ORHAN GAZİ
(ö. 763/1362)Osmanlı padişahı (1324-1362).724 (1324) tarihli bir vakfiyede Sultan Orhan’ın tuğrası (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, nr. 10)
Babası............. :
Osman
Gâzi
Annesi.................... :
Mâl
Hâtûn
Doğumu......................... : 1281
Vefâtı........................... :
1360
Tahta
Geçişi..................... : 1326
Saltanat
Müddeti............. : 34
sene
Osmanlı
pâdişâhlarının ikincisi. Sultan Osman Gâzi’nin oğlu olup, dedesi Ertuğrul
Gâzi’nin vefât ettiği 1281 senesinde Söğüt’de doğdu. Annesinin, Osman Gâzi’nin
iki hanımından Mâl Hatun veya Bâlâ Hâtun’dan hangisi olduğu hakkında değişik
rivayetler vardır. Ancak ilk Osmanlı kaynaklarının çoğu annesini Mâl Hâtûn
olarak gösterirler. Orhan Gâzi küçük yaştan îtibâren tam bir disiplin ve intizam
ile istikbâlin beyi olarak yetiştirilmeye gayret edildi. Dedesi Şeyh Edebâli’den
ve Dursun Fakih gibi âlimlerden ilim öğrenip, feyz aldı. Babasının arkadaşları
yanında silâh tâlimleri ile yetişti. Gâzilerin gazâlarını, meşhur İslâm
mücâhidlerinin, evliyâ ve âlimlerin menkıbelerini dinledi. Devrinin silâhlarını
maharetle kullanmasını öğrendi. Küçük yaştan îtibâren devletin teşkilâtlanması
ve müesseseleşmesinde lâzım olan tecrübelere sâhib oldu.
Orhan
Gâzi, gençliğinden îtibâren Bizans tekfurlarıyla olan gazâlara katıldı.
Muhârebelerde gösterdiği muvaffakiyetlerle, babasının ve gâzilerin takdîrini
kazandı. 1298’de Bizans tekfurlarının tertiplediği, Osman Gâzi’nin de davet
edildiği sû-i kasd plânlı düğüne katıldı. Tedbirli hareket eden Osman Bey,
Yarhisar ve Bilecik’i fethederken gelin olarak Bilecik Beyi’nin oğluna verilecek
olan Yarhisar Beyi’nin kızı Holofira’yı da esir aldı. Holofira, İslâmiyet’i
kabul edip, müslüman oldu ve Nilüfer ismini aldı. Orhan Gâzi, Nilüfer Hâtun’la
evlendirildi.
Orhan Gazi tuğralı mülknâme (TSMA, E. nr. 10789)
Osman
Gâzi, 1299 senesinde istiklâlini îlân ederek, devleti idâri bölgelere ayırdı.
Oğlu Orhan Gâzi’yi 1301’de Sultanönü (Karacahisar) bölgesinin beyliğine tâyin
etti. Orhan Gâzi, 1302’de Yenişehir ile İznik arasındaki Köprühisar’ın fethinde
görevlendirildi. Köprühisar fethinin ertesi senesinde Germiyanlı ülkesinde
oturan Candarlı aşiretinin, Osmanlı hududuna tecâvüzlerine mâni oldu. 1315’de
Çavdar Bey’i esir alınıp, Çavdarlı beyliğindeki suçlular cezalandırıldı. 1317’de
Karatekin, Ebesuyu, Karacebiş, Tuzpazarı, Kapucuk ve Kestaneci kalelerinin
fethine katıldı. Osman Gâzi 1320 senesinden îtibâren yaşının ilerlemesi ve
nikris (romatizma) hastalığının şiddetlenmesi üzerine oğlunun idaresini görmek
istedi ve Orhan Gâzi’yi ordu komutanı tâyin etti. Orhan Gâzi, 1321’de Mudanya ve
Gemlik üzerine düzenlenen seferde, Mudanya’yı feth ederek Bursa’nın denizle
irtibatını kesti. 1325’de Bursa’nın güneyindeki Atranos’u fethedince, 1326
senesinde Bursa’nın Pınarbaşı mevkiine gelerek karargâh kurdu. 1315’den beri
yakınına yapılan kalelerle adetâ abluka altında olan Bursa kalesini kurtarmaktan
ve yardım gelmesinden
ümîdini kesen kale kumandanı, Gâzi Mihal Bey vasıtasıyla bâzı şartlar ileri
sürerek Bursa’yı teslim etti. Orhan Gâzi 6 Nisan 1326 târihinde Bursa’ya girdi.
Kale komutanı Evrenos, İslâmiyet’i kabul ederek Osmanlı hizmetine girdi. Osman
Gâzi, Bursa’nın fethini işitince, memnun olup, Orhan Bey’i Osmanlı hânedânına
vâris tâyin etti. Diğer evlâdlarının ve kumandanlarının Orhan Bey’e bîat edip,
ona karşı itaatli olmalarını bildirdi. Osman Bey’in Bursa’nın fethinden önce,
fetih sırasında veya fetinden sonra öldüğüne dâir kaynaklarda muhtelif
rivayetler mevcuttur. Ancak bu kaynakların çoğuna göre Osman Gâzi Bursa’nın
fethinden hemen sonra vefât etmiş ve Gümüşlü Künbed’e defnedilmiştir. Osmanlı
Devleti’nin ikinci sultânı olarak tahta geçen Orhan Gâzİ, Alâeddîn Paşa’yı vezir
tâyin etti. Osmanlı Devleti’nin merkezi, Yenişehir’den Bursa’ya nakledildi.
Askerî ve idâri faaliyetlere ağırlık verildi. Yeni tâyinler yapılıp, Akça
Koca’ya, Kandıra; Kara Mürsel’e, İzmit körfezinin güneyi; Abdurrahmân Gâzi’ye
ise, yeni fethedilen Aydos ve Samandra’nın idaresi verildi. Bu kumandanlar,
bulundukları mevkilerde yeni fetihlerle de vazifeliydiler.
Osmanlıların
boğaz sahillerine kadar genişlemesi, Bizans’ı telaşlandırdı. Osmanlı
kuvvetlerinin, Sakarya ırmağı sahillerinde Karadeniz’e doğru ilerlemesini
durdurmak ve uzun süreden beri devam eden İznik kuşatmasını kaldırmak için,
Bizans imparatoru üçüncü Andronikos ordu hazırlayıp 1329’da İstanbul’un Anadolu
yakasına geçerek Floken’de karargâh kurdu. Orhan Gâzi, İznik kuşatmasına bir
mikdâr asker bırakarak, sekiz bin kişilik kuvvetle Bizans imparatoruna karşı
harekete geçti. Maltepe (Pelekanon) mevkiinde düşmanla karşılaştı. 1329
Mayıs’ında meydana gelen Osmanlı-Bizans muhârebesi, sabahtan akşama kadar sürdü.
Bizans kayseri bir günlük muhârebenin sonunda büyük ümidlerle Rumeli’den
Anadolu’ya geçirdiği ordusunun, Osmanlılar karşısında dayanamıyacağını
anlayınca, gece karanlığından istifâde ederek muhârebe meydanından, karargâhına
doğru çekilmeye başladı. Orhan Gâzi, fırsatı kaçırmadı. Gece muhârebe şartlarını
iyi bilen Osmanlı ordusu, Orhan Gâzi’nin emriyle düşmanı takibe geçti. Bizans
ordusu, gâzilerin taarruzu karşısında paniğe kapılarak, birbirine girdi. Bizans
kayseri yaralı olarak kaçıp canını kurtarabildiyse de, ordusu perişan oldu.
Sultan Orhan’ın türbesi içindeki sandukası
Orhan
Gâzi, Pelekanon zaferini kazanınca, yıllardan beri devam eden İznik muhasarasını
şiddetlendirdi. İznik kalesinin kumandanı, Pelekanon muhârebesinin neticesini
öğrenince, yardım alamayacağını bildiğinden, Osmanlıların adaletine sığınarak
teslim oldu. Kaleyi teslim alan Orhan Gâzi, ahâliden arzu edenlerin, eşyalarıyla
birlikte gitmesine müsâade etti. Ayrıca İznik halkının, tebea olarak kalıp,
yalnız cizye vermek şartıyla âdet ve an’anelerini muhafaza edebileceklerini îlân
etti. Halkın büyük çoğunluğu Osmanlı idaresini tercih etti. Muhârebe ve
kuşatmada beyleri ölen kadınlar, Orhan Gâziye müracaat edip, sahipsiz
kaldıklarını, müslüman olup, Osmanlılardan istiyenlerle evlenebileceklerini
söylediler. Orhan Gâzi, İznik’in yerli kadınlarının arzularını îlân edip
isteyenlerin bunlarla evlenebileceklerini ve bunlarla
evlenenlerin İznik muhafazasında vazifelendirileceğini açıkladı.
