MEZEMORTA HÜSEYİN PAŞA
MEZEMORTA HÜSEYİN PAŞA
(ö. 1113/1701)Osmanlı kaptan-ı deryâsı.
On yedinci yüzyılın ikinci yarısında
deniz muhârebelerindeki kahramanlıklarıyla meşhur, denizcilik târihimizin mühim
şahsiyetlerinden Osmanlı kaptân-ı deryası. İsmi, Hüseyin’dir. Gençliğinde
Venediklilerle yaptığı bir deniz muhârebesinde sekiz-on yerinden yaralanıp
öldüğü sanılırken, iyileşmesi üzerine Venedikliler tarafından kendisine
Mezomorto (yarı ölü) lakabı verilmiş ve sonradan bütün Akdeniz’de bu sıfatla
anılmıştır. Bâzı kaynaklarda Mağribli olduğu kaydedilirse de doğum yeri ve
târihi kesin bilinmemektedir. Ömrünü İslâmiyet’i yaymakla geçirip, 1701 yılında
Paros (Bare) adasında vefât etti. Nâşı, Sakız adasına götürülüp defnedildi.
Vefât târihi hakkında başka rivayetler de vardır.
Hüseyin Reis, denizciliğe çok genç
yaşta levendlikle başladı. Cesur, gözünü budaktan esirgemeyen bir kimse idi.
Akdeniz’de İspanyol, İtalyan ve Venediklilerle çetin deniz muhârebeleri yaptı.
1674 yılından itibaren ünü bütün Akdeniz’i sardı. Cezâyir’in en mümtaz
sîmâlarından biri oldu.
1671 yılına kadar Akdeniz’deki
denizcilerimizin reisi Cezâyir beylerbeyi idi ve bunlar İstanbul’dan tâyin
edilirdi. 1671’den sonra beylerbeyleri Cezâyir levendleri arasından seçildi ve
kendilerine Cezâyir dayısı denildi. Cezâyir dayısı emrindeki levendler bir nevî
deniz akıncıları idi. Bunlar gözünü budaktan, esirgemeyen, fırtınalara göğüs
geren denizcilerdi. Mezomorto Hüseyin Reis de bu kahramanlardan biri olup,
cesaret ve denizcilik bilgisi sayesinde Cezâyir levendleri reîsi seçildi. 1683
yılında Fransızların büyük bir donanma ile Cezâyir kuşatmaları esnasında büyük
kahramanlıklar gösterip, düşman donanmasını perişan etti.
Kânûnî devrinden beri Osmanlı
Devleti Fransızları himaye etmiş, Cezâyir levendlerine, Akdeniz’de Fransız
gemilerine, dokunulmamasına dâir emir bile göndermişti. Bu sebeple Fransız
ticâret gemileri Akdeniz’de serbestçe dolaşmak imkânını bularak çok para
kazanmışlardı. Zîrâ, o zamanlar hiç bir milletin ne harp ne de ticâret gemileri
Akdeniz’e açılamıyordu. Bu iyiliğimize rağmen Fransızlar nankörlük yaptılar.
Kralları on dördüncü Lui’nin emri ile 1682 yılında Cezâyir’e hücum ettiler ve
Cezâyir önlerindeki küçük bir adayı zaptettiler. Müstahkem bir kalesi de olan bu
ada, tam dört ay Fransızların elinde kaldı. Fakat bir gün Cezâyir levendlerinin
hücumu ile ada tekrar ele geçti. Kral on dördüncü Lui, adanın tekrar Türkler
tarafından alınmasını bir türlü hazmedemedi. 1683 yılında büyük bir donanma ile
bir ordu teşkil ederek Cezâyir’e sevketti. Fransız ordusu Cezâyir şehrine yakın
bir yere çıktı. Donanma da Cezâyir limanının önlerinde demirledi. Plân
mükemmeldi. Akdeniz’deki levendlerin yatağı ve merkezi olan Cezâyir şehri
karadan ve denizden tam bir muhasara altında tutularak zaptedilecekti.
