KÖPRÜLÜLER
On yedinci asrın ortalarında
iktidara geçtikten sonra, Osmanlı Devleti’nin gerilemesini uzun müddet
durdurmaya, hattâ yeni fütûhata muvaffak olan bir vezir ailesi. Bu aile, bir çok
âzası ile on yedinci asrın sonuna kadar sadrâzam, serdâr, sadâret kaymakamı ve
kapdân-ı derya gibi, belli başlı devlet vazifelerinde bulunmuş, sonraki
asırlarda yine güzide devlet adamları yetiştirmiştir.
On yedinci yüzyıl başlarından
itibaren Osmanlı Devleti’nde idâri, mâlî, askerî bakımlardan çöküntü başlamıştı.
Uzun yıllar süren savaşlar sonunda, önceki dönemlerde olduğu gibi başarılar
kazanılamamış ve bunun sonucu olarak da mâlî sıkıntılar baş göstermişti.
Anadolu’da çıkan celâli isyânları, önce Kuyucu Murâd Paşa ve sonra da dördüncü
Murâd Han tarafından şiddetli darbelerle önlenmiş ise de, bu değerli pâdişâhın
genç yaşta vefât etmesiyle celâiîler yine hareketlenmeye başlamışlardı.
Bu arada sipâhî ve yeniçerilerin
karışıklıklar çıkarmaları ve sık sık sadrâzam değiştirilmesi sebebiyle, kuvvetti
bir otorite boşluğu meydana gelmişti. Sultan İbrâhim Han’ın başlattığı Girid
seferinde, ilk zamanlarda zaferler kazanılıp kuvvetti kaleler fethedildiyse de,
sonradan Venedik donanmasının Çanakkale boğazını ablukaya alması sebebiyle,
Girid’deki askere yeterli asker ve mühimmat yardımı yapılamamış, yapılan bütün
müdâhalelere rağmen bu abluka kaldırılamadığı gibi, Bozcaada, Semendirek ve
Limni adaları Venedikliler tarafından işgal edilmişti.
Göreve getirilen bütün vezirler bu
işlerin üstesinden gelememişler ve dördüncü Mehmed Han’ın pâdişâhlığının ilk
sekiz yılı büyük sıkıntılar ve isyânlarla geçmişti.
Küçük yaşta tahta geçtiğinden,
başlangıçta pek etkili olamayan dördüncü Mehmed Han, on beş yaşına geldiğinde
karışıklıkların üstüne gitmeye başladı. İstanbul’da zorbalıklar yapıp,
karışıklıklara sebep olan sipah ağalarını ve yandaşlarını yakalayıp,
katlettirdi. Büyük ümitlerle göreve getirilen, fakat başarılı olamayan Boynueğri
Mehmed Paşa’nın yerine dirayetli bir vezir aramaya başladı. Vâlide kethüdası
Mimar Kâsım Ağa’nın tavsiyesiyle; güngörmüş, tecrübeli vezir Köprülü Mehmed Paşa
saraya çağrıldı. Köprülü Mehmed Paşa, bu görüşmede devletin içinde bulunduğu
güçlükleri îzâh ettikten sonra, bu güçlüklerin altından ancak, olağan üstü
yetkilerle donatılmış olma hâlinde kalkılabileceğini, aksi takdirde başarılı
olmanın mümkün olmadığını arzetti. Bunun üzerine dördüncü Mehmed Han, yaptığı
işlere müdâhale edilmeyeceği, aleyhindeki şikâyetleri, kendi görüşünü almadan
değerlendirmeyeceği, devlet me’mûriyetlerinde yapacağı tâyin ve azillere
karışılmayacağı gibi büyük yetkilerle Köprülü Mehmed Paşa’ya sadrâzamlık mührünü
verdi.
Köprülü Mehmed Paşa
Köprülüler ailesine adını veren
paşa. Köprülü lakabını, zevcesinin memleketi ve kendisinin de yerleşme ve işden
ayrı kaldığı zamanlarını geçirme yeri olup, o zaman Amasya sancağına bağlı
bulunan ve bugün Vezirköprü adıyla anılan Köprü kasabasından aldı. Aslen
Arnavud’dur. 1571 yılında Belgrad’ın Rudnik kasabasında doğmuş, devşirilerek
İstanbul’a getirilip saraya alınmıştı. On yedinci yüzyıl başlarında girdiği
sarayda önce 1613’de Matbah-ı âmirede, daha sonra Hazînede ve silâhdâr Hüsrev
Paşa’nın yanında çalıştı. Çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle tanındı. Hazîneden
sipahilikle taşraya çıkarıldı. Bir müddet sonra tımar alarak Köprü’ye gitti.
Sancak beyinin kızıyla evlendi. Sarayda yanında hizmet gördüğü Boşnak Hüsrev
Paşa yeniçeri ağası olunca, o da yeniçerilere katıldı. Hüsrev Paşa’nın sadrâzam
olmasıyla da hazinedarlığa getirildi.
