NEDÎM
(ö. 1143/1730)Divan şiirinde kendi adıyla anılan bir tarz ortaya koyan şair.
On
sekizinci yüzyıl dîvân edebiyatı şâirlerinden. 1680-81 yıllarında İstanbul’da
doğdu. Asıl ismi Ahmed’dir. Nedîm lakabını sonradan aldı. Babası Kâdı Mehmed
Efendi, annesi ise Karaçelebizâde ailesinden Sâlihâ Hâtûn’dur.
Nedîm,
İstanbul’da kültürlü bir muhitte büyüdü. Zamanın büyük hocalarından kuvvetli bir
medrese tahsili görerek yetişti. Arab, Fars dil ve edebiyatlarını öğrendi.
Şeyhülislâm Ebezâde Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir imtihanda üstün başarı
göstererek iyi bir dereceyle müderris oldu. Bu yıllarda şiir yazmaya başlayan
Nedîm, Şehîd Ali Paşa’ya, 1713’de sadrâzam olması ve 1715’de Mora zaferini
kazanması gibi vesilelerle kasîdeler sundu. Edebiyat çevresinde tanınmaya
başladı.
Ali
Paşa’nın 1716’da Varadin’de şehîd olmasından sonra İbrâhim Paşa’ya; mirahûrluk
görevine tâyini, rikâb-ı hümâyûn kaymakamlığına getirilmesi, Pasarofça
andlaşması, sadrâzam olması vesîleleriyle sunduğu kasîdeler ve düşürdüğü
târihlerle kendini tanıtıp, 1720 yılında Paşa’nın özel kitaplığının müdürlüğüne
getirildi.
İlmiyle
de kendisini göstermeye başlayan Nedîm, bu yıllarda, Müneccimbaşı
Târihi’ni
Türkçe’ye çevirecek komisyona dâhil edildi. 1723 yılı Ramazan’ından itibaren
sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa’nın konağında Beydâvî
tefsiri dersleri verdi. Bu derslerindeki başarısı sebebiyle İbrâhim
Paşa onu sultan üçüncü Ahmed Han’a tanıttı.
Bu
târihlerden sonra Nedîm iyice tanınmaya başladı. 1726’da Mahmûdpaşa mahkemesi
naibliğine getirildi. Behâeddîn-i Aynî’nin umûmî İslâm târihi olup, Kaşgarlı
Mahmûd’un Dîvân-ı Lugat-it-Türk’ünden me’hazlar aldığı çok
kıymetli eseri Ikd-ül-Cümân’ı tercüme eden hey’ette bulundu.
Medresedeki derecesinde de yükselerek 1727’de Molla Kırımî, bir yıl sonra da
Sadî Efendi ve Eski Nişancı Paşa, 1729’da Sahn-ı semân ve 1730’da Sekban Ali
medreseleri müderrisliklerine getirildi. Son görevinde iken meydana gelen
Patrona Halîl isyânında vefât etti. Kabri Üsküdar’da, Tunusbağı kabristanına
yakın yerdeki Çiçekçi mevkiindedir.
Nedîm’in Karacaahmet Mezarlığı’ndaki kabri – Üsküdar / İstanbul
Dîvân-ı Nedîm’in ilk iki sayfası (TSMK, Hazine, nr. 1000)
Nedim’in
şiirinde zevk, neş’e ve coşkunluk vardır. Hayâtı, hep tatlı ve neş’eli
yanlarıyla görmüş, üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamıştır.
