârlığına tâyin edilip, 60.000 askerle yola
çıktığını öğrenen Safevî Gence (Karabağ) vâlisi İmâmkulu Han, serdârın
Erzurum’daki
kuvvetlerle birleştikten sonra İran’a yürüyeceğini sezip, bu kuvvetler gelmeden
Osman Paşa’ya büyük bir darbe vurmak istedi. 50.000 askerle yola çıkıp Şirvan ve
Dağıstan’ı ayıran Samur ırmağının güney kıyısına kadar yaklaştı.
Bu arada
İmamkulu Han, on bin kişilik bir kuvveti ayırarak Rüstem Han kumandasında öncü
olarak ileri sürmüş ve bu kuvvetler Saburan şehri yakınlarındaki Niyâzâbâd
ovasına gelmişti. Burada Osman Paşa’ya yardıma gelen Silistre sancakbeyi Yâkûb
Bey’in komutasındaki Rumeli askeriyle karşılaştılar. Rumeli askeri, Osman
Paşa’nın ihtiyatlı hareket etmeleri yolundaki emirlerine ve az sayıda olmalarına
rağmen, derhâl taarruza geçti ise de sayıca fazla Safevî kuvvetleri karşısında
bozuldu. Kurtulabilenlerin pek azı Demirkapı’ya ulaşabildi. Bu vaziyet üzerine
düşmanı Demirkapı dışında karşılamak isteyen Özdemiroğlu Osman Paşa,
hareketinden on bir gün sonra Bilasa ovasında düşmanla karşılaştı.
Osmanlı
ordusunun harb nizâmında baş kumandan Özdemiroğlu Osman Paşa, yeniçeri ve
silâhdâr bölükleriyle merkezde, Sivas beylerbeyi Haydar Paşa, Anadolu askeriyle
sağ, Kefe beylerbeyi Cafer Paşa da, Rumeli ve Şirvan askeriyle sol cenanda
bulunuyordu. Safevî ordusunda ise; merkezde İmamkulu Han, sağ cenahda Niyâzâbâd
muhârebesini kazanan Rüstem Han, sol cenahda da bir süre önce Osmanlı Devleti’ne
ihanet edip Safevîler tarafına geçen Şirvanşahlar sülâlesinden Ebû Bekir Mirza
kumanda ediyordu. Ayrıca Safevîler tarafında, Osmanlılardan yüz çevirip karşı
tarafa geçen bir takım Gürcü ve Dağıstan beyleri de vardı.
8
Mayıs’ta başlayan muhârebenin ilk günü bilhassa öncü kuvvetlerin müsâdemeleriyle
geçtiği için netîcesiz kaldı. İkinci gün bütün şiddetiyle başlayan savaşta her
iki taraf da akşama kadar canla başla harbettiği hâlde sonuç alamadı. Fakat gece
meşaleler yakılarak savaşa devam edildi. Bu sebeple de bu savaş Meş’aleler
savaşı diye meşhur oldu. Üçüncü gün, her iki taraf da yorgun, mecalsiz kaldığı
için harb olmamış, fakat düşmanı şaşırtıp ric’at ettiği hissini vermek isteyen
Özdemiroğlu Osman Paşa, ordunun ağırlıklarını geri naklettirdiği için Safevîler
savaşı kazanacağı ümidine kapılmışlardı. Düşmana bu ümîdi verdikten sonra
dördüncü gün sahte bir ric’at manevrasıyla işe başlayan Osman Paşa’nın bu ustaca
harekâtına kapılarak Demirkapı yolunu kesmek için süvari kuvvetleri sevkeden
düşman, birden bire şiddetli topçu ateşiyle karşılaştığı gibi, iki koldan da
sarılmaya başlandı. Çok geç anladığı bu manevraya mâni olmak isteyen îmamkulu
Han, bir aralık şiddetle Cafer Paşa kumandasındaki Osmanlı sol kanadına yüklenip
duruma hâkim olmak istedi ise de, Osman Paşa yetiştirdiği takviye kuvvetleriyle
buna imkân vermedi. Osmanlı askerinin kendisinden sayıca fazla olan düşmana
karşı celâdetle savaşması, neticede Safevî ordusunun dağılıp kaçmasına yol açtı.
İmamkulu Han son bir gayretle askerini toplamak istediyse de iyice gözü yılan
kuvvetlerini toplamaya muvaffak olamayıp kendisi de kaçtı. Safevî ordugâhı
zaptedildi. Fakat düşman tâkib edilmedi (11 Mayıs 1583).
Özdemiroğlu’nun
bu büyük zaferiyle Şirvan tekrar ele geçirilip, Dağıstan ve Gürcistan fütûhatı
korunmuş oldu. Asî Dağıstan ve Gürcü prensleri itaat altına alındı. O zamana
kadar elde edilemeyen Kür ırmağı güneyinin fütûhatı kolaylaştı.