1632 yılında Amasya sancakbeyi olan
Köprülü, burada gösterdîği başarıdan dolayı İstanbul ihtisâb ağalığına
getirildi. Sonra sırasıyla tophâne nâzırlığı, sipâhî birlikleri ağalığı yaptı.
Bağdâd kuşatmasına Çorum sancakbeyi olarak katıldı. Kemankeş Mustafa Paşa’nın
sadrâzamlığı sırasında önce saray kapı ağalığına, sonra da ıstabl-ı âmire
ağalığına getirildi. Sadrâzam sultanzâde Mehmed Paşa zamanında siyâsette
gösterdiği başarılar sebebiyle iki tuğlu vezir yapılarak Trabzon beylerbeyliğine
gönderildi.
1647 yılında sultan İbrâhim’in
hanımına has olarak verilen Şam’a, vergi tahsildarı oldu. Daha sonra Sivas’da
celâli Vardar Ali’yi te’dîb ve uzaklaştırmakla görevlendirdiyse de yapılan
çarpışmada tutsak düştü. Fakat İbşir Paşa tarafından kurtarılarak yine celâlîler
üzerine gönderildi. Ertesi sene, Katırcıoğlu isyânını bastırmakla görevli iken,
halka zulmettiğinden dolayı yakalanması için hakkında hatt-ı hümâyûn çıkan
Boynueğri Mehmed Paşa üzerine gönderildi. Aldığı tedbirlerle bu işi de kısa
sürede hâlletti. Bundan sonra İstanbul’a dönerek dördüncü Mehmed Han’ın
saltanatının ilk yıllarında kubbe veziri oldu. Bir süre sonra sadrâzam Gürcü
Mehmed Paşa tarafından azledilerek Köstendil’e sürüldü. Bilâhare bir müddet
Köprü’de kaldı. Boynueğri Mehmed Paşa’nın sadâreti esnasında iç ve dış buhranın
had safhaya ulaştığı sırada, reîsülküttâb Mehmed Efendi ve mimarbaşı Kâsım
Ağa’nın teklifleriyle sadrâzamlığa getirildi.
Köprülü Mehmed Paşa, yıllarca süren
devlet hizmeti sırasında dürüst ve kabiliyetli bir yönetici olarak ün yaptı ve
çok tecrübeler kazandı. Sadrâzamlık teklif edildiği zaman pâdişâhla görüştü;
kendisinden önceki sadrâzamların ne kadar kabiliyetli olurlarsa olsunlar asker
ve saray müdâhaleleri sebebiyle iş yapamaz duruma geldiklerini, geniş yetkiler
verilmediği takdirde kendisinin de başarılı olamayacağını arzetti. Bunun üzerine
dördüncü Mehmed Han, Paşa’ya o güne kadar görülmemiş yetkiler vererek,
sadrâzamlık makamına getirdi ve çok duâlar etti (14 Eylül 1656). Paşa bu sırada
seksen yaşındaydı.
Köprülü Mehmed Paşa, sadrâzam
olduktan sonra saray mensupları, ihtiyar paşanın bir iş yapacağını tahmin
etmeyerek, kendisine ehemmiyet vermeden âdetleri üzere hükümet işlerine
karışmaya devam etmek istediler. Bunun üzerine Mehmed Paşa, Pâdişâh’a te’sir
edip işlerine engel olmak isteyen hasodabaşı Halîl Ağa’yı tekaüde ayırıp, yerine
Safer Ağa’yı getirdi. Bozcaada’nın düşman eline geçmesine sebeb olan Abaza Ahmed
Paşa’yı İstanbul’a getirterek derhâl îdâm ettirdi. Bunun üzerine sipahilerin
ayaklanma çıkarmak istediklerini öğrenince, yeniçerileri kendi tarafına çekip,
bütün sipahi elebaşlarını öldürttü. Kilit mevkilere; güvenilir, dürüstlüğüyle
tanınan kişileri getirdi.
Devletin içte ve dışla büyük
buhranlar geçirdiği bir sırada, içerdeki bâzı gayr-i müslim unsurlar da büyük
ümide düşmüşlerdi. Hattâ bu arada ortodoks kilisesinin mevcudiyetini Fâtih
Sultan Mehmed’in himaye ve müsamahasına bağlı olduğunu unutan Rum patriği üçüncü
Partenios’un, devletin bu karışık vaziyetinden istifâde ile Ortodoks kilisesine
bağlı olan Eflâk ve Boğdan voyvodalarını isyâna teşvik ettiği, ele geçen
mektubundan anlaşıldı. Ayrıca rumların yeniçeri kıyafetine girip isyân
edeceklerine dâir haberler alan Köprülü Mehmed Paşa, derhâl patrikhâneyi
bastırdı. Nitekim içeride bu iddiaları doğrulayıcı mâhiyette kırk-elli kat
dolama, fes ve yeniçeri üsküfü elde edildi. Bundan sönra rum patriği Partenios’u
huzuruna çağıran sadrâzam, devlete karşı giriştiği bu hareketlerin karşılığı
olarak, verdiği bir emirle onu Parmakkapı’da îdâm ettirdi (24 Mart 1657).