Dîvân
şiirinin çoğunda belirli bir mekân olmamasına karşılık, şiirlerinde günlük
hayâta dâir pek çok sahneye yer vermiş, adetâ İstanbul’un tabiî ve bediî
güzellikleri ile doldurmuştur. İki kasîde nesîbinde bu şehri konu ettiği gibi, o
devrin mesire yerleri olan Haliç, Kâğıthane, Göksu, Hisar, Çubuklu gibi yerlerde
yapılan Sâdâbâd, Hurremâbâd, Hüsrevâbâd, Şerefâbâd, Feyzâbâd, Aşfâbâd, Kasr-ı
cinân, Kasr-ı neşât gibi kasrlar; Tavanlı, Nevpeydâ, Cisr-i sürür adlarındaki
köprüler; Hayrâbâd tekkesi, çeşmeler, hamamlar, kanal ve havuzlar hep
İstanbul’dan birer parça olarak şiirlerine girdi. On yedinci asırda başlayan
mahallîleşme cereyanının on sekizinci yüzyılda belli başlı temsilcilerinden olan
Nedîm, şarkılarının yanında, hece vezninde bir türkü de yazmıştır. Kullandığı
dil kısmen açık bir İstanbul Türkçesidir. Bunun yanında tasavvufî unsurlara açık
gazelleri de vardır. İstanbul’u anlatırken;
Bu şehr-i Stanbûl
ki bî-misl ü bahâdırBir sengine yekpare Acem mülkü fedâdır.
beyti
kadar güçlü ifâdelere başka şâirler de pek rastlanmaz. Nedîm’in İstanbul ile
bütün Acem (İran) mülkünü bu şekilde mukayese etmesi, doğuda her türlü Osmanlı
mülkünün baltalayıcısı olan İran’a sitem
etmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Tecellî dağı gibi câmiler, Maârif kumaşı
satılan sokaklar gibi benzetmeleri de bol bol kullanarak, İstanbul’un zengin bir
dekorunu çizmektedir. Bu husûsiyetiyle İstanbul’un gelişmiş kültürünü çok güzel
temsil etmekte, sâdece şiirlerinin konusu bakımından değil, üslûbu açısından da
İstanbul şâiri ünvânını haketmiştir.
Nedîm Dîvânı’nın kapağı (İstanbul 1340)
Ruhî
muhteva bakımından çok zengin olan dîvân edebiyatı, Nedîm ile beraber dışa
açılmaya, tabîata da yönelmeye başladı.
Nedîm,
devrinin ve çevresinin içtimaî hayâtı içerisine girip, san’atını; dîvân şiirinin
esaslarından fedâkârlık yapmamakla beraber, onun katı kaidelerinden ölçülü bir
şekilde kurtulabilmiş, bilhassa halk zevkini, halk ruhunu, halkın yaşama
neş’esini benimsemiş, halk deyimlerinden, halk söyleyiş inceliklerinden seçmeler
yapıp, dîvân edebiyatına bu kıymetleri getirmeye cesaret edebilmiş, serbest
ruhlu, bilgisinden, zevkinden, zekâsından emîn bir şâirdi. Ayrıca şâir, okuyup
düşündüğü, görüp heveslendiği, sevip benimsediği, ayrılıp özlediği her güzel
şeyi, zarîf ve hayâl dolu ruhunun en ince ürperişleriyle birleştirerek, şiiri
öylece söylemiştir. Bütün bunları çok ince, çok keskin ve neş’eli bir tabiat ile
birleştirmesi, şiirine bir ahenk ve sevimlilik vermiştir.
Nedîm
yine bu sebeplerle, sırası geldikçe dîvân şiiri kaidelerinden ustalıkla
ayrılmış, vezinden kâfiyeye, şekilden söze ve söyleyişe kadar kendini serbest
kabul etmekten çekinmemiştir. Ancak onun klasik kaidelerden uzaklaşırken, büyük
tabiîlikle yakınlaştığı lisan, halk dili ve söyleyişi olmuştur. Hattâ bu kaide
genişletici yönü sebebiyle devrinin bâzı san’atkârları Nedîm’i büyük şâir kabul
etmek bir yana hiç kıymet vermemiş, şâirler arasında ismini bile anmamışlardır.
Şair Nedîm mecmuasının ilk sayısının iç kapağı (İstanbul 1918)
Nedîm’in
iki büyük târihin Türkçe’ye çevrilmesine katkıları dışında tek eseri Dîvânı’dır.