İznik
feth olunduktan sonra, devletin geçici merkezi hâline getirildi. Şehir îmâr
edilip, İslâmî eserlerle süslendi. Orhan Gâzi, İznik’in en büyük kilisesini
câmiye çevirip, burada Cuma namazını kıldı. Manastırını da medreseye çevirtti.
Şehirde ayrıca zevcesi Nilüfer Hâtûn tarafından bir imâret, oğlu Süleymân Paşa
tarafından da bir medrese inşâ edildi. Böylece İznik kısa zamanda bir Türk şehri
hâlini aldı. İznik’in fethinden sonra, Orhan Gâzi, İzmit kuşatmasını
şiddetlendirdi. Bizans kayseri deniz yoluyla İzmit’in yardımına geldi. Bunun
üzerine Orhan Gâzi, Osmanlı Devleti’nin ilk sulh andlaşmasını Bizans kayseri
üçüncü Ahdronikos ile yaptı ve İzmit kuşatmasını kaldırdı. Anadolu’da fetihlere
devam eden Orhan Gâzi, 1331’de Taraklı, Mudurnu ve Göynük kasabalarını Osmanlı
topraklarına kattı. 1333’de Gemlik, 1336’da Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat
kasabaları fethedildi. 1337’de ise şiddetli bir şekilde tekrar
kuşatılan İzmit teslim olmak zorunda kaldı. İzmit’in fethi ile Kocaeli
yarımadasının tamâmı Osmanlıların eline geçti. Daha sonra Hereke, Yalova ve
Armutlu’nun da fethedilmesiyle Osmanlı Devleti’nin hududu boğaz sahiline
dayandı. Bizans’ın Anadolu ile irtibatı sâdece Şile ve Boğaziçi’nde kalmıştı.
Orhan Gâzi’nin Bizans’ı iyice sıkıştırması, kayser üçüncü Andronikos’u
andlaşmaya mecbur etti. 1341’de imzalanan Osmanlı-Bizans andlaşmasına göre,
Anadolu’daki Şile ve Üsküdar, Orhan Gâzi’nin akınlarından emin olmak şartı ile
Bizans’a, diğer yerler Osmanlı Devleti’ne kaldı.
Diğer taraftan Karesi Beyinin ölümü
üzerine, babasının yerine geçen Demirhan’a muhalefet eden kardeşi Dursun Bey,
ölüm korkusu yüzünden Orhan Gâziye sığındı. Dursun Bey, biraderinin yerine
hükümdar olmak için Orhan Gâzi’den yardım istedi. Şayet yardım edilirse
Balıkesir ile beraber diğer bâzı şehirleri Osmanlılara vermeyi vâd etti. Bunun
üzerine Orhan Gâzi, Karesi üzerine sefere çıktı. Demirhan Bey, Orhan Gâzi’nin
üzerine geldiğini duyunca, Balıkesir’den Bergama’ya kaçtı. Bergama’nın
muhasarası sırasında Dursun Bey kaleden atılan okla öldü. Teslim olmaya mecbur
kalan Demirhan Bey Bursa’ya getirildi. Balıkesir, Manyas, Edincik, Kapıdağı ve
havalisi Osmanlı topraklarına katıldı. Bu sırada Bizans’ta saltanat mücâdelesi
kızışmıştı. Taht için mücâdele edenler Orhan Gâzi’nin desteğini sağlamak istedi.
Altıncı Yuannis Kantakuzen, kızı Teodora’yı Orhan Gâziye vererek, yardımını
sağladı. Orhan Gazı, beş bin Osmanlı askerini Trakya’ya geçirip, Kantakuzen’e
yardımcı gönderdi. Trakya’ya geçen Osmanlı askeri, bölgede keşif yaparak çevreyi
tanıdı. Orhan Gâzi’nin desteği ile Bizans tahtına sâhib olan altıncı Yuannis
Kantakuzen, 1347’de damadını Üsküdar’a davet ederek görüştü. Orhan Gâzi
Üsküdar’da üç gün misafir kaldı. Kantakuzen, Bizans tahtındaki yerini
sağlamlaştırınca, Osmanlı Devleti’ne ihanet edip, dâmâdı Orhan Gâzi’ye karşı
papayla gizli münâsebet içine girdi. Akdeniz, Ege, İstanbul ve Karadeniz’de
koloni rekâbetindeki Venediklileri Bizans kayseri destekleyince, Orhan Gâzi de
Cenevizlilere yardım etti. Orhan Gâzi Bizans imparatorunun papa ile gizli
anlaşmasını haber alınca, 1352’de Üsküdar, Kadıköy ve adalarını fethettirdi.
Kantakuzen aleyhine Bulgarlar ve Sırplar, batıdan harekete geçince, Osmanlılara
karşı papalık ile ittifak içinde olmasına rağmen, Orhan Gâzi’den yardım istedi.
Orhan Gâzi, Kayser’den Gelibolu yarımadasındaki kalelerden birinin sözünü
alınca, oğlu vezir Süleymân Paşa kumandasında on bin kişilik Osmanlı kuvvetini
yardıma gönderdi. Kantakuzen, Osmanlı askerinin yardımıyla
Dimetoka’da Bulgar ve Sırplara karşı başarılı muhârebeler yaptı. Orhan Gâzi’nin
oğlu Süleymân Şâh, Anadolu’ya dönerken, Bizans kayserinin Gelibolu yarımadasında
Osmanlılara verdiği Çimbe kalesine asker bıraktı. Osmanlıların 1353’de Çimbe
kalesine yerleşmeleriyle, Rumeli’deki fetihler için üsse sâhib olmaları,
bölgenin kontrolünü sağladı.
Türkiye
Selçukluları zamanında önemli vilâyetlerden olan Ankara, daha sonra İlhanlılar
devrinde Anadolu umûmi vâliliğinin batı bölgelerinden idi. Sivas’ı kendisine
merkez yapmış olan Alâüddîn Eratna zamanında, Ankara, Eratna beyliğinin
toprakları içinde idi. Alâüddîn Eratna’nın 1352’de ölümü üzerine, yerine geçen
oğulları zamanındaki karışıklıktan istifâde eden Orhan Gâzi, 1354’de oğlu
Süleymân Paşa kumandasında sevketmiş olduğu kuvvetlerle şehri zabtettirdi.
Süleymân
Paşa aynı sene Biga’da topladığı bir orduyu Güney Marmara kıyısındaki Kemer
Limanından gemilerle karşıya naklederek Bolayır’ı ele geçirdi. Gelibolu
Yarımadası’nın en dar geçit yerini bu askerlerle tutarak bir taraftan
Gelibolu’ya diğer taraftan da Trakya’ya karşı iki uc kuran Süleymân Paşa,
muntazam gazâ akınlarına başladı.
Bir
zelzele neticesinde Gelibolu kale duvarlarının ve bu havalideki diğer kalelerin
yıkılması üzerine (2 Mart 1354) Osmanlılar bu şehir ve kasabaları ele geçirdiler
ve Gelibolu yarımadasının fethini tamamladılar. Süleymân Paşa
kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Tekirdağ’a kadar bütün Marmara kıyılarına
hâkim olmaları, Bizans kayserini telaşlandırdı. Osmanlıları bölgeden çıkarma
faaliyeti içine giren Kantakuzen Orhan Gâzi’ye haber gönderip on bin altın
mukabilinde Çimpe’yi satın alacağını ve Türk kuvvetlerinin Gelibolu’yu
terketmelerini ve İzmit’te kendisiyle görüşmek istediğini bildirdi. Orhan Gâzi,
imparatorun kendisine verdiği Çimpe’yi para mukabilinde terk edebileceğini kabûl
ettiyse de Gelibolu’yu kendisi almış olduğundan dolayı orasını veremiyeceğini ve
hastalığı sebebiyle de görüşmiyeceği cevâbını yolladı. Bunun üzerine Kantakuzen,
Balkan ve hıristiyan devletlerle ittifak kurmak istediyse de müttefik bulamadı.