Karadaki Fransız ordusu, arada bir
Cezâyir’den çıkan Türk levendlerinin palalarının şiddetine dayanamayıp bozuldu
ve geri çekildi. Fakat denizdeki durum öyle değildi. Üç yüzden fazla gemiden
müteşekkil Fransız donanması, Cezâyir’i kahpece ve insafsızca bombardıman
ediyordu. Cezâyir bombardımanları olarak târihe geçen ve hep geceleri yapılan bu
bombardımanları yabancı tarihçiler bile; “Hunharca yapılan zâlim bombardımanlar”
olarak vasıflandırdılar. Bu bombardıman sırasında yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlı
insan şehîd oldu.
Bu sırada Cezâyir dayısı olan
beylerbeyi Baba Hasan Dayı’nın asker üzerinde fazla bir otoritesi yoktu. Bu
sebeple muhasara karşısında âciz kalıyordu. Nitekim bu acizliği sonucu Fransız
donanması kumandanı Duquesne’in isteği üzerine başta Mezomorto Hüseyin Reis
olmak üzere bir çok reisi rehin olarak gönderdi.
Ancak Mezomorto Hüseyin Reis,
Fransız amirâli ile görüşmesinde Cezâyir’e dayı olması hâlinde kendilerine tâbi
olacağını söyleyerek, diğer reislerle beraber serbest bırakılmalarını sağladı.
Neticede zâten Baba Hasan Dayı’nın idaresinden hoşnut olmayan yeniçerileri de
yanına alarak Cezâyir’de idareyi ele geçirdi ve dayı seçildi.
Mezomorto Hüseyin Reis, Cezâyir
dayısı olduktan sonra, ilk olarak şehirde bulunan ve savaşamayacak durumda olan
kadın, çocuk ve ihtiyarları kaleden çıkartarak emin bir yere götürdü. Sonra da
denizde sonucu beklemekte olan Fransız donanması üzerine ateş açtırdı. Fransız
amirali Duquesne büyük bir öfkeye kapılarak bir müddet daha muhasaraya devam
etti ise de hiç bir şey elde edemedi. Bir avuç Cezâyir donanması karşısında
mağlûb ve perîşan olarak geri çekildi. Mezomorto Hüseyin Reis’in Cezâyir’i
Fransız muhasarasından kurtarması, Pâyitâht’ta büyük sevince sebeb oldu. Sultan
dördüncü Mehmed Han, gönderdiği bir fermanla onu Cezâyir beylerbeyliğine
getirdiğini bildirdi.
1686 yılında Tunus’ta çıkan
karışıklıkları önlemek için görevlendirilen Mezomorto Hüseyin Paşa, buraya
İbrâhim Hoca idaresinde bir kuvvet gönderdi. Tunus’da sükûneti sağlayan Hüseyin
Paşa, 1688’de mareşal d’Estrees emrindeki Fransız filosunun Cezâyir’i topa
tutması üzerine emrindeki kuvvetler ile Fransız sahillerini ve ticâret
gemilerini vurarak mukabele etti. Fransızlar yeni Osmanlı sultânı ikinci
Süleymân Han’a müracaat ederek sulh akdine muvaffak oldular.
İkinci Süleymân Han, Mezomorto
Hüseyin Paşa’yı gösterdiği muvaffakiyetlerden dolayı 1690’da Tuna kaptanlığına
tâyin etti. Bu yıllarda Venedik donanmasının Akdeniz’deki faaliyetleri artmıştı.
1690’da Osmanlı ordusunu karadan destekleyerek Vidin’in kurtarılmasında büyük
rol oynadı ve Karadeniz donanması kaptanı oldu.
1691 yılında mîrî kalyonlar
kaptanlığı ile kendisine Rodos sancağı verildi. Bu sırada Venedik donanması 145
parça kalyon ve çektiri ile 8 Eylül 1694 günü Sakız adasına hücum etti. Fâtih
devrinden beri sulh ve sükûn içinde adaletle idare edilen kaledeki hıristiyan
halk silâha sarılıp, gizli ve açık ihanetlerle kale muhafızı Hasan Paşa’yı zor
durumda bıraktılar. Netîcede Sakız, Venediklilerin eline geçti. Sakız adasının
Venedikliler tarafından işgal edilmesi, sultan İkinci Ahmed Han’ı çok üzdü.
