MOLLA HÜSREV

MOLLA HÜSREV

(ö. 885/1480)
Osmanlı âlimi ve müftüsü.

Osmanlı Devleti’nin üçüncü şeyhülislâmı ve Fâtih Sultan Mehmed Han’ın hocası. İsmi, Muhammed bin Ferâmuz bin Ali Rûmî’dir. Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası bir Fransız subayı iken müslüman olmuş, kızını Osmanlı emirlerinden Hüsrev adında bir zâta vermiştir. Babasının vefâtı üzerine eniştesi Hüsrev Bey’in yanında yetişti ve Hüsrev Kaynı diye çağırıldı. Daha sonra kayını kelimesi de kaldırılıp Molla Hüsrev adıyla meşhur oldu. 1480 (H. 885) yılında İstanbul’da vefât etti. Cenaze namazı, Fâtih Câmii’nde kılındıktan sonra Bursa’ya götürülüp Emir Sultan’ın doğusunda kendi yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi. Mezar taşında; “Menbâ-ı ilm-ü hüner, Vâris-i ulûm-i Hayr-ul-beşer, Fâzıl-ı hurşîd-i eser Sâhib-üd-Dürer vel gurer Mevlânâ Muhammed Hüsrev” yazılıdır.


Molla Hüsrev, Burhâneddîn Haydar Hirevî ve zamanın diğer âlimlerinden ilim tahsîl etti. Tahsilini tamamladıktan sonra, Edirne’de Şah Melik Medresesi’nde sonra da kardeşinin vefâtıyla boşalan Çelebi Medresesi’nde müderrislik yaptı. Sultan İkinci Murâd Han devrinde Varna savaşından önce 1429 yılında kazaskerliğe tâyin edildi. Molla Hüsrev, Fâtih Sultan Mehmed Han tahta geçince de bu vazifeye devam etti. Sultan İkinci Murâd Han memleketi iç ve dış huzura kavuşturduktan sonra tahttan çekilmiş, yerine oğlu Fâtih Sultan Mehmed’i oturtmuştu. Ancak düşmanlar, sultânı çocuk yaşta görüp sefer hazırlıklarına başladılar. Bunun üzerine ikinci Murâd Han tekrar tahta geçti ve Fâtih Sultan Mehmed’i Manisa’ya gönderdi. İlim adamlarının çoğu birer bahane ile Manisa’ya gitmek istemediler. Molla Hüsrev kazaskerlikten istifa ederek şehzâde ile birlikte Manisa’ya gitmeye karar verdi. Fâtih onun bu karârını duyunca; “Vazifenize devam edin, zira memleketin size ihtiyâcı var” dediyse de Molla Hüsrev; “Tahttan ayrılıp Manisa’ya giderken, sizi yalnız bırakmam uygun olmaz. Müsâde buyurun geleyim” diyerek samimiyetini bildirdi ve birlikte Manisa’ya gitti. Fâtih Sultan Mehmed bu muhterem âlimden çok istifâde etti.

Daha sonra Fâtih tahta geçince, Molla Hüsrev de Sultan’ın yanına geldi. İstanbul’un fethinden sonra Galata ve Üsküdar kâdılıklarına tâyin edildi. Bu arada Ayasofya Müderrisliğini de yürüttü. Bir ara Bursa’ya gidip medrese kurdu ve ilim öğretmekle meşgul oldu. Bu sırada Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından İstanbul’a davet edilen Molla Hüsrev, ikinci Osmanlı şeyhülislâmı Fahreddin-i Acemi’nin vefâtı üzerine 1460 yılında şeyhülislâmlığa tâyin edildi. Molla Hüsrev, devletin bu en üstün ve en şerefli fetva makamında yirmi sene adalet ve hakkaniyetle vazife yaptı.

