KÜTÜPHÂNE
KÜTÜPHÂNE
Araştırma, müracaat ve okumak için
kitap ve benzeri materyallerin toplandığı, saklandığı ve okuyucunun istifâdesine
sunulduğu yer. Kütüphâne; Arapça kütüb (kitablar) ve Farsça hâne (ev)
kelimelerinden meydana gelmiş bir birleşik isimdir.
Kütüphânelerin İslâm târihinde büyük
önemi vardır. En son ve en mükemmel din olan İslâmiyet ilme ve âlime çok
ehemmiyet vermiştir. Zümer sûresi 9. âyetinde meâlen; “De
ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ve Nahl sûresi 43. âyetinde meâlen;
“Şayet
bilmiyorsanız, ilim ehline sorunuz” buyrulmak suretiyle ilim
sahiplerinin ve ilim öğrenmenin ehemmiyeti bildirilmiştir. Peygamber efendimiz
de; “İlim
ve hikmet, mü’minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın” ve “İlmi
beşikten mezara kadar tahsil ediniz” ve “İlmi
yazarak kayd ediniz” buyurmak suretiyle ilim öğrenmenin
ehemmiyetini bildirmiş, ilmin yazmak suretiyle muhafaza edileceğine işaret
buyurmuştur.
Aklî ve naklî ilimlerin yazılmasıyla
ortaya çıkan binlerce kitabın korunması ve bilgilerin gelecek nesillere
aktarılması için kütüphânelere ihtiyâç duyuldu. İslâm târihinde ilk kütüphâne
hazret-i Muâviye zamanında kuruldu ve bu kütüphâneye hâfız-ı kütüb olarak, Hâlid
bin Yezîd ilk me’mur tâyin edildi. Abbasî Devleti zamanında ilmî çalışmalara,
dînî ilimler yanında, geometri, astronomi, tıb, kimya, târih ve coğrafya
ilimleri de eklendi ve kütüphâneler daha sistemli ve umûmî hâle getirildi. İlme
ve âlimlere son derece hürmetli olan Abbasî halîfesi Hârûn Reşîd, Beyt-ül-hikme
adındaki modern bir kütüphâne kurdu. Buraya, Sâhib-i beyt-il-hikme diye
isimlendirilen bir müdür tâyin etti.
Endülüste’ki Emevî hükümdarları da
kurdukları kütüphâneler ile Avrupa medeniyetine beşiklik ederek, Avrupa’da ilim
ve tekniğin gelişmesine sebeb oldular. Kaynakların bildirdiğine göre, o zaman
Endülüs kütüphânelerinde 400.000 cild kitab bulunuyordu.
Karahanlılar, Harezmşahlar,
Gazneliler ve Selçuklular dönemlerinde, Türkistan ve Mâverâünnehr’de
kütüphâneler kurulmuş, buralara âlimler ve devlet adamları tarafından binlerce
cild kitab vakfedilmiştir. Selçuklular zamanında bilhassa Anadolu’da Âmid
(Diyarbakır)’daki Ulu Câmii bitişiğinde kurulan kütüphâne, zamanın en meşhur
kütüphânelerinden biri idi. Bu kütüphânede hicrî altıncı asırda bir milyon kırk
bin cild kitap mevcûd olduğunu o devir tarihçilerinden öğrenmekteyiz.
Osmanlıların önem verdikleri ilim ve
kültür müesseselerinden biri de kütüphâneler olmuştur. Hükümdarlar, devlet
adamları ve halk tarafından çeşitli devirlerde pek çok kütüphâne kuruldu. İlim
mîrâsı sonraki nesillere intikâl ettirildi. Sultan İkinci Murâd Han, Edirne’de
dört ayrı kütüphâne kurdurdu. Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u feth ettikten
sonra, çeşitli îmâr faaliyetleri yanında önemli kütüphâneler yaptırdı. Fâtih ve
Eyyûb Sultan Câmii kütüphâneleri bunlardan olup, buralara ikişer bin kadar kitab
vakfetti. Sarayda kurduğu kütüphâne kendisinden sonraki sultanlar zamanında
zenginleştirildi. Fâtih Sultan Mehmed Han’ın yalnız kendisi ve saray için değil
halk için açtığı bu kütüphâneleri de önemlidir. Türkçe vakfiyesinde; “Câmi-i
şerifin garbisinde (batısında) bir buka-i latife (hoş bir bina) dâhi inşâ
buyurdular tâ ki medârise-i şerîfelerinde (medreselerde) ifâde-i ulûm eden
müderrisin (ders veren müderrisler) ve iktibâs-ı ulûm-ı âliye (yüksek ilimleri
tahsil) eden tâlibîn-i müstaiddîn (kabiliyetli talebeler) belki ulemâ-yı
mütehassisin vesâir muhtâcîn için vakıf buyurdukları kitaplar için mahzen olan
(kütüphâne olan) yer” denmektedir.