Veziriazam Ali Paşa’ya gönderdiği hatt-ı hümâyûn; “Madem ki Sakız düşman
elindedir, bütün Ungurus (Macaristan) memleketini fethetsen makbûlüm değildir”
diyerek Sakız’ın kış esnasında Venedik donanmasının faaliyetten mahrum kaldığı
sırada zaptedilmesini emreyledi. Üçüncü Ahmed Han ordunun dönüşünden sonra da
sadrâzama; “Sakız ahvâli, derûnumı (içimi) yaktı. Teshiri murâdımdır (zaptını
dilerim). Îcâb edenlerle görüşüp ne yapmak lazımsa bildir. Bu kış Sakız elde
edilmezse, şöyle bilin ki bütün reisleri şiddetle cezalandırırım” diye kat’î
emir verdi. Dîvân-ı hümâyûn toplantısında kapdân-ı deryalığa Amcazade Hüseyin
Paşa getirildi. O da ilk iş olarak Mezomorto Hüseyin Paşa’yı çağırtıp kendisine
yardımcı yaptı ve kalyonlar kaptanı olarak derya beylerbeyi (oramirâl) tâyin
etti.
Donanma-yı hümâyûn 1695 yılının ilk
günlerinde, Derseâdet’ten hareket etti... Ayrılmadan önce Barbaros Hayreddîn
Paşa’nın, Beşiktaş’taki türbesi ziyaret edildi. Yasinler, Fatihalar okundu...
Kurbanlar kesildi... Fukaraya sadaka dağıtıldı.
Sonra da levendler, hep bir ağızdan:
Mekânımız derya
deniz...Venedikli, gelen biziz.Öcümüz komaz, alırız...Bize
Hayreddînli derler.
diye, güneye dümen kırdılar.
Bütün deniz erleri, erenleri,
İzmir’de toplandı. Mezomorto Hüseyin Paşa, uygun hava gözledi. Nihayet bir seher
vakti tekbir-i kebîrle deryaya açıldılar.
Venedik amiralinin kumandasında
Toskona, Matta ve Papalık gemilerinden mürekkep büyük bir donanma mevcuttu.
1695’de Koyun adaları civarında cereyan eden iki deniz muhârebesinde Mezomorto
Hüseyin Paşa yaptığı mâhirâne manevralar ile zaferin kazanılmasında büyük bir
rol oynadı. Bu deniz savaşında Venedik donanmasının kapudâne, patrona ve diğer
yüksek rütbeli komutanları öldürüldü. Bu büyük zaferin sonunda Sakız tekrar
Osmanlıların eline geçti. Ancak sultan İkinci Ahmed Han çok arzu ettiği Sakız’ın
kurtuluşunu göremeden vefât etti.
Yeni Osmanlı sultânı İkinci Mustafa
Han Sakız’ın geri alınmasında büyük gayret ve mahareti görülen Mezomorto Hüseyin
Paşa’yı kapdân-ı deryalığa getirdi.
Daha sonra Mezomorto Hüseyin Paşa
Venediklileri Adalar denizinden atmak için faaliyete geçti. 19 Eylül 1695’de
Sakız ve İstanköyü vurmak üzere gelen 96 gemilik Venedik donanmasını Midilli
adasının Zeytinburnu karşısında mağlûb etti. Bu muhârebede Venediklilerin on
kalyonu battı, diğerleri ise ağır hasara uğradı. 1697-1698 yıllarındaki
muhârebelerde Venedikliler deniz güçlerini büyük ölçüde kaybettiler.
