MEHMED HAN-III
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
(ö. 1012/1603)Osmanlı padişahı (1595-1603).III. Mehmed ve tuğrası
Babası.................... :
Üçüncü Murâd
Han
Annesi.................... :
Safiye Vâlide
Sultan
Doğumu.................. : Mayıs 1566
Vefâtı...................... :
20/21 Aralık
1603
Tahta
Geçişi............ : Ocak 1595
Saltanat
Müddeti..... : 8 sene 10 ay 25
gün
Halîfelik
Sırası........ :
72
Osmanlı sultanlarının on üçüncüsü ve
İslâm halîfelerinin yetmiş ikincisi. Sultan üçüncü Murâd Han’ın oğlu olup, 26
Mayıs 1566 târihinde Safiye Vâlide Sultan’dan Manisa’da doğdu. Şehzâdeliğinde;
yüksek din, fen, idarî ve askerî ilimleri, kıymetli âlimlerden öğrenerek
yetişti. İlk hocası İbrâhim Cafer Efendi’dîr. Haydar Efendi, Pir Mehmed Azmi
Efendi, Sultan Selim Medresesi müderrisi Nâsûh Nevâlî Efendi’den de tahsîl ve
terbiye gördü. Târihe geçen muhteşem bir sünnet merasimi ile sünnet edildi.
1583’de Manisa sancağı vâliliğine tâyin edildi. Kumandanlık ve devlet idaresi
siyâsetini iyice öğrenmek için Manisa’ya gönderildiğinde, yanına müderris Nâsûh
Nevâlî Efendi, Lalası Sipâhî Bey, defterdâr baş rûznâmecisi Hasan Beyzade,
Nişancı Lala Mehmed Paşa, reisülküttâb olarak da Abdurrahmân Çelebi ve diğer,
vazîfeliler verildi. 1595 senesinin Ocak ayına kadar Manisa’da vâlilik yaptı.
Şehzâde Mehmed, babasının vefât
haberini alır almaz Manisa’dan hareket ederek 27 Ocak 1595’de İstanbul’a geldi
ve Osmanlı tahtına geçti. Yeni sultana ilk bîat eden Hâce-i Sultânı, meşhur
tarihçi Hoca Sâdeddîn Efendi oldu. Aynı gün ikindi namazından sonra, sultan
üçüncü Murâd Han’ın cenaze namazı kılınarak, Ayasofya Câmii avlusunda babası
ikinci Selîm Han’ın türbesinin yanına defnedildi. Sultan üçüncü Mehmed ilk
olarak ulemâdan Sâdeddîn Efendi’yi hocalığa, sadâret kaymakamı Ferhad Paşa’yı
sadrâzamlığa, Halil Paşa’yı da kapdân-ı deryalığa tâyin etti.
1593 senesinden beri devam eden
Avusturya harpleri sırasında, papa sekizinci Clement’in teşvik ve
propagandalarıyla, ahâlisi hıristiyan olan Osmanlı Devleti’ne tâbi Erdel, Eflâk
ve Boğdan voyvodalıkları Türklere karşı isyân ettiler. Bunun üzerine sadrâzam
Ferhad Paşa, Eflak seferi için serdâr-ı ekrem tâyin edildi. Ancak askerin yeni
serdâr-ı ekremi istemeyerek, isyân hareketi başlatmaları üzerine, Ferhad Paşa
azledilerek yerine Koca Sinân Paşa dördüncü defa sadârete getirildi. Osmanlı
ordusu iç çekişmeler ve sadâret değişiklikleri ile vakit kaybederken, Eflâk
prensi Mihâil, bölgeyi ateş ve kan gölü hâline getirdi. Alman ve Erdel
kuvvetlerinden yardım alan Mihâil; Rusçuk, Ziştovi, Silistre, Varna, İbrâil,
İsmail, Akkerman ve İsakçı’da yaşayan müslümanları katletti. Bu yüzden bir çok
müslüman dağlara çıktı. Sadârete getirilen Sinân Paşa, Mihâil’e gereken dersi
vermek için 18 Temmuz 1595’de İstanbul’dan sefere çıktı. Sadrâzam sefere
çıkmadan bir süre önce, seksen bin kişilik Alman kuvvetleri Estergon kalesini
kuşatmıştı. Sinân Paşa, Eflâk üzerine yürürken, oğlu Mehmed Paşa’yı Avusturya
cephesine gönderdi. Mehmed Paşa’nın maiyyetinde yirmi bin kişilik bir kuvvet
bulunuyordu. Mehmed Paşa elindeki bu kuvvetin bir kısmını kaleye soktu. Plânına
göre, kendi kuvvetleriyle kaleye koyduğu kuvvetler düşmanı iki ateş arasında
bırakacaktı. Hâlbuki kuvveti çok olan düşman bunu fırsat bilerek, bir mikdâr
kuvvetini kalenin muhasarasında bırakıp, bütün şiddetiyle serdârın üzerine
yüklendi. Bu saldırıdan korkan serdâr en yakınlarını dahi haberdâr etmeden
Budin’e doğru kaçtı. Bu sırada düşmana bâzı darbeler vuran Anadolu beylerbeyi
Lala Mehmed Paşa, serdârın kaçtığını ve gerisinin düşman tarafından çevrildiğini
görünce, bin dört yüz mevcuduyla Estergon kalesine girmeye mecbur kaldı.
Neticede Estergon bir ay muhasaradan sonra yardımdan ümidini keserek teslim
oldu. Bundan sonra Budin’in kuzeyinde ve Tuna kenarındaki Vişegrad da düşman
eline geçti.
Diğer taraftan sadrâzam Sinân Paşa
komutasındaki kuvvetler Eflâk prensi Mihâil karşısında başlangıçta bâzı
muvaffakiyetler elde ettiler. Osmanlı kuvvetleri Bükreş ve Tergovişte’yi geri
aldı. Satırcı Mehmed Paşa Bükreş’e kale komutanı tâyin edildi. Eflâk’ın
beylerbeyilik olarak idaresi kararlaştırıldı. Ancak bu sırada Eflâk prensi
Mihâil’in saldırıları devam ediyordu. Sinân Paşa, Eflâk’ta hâkimiyeti tam olarak
te’sis edemedi. Nitekim Paşa’nın ayrılmasından hemen sonra bölgeye hâkim olan
Mihâil, Osmanlı kuvvetlerini takibe başladı. Nihayet Osmanlı ordusu Yergöğü’den
Rusçuk tarafına Tuna’yı geçmesi sırasında sadrâzamın esir vergisi almak için
askeri oyalaması, düşmanın yetişmesine sebebiyet verdi. Önce top ateşi ile
köprüyü yıkan Mihâil, Osmanlı askerine büyük zâyiât verdirdi. Sonra da henüz
karşıya geçmemiş bulunan akıncı kuvvetleri üzerine saldırdı. Bu, Osmanlı akıncı
birliklerinin düşmana karşı son muhârebesi oldu. Akıncılar son neferine kadar
düşmana karşı savaşarak şehâdet şerbetini içtiler.
Böylece Türk akıncı ocağı, bir daha
altından kalkamıyacağı bir darbe yedi. Sinân Paşa ve oğlu Mehmed Paşa, arka
arkaya Türk ordusunun mağlûbiyetlerine, on binlerce asker ve halkın ölmesine
sebeb olmuşlardı. Bu yüzden Sinân Paşa İstanbul’a gelirken, Küçükçekmece
yakınlarında görevinden azledildi ve Malkara’da mecburî ikâmete tâbi tutuldu.
Yerine tâyin edilen Lala Mehmed Paşa, çok hasta olduğundan bu makamda ancak
dokuz gün kalabildi. Lala Mehmed Paşa’nın yerine sadârete tekrar Sinân Paşa
getirildi.
Sinân Paşa, bu son sadâretinde
hatâlarını örtebilmek için Pâdişâh’ı sefere çıkmaya teşvik ve iknâ etti. Hoca
Sâdeddîn Efendi de Pâdişâh’ın sefere çıkması tarafdârı idi. Yeniçeriler de,
başlarında Pâdişâh olmadan sefere gitmeyeceklerini açıkladılar. Bu durum üzerine
üçüncü Mehmed Han, sefer hazırlıklarını başlattı. Sefer hazırlıkları sırasında
Sinân Paşa öldü ve yerine Dâmâd İbrâhim Paşa getirildi. 20 Haziran 1596 günü
Dâvûdpaşa ordugâhına gelen Sultan, ertesi gün buradan Eğri seferine çıktı.
Yanında sadrâzam ve serdâr Dâmâd İbrâhim Paşa, Hoca Sâdeddîn Efendi, Çağalazâde
Sinân Paşa, nişancı Hamza Çelebi, yeniçeri ağası Ali Ağa, Anadolu ve Rumeli
kazaskerleri de bulunuyordu. Ordu-yı hümâyûn Edirne, Filibe, Sofya yoluyla 30
Temmuz’da Niş’e vardı. Bu sırada Bosna beylerbeyi Ahmed Paşa tarafından
gönderilen esirlerin ordugâha gelmesi zafer müjdesi olarak kabul edildi. Sultan,
21 Eylül’de Eğri ovasına vardı ve otağ-ı hümâyûn kuruldu.
Eğri kalesi Budin’in
137
kilometre uzağında, Eğri suyunun kenarında müstahkem bir
mevki idi. Sultan, kale kumandanına ve halkına hitaben bir ferman göndererek,
İslâmiyet’e davet ve teslim olmalarını teklif etti. Kale komutanı bu teklifi
reddederek, fermanı götüren askeri de habsetti. Bunun üzerine Pâdişâh hücum
emrini verdi. Kale beş koldan kuşatıldı ve bu kollara sadrâzam Dâmâd İbrâhim
Paşa, Cerrah Mehmed Paşa, Hadım Cafer Paşa, Rumeli beylerbeyi Sokulluzâde Hasan
Paşa ve yeniçeri ağası Veli Ağa kumanda ediyordu. Yirmi üç muhasara topu, sesi
bir an bile susmayacak şekilde ateşleniyor ve gülleler birbiri ardına Eğri
kalesine yağıyordu. 4 Ekim günü dış kale düştü. Üç kat surla çevrili dış kalenin
düşmesi, düşmanın savunmasını büyük ölçüde sarstı. Ertesi gün iç kalenin
muhasarası başladı. 12 Ekim günü de iç kale teslim oldu. Kale komutanlığına
Erzurum beylerbeyi Sinân Paşa tâyin edildi.