Molla Hüsrev, Fâtih Sultan Mehmed Han’ın takdir ve iltifatına kavuştu. Fâtih, Molla Hüsrev’den söz ettiği zaman; “Zamanımızın Ebû Hanîfesi’dir” diyerek teveccüh ve sevgisini belirtirdi. Bir düğün yemeğinde hocası Molla Gürânî’yi sağ yanına Molla Hüsrev’i sol yanına alarak, iltifatta bulunmuştu.

Molla Hüsrev orta boylu, gür sakallı, kıymetli elbise giyen, heybetli, tevazu sahibi bir zât idi. Güzel ahlâk, vakur, yüksek ilim ve İslâm dînine uymaktaki titizliğiyle halkın ve devlet adamlarının sevgisini kazandı. Bu büyük, âlim yalnızlığı ve kendi işini kendisi görmeyi severdi. Konağında hizmetçileri olduğu hâlde hiç bîrini kendi hizmetinde kullanmaz odasını kendi süpürür, lâmbasını kendi yakardı.

Molla Hüsrev bir çok talebe yetiştirdi. Fıkıh âlimi ve şâir olarak şöhret yaptı. Önceki âlimlerin kitaplarından her gün iki yaprak yazmayı âdet hâline getirmişti. Vefât ettiğinde kendi el yazılarıyla yazılmış pek çok nefis eserler görüldü.

Ömrünü ilim öğretmek ve yazmakla geçiren Molla Hüsrev’in kıymetli eserlerinden bâzıları şunlardır:

1- Ed-Dürer-ül-hükkâm fî şerhi Gurer-il-ahkâm: Fıkıh ilmine dâir olan ve sık sık müracaat edilen bu en önemli eseri, asırlardır Osmanlı medreselerinde şerhleri ile beraber ders kitabı olarak tâkib edilmiştir. Molla Hüsrev’in 1477 yılında Fâtih Sultan Mehmed Han’a takdim ettiği bu eserin asıl nüshası İstanbul Köprülü Kütüphânesi’nde mevcûddur. 2- Şerh-ul-Miftâh, 3- Şerh-ut-Telvih, 4- Şerh-i Usûl-ül-Pezdevî, 5- Hâşiyetü evâil-i Tefsîr-i Kâdı Beydâvî, 6- Hâşiyet-ü Mutavvel li-Teftâzânî, 7- Mir’ât-ülusûl fî şerh-i mirkât-il-Vüsûl, 8- Nakîd-ül-efkâr fî redd-il-enzâr, 9- Şerh-u Telhîs-il-miftâh lil-Kazvînî.


Asıl adı Mehmed’dir. Biyografisini veren Taşköprizâde babasını “ümerâ-i Ferâsiha”dan “Rûmiyyü’l-asl” Ferâmurz diye kaydeder. Bu ifadelerden babasının, Rum vilâyeti şeklinde anılan Sivas-Tokat bölgesinde bulunan ve bir Türkmen boyu olan Varsak kabilesi beylerinden olduğu anlaşılır. Ancak Taşköprizâde’nin ifadesi eserini tercüme edip ona zeyil yazan Mecdî tarafından yanlış anlaşılmıştır. Mecdî, Taşköprizâde’nin ümerâ-i Ferâsiha terkibini “ümerâ-i Françe” şekline çevirmiş ve buna Ferâmurz’un mühtedi olduğu bilgisini eklemiştir. Hoca Sâdeddin Efendi ise Rûmiyyü’l-asl tabirini Rum asıllı şeklinde yorumlamıştır. Daha sonraki kaynaklar ve araştırmalar bu yanlış bilgilerden hareketle onun Rum veya Frenk asıllı olduğunu belirtmiştir. Halbuki Molla Hüsrev’in Dürerü’l-ḥükkâm adlı eserinin sonunda verdiği künye dedesinin adının Ali olduğunu göstermekte ve aynı künyeye 843 (1439) yılı başlarına ait bir satış belgesinde Mehmed b. Ferâmurz b. Hoca Ali olarak rastlanmaktadır (Gökbilgin, s. 172). Yine Taşköprizâde Miftâḥu’s-saʿâde’de dedesinin isminin Ali olduğunu kaydetmiş (II, 171) ve çağdaşı olan Sehâvî de onun adını Mehmed b. Ferâmurz b. Ali Muhyiddin Hüsrevî şeklinde zikretmiştir (eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ, VIII, 279). Bazı araştırmalarda Kürd nisbesiyle anılması ise Mecdî’nin Şekāik Tercümesi ve zeylinin basılmış nüshasının kenarına eklenen (s. 135), “Mevlânâ Hüsrev’in babası Ferâmurz ekrâddan Varsak vilâyetinde Sivas ile Tokat ortasında tavattun ve temekkün edip ...” notuna dayanır. Bu ifadenin Türkmen boyu olan Varsaklar’ın yanlış tanımlanmasından kaynaklandığı açıktır. Molla Hüsrev’in biyografisi hakkındaki bazı yanıltıcı bilgilerin ayıklanması neticesinde onun aslının Amasya-Tokat-Sivas bölgesindeki Varsaklar’a dayandığı ve babasının zâviyesinin bulunduğu Sivas-Tokat arasındaki köyde doğduğu anlaşılmaktadır. Bu köy bir kısım kaynaklarda Yozgat-Yerköy civarındaki Karkın olarak gösterilmiştir.