1355’de Kantakuzen’in tahttan indirilmesi üzerine
tahta geçen Yuannis, Osmanlıların Avrupa kıt’asındaki hâkimiyetine karşı
koyulamıyacağını bildiğinden, Orhan Gâzi ile iyi geçinmeye çalıştı. Orhan
Gâzi’nin Cenevizliler tarafından kaçırıılan oğlu Halil’i korsanlardan kurtarıp,
kızı ile evlendirmeyi kararlaştırdı. Yuannis, papalık ile de münâsebetlerde
bulunarak, Bizans’ı Ortodoks mezhebinden katolikliğe geçirmeyi başarırsa, latin
devletlerinden yardım alabileceğini zannetti. Bizans’ın Osmanlı aleyhindeki
faaliyetlerine karşılık, Orhan Gâzi de fetih harekâtını arttırdı. Süleymân Paşa,
1356’da Doğu Trakya’ya geçerek, Malkara, Keşan ve Çorlu’yu aldı. Bölgedeki
Osmanlı hâkimiyetini kuvvetlendirmek için, Anadolu’dan Türk-İslâm nüfûsu
getirilerek, iskân siyâseti tatbik edildi. Rumeli fütûhatında, Osmanlıların
yerli ahâliye iyi muamele edip, din, mezheb ve dil hoşgörüsü ile, can, mal ve
ırz emniyeti sağlaması, bölgeye sulh, sükûn, huzur ve refah getirdi.
Trakya’da
bu son fetihlere kardeşi Murâd Bey ile beraber devam eden Süleymân Paşa, 1359
senesinde bir avı takibi sırasında düşerek kırk üç yaşında vefât etmesi üzerine,
Rumeli fethine Gâzi Murâd Bey tâyin edildi. Oğlunun vefâtına ziyadesiyle üzülen
Orhan Gâzi rahatsızlandı. 1360’da rahatsızlığı artarak vefât etti. Bursa’daki
Gümüşlü Kümbet’e defnedildi.
Şahsiyeti nesillere örnek mâhiyette
olan Orhan Gâzi, halîm selîm olup, son derece merhametliydi. Kolay kızmaz,
kızınca da belli etmezdi. Askerlerini ve tebeasını kendisinden fazla korurdu.
Muhârebelerde zâyiât durumuna dikkat ederdi. Zayiata sebeb olacak mevkilerin
fethini kuşatmayla kolaylaştırıp, teslimini beklerdi. Çok âdildi. Dîni bütün bir
müslüman olup, ülkede İslâm hukukunu tereddütsüz tatbik ettirirdi. Orhan
Gâzi’nin İslâm ahlâkına hayran olup, adaletine gıbta eden hıristiyanlar, kendi
soyundan ve dîninden hânedânların yerine, Osmanlı idaresini tercih ederlerdi.
İyi bir teşkîlâtçı, cesur bir kumandan olduğu gibi, mükemmel bir idareciydi.
İlme, âlimlere ve gönül sultânı manevî şahsiyetlere hürmetkardı. Âlimlerin
sohbetinde bulunup, onlarla istişare ederdi. İmâr ve iskân siyâsetine önem
verip, devrinde fethedilen beldelere Türk-İslâm nüfûsu yerleştirirdi. Osmanlı
ülkesinin
nüfuzunu arttırıp, devleti müesseseleştirdi.
Devletin
topraklarını altı misli büyüten Orhan Gâzi’nin vefâtı sırasında Osmanlı Devleti
şu şehir ve kalelere hâkim bulunuyordu: Bilecik, Bursa, Balıkesir, Bolu ve
civarı, Kocaeli, Sakarya, Eskişehir, Çanakkale, İstanbul’un bir kaç kalesi hâriç
Anadolu yakası, Ankara, Ayas, Beypazarı, Nallıhan, Kızılcahamam, Haymana,
Polatlı, Soma, Kırkağaç, Domaniç, Bergama, Dikili, Kınık, Marmara adaları,
Trakya’da Tekirdağ, Lüleburgaz, İpsala, Keşan.
Orhan
Gâzi, sultan olunca, devlet teşekküllerini kuvvetlendirdi ve yenilerini kurdu.
Saltanatının üçüncü yılında hükümdarlık alâmetinden olarak ilk defa Osmanlı
akçesini Bursa’da gümüşten kestirdi. Akçenin bir tarafında Kelime-i şehâdet ile
Hulefâ-i Râşidîn’in (r. anhüm) isimleri yâni; “Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali”
yazılı idi. Diğer tarafında; Orhan bin Osman, basıldığı yer olan Bursa,
basıldığı târihi olan H. 727 târihi ve Osmanlıların mensub olduğu Kayıboyu’nun
damgası vardı. Hulefâ-i Râşidîn’in isimlerinin söylenmesi ve yazılması Ehl-i
sünnetin yâni Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâbının (r. anhüm)
yolunda gidenlerin şiarı idi. Osmanlıların ilk bastıkları paralara Kelime-i
tevhîdle beraber, bu mübarek isimleri yazmaları, onların tâ başlangıçta Selef-i
sâlihînin yolu olan Ehl-i sünnet yoluna ne derece bağlı olduklarını açık seçik
göstermektedir.
Osmanlı Devleti’nde ilk fütûhatı
yapanlar aşiret kuvvetleri olup, hepsi atlı idi. Bu kuvvetler uzun süre muhasara
hizmetlerinde bulunamadıkları için muvaffakiyetler gecikiyordu. Orhan Gâzi, bu
yüzden Bursa’nın fethinden sonra, askerî teşkilâtta yenilikler yaptt. Türk
gençlerinden daimî ve esaslı yaya denilen piyade sınıfına orduda yer verildi.
Askerî birliklerden onluk sistem tatbik edildi. Piyade askerler, onar, yüzer
kişilik manga ve bölüklere ayrıldı. On kişiye onbaşı ve yüz kişiye yüzbaşı
zabitler tâyin edildi. Bin mevcutlu kuvvetlerin başındakilere de binbaşı
rütbesinde subaylar tâyin edildi. Müsellem denilen süvari kuvvetinin otuz
askeri, bir ocak kabul edildi. İlk plânda biner kişilik birlikler hâlinde
kurulan yaya ve müsellem askerlerinin sayıları zamanla arttırıldı. Günlük birer
akçe olan ücretleri, iki akçeye çıkartıldı. Ayrıca muhârebe dışında
işleyebilecekleri araziler de verildi. Tımar sisteminin tatbîkiyle askerî
hizmete tâyin edilenlerin mikdârı, tertîb edilen kadroyu çok geçtiğinden,
bunların nöbetle sefere gitmeleri ve sefere gidenlere, gitmeyenlerin yardımcı
olmaları kânun hâline getirildi. Sefere gitmeyenlere Yamak denildi. Yamaklara
yardım karşılığı ücret verilirdi.
Osmanlı devlet teşkîlâtı ilk defa
Orhan Gâzi zamanında teşkil olundu. İlk devlet teşkilâtında Anadolu Selçukluları
ile İlhanlıların teşkilâtları örnek alınarak bir hükümet mekanizması kuruldu.
Bunun esâsı Beylik merkezindeki dîvândı. Bu dîvâna devlet reisi olan pâdişâh
başkanlık ettiği gibi icâbında pâdişâh adına vezir de başkanlık yapabilirdi.
Osmanlı Devleti’nin ilk veziri, Orhan Gâzi’nin tayin ettiği Hacı Kemâleddîn oğlu
Alâaddîn Paşa idi. Vezirler Paşa ünvânını taşırlardı. Devletin askerî ve idarî
bütün işlerinde pâdişâha yardımcı olurlardı. Şehir ve kazalar, kâdı ve
subaşıların idâresindeydi. Kâdı, idarî ve adlî; subaşı da, âsâyiş ile askerî
işlere bakarlardı. Orhan Gâzi devrinde en yüksek kâdılık makamı Bursa kâdılığı
olup, tâyinlere de bakardı.
Orhan
Gâzi devrinde fethedilen beldeler, ilmî, mîmârî ve sosyal te’sislerle süslendi.
İznik fethedilince, Manastırını medreseye çevirterek ilk Osmanlı medresesini
kurdu. Yine İznik’te yaptırmış olduğu imâretin açılışında kendi eliyle fakirlere
ve gâzilere aş dağıttı. Ahâlisinden; müslim ve gayr-i müslim hiç kim senin aç ve
açıkta kalmamasına gayret etti. Bursa’da, câmi, imâret, tabhâne, yol, köprü ve
hamamlar yaptırdı. Hanımı Nilüfer Hâtûn da; İznik’te bir imâret, Nilüfer çayı
üzerinde köprü ve çeşme gibi pek çok hayrat inşâ ettirdi. İlk Osmanlı medresesi
olan İznik Medresesi’nin müderrisliğine zahirî ve bâtınî ilimlerde derin âlim
Dâvûd-i Kayseri tâyin edildi. Dâvûd-i Kayseri, Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî
hazretlerinin Füsûs-ül-Hikem adlı eserini, Matla-ı
husûs-ü-kilem fî şerh-i Füsûs-ül-hikem adıyla şerh edip, talebelerine
okuttu. Bu eser, güzel İslâm ahlakının Osmanlı topraklarında yayılmasında rol
oynadı. Orhan Gâzi, gâzilerin yetişmesinde, yeni fethedilen yerlerin İslâm
beldesi olmasında, fetih öncesi hazırlıkların yapılmasında, cihâd esnasında
askerin şevke getirilmesinde büyük emekleri geçen âlimler ve dervişlere de
hürmet edip, onların barınmaları ve
hizmetlerini kolayca îfâ edebilmeleri için, tekke ve zaviyeler yaptırdı. Bu
dervişlerden Geyikli Baba ve Derviş Murâd meşhurdur.