Eğri kalesine yardıma gelen
Avusturya arşidükü Maximilien komutasındaki büyük ordu, kalenin Osmanlı
Devleti’nin eline geçmesi üzerine, Eğri’den ayrılacak olan ordu-yı hümâyûna
baskın yapmak için tertibat aldılar. Bu durumu öğrenen sultan Mehmed Han, vezir
Hadım Cafer Paşa’yı on beş bin kişilik bir kuvvet ile öncü tâyin etti. Cafer
Paşa, düşman ordusu ile Haçova’da karşılaştı. Düşmanın çokluğuna rağmen Rumeli
beylerbeyi Veli Paşa ile birlikte kahramanca düşman üzerine atıldı. Fakat soğuk
hava ve düşmanın çokluğundan askerin fazla zâyiât vermesi üzerine Veli Paşa geri
çekildi. Cafer Paşa ise, verilen emri yerine getirmek için canla başla savaştı.
Yanındaki askerin sayısının azalması yüzünden geri çekilmek mecburiyetinde kaldı
(22 Ekim 1596). Bu küçük çaptaki muhârebeden dört gün sonra arkadan gelen büyük
Osmanlı ordusu, Avusturya ordusu ile karşılaştı. Osmanlı ordusunun merkezinde
üçüncü Mehmed Han, sağ kolda vezir Mehmed Paşa, sol kolda ise vezir Sokulluzâde
Hasan Paşa bulunuyordu. Muhârebenin başlamasıyla birlikte, düşman, uzun menzilli
toplarıyla hücuma geçti. Osmanlı ordusunun merkezine tazyik yapmaya başladı. Bir
anda Türk askeri arasında bir kargaşa başlayarak kanadlar arasındaki birlik
bozuldu ve düşman Pâdişâh’ın otağını sardı. Vaziyet tehlikeli bir hâl aldı.
Düşman kuvvetleri çadırlar arasına girmiş ve yağmaya başlamıştı. Bu durumu gören
at oğlanı, yâni seyis, aşçı, deveci, katırcı, karakullukçu denilen ordunun
gerisinde vazîfeli hizmetliler, düşman üzerine kazma, kürek, balta, odun gibi
şeylerle hücuma geçtiler ve aynı zamanda da “Düşman kaçıyor” diye bağırarak
askerleri geri döndürmeyi başardılar. Bu sırada ön kol komutanı Çağalazâde de
süvarileriyle hücuma geçerek, ordunun sağ kanadını bozmuş olan yirmi bin düşmanı
bataklığa sürerek imha etti. Bu hengâmede üçüncü Mehmed Han’ı dimdik atının
üzerinde, Hoca Efendi’yi de onun yanı başında atının gemlerini tutmuş gören
akıncılar ve Kırım atlıları, zaferi kazandığını sanan düşmana dehşetli bir darbe
indirdiler. Düşmanın elli bin kadarı kırıldı. Böylece kaybedilmiş sayılan Haçova
savaşı; Pâdişâh’ın teslimiyet ve sebatı, Hoca Sâdeddîn Efendi’nin duâsı, askerin
şecaati ile zaferle neticelendi. Sultan üçüncü Mehmed Han bu seferin sonunda
Eğri Fâtihi ünvânını aldı (Bkz. Haçova Meydan muhârebesi).
Haçova’da kazanılan büyük zaferden
sonra 22 Aralık 1596’da İstanbul’a dönüldü. İstanbul’da, kazanılan zaferlerin
sevinciyle, üç gün üç gece merasim ve şenlikler yapıldı. Şâir Baki dâhil, bir
çok şâir bu zaferlerden dolayı kasîdeler, manzum târihler ve zafernâmeler
sundular.
Osmanlı ordusunun yokluğundan
faydalanan Avusturyalılar ise, Yanık kalesini muhasara etmişlerdi. Bunun üzerine
sultan üçüncü Mehmed, Satırcı Mehmed Paşa’yı Avusturya cephesine serdâr tâyin
etti. Satırcı Mehmed Paşa’nın bölgeye geldiğini haber alan Avusturya kumandanı,
Yanık muhasarasını kaldırarak geri çekildi. Satırcı Mehmed Paşa kuvvetleri 1
Kasım günü Tuna kıyısında bulunan elli bin kişilik Avusturya ordusu ile
karşılaştı. Çok kanlı geçen muhârebe sekiz gün sürdü. Kış şartlarının
ağırlaşması üzerine, Osmanlı ordusu Belgrad’a çekildi. Serhad boylarını boş
bulup istediği gibi hareket eden Avusturyalılar, 1598 senesi Mart ayında baskın
düzenleyerek Yanık kalesini ele geçirdiler. Burçlardan birinde bulunan üç yüz
kadar Türk askeri ise, kurtulma imkânı olmadığını görünce barut mahzenini
ateşleyerek şehîd oldular. Bu haber İstanbulda büyük üzüntü uyandırdı.
Satırcı Mehmed Paşa, İstanbul’dan
yardım aldıktan sonra 29 Ağustos günü harekete geçti. Toplanan harb meclisinde
Varad kalesi üzerine yürünmesine karar verildi. Osmanlı ordusunun Erdel
taraflarına gitmesini ve Varad’ı kuşatmasını fırsat bilen Avusturya kumandanı
Mathias, yetmiş-seksen bin kişilik bir kuvvetle Budin kalesini kuşattı.
Diğer taraftan âsî Eflâk voyvodası
Mihâil, Tuna muhafızı Hadım Hâfız Ahmed Paşa’ya isyândan vazgeçtiğini
bildirerek, görüşmeye geleceğini söyledi. Hâfız Ahmed Paşa da voyvodaya inanarak
ordusuyla Niğbolu önlerine gelip, otağ kurdu. Bu sırada Mihâil yirmi bin kişilik
bir kuvvetle âni bir baskın düzenleyerek, üç bin Türk askerini öldürttü. Dağılan
birliklerini toplayan Hâfız Ahmed Paşa, Niğbolu’yu kuşatan Mihâil üzerine
yürüdü. Mihâil iki ateş arasında kalacağını anlayarak Bükreş’e kaçtı.
Satırcı Mehmed Paşa’nın Varad
kuşatması mevsim şartları yüzünden sürüncemede kaldı. Bu sırada Avusturyalıların
Budin muhasarası da bütün şiddetiyle devam ediyordu. Kale müdafilerinin
kahramanlıkları yanında bilhassa, Szolnak sancak beyi Kulaksız Ömer Bey’in,
Peşte müdâfaası ve kahramanlıkları dillere destan olmuştu. Mevsimin ilerlemesi
Avusturya ordusunu muhasarayı kaldırmaya mecbur etti. Ertesi gün de Osmanlı
ordusu Varad muhasarasını kaldırdı ve Belgrad kışlığına çekildi. Savaş mevsimi
boşuna harcanıp düşmanın derlenip toparlanmasına imkân verildiği için, Satıra
Mehmed Paşa azledilerek yerine sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa serdâr tâyin edildi.
Avusturya serdârı tâyin edilen Dâmâd
İbrâhim Paşa, 15 Mayıs 1599’da Uyvar seferi için İstanbul’dan hareket etti. Ordu
Belgrad’a vardığı zaman Uyvar taraflarına gidilmesine karar verildi.
Ciğerdelen’e gelindiğinde Avusturyalılar sulh için müracaat ettiler. Vaç
kasabasında yapılan sulh görüşmelerinde bir neticeye varılamadı. Oyalama taktiği
olan sulh isteğinden sonra, Avusturya ordusu Kornan’a çekildi. Kırım
süvarilerinin düşman topraklarına karşı yaptıkları akınlarda istenilen netice
alınamadı. Belgrad kışlağına çekilen İbrâhim Paşa, büyük gayret sarf ederek
orduda disiplini sağladı. Bölgede hıristiyan reâyaya karşı âdilâne muamelede
bulunan İbrâhim Paşa, onların itaatlerini te’min ederek, reâyadan topladığı
milis kuvvetleriyle, senelerce o bölgede zulüm yapan, Heidük denilen eşkıyaların
kökünü kuruttu.
Sadrâzam İbrâhim Paşa, 1600 senesi
baharında tekrar sefere çıkarak Kanije üzerine yürüdü. Müstahkem Kanije kalesi
12 Eylül’de muhasara edilmeye başlandı. Kenarından nehir geçen kalenin etrafı
bataklıktı. Bu yüzden kaleye yanaşmanın ve lağım açmanın imkânı yoktu. Muhasara
zor şartlar altında devam ediyordu. Nihayet içerde habsedilen Türklerin,
canlarını feda ederek yanlarındaki barut deposunu havaya uçurmaları, kalenin
harâb olmasına yol açtı. Barutsuz kalan düşman top ateşini kesmek mecburiyetinde
kaldı. Buna rağmen kale müdafileri teslim olmamakta direniyordu. Bu arada
Philippe Emmanuel komutasında yirmi bin kişiden fazla yardım kuvveti Kanije
önlerine geldi. İki ateş arasında kalma tehlikesi gösteren Osmanlı ordusu
kahramanca çarpıştı. Yardıma gelen düşman ordusu, 14 Ekim günü geri çekildi.