Molla Hüsrev’in Mirʾâtü’l-uṣûl fî şerḥi Mirḳāti’l-vüṣûl adlı eserinin ilk iki sayfası (Süleymaniye Ktp., Çelebi Abdullah Efendi, nr. 87)

Taşköprizâde’nin verdiği bilgiye göre Molla Hüsrev’in babası Ferâmurz (Ferâmuz, Ferâmerz) vefat edince küçük yaştaki Mehmed’i eniştesi Hüsrev Bey himayesine almış, bu sebeple ona önceleri “Hüsrev kaynı” lakabı takılmış, daha sonra doğrudan eniştesinin adıyla Hüsrev olarak anılmaya başlanmıştır (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 116). İlk eğitimini Rum vilâyetinde aldığı anlaşılan Molla Hüsrev muhtemelen eniştesinin himayesi altında tahsilini ilerletti. Bursa’da Molla Fenârî’nin oğlu Bursa Kadısı Yûsuf Bâlî’den icâzet aldı. Ayrıca Edirne’de Sa‘deddin et-Teftâzânî’nin öğrencilerinden Burhâneddin Haydar Herevî ile Molla Yegân ve Şeyh Hamza gibi Osmanlı âlimlerinden okudu. İlk resmî görevine Edirne’de Şah Melek Medresesi müderrisi olarak başladı. 839’da (1435-36) aynı şehirde bulunan Çelebi (Halebiyye) Medresesi müderrisliğinin de kendisine verildiği kaydedilmektedir. II. Murad’ın, saltanatı oğlu Mehmed’e terketmesi sırasında (848/1444) kazaskerliğe getirildi. Bu esnada müderris mi yoksa kadı mı olduğu konusunda açıklık yoktur. Muhtemelen II. Murad’ın yeniden tahta cülûsunun (850/1446) ardından bu görevden ayrıldı ve Edirne kadısı oldu. Nitekim 851-854 (1447-1450) yıllarında Edirne kadısı sıfatıyla bazı hüccetleri tasdik ettiği görülmektedir (Gökbilgin, s. 266, 279). Bu bilgiler göz önüne alındığında biyografisini veren kaynakların aksine onun II. Mehmed’le birlikte Manisa’ya dönmeyip Edirne’de kaldığı söylenebilir.