Bundan
sonra yola çıkıp beşinci defa Şamahı’yı ele geçiren Özdemiroğlu Osman Paşa,
buraya büyük bir kale yaptırdı. Çevresine hendek kazdırıp, Pirsagot çayının suyu
ile doldurup, Amasya sancakbeyi Mehmed Bey’i paşa yaptı ve Şirvan
beylerbeyiliğine tâyin etti, Buradan hareketle Bakü’ye gelen Osman Paşa, bir
müddet kalıp petrol kuyularını ıslâh edip Demirkapı’ya döndü.
Beş
seneden fazla bir zamandır Kafkas cephesinde bulunan ve üst üste kazandığı
parlak zaferle Kafkasya’nın boydan boya fethini te’min ettikten başka, en
ümitsiz zamanlarda bile bu fütûhatın muhafazasını üstlenen bu şanlı kumandan,
Cafer Paşayı Dağıstan vâliliği kaymakamlığına bırakarak bir mikdâr askeriyle
İstanbul’a gitmek üzere 21 Ekini 1583’de Demirkapı’dan hareketle Kefe’ye geldi.
Özdemiroğlu
Osman Paşa buraya geldiğinde, üçüncü Murâd Han’ın Kırım hanı Mehmed Giray’ın
hal’ edilmesini bildiren fermanını aldı. Çünkü Mehmed Giray, Kafkas harekâtı
sırasında, pâdişâhın açık emrine rağmen Osman Paşa’ya gereken yardımı
yapmamıştı. Bunu haber alan Mehmed Giray devlete alenen isyân edip, 50.000
kişilik kuvvetle Kefe’yi muhasara etti ise de kısa zamanda duruma hâkim olan
Özdemiroğlu, Mehmed Giray’ı yakalayıp cezalandırdı. Yeni Kırım hanı İslâm
Giray’a sükûn içinde bir ülke bırakarak İstanbul’a geldi.
İstanbul
halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Paşa, üçüncü Murâd Han tarafından
kabul edilip, iltifatına mazhâr oldu. Murâd Han Yalı köşkünde kabul ettiği
Paşa’ya dört saat boyunca Kafkas harplerini anlattırıp duâlarda bulundu.
Üçüncü Murâd Han, 25 Temmuz’da
Siyavuş Paşa’yı azledip, Özdemiroğlu Osman Paşa’yı vezîriâzam yaptı. Dört aya
yakın İstanbul’da kalıp devlet işleriyle uğraşan Paşa, Kırım’ın tekrar karışması
sebebiyle, kendi isteğiyle serdâr tâyin edildi. Yerine Mesih Paşa’yı sadâret
kaymakamı (vekili) bırakıp 2 Kasım’da karadan yola çıktı. Sinop’ta donanmaya
binip Kırım’a gitmeyi düşünen Paşa, Kastamonu’ya geldiği sırada, Kırım’daki
karışıklığın bastırıldığı haberini aldı. Kastamonu’da
bulunduğu sırada, İstanbul’dan gelen bir hatt-ı hümâyûn ile doğu serdârlığına
tâyin edildiğini öğrendi.
Bu ferman
üzerine eyâletlere tamîm göndererek; on iki beylerbeyi ve yetmiş iki
sancakbeyinin, askerleriyle birlikte Sivas’ta orduya iltihak etmeleri emrini
verdi. Ayrıca sipâhî ve silâhdâr bölüklerinin 400 topla İstanbul’dan hareket
edip orduya katılmalarını istedi. Ancak sıhhati bozulmuş, Habeşistan, Sudan
ve Yemen’in
çok sıcak ikliminde, Basra ve Lahsa’da çölde geçirdiği uzun yıllardan sonra,
altı yıl Kafkasya’nın dondurucu ikliminde üşümüş, yorgun ve bîtap bir hâle
gelerek hastalanmıştı. Bu sebeple ata binemiyor, taht-ı revanla yol alıyordu.