Yardım kuvvetlerinin geri çekilmesi üzerine, 12 Ekim günü kale komutanı teslim
oldu. Yapılan andlaşmaya göre ateşli silâhlar müstesna olmak şartiyle, kale
halkı dilediği eşyasını alarak serbestçe çıkıp gidecekti. Kanije, beylerbeylik
hâline getirilip, Tiryâki Hasan Paşa’ya verildi. İstanbul’da üç gün üç gece
şenlikler yapıldı. Belgrad’a kışlamak için çekilen Dâmâd İbrâhim Paşa, ertesi
sene sefere çıkacağı sırada vefât etti. Yerine sadâret kaymakamı olan Yemişçi
Hasan Paşa tâyin edildi.
Yeni sadrâzam, biraz gecikmeli
olarak Belgrad’a hareket etti. Ordu daha Belgrad’a ulaşmadan, İstolni-Belgrad’ın
düşman eline geçtiği haberi geldi. Buraya asker gönderildi ise de, ordu yenik
düştü. Tam bu sırada arşidük Ferdinand, Kanije’yi muhasaraya başladı. Ancak
Kanije komutanı Tiryâki Hasan Paşa’nın Türk târihinde kahramanlık, askerî sevk
ve idarede bir maharet örneği olan müdâfaası sonunda, muhasara Avusturya
askerinin hezîmeti ile neticelendi. Hasan Paşa, kalede top olmadığı intibaını
uyandırarak, öncü kuvvetlerini aldatmış ve muhasara başladığı zaman açtırdığı
şiddetli top ateşiyle düşmana büyük zâyiât verdirmişti. Ayrıca sık sık huruç
hareketleri yaptırarak düşmanı yıpratmıştı. Zaman zaman hîleli haberlerle düşman
ordugâhını yanıltmış ve zamanın geçmesini sağlamıştı. Serdâr Yemişçi Hasan Paşa,
Kanije’den aldığı haberler doğrultusunda, yardıma gitmeye karar verdi. Fakat
yeniçerilerin mevsimin soğuk olması yüzünden, Kanije’ye gidemiyeceklerini
bağırarak söyleyip, serdârın çadırını yıkmaları üzerine yardımdan vazgeçerek
Belgrad’a dönmek mecburiyetinde kaldı. Kanije kalesinin müdâfaaya gücü kalmadığı
ve mühimmatın bitmek üzere olduğu bir sırada, sağnak hâlinde bir yağmur, korkunç
fırtına ve nihayet tahammül edilmeyen bir soğuk yüzünden el ayak tutmaz olmuştu.
17 Kasım gecesi düşman ordugâhı bu tabiî âfetle pençeleşirken, ordu içinde
Yemişçi Hasan Paşa’nın gelmekte olduğu haberi yayıldı. Avusturya ordusunda
başlayan büyük panikten yararlanan Tiryâki Hasan Paşa, huruç hareketiyle düşmanı
büsbütün perişan etti. Her şeyi bırakıp selâmeti kaçmakta bulan arşidük
Ferdinand, canını zor kurtardı (18 Kasım 1601). Bu zafer ile kırk yedi top, on
dört bin İtalyan tüfeği ve bir çok harb malzemesi ele geçirildi. Haber
İstanbul’a ulaşınca, şenlikler yapıldı. Sultan, Tiryâki Hasan Paşa’ya vezirlik
payesi verdi ve çeşitli hediyeler gönderdi. Sultan üçüncü Mehmed ayrıca
gönderdiği hatt-ı hümâyûn ile kahramanları kutladı (Bkz. Kanije Müdâfaası).
Arşidük Ferdinand, Kanije’yi
muhasara ederken, Avusturya ordusunun diğer bir kolu İstolni-Belgrad kalesini
kuşatarak ele geçirmişti. Rumeli beylerbeyi Lala Mehmed Paşa’nın gayretleriyle
1602 Ağustos’unda İstolni-Belgrad geri alındı. Bu sırada Erdel voyvodası,
Avusturyalıların baskısı karşısında serdâr Yemişçi Hasan Paşa’dan yardım istedi.
Hasan Paşa, hemen Erdel taraflarına gitmeye karar verdi. Fakat diğer taraftan
arşidük Mathias’ın kumandasında büyük bir Avusturya ordusunun Budin’i kuşatma
ihtimâli vardı. Budin beylerbeyi ve kâdısının bütün ricalarına rağmen, Hasan
Paşa verdiği karardan dönmeyerek Erdel’e hareket etti. Türk ordusunun Erdel’e
hareketini fırsat bilen Mathias, Peşte’yi kuşattı. Durumu haber alan Hasan Paşa,
derhâl geri döndü. Tuna’nın ikiye böldüğü Budin’in Buda tarafı Avusturyalılar,
Peşte kısmı da Osmanlılar tarafından muhasara ediliyordu. Osmanlı ordusunda
yiyecek sıkıntısı başgösterdi ve Peşte kuşatması kaldırıldı. Budin’deki asker
ise, huruç hareketleriyle düşmana çok zâyiât verdirdi. Eski Budin vâlilerinden
Dev Süleymân Paşa’nın keşfi olan ve içleri demir parçaları ile dolu olan
bombalar düşmana doğru yuvarlanarak düşman oyalandı ve yağmur mevsimi beklendi.
Sürekli yağmurlar yağmaya başlayınca, arşidük geri çekilmek mecburiyetinde
kaldı. Savunmada büyük yararlılıkları görülen Lala Mehmed Paşa, üçüncü vezirliğe
terfî ettirilerek Macaristan seraskerliğine tâyin edildi.
Uzun süren Avusturya-Osmanlı
savaşları ve devletin üst kademelerindeki mevki mücâdelesi yüzünden, Anadolu’da
yer yer şakilik hareketleri baş gösterdi. Kuvvetlenen eşkıya zümresi, Karayazıcı
Abdülhalîm tarafından teşkilâtlandırıldı. Karayazıcı’nın çevresinde şekavetleri
sebebiyle Cağalazâde Sinân Paşa tarafından dirlikleri kesilen tımar ve zeamet
sahipleri ile hükümete küskün muhteris devlet adamları da bulunuyordu.
Karayazıcı, emri altında bulunanları, aynen Osmanlı sultanlarının kapıkulu
teşkilâtına benzer bir surette, tertib ettikten sonra, Sivas’tan Urfa’ya kadar
uzunan sahada halka zulmetmeye başladı. Bu arada Urfa’yı zabt ile hükümdarlığını
îlân ederek etrafa; “Halim Şâh Muzaffer Bâda” ibaresini ihtiva eden tuğralı
fermanlar gönderdi. Sultan üçüncü Mehmed tarafından üzerine gönderilen Sinân
Paşaoğlu Mehmed Paşa ile Hacı İbrâhim Paşa kuvvetlerini bozdu. Bu başarılarından
dolayı Karayazıcı’nın etrafında otuz bin kişi toplandı.
Vaziyetin gittikçe tehlikeli bir hâl
aldığını gören sultan Mehmed, Bağdâd vâlisi vezir Sokulluzâde Hasan Paşa’yı
Anadolu serdârlığına tâyin etti. Sokulluzâdenin Elbistan taraflarında sabahtan
ikindiye kadar yaptığı muhârebede mağlûb ettiği Karayazıcı, Samsun taraflarına
çekildi. Sokulluzâde, Karayazıcı’yı tâkib etti ise de kış yüzünden askerine izin
vererek Tokat kışlağına çekildi. Celâlîlerin başı olan ve etrafında Anadolu’nun
her tarafından binlerce sekban, sipâhî zorbası ve beylerin kapularını terkeden
âsî kapıağalarını toplayan Karayazıcı, o kış Canik dağlarında öldü. Sokulluzâde
Hasan Paşa, Karayazıcı’nın ölümü ile celâlî gailesi bitti diyerek işi
gevşetince, yerine geçen kardeşi Deli Hasan, biraderinin maiyyetindeki
sergerdelerden kethüda Şahverdi, Yularkaptı, Tavîl Ahmed gibi şahıslarla
Sokulluzâde Hasan Paşa’yı Tokat’ta muhasara etti. Kuşatma sırasında Hasan Paşa
20 Nisan 1602 sabahı kale burçlarında dolaşırken, celâlîlerden birinin attığı
kurşunla vuruldu. Bunun üzerine Sultan, Diyarbekir beylerbeyi Hüsrev Paşa’yı
vezâret rütbesiyle Celâlîler üzerine serdâr olarak gönderdi. Ayrıca üçüncü vezir
Hâfız Ahmed Paşa’yı da mühim bir kuvvetle Tokat üzerine yolladı. Fakat Hâfız
Ahmed Paşa da, Deli Hasan kuvvetleri ile başa çıkamayarak Tokat kalesine
kapandı.
Kazandığı başarılar Deli Hasan’ın
cesaretini daha da artırdı, saflarına katılanlar fazlalaştı. Sonunda Ankara
üzerinden Anadolu beylerbeyliğinin merkezi Kütahya üzerine yürüyerek şehri yaktı
ve Afyonkarahisar taraflarına çekildi. Avusturya muhârebelerinin devamı
sebebiyle, Pâdişâh Anadolu’daki isyânları bastırmak için âsiler üzerine yeterli
kuvvet gönderemedi. Asîlerin elinden kaçarak İstanbul’a gelen bir kısım Anadolu
şehir ve köylüsü de dîvânda perişan vaziyetlerini dile getirdi. Bunun üzerine
Sultan, Anadolu’nun durumuna tam manâsıyla eğilemiyeceği için Deli Hasan işini
sulh ile halletmeyi uygun buldu. Deli Hasan’a Bosna beylerbeyliği ve
maiyyetindeki elebaşılara sancak beyliği ile kapıkulu süvârîliği verilerek
soygun ve zulümleri önlendi. Deli Hasan Paşa’nın devlet hizmetini kabul ederek
Rumeli tarafına geçirilmesiyle Anadolu’daki Celâlî hareketleri sona ermedi. Zîrâ
Deli Hasan’ın devlet hizmetine girmesi ile muhalifleri Tavil Ahmed ve Saçlı gibi
celâlîler faaliyetlerini sürdürdüler (Bkz. Celâlîler).