1719
yılında Müneccimbaşı Derviş Ahmed Efendi’nin Sahâif-ül-Ahbâr ya da Câmi-üd-düvel
adlı eserinin Türkçe’ye çevrilmesi için meydana getirilen kurula
Nedîm de alınmış ve kendisi 1868 yılında İstanbul’da üç cild olarak basılan bu
eserin bir kısmını
Türkçe’ye çevirmiştir. Ayrıca Nedîm, Bedreddîn Aynî’nin Ikd-ül-Cümân
fî târihi ehl-iz- zaman adlı Arabça eseri için 1726 yılında
kurulan kırk beş kişilik kurula da katılmıştır.
Nedîm’in
bütün şiirlerini topladığı Dîvân’ı beş defa olmak üzere; birincisi
Dîvân-ı
Nedîm ismiyle
Bulak matbaasında, İkincisi aynı isimle 1874’de İstanbul’da, üçüncüsü
Nedîm
Dîvânı ismiyle
1919-21 yıllarında, dördüncüsü 1951’de ve sonuncusu da 1972’de İstanbul’da
basılmıştır. Son üç baskının başlarında Nedîm ve şiirleri hakkında bir inceleme
ve sonlarına birer sözlük eklenmiştir. Dîvân’ın son baskısına otuz dokuz kasîde
(on bir tanesi Sultan Ahmed, on dokuzu Dâmâd İbrâhim Paşa, dördü hem pâdişâh hem
sadrâzam, üçü şehîd Ali Paşa, ikisi de kapudan Mustafa Paşa hakkında), yüz elli
dokuz gazel, iki müstezâd, bir muhammes, üç tahmis, bir müseddes, bir tesdîs,
iki taştîr, yirmi yedi şarkı, bir türkü, bir terkîb-i bend, çoğu târih olan
seksen iki kıt’a, on rubâî, üç mesnevî, yirmi yedi beyt vardır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Büyük Türk Klasikleri; cild-6, sh.
241
2) Rehber Ansiklopedisi; cild-13, sh.
67
3) Resimli Türk Edebiyatı Târihi; cild-2, sh.
753
4) Nedîm (Yûsuf Ziya,
İstanbul-1932)
5) Edebiyat
Üzerine Makaleler(A. H. Tanpınar); sh. 178
6) Edebiyat
Târihi Dersleri (A.Sırrı Levend, İstanbul-1938); sh. 321
On
sekizinci yüzyıl dîvân edebiyatı şâirlerinden. 1680-81 yıllarında İstanbul’da
doğdu. Asıl ismi Ahmed’dir. Nedîm lakabını sonradan aldı. Babası Kâdı Mehmed
Efendi, annesi ise Karaçelebizâde ailesinden Sâlihâ Hâtûn’dur.
Nedîm,
İstanbul’da kültürlü bir muhitte büyüdü. Zamanın büyük hocalarından kuvvetli bir
medrese tahsili görerek yetişti. Arab, Fars dil ve edebiyatlarını öğrendi.
Şeyhülislâm Ebezâde Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir imtihanda üstün başarı
göstererek iyi bir dereceyle müderris oldu. Bu yıllarda şiir yazmaya başlayan
Nedîm, Şehîd Ali Paşa’ya, 1713’de sadrâzam olması ve 1715’de Mora zaferini
kazanması gibi vesilelerle kasîdeler sundu. Edebiyat çevresinde tanınmaya
başladı.
Ali
Paşa’nın 1716’da Varadin’de şehîd olmasından sonra İbrâhim Paşa’ya; mirahûrluk
görevine tâyini, rikâb-ı hümâyûn kaymakamlığına getirilmesi, Pasarofça
andlaşması, sadrâzam olması vesîleleriyle sunduğu kasîdeler ve düşürdüğü
târihlerle kendini tanıtıp, 1720 yılında Paşa’nın özel kitaplığının müdürlüğüne
getirildi.