Özdemiroğlu
Sivas’a gelince 200.000 askeri toplanmış buldu. Bu kadar kuvvetin iaşesinin de
zorlukları olacağını düşünerek, 40.000 askeri geri gönderdi. 160.000 askerle
yola çıkıp, 1 Ağustos’da Erzurum’a geldi. Burada, yıllar önce Kafkas harpleri
sırasında maiyyetinde bulundukları sırada Safevîlere esir düşüp Alamut kalesine
hapsedilen yakın dostları Gâzi Giray’
Tebriz yakınlarına gelen ordu,
burada İran velîahdı Hamza Mirzâ’nın büyük bir ordusuyla karşılaştı. Fakat İran
veliahdı Tebriz’i savunamayıp geri çekildi, Özdemiroğlu, Tebriz’in Osmanlılarca
tekrar fethini gerçekleştirip Tebriz beylerbeyliğini kurdu. 25 Eylül’de şehre
girip, 26 Eylül’de Ramazan bayramı tebriklerini kabul etti. 27’sinde şehirde
Cuma namazı kılıp, 29”unda büyük bir kale inşâatına başladı. Bir ay sonra biten
kaleye 8.000 asker yerleştirdi. Rahatsızlığı iyice artınca yanındaki tek vezir
Cağalazâde Sinân Paşa’yı serdâr kaymakamı yapıp, Cafer Paşa’yı Tebriz
beylerbeyliğine tâyin etti. Tebriz’de kalan askerin maaşını uzun zaman peşin
olarak kendi hazînesinden ödeyip, şehirden çıktı. Ordu-yı hümâyûnunun başında 28
Ekim 1685 akşamı Şenb-i Gazan banliyösüne geldi. Hamza Mirza, Paşa’nın öldüğüne
dâir yanlış bir istihbarat alıp gece baskın düzenlediyse de bozularak geri
çekildi. Bu da Osman Paşa’nın duyduğu son zafer haberi oldu. 29 Ekim’i 30 Ekim’e
bağlayan
gece, gece yarısına doğru şehîd oldu.
Özdemiroğlu
Osman Paşa, on altıncı asrın en büyük Osmanlı kumandanlarındandır. Daha sonraki
asırlarda bu çapta bir asker gelmedi denilebilir. Şehîd olduğu zaman annesi,
zevcesi ve kızı İstanbul’da hayattaydı. Vefâtı İstanbul’da büyük teessürle
karşılandı. Nâşı, 30 yıllık atı Kaytas ters eğerlenerek üzerine kondu, vasiyyeti
üzerine Diyarbakır’a götürüldü. Bütün Diyarbakırlıların katıldığı büyük bir
cemâat tarafından cenaze namazı kılınıp önceden yaptırdığı türbesine defnedildi.
İKİ CİHÂNDA YÜZÜN AK OLSUN!..
Kafkasya’yı fethederken şiî Safevî
ordularıyla yaptığı meydan muhârebeleri, savunma savaşları sonunda kazandığı
muvaffakiyetleriyle dillere destan olan kahraman Osmanlı paşası Özdemiroğlu,
İstanbul’a geldiğinde büyük bir coşkuyla karşılandı. Üçüncü Murâd Han bu
kahramanı bizzat görüşmek üzere Yalı Köşkü’ne davet etti. Paşa, huzura
girdiğinde Sultan, saray âdetlerini bozarak;
“Hoş geldin Osman, otur!” dedi.
Osman Paşa oturmadı. Ayakta durdu.
Pâdişâh tekrar;
“Otur Osman!” dedi. Osman Paşa
oturdu. Fakat haya edip tekrar ayağa kalktı. Murâd Han, dördüncü defa,
oturmasını ve Kafkasya’daki muhârebelerini anlatmasını emredince, oturdu ve
anlatmaya başladı. Kafkas harplerini anlatması dört saat sürdü. Osman Paşa, Urus
Han’ı nasıl mağlûb ettiğini anlattığı sırada Sultan, heyecanlanıp sözünü
keserek:
“Güzel hareket etmişsin Osman!”
dedikten sonra üzerinde murassa bir iğne bulunan sorgucunu çıkarıp Osman
Paşa’nın başına taktı.
Osman Paşa anlatmaya devam etti.
Hamzâ Mirzâ’ya karşı kazandığı zaferi anlattığı sırada Sultan yine sözünü
kesip;
“Bunların semeresini toplayacaksın!”
diyerek belindeki murassa hançeri çıkarıp Osman Paşa’nın beline taktı. Osman
Paşa, İmamkulu Han’ın Gence önündeki hezimetini anlatırken, Murâd Han, ilk önce
verdiğinden daha kıymetli murassa bir iğne bulunan sorgucunu çıkarıp Paşa’nın
başına taktı.
Nihayet Özdemiroğlu Osman Paşa,
Kırım hânına karşı, Kefe’de bir kaç bin kişi ile nasıl mücâdele ettiğini ve
hanın yakalanarak cezalandırılmasını anlatıp sözüne son verince, memnuniyetinden
gözleri yaşaran Murâd Han, kendini tutamayıp ellerini
açarak;
“İki cihânda yüzün ak olsun! Allahü
teâlâ senden razı olsun! Her nereye gidersen muzafferiyet arkadaşın olsun!
Cennet’te, nâmdaşın hazret-i Osman ile bir köşkte ve bir sofrada beraber bulun!