Uzun süreden beri devam eden celâlî
isyânları yüzünden, Anadolu tam bir anarşi ve huzursuzluk içinde idi. Bu sırada
merkezde de sipahiler isyâna başlamışlardı. Sadrâzam Yemişçi Hasan Paşa isyânla
alâkalı görülerek azl ve îdâm edildi (1603).
Avusturya savaşları ve celâlî
isyânları Osmanlı Devleti’ni zor duruma getirdi. Bunu fırsat bilen ve 1603’de
tahta çıkan Safevî hükümdarı birinci Abbâs, Avrupa devletleriyle Osmanlı Devleti
aleyhine bir ittifak akdine teşebbüs etti. Daha sonra sudan bir sebeple harb
îlânına lüzum görmeden Tebriz üzerine yürüdü. Karnı-Yarık muhârebesinden dönen
Tebriz beylerbeyi Ali Paşa, Sofya mevkiinde Şâh’ın ordusu ile karşılaştı. Büyük
kahramanlık gösteren Ali Paşa şehîd oldu. Daha sonra Şâh Abbâs Tebriz kalesini
muhasara etti. Çok ümidsiz bir hâlde olan kale müdafileri, Şâh Abbâs’ın teslim
teklifini önce reddettiler, fakat daha fazla mukavemet imkânı kalmadığı için üç
gün sonra vire ile teslim oldular. Vire ile teslim olan kale halkının can ve
malına dokunulmamak esas madde olmasına rağmen, Şâh, şehirde sünnî müslümanlar
üzerinde büyük katliâm yaptı (21 Ekim 1603). Tebriz’in sükûtundan (düşmesinden)
altı gün sonra Nahcivan kalesi de teslim oldu. Şâh, Nahcivân’dan Erivan kalesine
yöneldi. Kale kumandanı Şerîf Mehmed Paşa idi. Şâh 15 Kasım’da Erivan’ı kuşattı.
Şerîf Mehmed Paşa üç huruç hareketi yaparak Satevî ordusunu bozdu. Durumu
öğrenen Pâdişâh, Trabzon’da bulunan Saatçi Hasan Paşa’yı İran seferi
serdârlığına tâyin etti.
Avusturya ve İran cephelerinde
başarı kazanmak için çâreler araştıran üçüncü Mehmed Han, üzüntüsünden 1603
senesinin 21-22 Aralık gecesi vefât etti. Ertesi gün üçüncü Mehmed’in cenaze
namazı şeyhülislâm Mustafa Efendi tarafından kılındıktan sonra, Ayasofya
yakınında babası üçüncü Murâd’ın yanına defnedildi.
Sultan üçüncü Mehmed Han, çok nâzik,
halim, selîm, vakur, kerîm, edip, sâlih ve âbid (çok ibâdet eden) bir şahsiyete
sahipti. Sancak beyliğinden saltanata gelen son Osmanlı pâdişâhıdır. Bütün
Osmanlı pâdişâhları gibi hassas bir şâir olan üçüncü Mehmed Han’ın şiirde
hocaları Nevâlî ve Nevî’dir. Şiirlerinde Adlî mahlasını kullanmıştır. Beş vakit
namazını cemâatle kılardı. Devrin kaynakları; dindarlığını, hazret-i Muhammed,
dört halîfe, Eshâb-ı kiram ve âlimlere hürmetini yazar. Bunların adı
bahsedildiği an hürmeten ayağa kalkardı. Kolayca üzüntüye kapılır,
yemekten-içmekten kesilirdi. Celâlî isyânları ile İran savaşlarının sürmesi onu
büyük üzüntü içinde bıraktı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün
meyhaneleri kapattı. Sultan üçüncü Mehmed Han’ın, Handan Sultan’dan; Mahmûd,
Ahmed, Cihângir, Mustafa ve Selîm isimli oğullarıyla, iki kızı olmuştur. Mahmûd,
Cihângir ve Selîm sağlığında vefât etmiştir.
Babası.................... :
Üçüncü Murâd
Han
Annesi.................... :
Safiye Vâlide
Sultan
Doğumu.................. : Mayıs 1566
Vefâtı...................... :
20/21 Aralık
1603
Tahta
Geçişi............ : Ocak 1595
Saltanat
Müddeti..... : 8 sene 10 ay 25
gün
Halîfelik
Sırası........ :
72
Osmanlı sultanlarının on üçüncüsü ve
İslâm halîfelerinin yetmiş ikincisi. Sultan üçüncü Murâd Han’ın oğlu olup, 26
Mayıs 1566 târihinde Safiye Vâlide Sultan’dan Manisa’da doğdu. Şehzâdeliğinde;
yüksek din, fen, idarî ve askerî ilimleri, kıymetli âlimlerden öğrenerek
yetişti. İlk hocası İbrâhim Cafer Efendi’dîr. Haydar Efendi, Pir Mehmed Azmi
Efendi, Sultan Selim Medresesi müderrisi Nâsûh Nevâlî Efendi’den de tahsîl ve
terbiye gördü. Târihe geçen muhteşem bir sünnet merasimi ile sünnet edildi.
1583’de Manisa sancağı vâliliğine tâyin edildi. Kumandanlık ve devlet idaresi
siyâsetini iyice öğrenmek için Manisa’ya gönderildiğinde, yanına müderris Nâsûh
Nevâlî Efendi, Lalası Sipâhî Bey, defterdâr baş rûznâmecisi Hasan Beyzade,
Nişancı Lala Mehmed Paşa, reisülküttâb olarak da Abdurrahmân Çelebi ve diğer,
vazîfeliler verildi. 1595 senesinin Ocak ayına kadar Manisa’da vâlilik yaptı.
Şehzâde Mehmed, babasının vefât
haberini alır almaz Manisa’dan hareket ederek 27 Ocak 1595’de İstanbul’a geldi
ve Osmanlı tahtına geçti. Yeni sultana ilk bîat eden Hâce-i Sultânı, meşhur
tarihçi Hoca Sâdeddîn Efendi oldu. Aynı gün ikindi namazından sonra, sultan
üçüncü Murâd Han’ın cenaze namazı kılınarak, Ayasofya Câmii avlusunda babası
ikinci Selîm Han’ın türbesinin yanına defnedildi. Sultan üçüncü Mehmed ilk
olarak ulemâdan Sâdeddîn Efendi’yi hocalığa, sadâret kaymakamı Ferhad Paşa’yı
sadrâzamlığa, Halil Paşa’yı da kapdân-ı deryalığa tâyin etti.
1593 senesinden beri devam eden
Avusturya harpleri sırasında, papa sekizinci Clement’in teşvik ve
propagandalarıyla, ahâlisi hıristiyan olan Osmanlı Devleti’ne tâbi Erdel, Eflâk
ve Boğdan voyvodalıkları Türklere karşı isyân ettiler. Bunun üzerine sadrâzam
Ferhad Paşa, Eflak seferi için serdâr-ı ekrem tâyin edildi. Ancak askerin yeni
serdâr-ı ekremi istemeyerek, isyân hareketi başlatmaları üzerine, Ferhad Paşa
azledilerek yerine Koca Sinân Paşa dördüncü defa sadârete getirildi. Osmanlı
ordusu iç çekişmeler ve sadâret değişiklikleri ile vakit kaybederken, Eflâk
prensi Mihâil, bölgeyi ateş ve kan gölü hâline getirdi. Alman ve Erdel
kuvvetlerinden yardım alan Mihâil; Rusçuk, Ziştovi, Silistre, Varna, İbrâil,
İsmail, Akkerman ve İsakçı’da yaşayan müslümanları katletti. Bu yüzden bir çok
müslüman dağlara çıktı. Sadârete getirilen Sinân Paşa, Mihâil’e gereken dersi
vermek için 18 Temmuz 1595’de İstanbul’dan sefere çıktı. Sadrâzam sefere
çıkmadan bir süre önce, seksen bin kişilik Alman kuvvetleri Estergon kalesini
kuşatmıştı. Sinân Paşa, Eflâk üzerine yürürken, oğlu Mehmed Paşa’yı Avusturya
cephesine gönderdi. Mehmed Paşa’nın maiyyetinde yirmi bin kişilik bir kuvvet
bulunuyordu. Mehmed Paşa elindeki bu kuvvetin bir kısmını kaleye soktu. Plânına
göre, kendi kuvvetleriyle kaleye koyduğu kuvvetler düşmanı iki ateş arasında
bırakacaktı. Hâlbuki kuvveti çok olan düşman bunu fırsat bilerek, bir mikdâr
kuvvetini kalenin muhasarasında bırakıp, bütün şiddetiyle serdârın üzerine
yüklendi. Bu saldırıdan korkan serdâr en yakınlarını dahi haberdâr etmeden
Budin’e doğru kaçtı. Bu sırada düşmana bâzı darbeler vuran Anadolu beylerbeyi
Lala Mehmed Paşa, serdârın kaçtığını ve gerisinin düşman tarafından çevrildiğini
görünce, bin dört yüz mevcuduyla Estergon kalesine girmeye mecbur kaldı.
Neticede Estergon bir ay muhasaradan sonra yardımdan ümidini keserek teslim
oldu. Bundan sonra Budin’in kuzeyinde ve Tuna kenarındaki Vişegrad da düşman
eline geçti.