Sultan Mehmed’in ikinci defa tahta çıkışından sonra Molla Hüsrev’in durumunun ne olduğu belli değildir. Muhtemelen o sırada kadılık görevinden ayrılmış ve kendisine bir tahsisat bağlanmıştı. Onun İstanbul’un fethi sırasında II. Mehmed’i destekleyen grupta yer aldığı bilinmektedir. Fethin ardından İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’in vefatı üzerine (863/1459) İstanbul kadılığına getirilen Molla Hüsrev’e ayrıca Galata ve Üsküdar kadılıkları ile Ayasofya Medresesi müderrisliği de verilmiştir.

Kaynaklardaki bilgilere göre 877 (1472-73) yılında Molla Hüsrev, bir düğün cemiyetinde dönemin âlimlerinden Molla Gürânî’ye padişahın sağında, kendisine solunda yer verilmesini ilmî derecesine uygun bulmadığından İstanbul’u terkedip Bursa’ya gitti. Bursa’da Emîr Sultan’a yakın Zeyniler semtinde bir arsa satın alarak Hüsrev Medresesi adıyla anılan medresesini yaptırdı. Bu medrese vakfiyesine göre başlangıçta yirmili medrese olarak kurulmuş, 1000 (1591-92) yılında kırklı, 1004 (1595-96) yılında ellili medrese pâyesine çıkarılmıştır (Baltacı, s. 314). Fâtih Sultan Mehmed, Molla Hüsrev’i tekrar İstanbul’a davet etti ve muhtemelen 878’den (1473-74) biraz sonra onu İstanbul müftülüğüne getirdi. Molla Hüsrev vefat tarihi olan 885 (1480) yılına kadar bu makamda kaldı. Cenazesi Bursa’ya götürülerek Hüsrev Medresesi’nin hazîresine defnedildi. Kaynaklarda Molla Hüsrev’in Celâleddin adında bir oğlu ile Hüsrevzâde lakabıyla meşhur Mustafa Efendi adında bir torunu olduğu belirtilmektedir.

Molla Hüsrev’in maddî imkânları epeyce iyi olmasına rağmen mütevazi bir hayat yaşadığı, vakur, hayır sever ve dindarane tavırları sebebiyle halk nazarında büyük bir saygı ve itibara sahip olduğu kaydedilir. Kadılık görevini gönülsüz kabul ettiğini söyleyen Molla Hüsrev, bir yandan boşuna zaman harcamasına yol açan böyle bir işle imtihan edilmesi yüzünden hayıflanırken öte yandan hukuk tatbikatının içine girmenin onu bu sahada ihtiyaç duyulan bir metin (Ġurerü’l-aḥkâm) kaleme almaya yönelttiğini, dolayısıyla bunun kendisi için hayırlı bir imtihan olduğunu belirtir. Yine kendi açıklamasına göre bu metni tamamlamak üzereyken kadılık görevinden kurtulmuş ve peş peşe gelen bu iki nimet vesilesiyle şükranda bulunmak için onu şerhetmeye koyulmuştur (Dürerü’l-ḥükkâm, I, 3).

Fâtih Sultan Mehmed’in kendi adıyla anılan cami etrafında yaptırdığı Sahn-ı Semân medreselerinin programını padişah başta olmak üzere Vezîriâzam Mahmud Paşa, Molla Hüsrev ve Ali Kuşçu birlikte hazırlamışlardır (Atay, s. 79). Bu sebeple Molla Hüsrev, Osmanlı ilmiye teşkilâtının kuruluş ve işleyişinde önemli katkıları bulunan kişilerden biridir.