Mezomorto Hüseyin Paşa, hayâtının
sonlarına doğru son seferinden dönüşünde iki ay kadar hasta yattı. Daha sonra
sultan İkinci Mustafa Han’ın huzuruna çıkıp pâdişâh duâsı aldı. Hastalığının
ilerlemesi üzerine etrafına eski ve yeni levendleri toplanmıştı. Yaşlı bir
levend ağlayarak Yâsîn-i şerîf okuyordu. Hüseyin Reis’in gözleri yaşlandı ve;
“Levendlerim! Sanırsınız ki biz ölümden korkarız. Vallâhî Rabbim şâhidimdir.
Ölümü nice zamanlar kendi arzumla aradım. Beni yıkan, böyle kaba bir döşekte
ölmektir” dedi ve Kelime-i şehâdet getirerek ruhunu teslim etti.(1701).
Mezomorto Hüseyin Paşa, kazandığı
deniz muhârebelerinin yanında Osmanlı bahriyesinin ıslâhı için de büyük gayret
sarfetti. Kalyon filolarının kıymetini takdîr ederek bunları Osmanlı
donanmasının en esaslı bölümü hâline getirdi. Vefâtında kalyon mikdârı 40’a
çıkmış idi. Osmanlı bahriyesinde bir dönüm noktası teşkil eden kanunnâmesi
Mezomorto Hüseyin Paşa’nın vefâtı üzerine kısa bir süre sonra Abdülfettah
Paşa’nın derya kapdânlığı zamanında îlân ve tatbik olundu.
Hazırladığı kanunnâmesi özetle
şöyleydi:
1- Derya kaptanı bütün derya
beylerinin, kaptanlarının ve bütün bahriyenin âmiridir.
2- Derya beyleri denizlerde tecrübe
sahibi bahriyenin rütbelileri arasından seçilir.
3- Kapdân-ı deryalığa denizcilikten
ve deniz muhârebe tekniğinden mahrum kara paşaları hiçbir suretle getirilemez. O
sırada kapudâne makamında bulunan, derya kaptanlığına getirilir.
4- Muhârebe zamanı kaptanpaşalar
baştardeye binmeyip büyük kalyona binecekler ve üç fener ile üç bayrak
çekeceklerdir. Kaptan paşa sulh zamanında baştardede bulunur.
Mezomorto Hüseyin Paşa, hazırlattığı
bu kanunnâme ile deniz kuvvetlerinin bahriyeden yetişme ellerde bulunmasını
te’min etmek istemiş, aynı zamanda terfi ve tekâüdlük (emeklilik) mes’elelerini
de yoluna koymuştur.
Vefâtına kadar 6 yıl kaptân-ı
deryalıkta kalan Mezomorto Hüseyin Paşa, açık fikirli ve doğru sözlü idi. Her
işinde Allah rızâsını arardı. Korku nedir bilmez, düşmanın çokluğundan asla
endişeye kapılmazdı. Nitekim Venedik’in eline geçen Khio adasını sekiz kadırga
ve dört sultan gemisiyle kurtarabileceğini söylediği zaman, kaptân-ı derya
Amcazade kendisini fazla hayalci bulmuştu. Ancak denizcilik bilgisi ve donanma
idaresi mükemmel olan Hüseyin Paşa, kısa sürede Venediklileri adadan çıkarmaya
muvaffak oldu. Mezomorto Hüseyin Paşa, rüzgârın cereyanını incelemeden ve
bulunduğu yerin konumunu bilmeden, kolay kolay savaşa girmezdi, Bu arada
düşmanın hareketlerini aralıksız olarak tâkib ettirirdi. Onun bu tedbirleri
muvaffakiyetlerinde büyük rol oynamıştır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-2, sh
577-579
2) Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş
Târihi (D. Kontemur); sh. 251. 259
3) Türklerin Deniz Muhârebeleri (F. Kurtoğlu);
cild-2
4) Nusret-nâme (Silâhdâr Mehmed Ağa),
Veliyyüddîn Efendi Kütüphânesi, No: 2369, v. 217, 217a.