Diğer taraftan sadrâzam Sinân Paşa
komutasındaki kuvvetler Eflâk prensi Mihâil karşısında başlangıçta bâzı
muvaffakiyetler elde ettiler. Osmanlı kuvvetleri Bükreş ve Tergovişte’yi geri
aldı. Satırcı Mehmed Paşa Bükreş’e kale komutanı tâyin edildi. Eflâk’ın
beylerbeyilik olarak idaresi kararlaştırıldı. Ancak bu sırada Eflâk prensi
Mihâil’in saldırıları devam ediyordu. Sinân Paşa, Eflâk’ta hâkimiyeti tam olarak
te’sis edemedi. Nitekim Paşa’nın ayrılmasından hemen sonra bölgeye hâkim olan
Mihâil, Osmanlı kuvvetlerini takibe başladı. Nihayet Osmanlı ordusu Yergöğü’den
Rusçuk tarafına Tuna’yı geçmesi sırasında sadrâzamın esir vergisi almak için
askeri oyalaması, düşmanın yetişmesine sebebiyet verdi. Önce top ateşi ile
köprüyü yıkan Mihâil, Osmanlı askerine büyük zâyiât verdirdi. Sonra da henüz
karşıya geçmemiş bulunan akıncı kuvvetleri üzerine saldırdı. Bu, Osmanlı akıncı
birliklerinin düşmana karşı son muhârebesi oldu. Akıncılar son neferine kadar
düşmana karşı savaşarak şehâdet şerbetini içtiler.
Böylece Türk akıncı ocağı, bir daha
altından kalkamıyacağı bir darbe yedi. Sinân Paşa ve oğlu Mehmed Paşa, arka
arkaya Türk ordusunun mağlûbiyetlerine, on binlerce asker ve halkın ölmesine
sebeb olmuşlardı. Bu yüzden Sinân Paşa İstanbul’a gelirken, Küçükçekmece
yakınlarında görevinden azledildi ve Malkara’da mecburî ikâmete tâbi tutuldu.
Yerine tâyin edilen Lala Mehmed Paşa, çok hasta olduğundan bu makamda ancak
dokuz gün kalabildi. Lala Mehmed Paşa’nın yerine sadârete tekrar Sinân Paşa
getirildi.
Sinân Paşa, bu son sadâretinde
hatâlarını örtebilmek için Pâdişâh’ı sefere çıkmaya teşvik ve iknâ etti. Hoca
Sâdeddîn Efendi de Pâdişâh’ın sefere çıkması tarafdârı idi. Yeniçeriler de,
başlarında Pâdişâh olmadan sefere gitmeyeceklerini açıkladılar. Bu durum üzerine
üçüncü Mehmed Han, sefer hazırlıklarını başlattı. Sefer hazırlıkları sırasında
Sinân Paşa öldü ve yerine Dâmâd İbrâhim Paşa getirildi. 20 Haziran 1596 günü
Dâvûdpaşa ordugâhına gelen Sultan, ertesi gün buradan Eğri seferine çıktı.
Yanında sadrâzam ve serdâr Dâmâd İbrâhim Paşa, Hoca Sâdeddîn Efendi, Çağalazâde
Sinân Paşa, nişancı Hamza Çelebi, yeniçeri ağası Ali Ağa, Anadolu ve Rumeli
kazaskerleri de bulunuyordu. Ordu-yı hümâyûn Edirne, Filibe, Sofya yoluyla 30
Temmuz’da Niş’e vardı. Bu sırada Bosna beylerbeyi Ahmed Paşa tarafından
gönderilen esirlerin ordugâha gelmesi zafer müjdesi olarak kabul edildi. Sultan,
21 Eylül’de Eğri ovasına vardı ve otağ-ı hümâyûn kuruldu.
Eğri kalesi Budin’in
Eğri kalesine yardıma gelen
Avusturya arşidükü Maximilien komutasındaki büyük ordu, kalenin Osmanlı
Devleti’nin eline geçmesi üzerine, Eğri’den ayrılacak olan ordu-yı hümâyûna
baskın yapmak için tertibat aldılar. Bu durumu öğrenen sultan Mehmed Han, vezir
Hadım Cafer Paşa’yı on beş bin kişilik bir kuvvet ile öncü tâyin etti. Cafer
Paşa, düşman ordusu ile Haçova’da karşılaştı. Düşmanın çokluğuna rağmen Rumeli
beylerbeyi Veli Paşa ile birlikte kahramanca düşman üzerine atıldı. Fakat soğuk
hava ve düşmanın çokluğundan askerin fazla zâyiât vermesi üzerine Veli Paşa geri
çekildi. Cafer Paşa ise, verilen emri yerine getirmek için canla başla savaştı.
Yanındaki askerin sayısının azalması yüzünden geri çekilmek mecburiyetinde kaldı
(22 Ekim 1596). Bu küçük çaptaki muhârebeden dört gün sonra arkadan gelen büyük
Osmanlı ordusu, Avusturya ordusu ile karşılaştı. Osmanlı ordusunun merkezinde
üçüncü Mehmed Han, sağ kolda vezir Mehmed Paşa, sol kolda ise vezir Sokulluzâde
Hasan Paşa bulunuyordu. Muhârebenin başlamasıyla birlikte, düşman, uzun menzilli
toplarıyla hücuma geçti. Osmanlı ordusunun merkezine tazyik yapmaya başladı. Bir
anda Türk askeri arasında bir kargaşa başlayarak kanadlar arasındaki birlik
bozuldu ve düşman Pâdişâh’ın otağını sardı. Vaziyet tehlikeli bir hâl aldı.
Düşman kuvvetleri çadırlar arasına girmiş ve yağmaya başlamıştı. Bu durumu gören
at oğlanı, yâni seyis, aşçı, deveci, katırcı, karakullukçu denilen ordunun
gerisinde vazîfeli hizmetliler, düşman üzerine kazma, kürek, balta, odun gibi
şeylerle hücuma geçtiler ve aynı zamanda da “Düşman kaçıyor” diye bağırarak
askerleri geri döndürmeyi başardılar. Bu sırada ön kol komutanı Çağalazâde de
süvarileriyle hücuma geçerek, ordunun sağ kanadını bozmuş olan yirmi bin düşmanı
bataklığa sürerek imha etti. Bu hengâmede üçüncü Mehmed Han’ı dimdik atının
üzerinde, Hoca Efendi’yi de onun yanı başında atının gemlerini tutmuş gören
akıncılar ve Kırım atlıları, zaferi kazandığını sanan düşmana dehşetli bir darbe
indirdiler. Düşmanın elli bin kadarı kırıldı. Böylece kaybedilmiş sayılan Haçova
savaşı; Pâdişâh’ın teslimiyet ve sebatı, Hoca Sâdeddîn Efendi’nin duâsı, askerin
şecaati ile zaferle neticelendi. Sultan üçüncü Mehmed Han bu seferin sonunda
Eğri Fâtihi ünvânını aldı (Bkz. Haçova Meydan muhârebesi).
Haçova’da kazanılan büyük zaferden
sonra 22 Aralık 1596’da İstanbul’a dönüldü. İstanbul’da, kazanılan zaferlerin
sevinciyle, üç gün üç gece merasim ve şenlikler yapıldı. Şâir Baki dâhil, bir
çok şâir bu zaferlerden dolayı kasîdeler, manzum târihler ve zafernâmeler
sundular.
Osmanlı ordusunun yokluğundan
faydalanan Avusturyalılar ise, Yanık kalesini muhasara etmişlerdi. Bunun üzerine
sultan üçüncü Mehmed, Satırcı Mehmed Paşa’yı Avusturya cephesine serdâr tâyin
etti. Satırcı Mehmed Paşa’nın bölgeye geldiğini haber alan Avusturya kumandanı,
Yanık muhasarasını kaldırarak geri çekildi. Satırcı Mehmed Paşa kuvvetleri 1
Kasım günü Tuna kıyısında bulunan elli bin kişilik Avusturya ordusu ile
karşılaştı. Çok kanlı geçen muhârebe sekiz gün sürdü. Kış şartlarının
ağırlaşması üzerine, Osmanlı ordusu Belgrad’a çekildi. Serhad boylarını boş
bulup istediği gibi hareket eden Avusturyalılar, 1598 senesi Mart ayında baskın
düzenleyerek Yanık kalesini ele geçirdiler. Burçlardan birinde bulunan üç yüz
kadar Türk askeri ise, kurtulma imkânı olmadığını görünce barut mahzenini
ateşleyerek şehîd oldular. Bu haber İstanbulda büyük üzüntü uyandırdı.
Satırcı Mehmed Paşa, İstanbul’dan
yardım aldıktan sonra 29 Ağustos günü harekete geçti. Toplanan harb meclisinde
Varad kalesi üzerine yürünmesine karar verildi. Osmanlı ordusunun Erdel
taraflarına gitmesini ve Varad’ı kuşatmasını fırsat bilen Avusturya kumandanı
Mathias, yetmiş-seksen bin kişilik bir kuvvetle Budin kalesini kuşattı.
Diğer taraftan âsî Eflâk voyvodası
Mihâil, Tuna muhafızı Hadım Hâfız Ahmed Paşa’ya isyândan vazgeçtiğini
bildirerek, görüşmeye geleceğini söyledi. Hâfız Ahmed Paşa da voyvodaya inanarak
ordusuyla Niğbolu önlerine gelip, otağ kurdu. Bu sırada Mihâil yirmi bin kişilik
bir kuvvetle âni bir baskın düzenleyerek, üç bin Türk askerini öldürttü. Dağılan
birliklerini toplayan Hâfız Ahmed Paşa, Niğbolu’yu kuşatan Mihâil üzerine
yürüdü. Mihâil iki ateş arasında kalacağını anlayarak Bükreş’e kaçtı.