Osmanlı sultanlarında kitaba
gösterilen hürmet ve îtinâ her türlü tarifin üzerindeydi. Edirne’den İstanbul’a
Allâme Bedreddîn Aynî’nin İkd-ül-cumân adlı târihinin getirilmesi için
bizzat pâdişâh sultan üçüncü Ahmed Han hatt-ı hümâyûn yazdı. Hatt-ı hümâyûnunda,
kitabın, kışın rutubetinden müteessir olmaması (zarar görmemesi) için iki-üç kat
muşambaya sarılmasını emrediyordu.
Topkapı Sarayı’ndaki ilk büyük
kütüphâne binasını sultan üçüncü Ahmed Han 1719 (H. 1131) târihinde yaptırdı.
Arz odasının önündeki Havuz köşkünün yerinde yaptırılan kütüphâne binasının
inşaâsına, hicrî 1719 (H. 1131) yılı Rebîulevvel ayının yirmi yedinci günü büyük
bir merasimle başlandı. Kütüphânenin temeli, sultan üçüncü Ahmed’in atası sultan
birinci Ahmed’in, Sultan Ahmed Câmii’nin temel atma merasiminde kullandığı altın
kazma ile atıldı ve bina altı ay gibi kısa bir zamanda tamamlandı. Enderûn
kütüphânesi adı ile de tanınan bu bina, Lâle devri mîmârî eserlerinin en güzel
örneklerinden biridir. Rutubete karşı korunulması düşünülerek bodrum kat üzerine
inşâ edilmiştir. Binanın girişi iki taraflı mermer merdivenle çıkılan bir
sahanlıktadır. Kütüphâne binası yapılınca sarayın çeşitli dâirelerinden
getirilen kitaplar, pâdişâhın vakıf mührü ile mühürlendikten sonra buraya konmuş
ve sultan üçüncü Ahmed Han’ın düzenlettirdiği vakıfnameye göre Enderûn
mensuplarının istifâdesine arz olunmuştur. Ayrıca kitaplığın bugüne örnek olacak
derecede muntazam bir kayıt defteri tutulmuştur.
Bu gün 3.889 eserin kayıtlı olduğu
kitaplıkta, Bizanslılardan kalma çoğu tek nüsha olan Yunan, Latin, Süryânî
dillerinde yazılmış 144 kitap vardır. Ayrı sıra numarasıyla kayıtlı bulunan ve
gayr-i İslâmî eserler olarak adlandırılan bu kitapların katalogu D. Adolf
Deismann tarafından yayınlanmıştır.
Sultan birinci Mahmûd Han da 1742
yılında Ayasofya, Fâtih ve Nûruosmâniye kütüphânelerini yaptırarak, Galatasaray
mektebi gibi ilim yerlerinde kütüphâneler kurmuş ve sarayda bulunan kitapları
kısmen buralara vermiştir.
Eğitim ve imâr sahasında büyük
faaliyetlerin görüldüğü sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde, kütüphânecilik
bakımından yeni hizmetler getirildi. Başta İstanbul olmak üzere devletin diğer
şehirlerinde gerek devlet, gerekse şahıslar tarafından pek çok yeni kütüphâneler
kuruldu. Önceden mevcûd olan vakıf kütüphâneleri devam etmekle beraber
kütüphâneler devlet kontrolü altına alındı. Maarif nâzırı Münif Paşa’nın
teşebbüsü ile kütüphâneler idaresi hakkında bir talimatname düzenlendi. İlk
olarak Bâyezîd umûmî kütüphânesi açıldığı gibi, millî kütüphâne teşkîli için
çalışmalar yapıldı.
Sultan Abdülhamîd Han devrinde,
eğitim politikasının neticesi olarak bir çok orta ve yüksek öğretim kurumlarının
açılması, okul ve ihtisas kütüphânelerinin teşkilini gerektirdi. İdâdîlerde,
meslek okullarında, okul kütüphâneleri kurulduğu gibi, Darülfünûn, Harbiye,
Tıbbiye ve diğer yüksek okullarda ihtisas kütüphâneleri kurulup geliştirildi. Bu
çeşit yüksek okul ve ihtisas kütüphânelerinde bilhassa fen ve teknik ilimlerle
ilgili olanlar aynı zamanda yabancı dildeki eserlerle de zenginleştirildi.
Abdülhamîd Han’ın irâdesi üzerine kütüphânelerin muntazam fihristleri hazırlanıp
basıldı. On iki yıllık bir çalışma neticesi İstanbul’daki 63 kütüphânenin, 40
cilde yakın fihristi yapılıp basıldı. Ayrıca bâzı şehir kütüphânelerinin
fihristleri de neşredildi.