Orhan
Gâzi öldüğü zaman; Murâd, İbrâhim ve Halîl ismindeki üç oğlu hayatta idi.
Süleymân Paşa ve Kasım isimlerindeki oğulları kendisinden önce vefât etmişlerdi.
Süleymân Paşa ile Murâd Bey, Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer
Hâtun’dan; Halîl Bey ve Kâsım Bey, Bizans kayseri Kantakuzen’in kızı
Teodora’dan; İbrâhim Bey ile Fatma Sultan, Rum prensesi olan Aspurça’dan
doğmuştur.
Annesi.................... :
Mâl
Hâtûn
Doğumu......................... : 1281
Vefâtı........................... :
1360
Tahta
Geçişi..................... : 1326
Saltanat
Müddeti............. : 34
sene
Osmanlı
pâdişâhlarının ikincisi. Sultan Osman Gâzi’nin oğlu olup, dedesi Ertuğrul
Gâzi’nin vefât ettiği 1281 senesinde Söğüt’de doğdu. Annesinin, Osman Gâzi’nin
iki hanımından Mâl Hatun veya Bâlâ Hâtun’dan hangisi olduğu hakkında değişik
rivayetler vardır. Ancak ilk Osmanlı kaynaklarının çoğu annesini Mâl Hâtûn
olarak gösterirler. Orhan Gâzi küçük yaştan îtibâren tam bir disiplin ve intizam
ile istikbâlin beyi olarak yetiştirilmeye gayret edildi. Dedesi Şeyh Edebâli’den
ve Dursun Fakih gibi âlimlerden ilim öğrenip, feyz aldı. Babasının arkadaşları
yanında silâh tâlimleri ile yetişti. Gâzilerin gazâlarını, meşhur İslâm
mücâhidlerinin, evliyâ ve âlimlerin menkıbelerini dinledi. Devrinin silâhlarını
maharetle kullanmasını öğrendi. Küçük yaştan îtibâren devletin teşkilâtlanması
ve müesseseleşmesinde lâzım olan tecrübelere sâhib oldu.
Orhan
Gâzi, gençliğinden îtibâren Bizans tekfurlarıyla olan gazâlara katıldı.
Muhârebelerde gösterdiği muvaffakiyetlerle, babasının ve gâzilerin takdîrini
kazandı. 1298’de Bizans tekfurlarının tertiplediği, Osman Gâzi’nin de davet
edildiği sû-i kasd plânlı düğüne katıldı. Tedbirli hareket eden Osman Bey,
Yarhisar ve Bilecik’i fethederken gelin olarak Bilecik Beyi’nin oğluna verilecek
olan Yarhisar Beyi’nin kızı Holofira’yı da esir aldı. Holofira, İslâmiyet’i
kabul edip, müslüman oldu ve Nilüfer ismini aldı. Orhan Gâzi, Nilüfer Hâtun’la
evlendirildi.
Osman
Gâzi, 1299 senesinde istiklâlini îlân ederek, devleti idâri bölgelere ayırdı.
Oğlu Orhan Gâzi’yi 1301’de Sultanönü (Karacahisar) bölgesinin beyliğine tâyin
etti. Orhan Gâzi, 1302’de Yenişehir ile İznik arasındaki Köprühisar’ın fethinde
görevlendirildi. Köprühisar fethinin ertesi senesinde Germiyanlı ülkesinde
oturan Candarlı aşiretinin, Osmanlı hududuna tecâvüzlerine mâni oldu. 1315’de
Çavdar Bey’i esir alınıp, Çavdarlı beyliğindeki suçlular cezalandırıldı. 1317’de
Karatekin, Ebesuyu, Karacebiş, Tuzpazarı, Kapucuk ve Kestaneci kalelerinin
fethine katıldı. Osman Gâzi 1320 senesinden îtibâren yaşının ilerlemesi ve
nikris (romatizma) hastalığının şiddetlenmesi üzerine oğlunun idaresini görmek
istedi ve Orhan Gâzi’yi ordu komutanı tâyin etti. Orhan Gâzi, 1321’de Mudanya ve
Gemlik üzerine düzenlenen seferde, Mudanya’yı feth ederek Bursa’nın denizle
irtibatını kesti. 1325’de Bursa’nın güneyindeki Atranos’u fethedince, 1326
senesinde Bursa’nın Pınarbaşı mevkiine gelerek karargâh kurdu. 1315’den beri
yakınına yapılan kalelerle adetâ abluka altında olan Bursa kalesini kurtarmaktan
ve yardım gelmesinden
ümîdini kesen kale kumandanı, Gâzi Mihal Bey vasıtasıyla bâzı şartlar ileri
sürerek Bursa’yı teslim etti. Orhan Gâzi 6 Nisan 1326 târihinde Bursa’ya girdi.
Kale komutanı Evrenos, İslâmiyet’i kabul ederek Osmanlı hizmetine girdi. Osman
Gâzi, Bursa’nın fethini işitince, memnun olup, Orhan Bey’i Osmanlı hânedânına
vâris tâyin etti. Diğer evlâdlarının ve kumandanlarının Orhan Bey’e bîat edip,
ona karşı itaatli olmalarını bildirdi. Osman Bey’in Bursa’nın fethinden önce,
fetih sırasında veya fetinden sonra öldüğüne dâir kaynaklarda muhtelif
rivayetler mevcuttur. Ancak bu kaynakların çoğuna göre Osman Gâzi Bursa’nın
fethinden hemen sonra vefât etmiş ve Gümüşlü Künbed’e defnedilmiştir. Osmanlı
Devleti’nin ikinci sultânı olarak tahta geçen Orhan Gâzİ, Alâeddîn Paşa’yı vezir
tâyin etti. Osmanlı Devleti’nin merkezi, Yenişehir’den Bursa’ya nakledildi.
Askerî ve idâri faaliyetlere ağırlık verildi. Yeni tâyinler yapılıp, Akça
Koca’ya, Kandıra; Kara Mürsel’e, İzmit körfezinin güneyi; Abdurrahmân Gâzi’ye
ise, yeni fethedilen Aydos ve Samandra’nın idaresi verildi. Bu kumandanlar,
bulundukları mevkilerde yeni fetihlerle de vazifeliydiler.
Osmanlıların
boğaz sahillerine kadar genişlemesi, Bizans’ı telaşlandırdı. Osmanlı
kuvvetlerinin, Sakarya ırmağı sahillerinde Karadeniz’e doğru ilerlemesini
durdurmak ve uzun süreden beri devam eden İznik kuşatmasını kaldırmak için,
Bizans imparatoru üçüncü Andronikos ordu hazırlayıp 1329’da İstanbul’un Anadolu
yakasına geçerek Floken’de karargâh kurdu. Orhan Gâzi, İznik kuşatmasına bir
mikdâr asker bırakarak, sekiz bin kişilik kuvvetle Bizans imparatoruna karşı
harekete geçti. Maltepe (Pelekanon) mevkiinde düşmanla karşılaştı. 1329
Mayıs’ında meydana gelen Osmanlı-Bizans muhârebesi, sabahtan akşama kadar sürdü.
Bizans kayseri bir günlük muhârebenin sonunda büyük ümidlerle Rumeli’den
Anadolu’ya geçirdiği ordusunun, Osmanlılar karşısında dayanamıyacağını
anlayınca, gece karanlığından istifâde ederek muhârebe meydanından, karargâhına
doğru çekilmeye başladı. Orhan Gâzi, fırsatı kaçırmadı. Gece muhârebe şartlarını
iyi bilen Osmanlı ordusu, Orhan Gâzi’nin emriyle düşmanı takibe geçti. Bizans
ordusu, gâzilerin taarruzu karşısında paniğe kapılarak, birbirine girdi. Bizans
kayseri yaralı olarak kaçıp canını kurtarabildiyse de, ordusu perişan oldu.