5) Nâimâ Târihi (Mustafa Nâimâ Efendi);
cild-2, sh. 62
6) Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye
Teşkilâtı (Uzunçarşılı); sh. 523
7) Koyun Adaları önündeki Deniz Harbi ve
Sakız’ın Kurtarılışı, TOEM; cild-1, sh. 150-177
On yedinci yüzyılın ikinci yarısında
deniz muhârebelerindeki kahramanlıklarıyla meşhur, denizcilik târihimizin mühim
şahsiyetlerinden Osmanlı kaptân-ı deryası. İsmi, Hüseyin’dir. Gençliğinde
Venediklilerle yaptığı bir deniz muhârebesinde sekiz-on yerinden yaralanıp
öldüğü sanılırken, iyileşmesi üzerine Venedikliler tarafından kendisine
Mezomorto (yarı ölü) lakabı verilmiş ve sonradan bütün Akdeniz’de bu sıfatla
anılmıştır. Bâzı kaynaklarda Mağribli olduğu kaydedilirse de doğum yeri ve
târihi kesin bilinmemektedir. Ömrünü İslâmiyet’i yaymakla geçirip, 1701 yılında
Paros (Bare) adasında vefât etti. Nâşı, Sakız adasına götürülüp defnedildi.
Vefât târihi hakkında başka rivayetler de vardır.
Hüseyin Reis, denizciliğe çok genç
yaşta levendlikle başladı. Cesur, gözünü budaktan esirgemeyen bir kimse idi.
Akdeniz’de İspanyol, İtalyan ve Venediklilerle çetin deniz muhârebeleri yaptı.
1674 yılından itibaren ünü bütün Akdeniz’i sardı. Cezâyir’in en mümtaz
sîmâlarından biri oldu.
1671 yılına kadar Akdeniz’deki
denizcilerimizin reisi Cezâyir beylerbeyi idi ve bunlar İstanbul’dan tâyin
edilirdi. 1671’den sonra beylerbeyleri Cezâyir levendleri arasından seçildi ve
kendilerine Cezâyir dayısı denildi. Cezâyir dayısı emrindeki levendler bir nevî
deniz akıncıları idi. Bunlar gözünü budaktan, esirgemeyen, fırtınalara göğüs
geren denizcilerdi. Mezomorto Hüseyin Reis de bu kahramanlardan biri olup,
cesaret ve denizcilik bilgisi sayesinde Cezâyir levendleri reîsi seçildi. 1683
yılında Fransızların büyük bir donanma ile Cezâyir kuşatmaları esnasında büyük
kahramanlıklar gösterip, düşman donanmasını perişan etti.
Kânûnî devrinden beri Osmanlı
Devleti Fransızları himaye etmiş, Cezâyir levendlerine, Akdeniz’de Fransız
gemilerine, dokunulmamasına dâir emir bile göndermişti. Bu sebeple Fransız
ticâret gemileri Akdeniz’de serbestçe dolaşmak imkânını bularak çok para
kazanmışlardı. Zîrâ, o zamanlar hiç bir milletin ne harp ne de ticâret gemileri
Akdeniz’e açılamıyordu. Bu iyiliğimize rağmen Fransızlar nankörlük yaptılar.
Kralları on dördüncü Lui’nin emri ile 1682 yılında Cezâyir’e hücum ettiler ve
Cezâyir önlerindeki küçük bir adayı zaptettiler. Müstahkem bir kalesi de olan bu
ada, tam dört ay Fransızların elinde kaldı. Fakat bir gün Cezâyir levendlerinin
hücumu ile ada tekrar ele geçti. Kral on dördüncü Lui, adanın tekrar Türkler
tarafından alınmasını bir türlü hazmedemedi. 1683 yılında büyük bir donanma ile
bir ordu teşkil ederek Cezâyir’e sevketti. Fransız ordusu Cezâyir şehrine yakın
bir yere çıktı. Donanma da Cezâyir limanının önlerinde demirledi. Plân
mükemmeldi. Akdeniz’deki levendlerin yatağı ve merkezi olan Cezâyir şehri
karadan ve denizden tam bir muhasara altında tutularak zaptedilecekti.