Kaynaklarda, Fâtih Sultan Mehmed’in Molla Hüsrev’e karşı büyük saygı ve sevgi beslediği ve onun için, “Zamanın Ebû Hanîfe’sidir” dediği rivayet edilir. Osmanlı hukuk tarihinin en önemli simalarından olan ve padişahın huzurunda yapılan ilmî tartışmalarda reîsülulemâ sıfatıyla hakemlik yapan Molla Hüsrev başta fıkıh ve usûl-i fıkıh olmak üzere tefsir, Arap dili ve edebiyatı, şiir ve hat sanatı gibi alanlarda eser vermiştir. Fıkıh usulüne dair Mirʾâtü’l-uṣûl’ü ve Dürerü’l-ḥükkâm adlı fıkıh kitabı ile bunların bazı şerh ve hâşiyeleri Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur (, s. 22). Ayrıca Dürerü’l-ḥükkâm Osmanlı döneminde şer‘î hukuk sahasında hâkimlerin ihtilâfları çözerken başvurdukları yarı resmî bir hukuk kaynağı işlevi görmüştür (Akgündüz, I, 6, 45). Yetiştirdiği öğrenciler arasında Zenbilli Ali Cemâlî Efendi, Fenârî Hasan Çelebi, Molla Hasan Samsûnî, Yûsuf b. Cüneyd et-Tokadî ve Molla Muhyiddin Mehmed Manisalıoğlu gibi âlimler bulunmaktadır. Bursa’daki medresesinden başka İstanbul’da Şehzadebaşı’nda kendi adına bir cami yaptırmıştır.

Molla Hüsrev’in Ḥâşiye ʿalâ Envâri’t-tenzîl li’l-Beyżâvî adlı eserinin ilk iki sayfası (Süleymaniye Ktp., 
Yenicami, nr. 131/3)

Eserleri. 1. Mirḳātü’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl. Bizzat müellif tarafından Mirʾâtü’l-uṣûl fî şerḥi Mirḳāti’l-vüṣûl adıyla şerhedilmiştir (İstanbul 1262, 1296, 1308 r., 1321, 1967, 1983; bk. MİR’ÂTÜ’l-USÛL).

2. Dürerü’l-ḥükkâm fî şerḥi Ġureri’l-aḥkâm. Müellifin kaleme aldığı Ġurerü’l-aḥkâm’ın şerhidir (I-II, İstanbul 1310, 1317, 1319, 1329; Kahire 1294, 1297; bk. DÜRERÜ’l-HÜKKÂM).

3. Ḥâşiye ʿale’t-Telvîḥ. Sadrüşşerîa’nın fıkıh usulüne dair et-Tavżîḥ’i üzerine Teftâzânî’nin yazdığı et-Telvîḥ isimli hâşiyesine yapılan ilâvelerden ibarettir (I-II, İstanbul 1284; I-II, Mısır 1322).

4. Ḥâşiye ʿalâ Envâri’t-tenzîl li’l-Beyżâvî. Bakara sûresinin 142. âyetine kadar yapılmış bir hâşiye olup Muhammed b. Abdülmelik el-Bağdâdî eseri Bakara sûresinin sonuna kadar tamamlamıştır (Süleymaniye Ktp., Yenicami, nr. 131/3; Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 114, 115; Köprülü Ktp., Mehmed Âsım Bey, nr. 17; Nuruosmaniye Ktp., nr. 72, 146, 487).

5. Ḥâşiye ʿalâ Ḥâşiyeti’l-Muḫtaṣar li’s-Seyyid Şerîf. İbnü’l-Hâcib’in Muḫtaṣarü’l-müntehâ adlı fıkıh usulüne dair eseri için Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin kaleme aldığı hâşiyenin özellikle mukaddime kısmı üzerine bir hâşiyedir (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 471; Hamidiye, nr. 424; Damad İbrâhim Paşa, nr. 229, 453).

6. Şerḥu Uṣûli’l-Pezdevî (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1141).