Orhan
Gâzi, Pelekanon zaferini kazanınca, yıllardan beri devam eden İznik muhasarasını
şiddetlendirdi. İznik kalesinin kumandanı, Pelekanon muhârebesinin neticesini
öğrenince, yardım alamayacağını bildiğinden, Osmanlıların adaletine sığınarak
teslim oldu. Kaleyi teslim alan Orhan Gâzi, ahâliden arzu edenlerin, eşyalarıyla
birlikte gitmesine müsâade etti. Ayrıca İznik halkının, tebea olarak kalıp,
yalnız cizye vermek şartıyla âdet ve an’anelerini muhafaza edebileceklerini îlân
etti. Halkın büyük çoğunluğu Osmanlı idaresini tercih etti. Muhârebe ve
kuşatmada beyleri ölen kadınlar, Orhan Gâziye müracaat edip, sahipsiz
kaldıklarını, müslüman olup, Osmanlılardan istiyenlerle evlenebileceklerini
söylediler. Orhan Gâzi, İznik’in yerli kadınlarının arzularını îlân edip
isteyenlerin bunlarla evlenebileceklerini ve bunlarla
evlenenlerin İznik muhafazasında vazifelendirileceğini açıkladı.
İznik
feth olunduktan sonra, devletin geçici merkezi hâline getirildi. Şehir îmâr
edilip, İslâmî eserlerle süslendi. Orhan Gâzi, İznik’in en büyük kilisesini
câmiye çevirip, burada Cuma namazını kıldı. Manastırını da medreseye çevirtti.
Şehirde ayrıca zevcesi Nilüfer Hâtûn tarafından bir imâret, oğlu Süleymân Paşa
tarafından da bir medrese inşâ edildi. Böylece İznik kısa zamanda bir Türk şehri
hâlini aldı. İznik’in fethinden sonra, Orhan Gâzi, İzmit kuşatmasını
şiddetlendirdi. Bizans kayseri deniz yoluyla İzmit’in yardımına geldi. Bunun
üzerine Orhan Gâzi, Osmanlı Devleti’nin ilk sulh andlaşmasını Bizans kayseri
üçüncü Ahdronikos ile yaptı ve İzmit kuşatmasını kaldırdı. Anadolu’da fetihlere
devam eden Orhan Gâzi, 1331’de Taraklı, Mudurnu ve Göynük kasabalarını Osmanlı
topraklarına kattı. 1333’de Gemlik, 1336’da Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat
kasabaları fethedildi. 1337’de ise şiddetli bir şekilde tekrar
kuşatılan İzmit teslim olmak zorunda kaldı. İzmit’in fethi ile Kocaeli
yarımadasının tamâmı Osmanlıların eline geçti. Daha sonra Hereke, Yalova ve
Armutlu’nun da fethedilmesiyle Osmanlı Devleti’nin hududu boğaz sahiline
dayandı. Bizans’ın Anadolu ile irtibatı sâdece Şile ve Boğaziçi’nde kalmıştı.
Orhan Gâzi’nin Bizans’ı iyice sıkıştırması, kayser üçüncü Andronikos’u
andlaşmaya mecbur etti. 1341’de imzalanan Osmanlı-Bizans andlaşmasına göre,
Anadolu’daki Şile ve Üsküdar, Orhan Gâzi’nin akınlarından emin olmak şartı ile
Bizans’a, diğer yerler Osmanlı Devleti’ne kaldı.
Diğer taraftan Karesi Beyinin ölümü
üzerine, babasının yerine geçen Demirhan’a muhalefet eden kardeşi Dursun Bey,
ölüm korkusu yüzünden Orhan Gâziye sığındı. Dursun Bey, biraderinin yerine
hükümdar olmak için Orhan Gâzi’den yardım istedi. Şayet yardım edilirse
Balıkesir ile beraber diğer bâzı şehirleri Osmanlılara vermeyi vâd etti. Bunun
üzerine Orhan Gâzi, Karesi üzerine sefere çıktı. Demirhan Bey, Orhan Gâzi’nin
üzerine geldiğini duyunca, Balıkesir’den Bergama’ya kaçtı. Bergama’nın
muhasarası sırasında Dursun Bey kaleden atılan okla öldü. Teslim olmaya mecbur
kalan Demirhan Bey Bursa’ya getirildi. Balıkesir, Manyas, Edincik, Kapıdağı ve
havalisi Osmanlı topraklarına katıldı. Bu sırada Bizans’ta saltanat mücâdelesi
kızışmıştı. Taht için mücâdele edenler Orhan Gâzi’nin desteğini sağlamak istedi.
Altıncı Yuannis Kantakuzen, kızı Teodora’yı Orhan Gâziye vererek, yardımını
sağladı. Orhan Gazı, beş bin Osmanlı askerini Trakya’ya geçirip, Kantakuzen’e
yardımcı gönderdi. Trakya’ya geçen Osmanlı askeri, bölgede keşif yaparak çevreyi
tanıdı. Orhan Gâzi’nin desteği ile Bizans tahtına sâhib olan altıncı Yuannis
Kantakuzen, 1347’de damadını Üsküdar’a davet ederek görüştü. Orhan Gâzi
Üsküdar’da üç gün misafir kaldı. Kantakuzen, Bizans tahtındaki yerini
sağlamlaştırınca, Osmanlı Devleti’ne ihanet edip, dâmâdı Orhan Gâzi’ye karşı
papayla gizli münâsebet içine girdi. Akdeniz, Ege, İstanbul ve Karadeniz’de
koloni rekâbetindeki Venediklileri Bizans kayseri destekleyince, Orhan Gâzi de
Cenevizlilere yardım etti. Orhan Gâzi Bizans imparatorunun papa ile gizli
anlaşmasını haber alınca, 1352’de Üsküdar, Kadıköy ve adalarını fethettirdi.
Kantakuzen aleyhine Bulgarlar ve Sırplar, batıdan harekete geçince, Osmanlılara
karşı papalık ile ittifak içinde olmasına rağmen, Orhan Gâzi’den yardım istedi.
Orhan Gâzi, Kayser’den Gelibolu yarımadasındaki kalelerden birinin sözünü
alınca, oğlu vezir Süleymân Paşa kumandasında on bin kişilik Osmanlı kuvvetini
yardıma gönderdi. Kantakuzen, Osmanlı askerinin yardımıyla
Dimetoka’da Bulgar ve Sırplara karşı başarılı muhârebeler yaptı. Orhan Gâzi’nin
oğlu Süleymân Şâh, Anadolu’ya dönerken, Bizans kayserinin Gelibolu yarımadasında
Osmanlılara verdiği Çimbe kalesine asker bıraktı. Osmanlıların 1353’de Çimbe
kalesine yerleşmeleriyle, Rumeli’deki fetihler için üsse sâhib olmaları,
bölgenin kontrolünü sağladı.
Türkiye
Selçukluları zamanında önemli vilâyetlerden olan Ankara, daha sonra İlhanlılar
devrinde Anadolu umûmi vâliliğinin batı bölgelerinden idi. Sivas’ı kendisine
merkez yapmış olan Alâüddîn Eratna zamanında, Ankara, Eratna beyliğinin
toprakları içinde idi. Alâüddîn Eratna’nın 1352’de ölümü üzerine, yerine geçen
oğulları zamanındaki karışıklıktan istifâde eden Orhan Gâzi, 1354’de oğlu
Süleymân Paşa kumandasında sevketmiş olduğu kuvvetlerle şehri zabtettirdi.
Süleymân
Paşa aynı sene Biga’da topladığı bir orduyu Güney Marmara kıyısındaki Kemer
Limanından gemilerle karşıya naklederek Bolayır’ı ele geçirdi. Gelibolu
Yarımadası’nın en dar geçit yerini bu askerlerle tutarak bir taraftan
Gelibolu’ya diğer taraftan da Trakya’ya karşı iki uc kuran Süleymân Paşa,
muntazam gazâ akınlarına başladı.
Bir
zelzele neticesinde Gelibolu kale duvarlarının ve bu havalideki diğer kalelerin
yıkılması üzerine (2 Mart 1354) Osmanlılar bu şehir ve kasabaları ele geçirdiler
ve Gelibolu yarımadasının fethini tamamladılar. Süleymân Paşa
kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Tekirdağ’a kadar bütün Marmara kıyılarına
hâkim olmaları, Bizans kayserini telaşlandırdı. Osmanlıları bölgeden çıkarma
faaliyeti içine giren Kantakuzen Orhan Gâzi’ye haber gönderip on bin altın
mukabilinde Çimpe’yi satın alacağını ve Türk kuvvetlerinin Gelibolu’yu
terketmelerini ve İzmit’te kendisiyle görüşmek istediğini bildirdi. Orhan Gâzi,
imparatorun kendisine verdiği Çimpe’yi para mukabilinde terk edebileceğini kabûl
ettiyse de Gelibolu’yu kendisi almış olduğundan dolayı orasını veremiyeceğini ve
hastalığı sebebiyle de görüşmiyeceği cevâbını yolladı. Bunun üzerine Kantakuzen,
Balkan ve hıristiyan devletlerle ittifak kurmak istediyse de müttefik bulamadı.