Karadaki Fransız ordusu, arada bir
Cezâyir’den çıkan Türk levendlerinin palalarının şiddetine dayanamayıp bozuldu
ve geri çekildi. Fakat denizdeki durum öyle değildi. Üç yüzden fazla gemiden
müteşekkil Fransız donanması, Cezâyir’i kahpece ve insafsızca bombardıman
ediyordu. Cezâyir bombardımanları olarak târihe geçen ve hep geceleri yapılan bu
bombardımanları yabancı tarihçiler bile; “Hunharca yapılan zâlim bombardımanlar”
olarak vasıflandırdılar. Bu bombardıman sırasında yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlı
insan şehîd oldu.
Bu sırada Cezâyir dayısı olan
beylerbeyi Baba Hasan Dayı’nın asker üzerinde fazla bir otoritesi yoktu. Bu
sebeple muhasara karşısında âciz kalıyordu. Nitekim bu acizliği sonucu Fransız
donanması kumandanı Duquesne’in isteği üzerine başta Mezomorto Hüseyin Reis
olmak üzere bir çok reisi rehin olarak gönderdi.
Ancak Mezomorto Hüseyin Reis,
Fransız amirâli ile görüşmesinde Cezâyir’e dayı olması hâlinde kendilerine tâbi
olacağını söyleyerek, diğer reislerle beraber serbest bırakılmalarını sağladı.
Neticede zâten Baba Hasan Dayı’nın idaresinden hoşnut olmayan yeniçerileri de
yanına alarak Cezâyir’de idareyi ele geçirdi ve dayı seçildi.
Mezomorto Hüseyin Reis, Cezâyir
dayısı olduktan sonra, ilk olarak şehirde bulunan ve savaşamayacak durumda olan
kadın, çocuk ve ihtiyarları kaleden çıkartarak emin bir yere götürdü. Sonra da
denizde sonucu beklemekte olan Fransız donanması üzerine ateş açtırdı. Fransız
amirali Duquesne büyük bir öfkeye kapılarak bir müddet daha muhasaraya devam
etti ise de hiç bir şey elde edemedi. Bir avuç Cezâyir donanması karşısında
mağlûb ve perîşan olarak geri çekildi. Mezomorto Hüseyin Reis’in Cezâyir’i
Fransız muhasarasından kurtarması, Pâyitâht’ta büyük sevince sebeb oldu. Sultan
dördüncü Mehmed Han, gönderdiği bir fermanla onu Cezâyir beylerbeyliğine
getirdiğini bildirdi.
1686 yılında Tunus’ta çıkan
karışıklıkları önlemek için görevlendirilen Mezomorto Hüseyin Paşa, buraya
İbrâhim Hoca idaresinde bir kuvvet gönderdi. Tunus’da sükûneti sağlayan Hüseyin
Paşa, 1688’de mareşal d’Estrees emrindeki Fransız filosunun Cezâyir’i topa
tutması üzerine emrindeki kuvvetler ile Fransız sahillerini ve ticâret
gemilerini vurarak mukabele etti. Fransızlar yeni Osmanlı sultânı ikinci
Süleymân Han’a müracaat ederek sulh akdine muvaffak oldular.
İkinci Süleymân Han, Mezomorto
Hüseyin Paşa’yı gösterdiği muvaffakiyetlerden dolayı 1690’da Tuna kaptanlığına
tâyin etti. Bu yıllarda Venedik donanmasının Akdeniz’deki faaliyetleri artmıştı.
1690’da Osmanlı ordusunu karadan destekleyerek Vidin’in kurtarılmasında büyük
rol oynadı ve Karadeniz donanması kaptanı oldu.
1691 yılında mîrî kalyonlar
kaptanlığı ile kendisine Rodos sancağı verildi. Bu sırada Venedik donanması 145
parça kalyon ve çektiri ile 8 Eylül 1694 günü Sakız adasına hücum etti. Fâtih
devrinden beri sulh ve sükûn içinde adaletle idare edilen kaledeki hıristiyan
halk silâha sarılıp, gizli ve açık ihanetlerle kale muhafızı Hasan Paşa’yı zor
durumda bıraktılar. Netîcede Sakız, Venediklilerin eline geçti. Sakız adasının
Venedikliler tarafından işgal edilmesi, sultan İkinci Ahmed Han’ı çok üzdü.
