ÖLÜRSEK ŞEHÎD, KALIRSAK GÂZÎ!

ÖLÜRSEK ŞEHÎD, KALIRSAK GÂZÎ!

Ordû-yu hümâyûnun Erdel seferini fırsat bilen Arşidük Matyas, Budin’i muhasara etmişti. Bu sırada orduda yiyecek sıkıntısı başgöştermiş, Budin kalesinden bile bir mikdâr erzak gönderilmek mecburiyetinde kalınmıştı. Bunun üzerine serdâr-ı Ekrem Hasan Paşa, daha büyük bir felâketin önüne geçebilmek ve kışlamak için Belgrad’a geri çekilirken, Rumeli beylerbeyi Lala Mehmed Paşa’yı bir mikdâr asker ile Budin’e yardıma gönderdi. Lala Mehmed Paşa, serhat boylarında nam yapmış, askerin çok sevip saydığı cesur ve kahraman bir vezirdi.

Lala Mehmed Paşa’nın Budin’e gelerek idareyi ele alması, askerin maneviyâtını çok yükseltti. Arşidük Matyas’ın yaptığı hücumların hepsi geri püskürtüldü. Fakat, erzak ve cephane bittiğinden bu durum uzun sürmeyecekti. Matyas bütün kış muhasaraya devam ederse, dayanmak çok güç ve imkânsızdı. Bunun üzerine Eylül ayı sonlarına doğru toplanan dîvânda yeni tedbirler üzerinde durulduktan sonra, Budin beylerbeyi; “Mehmed Paşa’nın tecrübesi bizden fazladır. Bize kurtuluş yolunu inşaallah gösterecektir” dedi. Bâzı ağaların durumun kötülüğünden dert yanması üzerine, kâdı Hâbil Efendi, konuşarak, ümitsizliğe düşmenin doğru olmadığını, Allahü teâlâya güvenerek sonuna kadar îmân, azîm ve şeref ile mücâdele edilmesini söyledi.

Mecliste son sözü alan Lala Mehmed Paşa; “Gönlünüzü ferah tutun arkadaşlarım! Endişeye mahal yoktur. Yalnız bir suâlim var, gittiğim yere gider misiniz?” diye sordu. Orada hazır bulunanlar hep bir ağızdan “Billah gideriz!” cevâbını verdiler. Mehmed Paşa sesini biraz daha arttırarak; “Benimle beraber rütbe-i şehâdeti ihrazı cana minnet bilir misin? Yâni dînimiz ve vatanınız için ölür müsünüz?” deyince, yüzünden nur akan kâdı Hâbil Efendi gözleri dolu dolu olarak yerinden fırladı; “Seni bize Allahü teâlâ gönderdi. Vatanımız için ölürüz Paşa kardeşimiz. Billâh şehâdet şerbetini nûş eyleriz (içeriz)” dedi. Mecliste bulunanlar kâdıyı aynı heyecanla tasdik ederek; “Şehîd olmayı cana minnet biliriz” dediler.

Lala Mehmed Paşa, ayağa kalkıp; “Öyleyse beni dinleyiniz kardeşlerim! Azmimiz karşısında küffâr eriyip, perişan bir vaziyette defolup gidecektir” dedi. Bu sözlerden sonra meclis dağıldı. Mehmed Paşa derhâl hazırlıklara başladı. Kalede top mermisi yok denecek kadar azdı. Bunun yerine değişik bir silâh lâzımdı. Kalede bulunan bütün varilleri toplattı içine barut ve demir parçaları doldurttu ve fitiller koydu. Bu silâha varil kumbarası deniliyordu. Cuma günü sabahı namazdan önce eli silâh tutan bütün herkesi meydanda toplanmaya çağırdı. Sabah namazı beraberce kılınacak, sonra rütbe ve derece farkı olmaksızın kaleden çıkılacak, düşmanın üzerine saldırılacaktı.

Sabah namazı kılınıp duâ edildikten sonra herkes kalenin kapısına doğru yürüdü. En önde Lala Mehmed Paşa vardı. Kapıya yaklaşıldığı sırada herkesin gözlerini yaşartan bir hâdise oldu. Budin kâdısı ihtiyar Hâbil Efendi, beyazlar giyinmiş olduğu hâlde safları yararak, Mehmed Paşa’nın yanına geldi. Elinde büyük bir kılıç vardı. Mehmed Paşa; “Efendi hazretleri neden geldiniz”? Siz geride kalıp bize duâ ediniz. Biz cenge gideriz!” deyince, kâdı bu teklifi reddederek; “Biz de vatanımız uğrunda şehîd olmayı arzularız” dedi. Mehmed Paşa biraz durdu. Gözlerinde yaşlar birikmişti. Kale kapıları açıldı. İçi barut ve demir parçalarıyla dolu olan variller, ateşlenerek düşman hatlarına doğru sırayla yuvarlandı. Biraz sonra müthiş bir gürültü oldu. Eski sükûnet tekrar olunca, Lala Mehmed Paşa kılıcını çekerek ileri fırladı. Onu kâdı Hâbil Efendi ve asker tâkib etti. Allah, Allah! nidaları, Macar ovasını doldurdu. İslâm mücâhidleri yüzlerle binlere ve binlerle on binlere hücum ediyordu. Mehmed Papa ile kâdı, askere şevk ve gayret veriyordu. Öğleye kadar süren muhârebe sonunda, mağlûb olan Arşidük Matyas selâmeti kaçmakta buldu. Böylece Allahü teâlâ bir avuç askere zafer kazanmak ihsân eyledi.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

 1) Târih-i Peçevî cild-1, sh. 142 cild-2, sh. 158

 2) Târih-i Naimâ; cild-1, sh. 292

 3) Osmanlı Devleti Târihi (Hammer) cild-5, sh. 1476

 4) Târih ve Edebiyat Dergisi (Ali Emiri)

 5) Türk Devrinde Budin’de Latinler (L.Fekete, VI. Türk Târih Kongresi) sh. 274

 6) Mohaçnâme (Kemalpaşazâde; Paris-1859)

 7) Münseât-üs-selâtin; cild-1, sh. 554

 8) Târihi Lütfi (İstanbul-1341) sh. 389

 9) Seyahatname; cild-6, sh. 252

10) Fezleke (Kâtib Çelebi; İstanbul-1280) cild-1, sh. 292

11) Târih-i Râşid; cild-1, sh. 421

12) Târih (Fındıklı Silâhdâr, İstanbul-1928); cild-2, sh. 96

13) Osmanlı Târihi; (Uzunçarşılı) cild-2, sh. 323

14) Büyük Türkiye Târihi; cild-13, sh. 5

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABDULLAH B. MES’ÛD

ABDULLAH B. AMR B. AS

ABDULLAH b. ÖMER b. HATTAB

ABDULLAH b. REVÂHA

ABDULLAH b. HÂRİS el-HÂŞİMÎ