1355’de Kantakuzen’in tahttan indirilmesi üzerine
tahta geçen Yuannis, Osmanlıların Avrupa kıt’asındaki hâkimiyetine karşı
koyulamıyacağını bildiğinden, Orhan Gâzi ile iyi geçinmeye çalıştı. Orhan
Gâzi’nin Cenevizliler tarafından kaçırıılan oğlu Halil’i korsanlardan kurtarıp,
kızı ile evlendirmeyi kararlaştırdı. Yuannis, papalık ile de münâsebetlerde
bulunarak, Bizans’ı Ortodoks mezhebinden katolikliğe geçirmeyi başarırsa, latin
devletlerinden yardım alabileceğini zannetti. Bizans’ın Osmanlı aleyhindeki
faaliyetlerine karşılık, Orhan Gâzi de fetih harekâtını arttırdı. Süleymân Paşa,
1356’da Doğu Trakya’ya geçerek, Malkara, Keşan ve Çorlu’yu aldı. Bölgedeki
Osmanlı hâkimiyetini kuvvetlendirmek için, Anadolu’dan Türk-İslâm nüfûsu
getirilerek, iskân siyâseti tatbik edildi. Rumeli fütûhatında, Osmanlıların
yerli ahâliye iyi muamele edip, din, mezheb ve dil hoşgörüsü ile, can, mal ve
ırz emniyeti sağlaması, bölgeye sulh, sükûn, huzur ve refah getirdi.
Trakya’da
bu son fetihlere kardeşi Murâd Bey ile beraber devam eden Süleymân Paşa, 1359
senesinde bir avı takibi sırasında düşerek kırk üç yaşında vefât etmesi üzerine,
Rumeli fethine Gâzi Murâd Bey tâyin edildi. Oğlunun vefâtına ziyadesiyle üzülen
Orhan Gâzi rahatsızlandı. 1360’da rahatsızlığı artarak vefât etti. Bursa’daki
Gümüşlü Kümbet’e defnedildi.
Şahsiyeti nesillere örnek mâhiyette
olan Orhan Gâzi, halîm selîm olup, son derece merhametliydi. Kolay kızmaz,
kızınca da belli etmezdi. Askerlerini ve tebeasını kendisinden fazla korurdu.
Muhârebelerde zâyiât durumuna dikkat ederdi. Zayiata sebeb olacak mevkilerin
fethini kuşatmayla kolaylaştırıp, teslimini beklerdi. Çok âdildi. Dîni bütün bir
müslüman olup, ülkede İslâm hukukunu tereddütsüz tatbik ettirirdi. Orhan
Gâzi’nin İslâm ahlâkına hayran olup, adaletine gıbta eden hıristiyanlar, kendi
soyundan ve dîninden hânedânların yerine, Osmanlı idaresini tercih ederlerdi.
İyi bir teşkîlâtçı, cesur bir kumandan olduğu gibi, mükemmel bir idareciydi.
İlme, âlimlere ve gönül sultânı manevî şahsiyetlere hürmetkardı. Âlimlerin
sohbetinde bulunup, onlarla istişare ederdi. İmâr ve iskân siyâsetine önem
verip, devrinde fethedilen beldelere Türk-İslâm nüfûsu yerleştirirdi. Osmanlı
ülkesinin
nüfuzunu arttırıp, devleti müesseseleştirdi.
Devletin
topraklarını altı misli büyüten Orhan Gâzi’nin vefâtı sırasında Osmanlı Devleti
şu şehir ve kalelere hâkim bulunuyordu: Bilecik, Bursa, Balıkesir, Bolu ve
civarı, Kocaeli, Sakarya, Eskişehir, Çanakkale, İstanbul’un bir kaç kalesi hâriç
Anadolu yakası, Ankara, Ayas, Beypazarı, Nallıhan, Kızılcahamam, Haymana,
Polatlı, Soma, Kırkağaç, Domaniç, Bergama, Dikili, Kınık, Marmara adaları,
Trakya’da Tekirdağ, Lüleburgaz, İpsala, Keşan.
Orhan
Gâzi, sultan olunca, devlet teşekküllerini kuvvetlendirdi ve yenilerini kurdu.
Saltanatının üçüncü yılında hükümdarlık alâmetinden olarak ilk defa Osmanlı
akçesini Bursa’da gümüşten kestirdi. Akçenin bir tarafında Kelime-i şehâdet ile
Hulefâ-i Râşidîn’in (r. anhüm) isimleri yâni; “Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali”
yazılı idi. Diğer tarafında; Orhan bin Osman, basıldığı yer olan Bursa,
basıldığı târihi olan H. 727 târihi ve Osmanlıların mensub olduğu Kayıboyu’nun
damgası vardı. Hulefâ-i Râşidîn’in isimlerinin söylenmesi ve yazılması Ehl-i
sünnetin yâni Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâbının (r. anhüm)
yolunda gidenlerin şiarı idi. Osmanlıların ilk bastıkları paralara Kelime-i
tevhîdle beraber, bu mübarek isimleri yazmaları, onların tâ başlangıçta Selef-i
sâlihînin yolu olan Ehl-i sünnet yoluna ne derece bağlı olduklarını açık seçik
göstermektedir.
Osmanlı Devleti’nde ilk fütûhatı
yapanlar aşiret kuvvetleri olup, hepsi atlı idi. Bu kuvvetler uzun süre muhasara
hizmetlerinde bulunamadıkları için muvaffakiyetler gecikiyordu. Orhan Gâzi, bu
yüzden Bursa’nın fethinden sonra, askerî teşkilâtta yenilikler yaptt. Türk
gençlerinden daimî ve esaslı yaya denilen piyade sınıfına orduda yer verildi.
Askerî birliklerden onluk sistem tatbik edildi. Piyade askerler, onar, yüzer
kişilik manga ve bölüklere ayrıldı. On kişiye onbaşı ve yüz kişiye yüzbaşı
zabitler tâyin edildi. Bin mevcutlu kuvvetlerin başındakilere de binbaşı
rütbesinde subaylar tâyin edildi. Müsellem denilen süvari kuvvetinin otuz
askeri, bir ocak kabul edildi. İlk plânda biner kişilik birlikler hâlinde
kurulan yaya ve müsellem askerlerinin sayıları zamanla arttırıldı. Günlük birer
akçe olan ücretleri, iki akçeye çıkartıldı. Ayrıca muhârebe dışında
işleyebilecekleri araziler de verildi. Tımar sisteminin tatbîkiyle askerî
hizmete tâyin edilenlerin mikdârı, tertîb edilen kadroyu çok geçtiğinden,
bunların nöbetle sefere gitmeleri ve sefere gidenlere, gitmeyenlerin yardımcı
olmaları kânun hâline getirildi. Sefere gitmeyenlere Yamak denildi. Yamaklara
yardım karşılığı ücret verilirdi.
Osmanlı devlet teşkîlâtı ilk defa
Orhan Gâzi zamanında teşkil olundu. İlk devlet teşkilâtında Anadolu Selçukluları
ile İlhanlıların teşkilâtları örnek alınarak bir hükümet mekanizması kuruldu.
Bunun esâsı Beylik merkezindeki dîvândı. Bu dîvâna devlet reisi olan pâdişâh
başkanlık ettiği gibi icâbında pâdişâh adına vezir de başkanlık yapabilirdi.
Osmanlı Devleti’nin ilk veziri, Orhan Gâzi’nin tayin ettiği Hacı Kemâleddîn oğlu
Alâaddîn Paşa idi. Vezirler Paşa ünvânını taşırlardı. Devletin askerî ve idarî
bütün işlerinde pâdişâha yardımcı olurlardı. Şehir ve kazalar, kâdı ve
subaşıların idâresindeydi. Kâdı, idarî ve adlî; subaşı da, âsâyiş ile askerî
işlere bakarlardı. Orhan Gâzi devrinde en yüksek kâdılık makamı Bursa kâdılığı
olup, tâyinlere de bakardı.
Orhan
Gâzi devrinde fethedilen beldeler, ilmî, mîmârî ve sosyal te’sislerle süslendi.