Bu dünyâda uzun müddet şeref ve iktidar ile yaşa!” diyerek duâ etti.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hadikat-ül-vüzerâ; sh. 38
2) Osmanlı
Devleti Târihi (Hammer); cild-7, sh. 147
3) Osmanlı
Târihi, (Uzunçarşılı); cild-3, kısım-1, sh. 55 v.d.
4) Osmanlı
İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman); cild-7, sh. 202, cild-8, sh. 57, 59, 89,
267
5) Îzahlı
Osmanlı Târihi Kronolojisi (Danişınend); cild-3, sh. 13-99
6) Mufassal
Osmanlı Târihi; cild-3, sh. 1316-1358, 1389
7) Büyük
Türkiye Târihî; cild-4, sh. 269-277, 392-429
8) Târih-i
Peçevî; cild-2, sh. 15, 32-93
9) Özdemiroğlu
Osman Paşa (Ahmed Refik T.O.E.M)
10)
Özdemiroğlu Osman Paşanın Dağıstan ve Şirvân Seferleri (Ebû Bekir bin Abdullah,
Millet Kütüphânesi T.Y. No: 366)
Kafkasya’yı fethederken şiî Safevî
ordularıyla yaptığı meydan muhârebeleri, savunma savaşları sonunda kazandığı
muvaffakiyetleriyle dillere destan olan kahraman Osmanlı paşası Özdemiroğlu,
İstanbul’a geldiğinde büyük bir coşkuyla karşılandı. Üçüncü Murâd Han bu
kahramanı bizzat görüşmek üzere Yalı Köşkü’ne davet etti. Paşa, huzura
girdiğinde Sultan, saray âdetlerini bozarak;
“Hoş geldin Osman, otur!” dedi.
Osman Paşa oturmadı. Ayakta durdu.
Pâdişâh tekrar;
“Otur Osman!” dedi. Osman Paşa
oturdu. Fakat haya edip tekrar ayağa kalktı. Murâd Han, dördüncü defa,
oturmasını ve Kafkasya’daki muhârebelerini anlatmasını emredince, oturdu ve
anlatmaya başladı. Kafkas harplerini anlatması dört saat sürdü. Osman Paşa, Urus
Han’ı nasıl mağlûb ettiğini anlattığı sırada Sultan, heyecanlanıp sözünü
keserek:
“Güzel hareket etmişsin Osman!”
dedikten sonra üzerinde murassa bir iğne bulunan sorgucunu çıkarıp Osman
Paşa’nın başına taktı.
Osman Paşa anlatmaya devam etti.
Hamzâ Mirzâ’ya karşı kazandığı zaferi anlattığı sırada Sultan yine sözünü
kesip;
“Bunların semeresini toplayacaksın!”
diyerek belindeki murassa hançeri çıkarıp Osman Paşa’nın beline taktı. Osman
Paşa, İmamkulu Han’ın Gence önündeki hezimetini anlatırken, Murâd Han, ilk önce
verdiğinden daha kıymetli murassa bir iğne bulunan sorgucunu çıkarıp Paşa’nın
başına taktı.
Nihayet Özdemiroğlu Osman Paşa,
Kırım hânına karşı, Kefe’de bir kaç bin kişi ile nasıl mücâdele ettiğini ve
hanın yakalanarak cezalandırılmasını anlatıp sözüne son verince, memnuniyetinden
gözleri yaşaran Murâd Han, kendini tutamayıp ellerini
açarak;
“İki cihânda yüzün ak olsun! Allahü
teâlâ senden razı olsun! Her nereye gidersen muzafferiyet arkadaşın olsun!
Cennet’te, nâmdaşın hazret-i Osman ile bir köşkte ve bir sofrada beraber bulun!
Bu dünyâda uzun müddet şeref ve iktidar ile yaşa!” diyerek duâ etti.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hadikat-ül-vüzerâ; sh. 38
2) Osmanlı
Devleti Târihi (Hammer); cild-7, sh. 147
3) Osmanlı
Târihi, (Uzunçarşılı); cild-3, kısım-1, sh. 55 v.d.
4) Osmanlı
İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman); cild-7, sh. 202, cild-8, sh. 57, 59, 89,
267
5) Îzahlı
Osmanlı Târihi Kronolojisi (Danişınend); cild-3, sh. 13-99
6) Mufassal
Osmanlı Târihi; cild-3, sh. 1316-1358, 1389
7) Büyük
Türkiye Târihî; cild-4, sh. 269-277, 392-429
8) Târih-i
Peçevî; cild-2, sh. 15, 32-93
9) Özdemiroğlu
Osman Paşa (Ahmed Refik T.O.E.M)
10)
Özdemiroğlu Osman Paşanın Dağıstan ve Şirvân Seferleri (Ebû Bekir bin Abdullah,
Millet Kütüphânesi T.Y. No: 366)


Yorumlar
Yorum Gönder