Veziriazam Ali Paşa’ya gönderdiği hatt-ı hümâyûn; “Madem ki Sakız düşman
elindedir, bütün Ungurus (Macaristan) memleketini fethetsen makbûlüm değildir”
diyerek Sakız’ın kış esnasında Venedik donanmasının faaliyetten mahrum kaldığı
sırada zaptedilmesini emreyledi. Üçüncü Ahmed Han ordunun dönüşünden sonra da
sadrâzama; “Sakız ahvâli, derûnumı (içimi) yaktı. Teshiri murâdımdır (zaptını
dilerim). Îcâb edenlerle görüşüp ne yapmak lazımsa bildir. Bu kış Sakız elde
edilmezse, şöyle bilin ki bütün reisleri şiddetle cezalandırırım” diye kat’î
emir verdi. Dîvân-ı hümâyûn toplantısında kapdân-ı deryalığa Amcazade Hüseyin
Paşa getirildi. O da ilk iş olarak Mezomorto Hüseyin Paşa’yı çağırtıp kendisine
yardımcı yaptı ve kalyonlar kaptanı olarak derya beylerbeyi (oramirâl) tâyin
etti.
Donanma-yı hümâyûn 1695 yılının ilk
günlerinde, Derseâdet’ten hareket etti... Ayrılmadan önce Barbaros Hayreddîn
Paşa’nın, Beşiktaş’taki türbesi ziyaret edildi. Yasinler, Fatihalar okundu...
Kurbanlar kesildi... Fukaraya sadaka dağıtıldı.
Sonra da levendler, hep bir ağızdan:
diye, güneye dümen kırdılar.
Bütün deniz erleri, erenleri,
İzmir’de toplandı. Mezomorto Hüseyin Paşa, uygun hava gözledi. Nihayet bir seher
vakti tekbir-i kebîrle deryaya açıldılar.
Venedik amiralinin kumandasında
Toskona, Matta ve Papalık gemilerinden mürekkep büyük bir donanma mevcuttu.
1695’de Koyun adaları civarında cereyan eden iki deniz muhârebesinde Mezomorto
Hüseyin Paşa yaptığı mâhirâne manevralar ile zaferin kazanılmasında büyük bir
rol oynadı. Bu deniz savaşında Venedik donanmasının kapudâne, patrona ve diğer
yüksek rütbeli komutanları öldürüldü. Bu büyük zaferin sonunda Sakız tekrar
Osmanlıların eline geçti. Ancak sultan İkinci Ahmed Han çok arzu ettiği Sakız’ın
kurtuluşunu göremeden vefât etti.
Yeni Osmanlı sultânı İkinci Mustafa
Han Sakız’ın geri alınmasında büyük gayret ve mahareti görülen Mezomorto Hüseyin
Paşa’yı kapdân-ı deryalığa getirdi.
Daha sonra Mezomorto Hüseyin Paşa
Venediklileri Adalar denizinden atmak için faaliyete geçti. 19 Eylül 1695’de
Sakız ve İstanköyü vurmak üzere gelen 96 gemilik Venedik donanmasını Midilli
adasının Zeytinburnu karşısında mağlûb etti. Bu muhârebede Venediklilerin on
kalyonu battı, diğerleri ise ağır hasara uğradı. 1697-1698 yıllarındaki
muhârebelerde Venedikliler deniz güçlerini büyük ölçüde kaybettiler.
Mezomorto Hüseyin Paşa, hayâtının
sonlarına doğru son seferinden dönüşünde iki ay kadar hasta yattı. Daha sonra
sultan İkinci Mustafa Han’ın huzuruna çıkıp pâdişâh duâsı aldı. Hastalığının
ilerlemesi üzerine etrafına eski ve yeni levendleri toplanmıştı. Yaşlı bir
levend ağlayarak Yâsîn-i şerîf okuyordu. Hüseyin Reis’in gözleri yaşlandı ve;
“Levendlerim! Sanırsınız ki biz ölümden korkarız. Vallâhî Rabbim şâhidimdir.