İznik fethedilince, Manastırını medreseye çevirterek ilk Osmanlı medresesini
kurdu. Yine İznik’te yaptırmış olduğu imâretin açılışında kendi eliyle fakirlere
ve gâzilere aş dağıttı. Ahâlisinden; müslim ve gayr-i müslim hiç kim senin aç ve
açıkta kalmamasına gayret etti. Bursa’da, câmi, imâret, tabhâne, yol, köprü ve
hamamlar yaptırdı. Hanımı Nilüfer Hâtûn da; İznik’te bir imâret, Nilüfer çayı
üzerinde köprü ve çeşme gibi pek çok hayrat inşâ ettirdi. İlk Osmanlı medresesi
olan İznik Medresesi’nin müderrisliğine zahirî ve bâtınî ilimlerde derin âlim
Dâvûd-i Kayseri tâyin edildi. Dâvûd-i Kayseri, Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî
hazretlerinin Füsûs-ül-Hikem adlı eserini, Matla-ı
husûs-ü-kilem fî şerh-i Füsûs-ül-hikem adıyla şerh edip, talebelerine
okuttu. Bu eser, güzel İslâm ahlakının Osmanlı topraklarında yayılmasında rol
oynadı. Orhan Gâzi, gâzilerin yetişmesinde, yeni fethedilen yerlerin İslâm
beldesi olmasında, fetih öncesi hazırlıkların yapılmasında, cihâd esnasında
askerin şevke getirilmesinde büyük emekleri geçen âlimler ve dervişlere de
hürmet edip, onların barınmaları ve
hizmetlerini kolayca îfâ edebilmeleri için, tekke ve zaviyeler yaptırdı. Bu
dervişlerden Geyikli Baba ve Derviş Murâd meşhurdur.
Orhan
Gâzi öldüğü zaman; Murâd, İbrâhim ve Halîl ismindeki üç oğlu hayatta idi.
Süleymân Paşa ve Kasım isimlerindeki oğulları kendisinden önce vefât etmişlerdi.
Süleymân Paşa ile Murâd Bey, Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer
Hâtun’dan; Halîl Bey ve Kâsım Bey, Bizans kayseri Kantakuzen’in kızı
Teodora’dan; İbrâhim Bey ile Fatma Sultan, Rum prensesi olan Aspurça’dan
doğmuştur.
ORHAN GÂZİNÎN VASİYYETİ
“Oğul! Saltanatına mağrur olma.
Unutma ki hazret-i Süleymân’a kalmamıştır. Unutma ki, dünyâ saltanatı geçicidir,
lâkin büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamberimizin aleyhisselâm
şefaatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi değerlendir! Dünyâya âhiret ölçüsüyle
bakarsan; ebedî saadeti feda etmeye değmediğini göreceksin. Oğul! Rumeli fethini
tamamla! Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) ya fethet, yahut fethe hazırla!
Civardaki Türk beyleriyle mes’ele çıkarmamaya çalış. Ahâli her ne kadar bizi
istese de, başlarında bulunan beyler, beyliklerinden geçme tarafdârı gözükmez.
Daha bir zaman idare edecekler, lâkin sonunda olmuş meyva gibi avucuna
düşeceklerdir. Anadolu’da gaile çıkmazsa, Rumeli işini rahat halledersin. Bu
yüzden, Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et. Cennet mekân babam Osman
Gâzi Han, Söğüt ve Domaniç’ten ibaret bir avuç toprağı beylik yaptı. Biz,
Allah’ın izniyle beyliği hanlığa, sultanlığa ikmâl ettik. Sen daha da büyüğünü
yapacaksın! Osmanlıya iki kıt’a üstünde hükmetmek yetmez. Zîrâ İ’lâ-yı
kelimetullah azmi, iki kıt’aya sığmıyacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun
vârisi biz olduğumuz gibi, Roma’nın vârisi de biziz!
Oğul! Kur’ân-ı kerîmin hükmünden
ayrılma! Adaletle hükmet! Gâzileri gözet! Dîne hizmet edenlere hizmeti şeref
say! Fakirleri doyur! Zâlimleri cezalandırmakta tereddüt gösterme! Adaletin en
kötüsü geç tecellî edenidir. Sonunda hüküm isabetli bile olsa, geciken adalet
zulümdür! Oğul, biz yolun sonuna geldik. Sen daha başındasın. Cenâb-ı Mevlâ
saltanatını mübarek kılsın.”
“Oğul! Saltanatına mağrur olma.
Unutma ki hazret-i Süleymân’a kalmamıştır. Unutma ki, dünyâ saltanatı geçicidir,
lâkin büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamberimizin aleyhisselâm
şefaatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi değerlendir! Dünyâya âhiret ölçüsüyle
bakarsan; ebedî saadeti feda etmeye değmediğini göreceksin. Oğul! Rumeli fethini
tamamla! Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) ya fethet, yahut fethe hazırla!
Civardaki Türk beyleriyle mes’ele çıkarmamaya çalış. Ahâli her ne kadar bizi
istese de, başlarında bulunan beyler, beyliklerinden geçme tarafdârı gözükmez.
Daha bir zaman idare edecekler, lâkin sonunda olmuş meyva gibi avucuna
düşeceklerdir. Anadolu’da gaile çıkmazsa, Rumeli işini rahat halledersin. Bu
yüzden, Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et. Cennet mekân babam Osman
Gâzi Han, Söğüt ve Domaniç’ten ibaret bir avuç toprağı beylik yaptı. Biz,
Allah’ın izniyle beyliği hanlığa, sultanlığa ikmâl ettik. Sen daha da büyüğünü
yapacaksın! Osmanlıya iki kıt’a üstünde hükmetmek yetmez. Zîrâ İ’lâ-yı
kelimetullah azmi, iki kıt’aya sığmıyacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun
vârisi biz olduğumuz gibi, Roma’nın vârisi de biziz!
Oğul! Kur’ân-ı kerîmin hükmünden
ayrılma! Adaletle hükmet! Gâzileri gözet! Dîne hizmet edenlere hizmeti şeref
say! Fakirleri doyur! Zâlimleri cezalandırmakta tereddüt gösterme! Adaletin en
kötüsü geç tecellî edenidir. Sonunda hüküm isabetli bile olsa, geciken adalet
zulümdür! Oğul, biz yolun sonuna geldik. Sen daha başındasın. Cenâb-ı Mevlâ
saltanatını mübarek kılsın.”
GEYİKLİ BABA
Orhan Gâzi gittiği illerde,
garîbleri, dervişleri arar sorardı, inegöl yöresinde, Keşiş dağı aralığında
hayli derviş bulunduğunu işitti. Oradaki baba dostu Korkut Alp’e haber gönderdi.
Korkut Alp çok ihtiyârlamıştı. Bir adam yolladı. Adam; “Korkut Alp’in selâmı
bâkidir. Bizim yörede, bir garip derviş vardır. Dağda, belde dolaşır. Kurtla,
geyikle söyleşir. Mübarek bir kişidir” dedi. Orhan Gâzi; “Acep kimin talebesi,
kendisinden sorun” deyince, sordular. O da; “Hacı İlyas talebesiyim. Seyyid Vefâ
tarîkiyim...” diye cevâb verdi. Orhan Gâzi bu dervişin incitilmeden
getirilmesini istedi. O zât daveti kabul etmediği gibi, Orhan Gâzi’nin yanına
gelmesini de istemedi. Orhan Gâzi bunun sebebini sorunca; “Dervişler, kalb ehli
olur. Gözetirler. Vakti dolunca gelirler ki, duâları makbûl ola” dedi. Orhan
Gâzi boyun bükerek babasının vasiyetleri icâbı derviş kalbi kırmadı ve beklemeye
başladı. Uzun bir süre sonra derviş, bir kavak
ağacını kökünden çıkararak, Bursa’ya gitti. Sarayın avlusuna kavağı dikti.
Durumu hemen Orhan Gâzi’ye bildirdiler. Orhan Gâzi derhâl avluya çıktı. Derviş;
“Bû bizim hediyemizdir. Durdukça, dervişlerin duâsı erişir” dedikten sonra duâ
etti. Sonra geri dönerek kendi dağına gitti. Orhan Gâzi de arkasına düşerek,
onunla konuşmak istedi ve ona; “Derviş Koca... Şu İnegöl yöresi tümüyle senin
olsun...” dedi. O da; “Mülk Allah’ındır... Sen, onu ehline ver” dedi. Orhan
Gâzi; “Ehli kimlerdir?” diye sorunca, derviş; “Hak teâlâ, dünyâ mülkünü, senin
gibi hanlara ısmarladı. Sen de onu, iş ehline ısmarla ki, Allah’ın kulları
birbirleriyle işlerini göreler...” dedi. Bunun üzerine Orhan Gâzi çok rica etti
ve arkadaşları için bir parça bir şeyler kabul etmesini istedi. O da; “Peki
kalbin kırılmasın! Şu tepecikten berisi, dervişlerin avlusu olsun” dedi. Orhan
Gâzi çok sevinip duâ alarak geri döndü. O derviş vefât edince, kabrinin üzerine
bir türbe, yanına bir mescit yaptırdı. Şimdi oraya Geyikli Baba denilmektedir.