Kütüphânecilikle ilgili çalışmalara
gerekli hassasiyeti gösteren Abdülhamîd Han, Yıldız Sarayı’nda çok zengin ve iyi
düzenlenmiş modern bir kütüphâne kurdurdu.
Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın emri
ile İstanbul’dan başka, Osmanlı ülkelerindeki kütüphâneler tertîb ve tanzim
edilerek fihristler düzenlendi. Mısır’daki dağınık kütüphâneler toplanarak
Kâhire’deki bugünkü adıyla Dâr-ül-kütüb-ül-Mısriyye diye bilinen Hıdiv
Kütüphânesi meydana getirildi ve binlerce eserin yok olması önlendi.
Topkapı Sarayı kütüphânelerindeki
eserler Osmanlı sultanlarının ilme, âlime ve kitaba verdikleri değeri göstermesi
bakımından çok önemlidir. Bugün saraydaki kütüphâneler, yeni kütüphâne ve buraya
bağlı sultan üçüncü Ahmed Kütüphânesi’nden ibarettir.
Topkapı Sarayı’ndaki kitaplıklar şunlar idi:
Hazîne
kitaplığı:
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri satın alınan, yazarı veya san’atkârı
tarafından takdim edilerek hazînede saklanan eserlerle yabancı devletlerden
hediye gönderilen, muhârebelerde ele geçirilen kıymetli eserlerden meydana
gelmektedir. Hazîne kitaplığında 2.999 eser bulunmaktadır. Bu eserlerin 6.32’si
batı dillerinde yazılmış olan basma kitaplardır.
Emânet
hazînesi kitaplığı: Çeşitli mevzularda Türkçe, Farsça
ve Arapça olmak üzere 3.119 yazma eserin bulunduğu bu kitaplıktaki eserler,
Yavuz Sultan Selîm tarafından yaptırılan Silâhdâr hazînesi veya Hasoda hazînesi
adı ile tanınan, daha sonraki devirlerde ise Emânât-ı Mukaddese Hazînesi de
denilen binadan getirilen kitaplardan meydana gelmektedir. Kitaplıkta eserlerin
çoğunluğunu, Gubârî denilen ve büyük bir ustalık isteyen (yazı) ile yazılmış
Kur’ân-ı kerîmler teşkil eder. Yazı cild ve tezhib san’atı bakımından önemli bir
yer işgal eden bu kitaplıktaki eserlerin bir özelliği de çok iyi muhafaza
edilmiş olmalarıdır.
Kitaplığın en önemli eserlerini Şeyh
Hamdullah Karahisârî, Hâfız Osman ve bir çok hat san’atkârının yazı
kolleksiyonlarının bulunduğu murakkalar ve hattatlara hocaları tarafından
verilen diploma mahiyetindeki ketebe icazetnameleri, meydana getirmektedir.
Kitaplıkta ayrıca sultan İkinci Bâyezîd, Yavuz Sultan Selîm, Kânûnî Sultan
Süleymân, sultan üçüncü Mehmed Han ve bâzı sultanlarla, Dârüsseâde ağalarının ve
paşaların yatırdıkları hayır işlerine dâir vakıfnameler vardır.
Koğuşlar
kitaplığı:
Enderûn mektebi talebelerinin okuduğu kitaplarla, aşçılar, baltacılar kiler ve
sofa, ocak ve koğuşlarda bulunmuş olan kitapların bir araya getirilmesi
suretiyle meydana gelmiştir. 1.238, adet dînî mevzulardan meydana gelmiş
eserlerdir.
Revân
Köşkü kitaplığı: Sultah dördüncü Murâd Han tarafından
yaptırılan bu köşkte, sultan birinci Mahmûd 1733 yılında bir kitaplık meydana
getirmiştir. Daha sonra sultan üçüncü Osman ve sultan üçüncü Mustafa Han
tarafından eserler konulmuştur. Bu kısımdaki eserlerde üç pâdişâhın vakıf
mühürlerinin bulunduğu 2.083 eser vardır.
Bağdâd
Köşkü kitaplığı:
Sultan dördüncü Murâd tarafından 1639 yılında yaptırılan köşkte bulunan ve çoğu
sultan birinci Abdülhamîd ve sultan üçüncü Selîm tarafından vakfedilen
kitaplardan meydana gelen ve üzerlerinde bu sultanların tuğrası, vakıf mühürleri
bulunan eserlerin büyük bir kısmını; dînî, târihî, edebî kitaplar meydana
getirmektedir. Kitaplıkta 415 eser vardır.