İlmiyle
de kendisini göstermeye başlayan Nedîm, bu yıllarda, Müneccimbaşı
Târihi’ni
Türkçe’ye çevirecek komisyona dâhil edildi. 1723 yılı Ramazan’ından itibaren
sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa’nın konağında Beydâvî
tefsiri dersleri verdi. Bu derslerindeki başarısı sebebiyle İbrâhim
Paşa onu sultan üçüncü Ahmed Han’a tanıttı.
Bu
târihlerden sonra Nedîm iyice tanınmaya başladı. 1726’da Mahmûdpaşa mahkemesi
naibliğine getirildi. Behâeddîn-i Aynî’nin umûmî İslâm târihi olup, Kaşgarlı
Mahmûd’un Dîvân-ı Lugat-it-Türk’ünden me’hazlar aldığı çok
kıymetli eseri Ikd-ül-Cümân’ı tercüme eden hey’ette bulundu.
Medresedeki derecesinde de yükselerek 1727’de Molla Kırımî, bir yıl sonra da
Sadî Efendi ve Eski Nişancı Paşa, 1729’da Sahn-ı semân ve 1730’da Sekban Ali
medreseleri müderrisliklerine getirildi. Son görevinde iken meydana gelen
Patrona Halîl isyânında vefât etti. Kabri Üsküdar’da, Tunusbağı kabristanına
yakın yerdeki Çiçekçi mevkiindedir.
Nedim’in
şiirinde zevk, neş’e ve coşkunluk vardır. Hayâtı, hep tatlı ve neş’eli
yanlarıyla görmüş, üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamıştır.
Dîvân
şiirinin çoğunda belirli bir mekân olmamasına karşılık, şiirlerinde günlük
hayâta dâir pek çok sahneye yer vermiş, adetâ İstanbul’un tabiî ve bediî
güzellikleri ile doldurmuştur. İki kasîde nesîbinde bu şehri konu ettiği gibi, o
devrin mesire yerleri olan Haliç, Kâğıthane, Göksu, Hisar, Çubuklu gibi yerlerde
yapılan Sâdâbâd, Hurremâbâd, Hüsrevâbâd, Şerefâbâd, Feyzâbâd, Aşfâbâd, Kasr-ı
cinân, Kasr-ı neşât gibi kasrlar; Tavanlı, Nevpeydâ, Cisr-i sürür adlarındaki
köprüler; Hayrâbâd tekkesi, çeşmeler, hamamlar, kanal ve havuzlar hep
İstanbul’dan birer parça olarak şiirlerine girdi. On yedinci asırda başlayan
mahallîleşme cereyanının on sekizinci yüzyılda belli başlı temsilcilerinden olan
Nedîm, şarkılarının yanında, hece vezninde bir türkü de yazmıştır. Kullandığı
dil kısmen açık bir İstanbul Türkçesidir. Bunun yanında tasavvufî unsurlara açık
gazelleri de vardır. İstanbul’u anlatırken;
beyti
kadar güçlü ifâdelere başka şâirler de pek rastlanmaz. Nedîm’in İstanbul ile
bütün Acem (İran) mülkünü bu şekilde mukayese etmesi, doğuda her türlü Osmanlı
mülkünün baltalayıcısı olan İran’a sitem
etmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Tecellî dağı gibi câmiler, Maârif kumaşı
satılan sokaklar gibi benzetmeleri de bol bol kullanarak, İstanbul’un zengin bir
dekorunu çizmektedir. Bu husûsiyetiyle İstanbul’un gelişmiş kültürünü çok güzel
temsil etmekte, sâdece şiirlerinin konusu bakımından değil, üslûbu açısından da
İstanbul şâiri ünvânını haketmiştir.
Ruhî
muhteva bakımından çok zengin olan dîvân edebiyatı, Nedîm ile beraber dışa
açılmaya, tabîata da yönelmeye başladı.