Satırcı Mehmed Paşa’nın Varad
kuşatması mevsim şartları yüzünden sürüncemede kaldı. Bu sırada Avusturyalıların
Budin muhasarası da bütün şiddetiyle devam ediyordu. Kale müdafilerinin
kahramanlıkları yanında bilhassa, Szolnak sancak beyi Kulaksız Ömer Bey’in,
Peşte müdâfaası ve kahramanlıkları dillere destan olmuştu. Mevsimin ilerlemesi
Avusturya ordusunu muhasarayı kaldırmaya mecbur etti. Ertesi gün de Osmanlı
ordusu Varad muhasarasını kaldırdı ve Belgrad kışlığına çekildi. Savaş mevsimi
boşuna harcanıp düşmanın derlenip toparlanmasına imkân verildiği için, Satıra
Mehmed Paşa azledilerek yerine sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa serdâr tâyin edildi.
Avusturya serdârı tâyin edilen Dâmâd
İbrâhim Paşa, 15 Mayıs 1599’da Uyvar seferi için İstanbul’dan hareket etti. Ordu
Belgrad’a vardığı zaman Uyvar taraflarına gidilmesine karar verildi.
Ciğerdelen’e gelindiğinde Avusturyalılar sulh için müracaat ettiler. Vaç
kasabasında yapılan sulh görüşmelerinde bir neticeye varılamadı. Oyalama taktiği
olan sulh isteğinden sonra, Avusturya ordusu Kornan’a çekildi. Kırım
süvarilerinin düşman topraklarına karşı yaptıkları akınlarda istenilen netice
alınamadı. Belgrad kışlağına çekilen İbrâhim Paşa, büyük gayret sarf ederek
orduda disiplini sağladı. Bölgede hıristiyan reâyaya karşı âdilâne muamelede
bulunan İbrâhim Paşa, onların itaatlerini te’min ederek, reâyadan topladığı
milis kuvvetleriyle, senelerce o bölgede zulüm yapan, Heidük denilen eşkıyaların
kökünü kuruttu.
Sadrâzam İbrâhim Paşa, 1600 senesi
baharında tekrar sefere çıkarak Kanije üzerine yürüdü. Müstahkem Kanije kalesi
12 Eylül’de muhasara edilmeye başlandı. Kenarından nehir geçen kalenin etrafı
bataklıktı. Bu yüzden kaleye yanaşmanın ve lağım açmanın imkânı yoktu. Muhasara
zor şartlar altında devam ediyordu. Nihayet içerde habsedilen Türklerin,
canlarını feda ederek yanlarındaki barut deposunu havaya uçurmaları, kalenin
harâb olmasına yol açtı. Barutsuz kalan düşman top ateşini kesmek mecburiyetinde
kaldı. Buna rağmen kale müdafileri teslim olmamakta direniyordu. Bu arada
Philippe Emmanuel komutasında yirmi bin kişiden fazla yardım kuvveti Kanije
önlerine geldi. İki ateş arasında kalma tehlikesi gösteren Osmanlı ordusu
kahramanca çarpıştı. Yardıma gelen düşman ordusu, 14 Ekim günü geri çekildi.
Yardım kuvvetlerinin geri çekilmesi üzerine, 12 Ekim günü kale komutanı teslim
oldu. Yapılan andlaşmaya göre ateşli silâhlar müstesna olmak şartiyle, kale
halkı dilediği eşyasını alarak serbestçe çıkıp gidecekti. Kanije, beylerbeylik
hâline getirilip, Tiryâki Hasan Paşa’ya verildi. İstanbul’da üç gün üç gece
şenlikler yapıldı. Belgrad’a kışlamak için çekilen Dâmâd İbrâhim Paşa, ertesi
sene sefere çıkacağı sırada vefât etti. Yerine sadâret kaymakamı olan Yemişçi
Hasan Paşa tâyin edildi.
Yeni sadrâzam, biraz gecikmeli
olarak Belgrad’a hareket etti. Ordu daha Belgrad’a ulaşmadan, İstolni-Belgrad’ın
düşman eline geçtiği haberi geldi. Buraya asker gönderildi ise de, ordu yenik
düştü. Tam bu sırada arşidük Ferdinand, Kanije’yi muhasaraya başladı. Ancak
Kanije komutanı Tiryâki Hasan Paşa’nın Türk târihinde kahramanlık, askerî sevk
ve idarede bir maharet örneği olan müdâfaası sonunda, muhasara Avusturya
askerinin hezîmeti ile neticelendi. Hasan Paşa, kalede top olmadığı intibaını
uyandırarak, öncü kuvvetlerini aldatmış ve muhasara başladığı zaman açtırdığı
şiddetli top ateşiyle düşmana büyük zâyiât verdirmişti. Ayrıca sık sık huruç
hareketleri yaptırarak düşmanı yıpratmıştı. Zaman zaman hîleli haberlerle düşman
ordugâhını yanıltmış ve zamanın geçmesini sağlamıştı. Serdâr Yemişçi Hasan Paşa,
Kanije’den aldığı haberler doğrultusunda, yardıma gitmeye karar verdi. Fakat
yeniçerilerin mevsimin soğuk olması yüzünden, Kanije’ye gidemiyeceklerini
bağırarak söyleyip, serdârın çadırını yıkmaları üzerine yardımdan vazgeçerek
Belgrad’a dönmek mecburiyetinde kaldı. Kanije kalesinin müdâfaaya gücü kalmadığı
ve mühimmatın bitmek üzere olduğu bir sırada, sağnak hâlinde bir yağmur, korkunç
fırtına ve nihayet tahammül edilmeyen bir soğuk yüzünden el ayak tutmaz olmuştu.
17 Kasım gecesi düşman ordugâhı bu tabiî âfetle pençeleşirken, ordu içinde
Yemişçi Hasan Paşa’nın gelmekte olduğu haberi yayıldı. Avusturya ordusunda
başlayan büyük panikten yararlanan Tiryâki Hasan Paşa, huruç hareketiyle düşmanı
büsbütün perişan etti. Her şeyi bırakıp selâmeti kaçmakta bulan arşidük
Ferdinand, canını zor kurtardı (18 Kasım 1601). Bu zafer ile kırk yedi top, on
dört bin İtalyan tüfeği ve bir çok harb malzemesi ele geçirildi. Haber
İstanbul’a ulaşınca, şenlikler yapıldı. Sultan, Tiryâki Hasan Paşa’ya vezirlik
payesi verdi ve çeşitli hediyeler gönderdi. Sultan üçüncü Mehmed ayrıca
gönderdiği hatt-ı hümâyûn ile kahramanları kutladı (Bkz. Kanije Müdâfaası).
Arşidük Ferdinand, Kanije’yi
muhasara ederken, Avusturya ordusunun diğer bir kolu İstolni-Belgrad kalesini
kuşatarak ele geçirmişti. Rumeli beylerbeyi Lala Mehmed Paşa’nın gayretleriyle
1602 Ağustos’unda İstolni-Belgrad geri alındı. Bu sırada Erdel voyvodası,
Avusturyalıların baskısı karşısında serdâr Yemişçi Hasan Paşa’dan yardım istedi.
Hasan Paşa, hemen Erdel taraflarına gitmeye karar verdi. Fakat diğer taraftan
arşidük Mathias’ın kumandasında büyük bir Avusturya ordusunun Budin’i kuşatma
ihtimâli vardı. Budin beylerbeyi ve kâdısının bütün ricalarına rağmen, Hasan
Paşa verdiği karardan dönmeyerek Erdel’e hareket etti. Türk ordusunun Erdel’e
hareketini fırsat bilen Mathias, Peşte’yi kuşattı. Durumu haber alan Hasan Paşa,
derhâl geri döndü. Tuna’nın ikiye böldüğü Budin’in Buda tarafı Avusturyalılar,
Peşte kısmı da Osmanlılar tarafından muhasara ediliyordu. Osmanlı ordusunda
yiyecek sıkıntısı başgösterdi ve Peşte kuşatması kaldırıldı. Budin’deki asker
ise, huruç hareketleriyle düşmana çok zâyiât verdirdi. Eski Budin vâlilerinden
Dev Süleymân Paşa’nın keşfi olan ve içleri demir parçaları ile dolu olan
bombalar düşmana doğru yuvarlanarak düşman oyalandı ve yağmur mevsimi beklendi.
Sürekli yağmurlar yağmaya başlayınca, arşidük geri çekilmek mecburiyetinde
kaldı. Savunmada büyük yararlılıkları görülen Lala Mehmed Paşa, üçüncü vezirliğe
terfî ettirilerek Macaristan seraskerliğine tâyin edildi.
Uzun süren Avusturya-Osmanlı
savaşları ve devletin üst kademelerindeki mevki mücâdelesi yüzünden, Anadolu’da
yer yer şakilik hareketleri baş gösterdi. Kuvvetlenen eşkıya zümresi, Karayazıcı
Abdülhalîm tarafından teşkilâtlandırıldı. Karayazıcı’nın çevresinde şekavetleri
sebebiyle Cağalazâde Sinân Paşa tarafından dirlikleri kesilen tımar ve zeamet
sahipleri ile hükümete küskün muhteris devlet adamları da bulunuyordu.
Karayazıcı, emri altında bulunanları, aynen Osmanlı sultanlarının kapıkulu
teşkilâtına benzer bir surette, tertib ettikten sonra, Sivas’tan Urfa’ya kadar
uzunan sahada halka zulmetmeye başladı. Bu arada Urfa’yı zabt ile hükümdarlığını
îlân ederek etrafa; “Halim Şâh Muzaffer Bâda” ibaresini ihtiva eden tuğralı
fermanlar gönderdi. Sultan üçüncü Mehmed tarafından üzerine gönderilen Sinân
Paşaoğlu Mehmed Paşa ile Hacı İbrâhim Paşa kuvvetlerini bozdu. Bu başarılarından
dolayı Karayazıcı’nın etrafında otuz bin kişi toplandı.