Sultan
beşinci Mehmed Reşâd ve Tiryal Hanım kitaplığı: Sultan Mehmed Reşâd’ın husûsî
kütüphânesi ile sultan İkinci Mahmûd Han’ın ikbâllerinden Tiryal Hanım’ın
kitaplarından meydana gelmiş olan bu kitaplıkta çoğu basma olan 1.130 adet eser
vardır. Bunlardan 1.032’si sultan Reşâd’ın, 98’i Tiryal Hanım’ın olup ona âid
olan kitaplara “Devletlü üçüncü İkbal Tiryal Hanım hazretleri” yazılı mühür
basılmıştır.
Yeni
kütüphâne:
Topkapı Sarayı’nın üçüncü avlusunda yer alan bu bina, on beşinci yüzyıl
yapısıdır. Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından Enderûn ağaları için câmi olarak
yaptırılmıştır. Bu câmiye aynı zamanda, küçük oda mektebine mensub Enderûn
ağalarının câmii olduğu için, Küçük oda mescidi de denilmektedir. Câmi sonradan
birçok değişikliklere uğradığı için ilk şeklinin nasıl olduğu bilinmemektedir.
Bina restore edildikten sonra, sarayın muhtelif dâirelerinde dağınık hâlde
bulunan bütün bu kitaplıklar, Yeni Kütüphâne adı altında bu binada toplanmıştır.
Osmanlı sultanları devlet büyükleri
ve âlimler İstanbul ve Anadolu’da birçok vakıf kütüphâneler meydana getirdiler.
Bunların bir kısmı câmilerde, bir kısmı da ayrı binalarda idi. İstanbul’da ayrı
bir binaya sahip kütüphânelerin ilki Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa tarafından
kuruldu. Devlet tarafından kurulan kütüphânelerin ilki, İstanbul Bâyezîd Devlet
Kütüphânesi’dir.
Devlet adamlarından, meselâ
vezîriâzam Dâmât Rüstem Paşa’nın beşbin cildlik kütüphânesi, Amasyalı kazasker
Müeyyedzâde Abdurrahmân Efendi’nin yedi bin cildlik yazma kütüphânesi çok
meşhurdu.
Kütüphânenin ilmî ve idarî işlerini
yürüten kimse, hâzin (hâfız-ı kütüb) idi. Yeni çıkan kitapları kütüphâneye alır,
fihristlerinin titizlikle yapılmasına, güzel tanzim ve tertip edilmesine nezâret
eder, mümkün olduğu kadar okuyuculara her türlü kolaylığı sağlardı. Kitapları
yıpranmaktan korumak, tamire ihtiyâcı olanları tamir ettirmek, cildlemek, ehli
olmayan kimselere vermemek onun vazîfelerindendi. Kütüphânelerde umumiyetle bir
hâzin bulunurdu. Çok büyük veya okuyucuları çok olan kütüphânelerde iki hâzin
tâyin edildiği veya yardımcı verildiği de olurdu. Hâzinin vazîfesi sâdece idâri
olmayıp, onda yüksek ilmî seviyeye sâhiblik şartı da aranırdı. Hâzinler bu
sebeple bütün kitapların mevzûlarıyla ilgili ilmî üstünlüğü olan kişilerden,
âlimlerden ve meşhur edîblerden olurdu.
Cumhuriyet devrinde Osmanlı
Devleti’nden kalma İstanbul kütüphâneleri; Süleymâniye, Millet ve Bâyezîd olmak
üzere üç büyük kütüphâne çevresinde toplandı. Anadolu’nun hemen bütün büyük
merkezlerinde Osmanlı’dan kalma yazma eser kütüphâneleri de vardır. Bu
kütüphâneler Millî Eğitim Bakanlığı Kütüphâneler Genel Müdürlülüğü’ne bağlandı.
Câmilere vakfedilen kitaplar da yazma eser kütüphânelerine devredildi. Türkçe,
Farsça, Arapça yazmalarının en zengin kolleksiyonları da Türkiye’de ve bilhassa
İstanbul’daki kütüphânelerdedir. 50.000 el yazma ve 120.000 matbu eser,
mikrofilm atölyeleri ve modern te’sisleriyle Süleymâniye Kütüphânesi bugün yazma
eser kütüphânelerinin en önde gelenidir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Türkiye 1850;
cild-1 sh. 207
2) Büyük Türkiye
Târihi; cild-10, sh. 468
3) Rehber
Ansiklopedisi; cild-11. sh. 14
4) Hayât Târih
(sene-1965); cild-12, sh. 35
5) İstanbul
Kütüphâneleri (Meral Alpay, İstanbul-1982)
6) Türkiye
Kütüphâneleri Rehberi
Yorumlar
Yorum Gönder