7. Risâle fi’l-velâRisâletü’l-velâ (Risâle fî baḥs̱i men tevellede min ḥürreti’l-aṣl ve’l-ʿıṭḳ) adıyla da anılan eser Molla Hüsrev’in kölelik hukukuna dair önemli bir çalışmasıdır. Birçok âlimin sert tenkitlerine mâruz olan risâle Osmanlı hukukçuları arasında tartışmalara yol açmıştır (Süleymaniye Ktp., Süleymaniye, nr. 1051, Şehid Ali Paşa, nr. 2755, 2795/4; Nuruosmaniye Ktp., nr. 596, 1563/2). Eser aleyhine Hızır Şah Menteşevî (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2755/24), Molla Gürânî (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 946, vr. 20-27), Kemalpaşazâde (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5366) ve Ganîzâde Mehmed Nâdirî (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 682) reddiyeler yazmışlardır. Molla Hüsrev bunlardan özellikle Molla Gürânî’nin risâlesine Ecvibe ʿalâ Molla Gürânî (Süleymaniye Ktp., Süleymaniye, nr. 1051), Risâle fî cevâbi reddi mâ fî Risâleti’l-Gürânî (Konya Bölge Yazma Eserler Ktp., nr. 226) ve Risâle fî taḥḳīḳi mesâʾili’l-velâ redden ʿale’l-Gürânî (Nuruosmaniye Ktp., nr. 4909) adlarıyla anılan bir risâle ile cevap vermiştir.

8. Naḳdü’l-efkâr fî reddi’l-enẓâr (Süleymaniye Ktp., Giresun, nr. 92; Kayseri Râşid Efendi Ktp., Râşid Efendi, nr. 309). Ecvibe ʿalâ esʾileti ʿAlâʾiddîn er-Rûmî (Süleymaniye Ktp., Giresun, nr. 92; Esad Efendi, nr. 91/24), Ecvibe fi’l-muḥâkeme beyne esʾile ʿAlâʾiddîn er-Rûmî (Süleymaniye Ktp., Giresun Yazmaları, nr. 3564) ve Ecvibe ʿan suʾâlâti ʿAlî er-Rûmî (İÜ Ktp., AY, nr. 2613) isimleriyle de bilinen eser, Ali b. Mûsâ er-Rûmî’nin (ö. 841/1437) çeşitli ilimler ve eserler hakkında ileri sürdüğü görüşlerle ortaya atılan sorulara verilen cevapları içermektedir.

9. Ḥâşiye ʿale’l-Muṭavvel. Teftâzânî’nin eseri üzerine yazılmış bir hâşiyedir (Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 1791, 1792; Nuruosmaniye Ktp., nr. 4411; Koca Râgıb Paşa Ktp., nr. 1232, 1233).

10. Vasiyetnâme. Molla Hüsrev, Türkçe kaleme aldığı vasiyetnâmesinde ölümünün ardından defnedilinceye kadar yapılmasını istediği işlemleri anlatmaktadır (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 905/2, Pertev Paşa, nr. 621/16; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3248).

11. Esâsü’l-iḳtibâs Tercümesi (İÜ Ktp., AY, nr. 13). Nasîrüddîn-i Tûsî’ye ait eserin Arapça çevirisi olup Fâtih Sultan Mehmed’e takdim edilmiştir.

Bunların dışında kütüphane kataloglarında Molla Hüsrev adına kayıtlı olan eserlerden bazıları şunlardır: el-Cevheretü’l-münîfe fî şerḥi Vaṣıyyeti Ebî Ḥanîfe (Nuruosmaniye Ktp., nr. 2155); Erbaʿa ve ḫamsûne farîża (Antalya Elmalı Halk Ktp., nr. 2788); el-Fuṣûlü’l-mühimme fî teʾlîfi’l-ümme (DİB Ktp., nr. 3955); Ḥâşiye ʿale’l-Ḫayâlî (Samsun Gazi Ktp., nr. 351); Ḥâşiye ʿalâ Ṭavâliʿi’l-envâr (Manisa İl Halk Ktp., nr. 864/2); Kelâm müteʿallaḳ bi’t-tesmiye fî evâʾili’s-süver (Köprülü Ktp., Ahmed Paşa, nr. 329); Risâle fî esrâri’l-Fâtiḥa (Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 5999); Risâle fî iʿrâbi “elîf lâm mîm ẕâlike’l-kitâb” (Köprülü Ktp., Fâzıl Ahmed Paşa, nr. 1602); Risâle maʿmûle ʿalâ sûreti’l-Enʿâm (Köprülü Ktp., Fâzıl Ahmed Paşa, nr. 1609); Risâle fî tefsîri ḳavlihî teʿâlâ “lem tekün âmenet min ḳablü” (Süleymaniye Ktp., Amcazâde Hüseyin Paşa, nr. 451/13); Şerḥ-i Ḳırâʾât (Samsun Gazi Ktp., nr. 187); Ḫulâṣatü’l-Fetâva’l-Bezzâziyye (Köprülü Ktp., Fâzıl Ahmed Paşa, nr. 1595); Kâşifetü’ş-şübühâti’l-ʿAleviyye (Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Ktp., Hüseyin Çelebi, nr. 115); Risâle ʿalâ ʿAṣabe-i Sebʿa (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1602); Risâle fi’l-vażʿ (Âtıf Efendi Ktp., Âtıf Efendi, nr. 2823).