Orhan Gâzi gittiği illerde,
garîbleri, dervişleri arar sorardı, inegöl yöresinde, Keşiş dağı aralığında
hayli derviş bulunduğunu işitti. Oradaki baba dostu Korkut Alp’e haber gönderdi.
Korkut Alp çok ihtiyârlamıştı. Bir adam yolladı. Adam; “Korkut Alp’in selâmı
bâkidir. Bizim yörede, bir garip derviş vardır. Dağda, belde dolaşır. Kurtla,
geyikle söyleşir. Mübarek bir kişidir” dedi. Orhan Gâzi; “Acep kimin talebesi,
kendisinden sorun” deyince, sordular. O da; “Hacı İlyas talebesiyim. Seyyid Vefâ
tarîkiyim...” diye cevâb verdi. Orhan Gâzi bu dervişin incitilmeden
getirilmesini istedi. O zât daveti kabul etmediği gibi, Orhan Gâzi’nin yanına
gelmesini de istemedi. Orhan Gâzi bunun sebebini sorunca; “Dervişler, kalb ehli
olur. Gözetirler. Vakti dolunca gelirler ki, duâları makbûl ola” dedi. Orhan
Gâzi boyun bükerek babasının vasiyetleri icâbı derviş kalbi kırmadı ve beklemeye
başladı. Uzun bir süre sonra derviş, bir kavak
ağacını kökünden çıkararak, Bursa’ya gitti. Sarayın avlusuna kavağı dikti.
Durumu hemen Orhan Gâzi’ye bildirdiler. Orhan Gâzi derhâl avluya çıktı. Derviş;
“Bû bizim hediyemizdir. Durdukça, dervişlerin duâsı erişir” dedikten sonra duâ
etti. Sonra geri dönerek kendi dağına gitti. Orhan Gâzi de arkasına düşerek,
onunla konuşmak istedi ve ona; “Derviş Koca... Şu İnegöl yöresi tümüyle senin
olsun...” dedi. O da; “Mülk Allah’ındır... Sen, onu ehline ver” dedi. Orhan
Gâzi; “Ehli kimlerdir?” diye sorunca, derviş; “Hak teâlâ, dünyâ mülkünü, senin
gibi hanlara ısmarladı. Sen de onu, iş ehline ısmarla ki, Allah’ın kulları
birbirleriyle işlerini göreler...” dedi. Bunun üzerine Orhan Gâzi çok rica etti
ve arkadaşları için bir parça bir şeyler kabul etmesini istedi. O da; “Peki
kalbin kırılmasın! Şu tepecikten berisi, dervişlerin avlusu olsun” dedi. Orhan
Gâzi çok sevinip duâ alarak geri döndü. O derviş vefât edince, kabrinin üzerine
bir türbe, yanına bir mescit yaptırdı. Şimdi oraya Geyikli Baba denilmektedir.
Orhan Gâzî Devri Kronolojisi
1326........ : Şehzâde Murâd’ın doğumu,
Alâeddîn Ali Bey’in vezir olması, Aydos ve Semendire’nin feth edilmesi, ilk
Osmanlı parasının basılması.
1327........ : Akça Koca ile Konur Alp’in
vefâtları.
1328........ : Yaya isimli ordunun kurulması,
Maltepe (Pelekanon) zaferinin kazanılması.
1330........ : Bizans’la ilk barış
andlaşmasının imzalanması.
1331........ : İznik’in feth edilmesi, İznik
Ayasofya kilisesinin câmiye çevrilmesi, vezir Alâeddîn Paşa’nın vefâtı, şehzâde
Süleymân Paşa’nın vezirlik makamına tâyin edilmesi, Taraklı Göynük ve Mudurnu
kasabalarının fethi.
1332........ : Büyük tarihçi Âşık
Paşazâde’nin vefâtı.
1333........ : Gemlik’in fethedilmesi.
1336........ : Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat
kasabalarının fethedilmesi, Karesi Beyliğinin Osmanlı topraklarına katılması.
1337........ : İzmit, Hereke, Yalova ve
Armutlu kalelerinin fethi.
1346........ : Bizans imparatoru altıncı
Kantakuzen’in kızı ile Orhan Gâzi’nin evlenmesi.
1352........ : Üsküdar, Kadıköy ve Marmara
adalarının feth edilmesi.
1354........ : Ankara’nın ilk fethi, Gerede
Beyliğinin Osmanlı Devletine ilhakı, şehzâde Süleymân Paşa’nın Rumeli’ye
geçmesi.
1359........ : Şehzâde Süleymân Paşa’nın
Trakya’da bütün Marmara kıyılarını ele geçirmesi ve vefâtı.
1360........ : Orhan Gâzi’nin
vefâtı.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târihi (İ.H. Uzunçarşılı); cild-1,
sh. 117
2) Osmanlı İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman);
cild-2, sh. 91
3) Âşık Paşazade Târihi; sh.
42
4) Meşâhir-i İslâmiyye; cild-1, sh.
72
5) Tam İlmihâl Seâdeti Ebediye; sh.
1056
6) Rıhlet-i İbn-i Battûta; Beyrut-1960, sh.
308
7) Rehber Anaihhpedisi; cild-13, sh. 262
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-10, sh.
364
9) Büyük Türkiye Târihi (Y. Öztuna) cild-2,
sh. 265
10) Îzâhlı Osmanlı
Kronolojisi (İ. Hâmi Danişmend); cild-1, sh. 15
11) Mufassal
Osmanlı Târihi; cild-1, sh. 68
12) Kitâb-ı
Cihân-nümâ (Neşri); sh. 158-159
13) Tâc-üt-tevârih;
cild-1, sh. 43
1326........ : Şehzâde Murâd’ın doğumu,
Alâeddîn Ali Bey’in vezir olması, Aydos ve Semendire’nin feth edilmesi, ilk
Osmanlı parasının basılması.
1327........ : Akça Koca ile Konur Alp’in
vefâtları.
1328........ : Yaya isimli ordunun kurulması,
Maltepe (Pelekanon) zaferinin kazanılması.
1330........ : Bizans’la ilk barış
andlaşmasının imzalanması.
1331........ : İznik’in feth edilmesi, İznik
Ayasofya kilisesinin câmiye çevrilmesi, vezir Alâeddîn Paşa’nın vefâtı, şehzâde
Süleymân Paşa’nın vezirlik makamına tâyin edilmesi, Taraklı Göynük ve Mudurnu
kasabalarının fethi.
1332........ : Büyük tarihçi Âşık
Paşazâde’nin vefâtı.
1333........ : Gemlik’in fethedilmesi.
1336........ : Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat
kasabalarının fethedilmesi, Karesi Beyliğinin Osmanlı topraklarına katılması.
1337........ : İzmit, Hereke, Yalova ve
Armutlu kalelerinin fethi.
1346........ : Bizans imparatoru altıncı
Kantakuzen’in kızı ile Orhan Gâzi’nin evlenmesi.
1352........ : Üsküdar, Kadıköy ve Marmara
adalarının feth edilmesi.
1354........ : Ankara’nın ilk fethi, Gerede
Beyliğinin Osmanlı Devletine ilhakı, şehzâde Süleymân Paşa’nın Rumeli’ye
geçmesi.
1359........ : Şehzâde Süleymân Paşa’nın
Trakya’da bütün Marmara kıyılarını ele geçirmesi ve vefâtı.
1360........ : Orhan Gâzi’nin
vefâtı.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târihi (İ.H. Uzunçarşılı); cild-1,
sh. 117
2) Osmanlı İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman);
cild-2, sh. 91
3) Âşık Paşazade Târihi; sh.
42
4) Meşâhir-i İslâmiyye; cild-1, sh.
72
5) Tam İlmihâl Seâdeti Ebediye; sh.
1056
6) Rıhlet-i İbn-i Battûta; Beyrut-1960, sh.
308
7) Rehber Anaihhpedisi; cild-13, sh. 262
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-10, sh.
364
9) Büyük Türkiye Târihi (Y. Öztuna) cild-2,
sh. 265
10) Îzâhlı Osmanlı
Kronolojisi (İ. Hâmi Danişmend); cild-1, sh. 15
11) Mufassal
Osmanlı Târihi; cild-1, sh. 68
12) Kitâb-ı
Cihân-nümâ (Neşri); sh. 158-159
13) Tâc-üt-tevârih;
cild-1, sh. 43



Yorumlar
Yorum Gönder