Nedîm,
devrinin ve çevresinin içtimaî hayâtı içerisine girip, san’atını; dîvân şiirinin
esaslarından fedâkârlık yapmamakla beraber, onun katı kaidelerinden ölçülü bir
şekilde kurtulabilmiş, bilhassa halk zevkini, halk ruhunu, halkın yaşama
neş’esini benimsemiş, halk deyimlerinden, halk söyleyiş inceliklerinden seçmeler
yapıp, dîvân edebiyatına bu kıymetleri getirmeye cesaret edebilmiş, serbest
ruhlu, bilgisinden, zevkinden, zekâsından emîn bir şâirdi. Ayrıca şâir, okuyup
düşündüğü, görüp heveslendiği, sevip benimsediği, ayrılıp özlediği her güzel
şeyi, zarîf ve hayâl dolu ruhunun en ince ürperişleriyle birleştirerek, şiiri
öylece söylemiştir. Bütün bunları çok ince, çok keskin ve neş’eli bir tabiat ile
birleştirmesi, şiirine bir ahenk ve sevimlilik vermiştir.
Nedîm
yine bu sebeplerle, sırası geldikçe dîvân şiiri kaidelerinden ustalıkla
ayrılmış, vezinden kâfiyeye, şekilden söze ve söyleyişe kadar kendini serbest
kabul etmekten çekinmemiştir. Ancak onun klasik kaidelerden uzaklaşırken, büyük
tabiîlikle yakınlaştığı lisan, halk dili ve söyleyişi olmuştur. Hattâ bu kaide
genişletici yönü sebebiyle devrinin bâzı san’atkârları Nedîm’i büyük şâir kabul
etmek bir yana hiç kıymet vermemiş, şâirler arasında ismini bile anmamışlardır.
Nedîm’in
iki büyük târihin Türkçe’ye çevrilmesine katkıları dışında tek eseri Dîvânı’dır.
1719
yılında Müneccimbaşı Derviş Ahmed Efendi’nin Sahâif-ül-Ahbâr ya da Câmi-üd-düvel
adlı eserinin Türkçe’ye çevrilmesi için meydana getirilen kurula
Nedîm de alınmış ve kendisi 1868 yılında İstanbul’da üç cild olarak basılan bu
eserin bir kısmını
Türkçe’ye çevirmiştir. Ayrıca Nedîm, Bedreddîn Aynî’nin Ikd-ül-Cümân
fî târihi ehl-iz- zaman adlı Arabça eseri için 1726 yılında
kurulan kırk beş kişilik kurula da katılmıştır.
Nedîm’in
bütün şiirlerini topladığı Dîvân’ı beş defa olmak üzere; birincisi
Dîvân-ı
Nedîm ismiyle
Bulak matbaasında, İkincisi aynı isimle 1874’de İstanbul’da, üçüncüsü
Nedîm
Dîvânı ismiyle
1919-21 yıllarında, dördüncüsü 1951’de ve sonuncusu da 1972’de İstanbul’da
basılmıştır. Son üç baskının başlarında Nedîm ve şiirleri hakkında bir inceleme
ve sonlarına birer sözlük eklenmiştir. Dîvân’ın son baskısına otuz dokuz kasîde
(on bir tanesi Sultan Ahmed, on dokuzu Dâmâd İbrâhim Paşa, dördü hem pâdişâh hem
sadrâzam, üçü şehîd Ali Paşa, ikisi de kapudan Mustafa Paşa hakkında), yüz elli
dokuz gazel, iki müstezâd, bir muhammes, üç tahmis, bir müseddes, bir tesdîs,
iki taştîr, yirmi yedi şarkı, bir türkü, bir terkîb-i bend, çoğu târih olan
seksen iki kıt’a, on rubâî, üç mesnevî, yirmi yedi beyt vardır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Büyük Türk Klasikleri; cild-6, sh.
241
2) Rehber Ansiklopedisi; cild-13, sh.
67
3) Resimli Türk Edebiyatı Târihi; cild-2, sh.
753
4) Nedîm (Yûsuf Ziya,
İstanbul-1932)
5) Edebiyat
Üzerine Makaleler(A. H. Tanpınar); sh. 178
6) Edebiyat
Târihi Dersleri (A.Sırrı Levend, İstanbul-1938); sh. 321




Yorumlar
Yorum Gönder