BİBLİYOGRAFYA

Molla Hüsrev, Dürerü’l-ḥükkâm, İstanbul 1319, I, 3; II, 36, 453.

, s. 184, 236.

, VIII, 279.

, I, 172, 218.

, s. 116-120.

a.mlf., Miftâḥu’s-saʿâde, Beyrut 1405/1985, II, 171-172.

, s. 108, 135-139, 143, 144, 149, 179, 208, 209, 220, 229, 294, 302, 343, 344.

Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh (haz. İsmet Parmaksızoğlu), Ankara 1992, II, 215, 228.

, I, 91, 113, 190, 497, 747, 899; II, 1144, 1199-1200, 1657.

Leknevî, el-Fevâʾidü’l-behiyye (nşr. Ahmed ez-Za‘bî), Beyrut 1418/1998, s. 302-303.

, s. 328-329.

, II, 271-272.

, I, 292-293.

, II, 226-227; , II, 316-317.

, s. 172, 266, 279, 352.

, II, 211, 435, 439, 443, 458.

Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, Beyrut 1414/1993, III, 584.

, I, 430; II, 151, 656-657, 665.

a.mlf., , s. 22, 176, 229-230.

Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s. 314, 474.

Hüseyin Atay, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, İstanbul 1983, s. 79.

R. C. Repp, The Müfti of Istanbul: A Study in the Development of the Ottoman Learned Hierarchy, London 1986, s. 154-166.

Mehmet Şener, Dürer’in Kaynakları, İzmir 1987, s. X-XVI.

Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, İstanbul 1990, I, 6, 45, 196.

Molla Hüsrev Mehmet Efendi: 1400-1480 (ed. Ahmet Hulûsi Köker), Kayseri 1992.

Hasan Özket, Molla Hüsrev ve Mir’âtü’l-usûl Adlı Eserinin Kaynakları (yüksek lisans tezi, 1992), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Recep Cici, Osmanlı Dönemi İslâm Hukuku Çalışmaları: Kuruluştan Fatih Devrinin Sonuna Kadar, Bursa 2001, s. 196-219.

Franz Babinger, “Husrev”, , V/1, s. 605-606.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

1) Devhat-ül-meşâyih; sh. 8

2) Ed-Dav’ul-lâmî; cild-8, sh. 279

3) Şâkâyık-ı nu’mâniyye tercümesi; sh. 135

4) Şezerât-üz-zeheb; cild-7, sh. 342

5) Fevâid-ül-behiyye; sh. 187

6) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 1038

7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-12, sh. 302

8) Rehber Ansiklopedisi; cild-12, sh. 186

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABDULLAH B. MES’ÛD

ABDULLAH B. AMR B. AS

ABDULLAH b. ÖMER b. HATTAB

ABDULLAH b. REVÂHA

ABDULLAH b. HÂRİS el-HÂŞİMÎ