Vaziyetin gittikçe tehlikeli bir hâl
aldığını gören sultan Mehmed, Bağdâd vâlisi vezir Sokulluzâde Hasan Paşa’yı
Anadolu serdârlığına tâyin etti. Sokulluzâdenin Elbistan taraflarında sabahtan
ikindiye kadar yaptığı muhârebede mağlûb ettiği Karayazıcı, Samsun taraflarına
çekildi. Sokulluzâde, Karayazıcı’yı tâkib etti ise de kış yüzünden askerine izin
vererek Tokat kışlağına çekildi. Celâlîlerin başı olan ve etrafında Anadolu’nun
her tarafından binlerce sekban, sipâhî zorbası ve beylerin kapularını terkeden
âsî kapıağalarını toplayan Karayazıcı, o kış Canik dağlarında öldü. Sokulluzâde
Hasan Paşa, Karayazıcı’nın ölümü ile celâlî gailesi bitti diyerek işi
gevşetince, yerine geçen kardeşi Deli Hasan, biraderinin maiyyetindeki
sergerdelerden kethüda Şahverdi, Yularkaptı, Tavîl Ahmed gibi şahıslarla
Sokulluzâde Hasan Paşa’yı Tokat’ta muhasara etti. Kuşatma sırasında Hasan Paşa
20 Nisan 1602 sabahı kale burçlarında dolaşırken, celâlîlerden birinin attığı
kurşunla vuruldu. Bunun üzerine Sultan, Diyarbekir beylerbeyi Hüsrev Paşa’yı
vezâret rütbesiyle Celâlîler üzerine serdâr olarak gönderdi. Ayrıca üçüncü vezir
Hâfız Ahmed Paşa’yı da mühim bir kuvvetle Tokat üzerine yolladı. Fakat Hâfız
Ahmed Paşa da, Deli Hasan kuvvetleri ile başa çıkamayarak Tokat kalesine
kapandı.
Kazandığı başarılar Deli Hasan’ın
cesaretini daha da artırdı, saflarına katılanlar fazlalaştı. Sonunda Ankara
üzerinden Anadolu beylerbeyliğinin merkezi Kütahya üzerine yürüyerek şehri yaktı
ve Afyonkarahisar taraflarına çekildi. Avusturya muhârebelerinin devamı
sebebiyle, Pâdişâh Anadolu’daki isyânları bastırmak için âsiler üzerine yeterli
kuvvet gönderemedi. Asîlerin elinden kaçarak İstanbul’a gelen bir kısım Anadolu
şehir ve köylüsü de dîvânda perişan vaziyetlerini dile getirdi. Bunun üzerine
Sultan, Anadolu’nun durumuna tam manâsıyla eğilemiyeceği için Deli Hasan işini
sulh ile halletmeyi uygun buldu. Deli Hasan’a Bosna beylerbeyliği ve
maiyyetindeki elebaşılara sancak beyliği ile kapıkulu süvârîliği verilerek
soygun ve zulümleri önlendi. Deli Hasan Paşa’nın devlet hizmetini kabul ederek
Rumeli tarafına geçirilmesiyle Anadolu’daki Celâlî hareketleri sona ermedi. Zîrâ
Deli Hasan’ın devlet hizmetine girmesi ile muhalifleri Tavil Ahmed ve Saçlı gibi
celâlîler faaliyetlerini sürdürdüler (Bkz. Celâlîler).
Uzun süreden beri devam eden celâlî
isyânları yüzünden, Anadolu tam bir anarşi ve huzursuzluk içinde idi. Bu sırada
merkezde de sipahiler isyâna başlamışlardı. Sadrâzam Yemişçi Hasan Paşa isyânla
alâkalı görülerek azl ve îdâm edildi (1603).
Avusturya savaşları ve celâlî
isyânları Osmanlı Devleti’ni zor duruma getirdi. Bunu fırsat bilen ve 1603’de
tahta çıkan Safevî hükümdarı birinci Abbâs, Avrupa devletleriyle Osmanlı Devleti
aleyhine bir ittifak akdine teşebbüs etti. Daha sonra sudan bir sebeple harb
îlânına lüzum görmeden Tebriz üzerine yürüdü. Karnı-Yarık muhârebesinden dönen
Tebriz beylerbeyi Ali Paşa, Sofya mevkiinde Şâh’ın ordusu ile karşılaştı. Büyük
kahramanlık gösteren Ali Paşa şehîd oldu. Daha sonra Şâh Abbâs Tebriz kalesini
muhasara etti. Çok ümidsiz bir hâlde olan kale müdafileri, Şâh Abbâs’ın teslim
teklifini önce reddettiler, fakat daha fazla mukavemet imkânı kalmadığı için üç
gün sonra vire ile teslim oldular. Vire ile teslim olan kale halkının can ve
malına dokunulmamak esas madde olmasına rağmen, Şâh, şehirde sünnî müslümanlar
üzerinde büyük katliâm yaptı (21 Ekim 1603). Tebriz’in sükûtundan (düşmesinden)
altı gün sonra Nahcivan kalesi de teslim oldu. Şâh, Nahcivân’dan Erivan kalesine
yöneldi. Kale kumandanı Şerîf Mehmed Paşa idi. Şâh 15 Kasım’da Erivan’ı kuşattı.
Şerîf Mehmed Paşa üç huruç hareketi yaparak Satevî ordusunu bozdu. Durumu
öğrenen Pâdişâh, Trabzon’da bulunan Saatçi Hasan Paşa’yı İran seferi
serdârlığına tâyin etti.
Avusturya ve İran cephelerinde
başarı kazanmak için çâreler araştıran üçüncü Mehmed Han, üzüntüsünden 1603
senesinin 21-22 Aralık gecesi vefât etti. Ertesi gün üçüncü Mehmed’in cenaze
namazı şeyhülislâm Mustafa Efendi tarafından kılındıktan sonra, Ayasofya
yakınında babası üçüncü Murâd’ın yanına defnedildi.
Sultan üçüncü Mehmed Han, çok nâzik,
halim, selîm, vakur, kerîm, edip, sâlih ve âbid (çok ibâdet eden) bir şahsiyete
sahipti. Sancak beyliğinden saltanata gelen son Osmanlı pâdişâhıdır. Bütün
Osmanlı pâdişâhları gibi hassas bir şâir olan üçüncü Mehmed Han’ın şiirde
hocaları Nevâlî ve Nevî’dir. Şiirlerinde Adlî mahlasını kullanmıştır. Beş vakit
namazını cemâatle kılardı. Devrin kaynakları; dindarlığını, hazret-i Muhammed,
dört halîfe, Eshâb-ı kiram ve âlimlere hürmetini yazar. Bunların adı
bahsedildiği an hürmeten ayağa kalkardı. Kolayca üzüntüye kapılır,
yemekten-içmekten kesilirdi. Celâlî isyânları ile İran savaşlarının sürmesi onu
büyük üzüntü içinde bıraktı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün
meyhaneleri kapattı. Sultan üçüncü Mehmed Han’ın, Handan Sultan’dan; Mahmûd,
Ahmed, Cihângir, Mustafa ve Selîm isimli oğullarıyla, iki kızı olmuştur. Mahmûd,
Cihângir ve Selîm sağlığında vefât etmiştir.
BERHUDAR OLASIN!..
Kanije müdâfaasında büyük
kahramanlık örneği gösteren Tiryâki Hasan Paşa’ya sultan üçüncü Mehmed Han’ın
gönderdiği zaferle ilgili Hatt-ı hümâyûn şöyledir;
“Sen ki, Kanije beylerbeyi ihtiyar
kulum ve tedbirli vezirim Hasan Paşa’sın!.. Bu tâli’li senede ikbâlin
kılavuzluğu, cenâb-ı Hakk’ın tevfîki ümmet-i Muhammed’e yaver olup, eylediğin
hizmet bana bildirilip, esirgemediğin çalışma şükranla karşılandı ve adın, güzel
adlar defterine yazıldı. Berhudar olasın. Sana vezirlik verdim ve seninle
beraber kalede muhasara edilmiş kullarım ki, manen oğullarım demektir, yüzleri
ak olsun.
İstenilenden ziyâde çalışıp
canlarını ve başlarını din ve memleket uğruna esirgemediler. Bir insanın
yapabileceğini yaparak hak yolunda çok çalışmışlar, su ve ateş arasında kâh
boğulmak, kâh yanmaktan çekinmeyip, kule ve duvarların üzerinde tâyin olunan
yerlerden ayrılmamışlar ve bâzan savaş meydanına çıkan küffârı kaçırıp ve küffâr
cenkçilerini kırıp umûmî hücum yaptıklarından, demirlere kuşanmış düşman
askerlerini kaçırmışlar ve mal ve ganimetlerini döküp saçmışlar... Bundan böyle
dahi senin sözüne râm olup itaat üzere olmaları benim rızâ-yı hümâyûnuma
sebeptir.
Bu öğütlerimi gâzî kullarım
huzurunda okuyup “Allaha ve Resulüne ve büyüklerinize itaat ediniz” mânâ-yı
şerifini onlara bildiresin. Seninle muhasarada olan kullarıma verdiğin ganimet
tamamen makbûlüm olmuştur. Cümlenizi cenâb-ı Hakk’a
ısmarladım.”
Kanije müdâfaasında büyük
kahramanlık örneği gösteren Tiryâki Hasan Paşa’ya sultan üçüncü Mehmed Han’ın
gönderdiği zaferle ilgili Hatt-ı hümâyûn şöyledir;
“Sen ki, Kanije beylerbeyi ihtiyar
kulum ve tedbirli vezirim Hasan Paşa’sın!.. Bu tâli’li senede ikbâlin
kılavuzluğu, cenâb-ı Hakk’ın tevfîki ümmet-i Muhammed’e yaver olup, eylediğin
hizmet bana bildirilip, esirgemediğin çalışma şükranla karşılandı ve adın, güzel
adlar defterine yazıldı. Berhudar olasın. Sana vezirlik verdim ve seninle
beraber kalede muhasara edilmiş kullarım ki, manen oğullarım demektir, yüzleri
ak olsun.