Ölümü nice zamanlar kendi arzumla aradım. Beni yıkan, böyle kaba bir döşekte
ölmektir” dedi ve Kelime-i şehâdet getirerek ruhunu teslim etti.(1701).
Mezomorto Hüseyin Paşa, kazandığı
deniz muhârebelerinin yanında Osmanlı bahriyesinin ıslâhı için de büyük gayret
sarfetti. Kalyon filolarının kıymetini takdîr ederek bunları Osmanlı
donanmasının en esaslı bölümü hâline getirdi. Vefâtında kalyon mikdârı 40’a
çıkmış idi. Osmanlı bahriyesinde bir dönüm noktası teşkil eden kanunnâmesi
Mezomorto Hüseyin Paşa’nın vefâtı üzerine kısa bir süre sonra Abdülfettah
Paşa’nın derya kapdânlığı zamanında îlân ve tatbik olundu.
Hazırladığı kanunnâmesi özetle
şöyleydi:
1- Derya kaptanı bütün derya
beylerinin, kaptanlarının ve bütün bahriyenin âmiridir.
2- Derya beyleri denizlerde tecrübe
sahibi bahriyenin rütbelileri arasından seçilir.
3- Kapdân-ı deryalığa denizcilikten
ve deniz muhârebe tekniğinden mahrum kara paşaları hiçbir suretle getirilemez. O
sırada kapudâne makamında bulunan, derya kaptanlığına getirilir.
4- Muhârebe zamanı kaptanpaşalar
baştardeye binmeyip büyük kalyona binecekler ve üç fener ile üç bayrak
çekeceklerdir. Kaptan paşa sulh zamanında baştardede bulunur.
Mezomorto Hüseyin Paşa, hazırlattığı
bu kanunnâme ile deniz kuvvetlerinin bahriyeden yetişme ellerde bulunmasını
te’min etmek istemiş, aynı zamanda terfi ve tekâüdlük (emeklilik) mes’elelerini
de yoluna koymuştur.
Vefâtına kadar 6 yıl kaptân-ı
deryalıkta kalan Mezomorto Hüseyin Paşa, açık fikirli ve doğru sözlü idi. Her
işinde Allah rızâsını arardı. Korku nedir bilmez, düşmanın çokluğundan asla
endişeye kapılmazdı. Nitekim Venedik’in eline geçen Khio adasını sekiz kadırga
ve dört sultan gemisiyle kurtarabileceğini söylediği zaman, kaptân-ı derya
Amcazade kendisini fazla hayalci bulmuştu. Ancak denizcilik bilgisi ve donanma
idaresi mükemmel olan Hüseyin Paşa, kısa sürede Venediklileri adadan çıkarmaya
muvaffak oldu. Mezomorto Hüseyin Paşa, rüzgârın cereyanını incelemeden ve
bulunduğu yerin konumunu bilmeden, kolay kolay savaşa girmezdi, Bu arada
düşmanın hareketlerini aralıksız olarak tâkib ettirirdi. Onun bu tedbirleri
muvaffakiyetlerinde büyük rol oynamıştır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-2, sh
577-579
2) Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş
Târihi (D. Kontemur); sh. 251. 259
3) Türklerin Deniz Muhârebeleri (F. Kurtoğlu);
cild-2
4) Nusret-nâme (Silâhdâr Mehmed Ağa),
Veliyyüddîn Efendi Kütüphânesi, No: 2369, v. 217, 217a.
5) Nâimâ Târihi (Mustafa Nâimâ Efendi);
cild-2, sh. 62
6) Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye
Teşkilâtı (Uzunçarşılı); sh. 523
7) Koyun Adaları önündeki Deniz Harbi ve
Sakız’ın Kurtarılışı, TOEM; cild-1, sh. 150-177
Yorumlar
Yorum Gönder