İstenilenden ziyâde çalışıp
canlarını ve başlarını din ve memleket uğruna esirgemediler. Bir insanın
yapabileceğini yaparak hak yolunda çok çalışmışlar, su ve ateş arasında kâh
boğulmak, kâh yanmaktan çekinmeyip, kule ve duvarların üzerinde tâyin olunan
yerlerden ayrılmamışlar ve bâzan savaş meydanına çıkan küffârı kaçırıp ve küffâr
cenkçilerini kırıp umûmî hücum yaptıklarından, demirlere kuşanmış düşman
askerlerini kaçırmışlar ve mal ve ganimetlerini döküp saçmışlar... Bundan böyle
dahi senin sözüne râm olup itaat üzere olmaları benim rızâ-yı hümâyûnuma
sebeptir.
Bu öğütlerimi gâzî kullarım
huzurunda okuyup “Allaha ve Resulüne ve büyüklerinize itaat ediniz” mânâ-yı
şerifini onlara bildiresin. Seninle muhasarada olan kullarıma verdiğin ganimet
tamamen makbûlüm olmuştur. Cümlenizi cenâb-ı Hakk’a
ısmarladım.”
Sultan Üçüncü Mehmed Han Devri Kronolojisi
16 Şubat 1595 : Ferhad Paşanın ikinci defa sadârete
getirilmesi.
27 Nisan 1595 : Sadrâzamın Eflâk seferine hareketi.
1 Temmuz 1595 : Estergon kalesinin düşman tarafından
kuşatılması.
7 Temmuz 1595 : Ferhad Paşa’nın azli ve Sinân Paşa’nın
dördüncü defa sadârete getirilmesi.
28 Ağustos 1595 : Bükreş’in düşmandan geri
alınması.
2 Eylül 1595 : Estergon kalesinin düşmesi.
19 Kasım 1595 : Sinân Paşa’nın azli ve Lala Mehmed
Paşa’nın sadârete getirilmesi.
1 Aralık 1595 : Sinân Paşa’nın beşinci defa sadârete
getirilmesi.
3 Nisan 1596 : Sinân Paşa’nın
ölümü.
4 Nisan 1596 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın sadârete
getirilmesi.
20 Haziran 1596 : Sultan’ın Eğri seferine hareket etmesi.
12 Ekim 1596 : Eğri’nin fethi.
26 Ekim 1596 : Haçova zaferi.
27 Ekim 1596 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın azli ve
Cağaloğlu Sinân Paşa’nın sadârete getirilmesi.
5 Aralık 1596 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın ikinci defa
sadârete getirilmesi.
12 Ekim 1597 : Tata-Dotis kalesinin düşmandan geri
alınması.
3 Kasım 1597 : Hadım Hasan Paşa’nın sadârete
getirilmesi.
9 Nisan 1598 : Yeni Câmi’nin temel atma merasiminin
yapılması.
6 Ocak 1599 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın üçüncü defa
sadârete getirilmesi.
2 Ekim 1599 : Şeyhülislâm Hoca Sâdeddîn Efendi’nin
vefâtı.
7 Nisan 1600 : Büyük şâir Bâkî’nin
vefâtı.
5 Eylül 1600 : Bobofça kalesinin
fethi.
22 Ekim 1600 : Kanije kalesinin
fethi.
10 Temmuz 1601 : Sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa’nın
vefâtı.
22 Temmuz 1601 : Yemişçi Hasan Paşanın sadârete
getirilmesi.
9/10 Eylül 1601 : Düşmanın Kanije kalesini
kuşatması.
18 Kasım 1601 : Kanije müdafileri karşısında
dayanamayıp, düşmanın geri çekilmesi.
6 Ağustos 1602 : İstolni-Belgrad kalesinin düşmandan geri
alınması.
18 Kasım 1602 : Peşte’yi alıp Budin’i kuşatan Avusturya
ordularının kaçması.
26 Eylül 1603 : İranlıların Tebriz’i
işgali.
16 Ekim 1603 : Malkoç Ali Paşa’nın sadârete
getirilmesi.
15 Kasım 1603 : Erivan’ın düşman eline
geçmesi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-3,
kısım-1, sh. 115
2) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-6, sh.
4210
3) Türkiye Târihi (Y. Öztuna); cild-5, sh.
8
4) Îzâhlı Osmanlı Kronolojisi (İ. H.
Danişmend); cild-3, sh. 142
5) Osmanlı İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman);
cild-8. sh. 109
6) Nâimâ Târihi; cild-1, sh.
279
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-11, sh.
330
8) Sultan Mehmed-i Sâlis (Mehmed Celâl,
İstanbul-1308)
9) Şakâyık-ı nu’mâniyye zeyli (Atâî); sh.
390
10) Künh-ül-ahbâr
(Üniversite Kütüphânesi, No: 5959) vr. 574
11) Târihi Peçevî;
cild-2, sh. 189
12) Fezleke (K.
Çelebi); cild-1, sh. 83
13) Eğri
Fetihnamesi (Tâlikzâde, hazırlayan, Vahit Çubuk, Neşredilmemiş Doktora
Tezi)
14) Devleti
Osmâniyye Târihi (Hammer); cild-7, sh. 98
15)
Hadîkat-ül-cevâmi; cild-1, sh. 6
16)
Hulâsat-ül-eser; cild-4, sh. 216
16 Şubat 1595 : Ferhad Paşanın ikinci defa sadârete
getirilmesi.
27 Nisan 1595 : Sadrâzamın Eflâk seferine hareketi.
1 Temmuz 1595 : Estergon kalesinin düşman tarafından
kuşatılması.
7 Temmuz 1595 : Ferhad Paşa’nın azli ve Sinân Paşa’nın
dördüncü defa sadârete getirilmesi.
28 Ağustos 1595 : Bükreş’in düşmandan geri
alınması.
2 Eylül 1595 : Estergon kalesinin düşmesi.
19 Kasım 1595 : Sinân Paşa’nın azli ve Lala Mehmed
Paşa’nın sadârete getirilmesi.
1 Aralık 1595 : Sinân Paşa’nın beşinci defa sadârete
getirilmesi.
3 Nisan 1596 : Sinân Paşa’nın
ölümü.
4 Nisan 1596 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın sadârete
getirilmesi.
20 Haziran 1596 : Sultan’ın Eğri seferine hareket etmesi.
12 Ekim 1596 : Eğri’nin fethi.
26 Ekim 1596 : Haçova zaferi.
27 Ekim 1596 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın azli ve
Cağaloğlu Sinân Paşa’nın sadârete getirilmesi.
5 Aralık 1596 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın ikinci defa
sadârete getirilmesi.
12 Ekim 1597 : Tata-Dotis kalesinin düşmandan geri
alınması.
3 Kasım 1597 : Hadım Hasan Paşa’nın sadârete
getirilmesi.
9 Nisan 1598 : Yeni Câmi’nin temel atma merasiminin
yapılması.
6 Ocak 1599 : Dâmâd İbrâhim Paşa’nın üçüncü defa
sadârete getirilmesi.
2 Ekim 1599 : Şeyhülislâm Hoca Sâdeddîn Efendi’nin
vefâtı.
7 Nisan 1600 : Büyük şâir Bâkî’nin
vefâtı.
5 Eylül 1600 : Bobofça kalesinin
fethi.
22 Ekim 1600 : Kanije kalesinin
fethi.
10 Temmuz 1601 : Sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa’nın
vefâtı.
22 Temmuz 1601 : Yemişçi Hasan Paşanın sadârete
getirilmesi.
9/10 Eylül 1601 : Düşmanın Kanije kalesini
kuşatması.
18 Kasım 1601 : Kanije müdafileri karşısında
dayanamayıp, düşmanın geri çekilmesi.
6 Ağustos 1602 : İstolni-Belgrad kalesinin düşmandan geri
alınması.
18 Kasım 1602 : Peşte’yi alıp Budin’i kuşatan Avusturya
ordularının kaçması.
26 Eylül 1603 : İranlıların Tebriz’i
işgali.
16 Ekim 1603 : Malkoç Ali Paşa’nın sadârete
getirilmesi.
15 Kasım 1603 : Erivan’ın düşman eline
geçmesi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-3,
kısım-1, sh. 115
2) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-6, sh.
4210
3) Türkiye Târihi (Y. Öztuna); cild-5, sh.
8
4) Îzâhlı Osmanlı Kronolojisi (İ. H.
Danişmend); cild-3, sh. 142
5) Osmanlı İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman);
cild-8. sh. 109
6) Nâimâ Târihi; cild-1, sh.
279
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-11, sh.
330
8) Sultan Mehmed-i Sâlis (Mehmed Celâl,
İstanbul-1308)
9) Şakâyık-ı nu’mâniyye zeyli (Atâî); sh.
390
10) Künh-ül-ahbâr
(Üniversite Kütüphânesi, No: 5959) vr. 574
11) Târihi Peçevî;
cild-2, sh. 189
12) Fezleke (K.
Çelebi); cild-1, sh. 83
13) Eğri
Fetihnamesi (Tâlikzâde, hazırlayan, Vahit Çubuk, Neşredilmemiş Doktora
Tezi)
14) Devleti
Osmâniyye Târihi (Hammer); cild-7, sh. 98
15)
Hadîkat-ül-cevâmi; cild-1, sh. 6
16)
Hulâsat-ül-eser; cild-4, sh. 216
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar


Yorumlar
Yorum Gönder