Fâtih Sultan Mehmed’in tâyin ettiği
patrikten itibaren bu üçüncü Partenios’a kadar bütün rum patrikleri, milleti
tarafından seçildikten sonra bizzat pâdişâhlar tarafından kabul olunurlarken,
bundan sonra kendilerine karşı yapılan bu imtiyazlı muamele kaldırılarak,
vezîriâzamlar tarafından kabul edilmeleri kânun olmuş ve bu tarz, tanzîmâta
kadar devam etmiştir.
Eski sadrâzamlardan Siyâvuş Paşa,
Köprülü’nün kendisini Şam beylerbeyliğinden alma emrine karşı gelerek isyân
çıkartınca, Köprülü kendisinin idamını istedi. Siyâvuş Paşa’nın saraydaki
yakınları buna mâni olmak için müdâhale ettiklerinde, Köprülü derhâl istifa
etmek için huzura çıktı. Fakat dördüncü Mehmed Han kendisine güvendiğini,
hizmetlerine devam etmesini emrederek, Siyâvuş Paşa’nın idamı için hatt-ı
hümâyûn verdi. Bundan sonra saraydaki ağaların hepsini görevden alan Köprülü
Mehmed Paşa, yerlerine emîn devlet adamlarını yerleştirdi (23 Haziran 1657).
İstanbul’da kudret ve iktidarını
gösteren Köprülü Mehmed Paşa, Venedik’le olan uzun ve yıpratıcı savaşı sona
erdirmeye, Çanakkale ablukasını kaldırmaya ve Girid’in fethini tamamlamaya karar
vererek, sefer hazırlıklarına girişip yeni bir donanma hazırlattı. Fakat bütün
bu çalışmalara rağmen kapdân-ı derya Topal Mehmed Paşa, Çanakkale boğazındaki
ablukayı kaldıramayınca cezalandırıldı. Bir süre sonra Venedik amirali Moçeniko
bizzat kendi amiral gemisi başta olduğu hâlde, Osmanlı baştardesini zaptetmek
üzere Kumkalesi önünden geçerek taarruz etti. Venedik amiral gemisi tam Osmanlı
baştardesini almak üzere iken Kumburnu’ndaki metrislerden Kara Mehmed adındaki
bir topçu tarafından atılan bir gülle, Venedik amirali baştardesinin barut
mahzenine isabet ederek baştardeyi havaya uçurdu. Bu muvaffakiyetli isabet,
bozulmuş olan kuvve-i mâneviyenin düzelmesini sağladı ve Osmanlıların galebesini
te’min etti. Akdeniz’de Kuzey Afrika kıyılarındaki Osmanlı gemilerinden meydana
getirilen yeni bir filoyla, Bozcaada ve Limni de Venediklilerden alınınca,
bundan sonra boğazın Venediklilerce ablukası imkânsız hâle geldi. Yıllardır
devleti uğraştıran bu mes’elenin hallolması, Köprülü Mehmed Paşa’nın siyâsî
kudretini arttırdı.
Bundan sonra Köprülü ilk olarak
Girid’in fethini düşünmekte idi. Ancak Erdel ve Anadolu’da isyânların çıkması bu
hayırlı teşebbüse mâni oldu.
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu
karışıklıklardan ve Venediklilerle meşgul olmasından dolayı isyân eden Erdel
prensi Gyürgy Rakoczy, katoliklere karşı protestan direnişinin lideri olduğunu
îlân ederek İsveç kralı yanında Eflak ve Boğdan prensleriyle de anlaşarak
Macaristan ve Lehistan’ı fethetme hayâllerine kapıldı. Durumun vehâmetini sezen
Köprülü Mehmed Paşa, dördüncü Mehmed Han’a durumu arzedip, bölgeye Kırım
tatarlarının gönderilmesi gerektiğini bildirdi. Gönderilen hatt-ı hümâyûnla
harekete geçen Kırım tatarları, büyük bir ordu ile gelerek Erdel’i itaat altına
aldılar. Rokoczy, Varşova’dan çekilmek zorunda kaldı. 1657 yazı sonunda Vistül
nehri yakınlarında yapılan savaşta da yenildi.
Buna rağmen Rakoczy, Pâdişâh’a
bağlılığını tekrarlamaktan kaçınınca, Köprülü Mehmed Paşa büyük bir orduyla
üzerine yürüdü (23 Haziran 1658). Kırım tatarları da harekete geçerek akın
hareketlerinde bulundular. Eylül 1658’de krallığın merkezi olan Erdel Belgrad’ı
zaptedilince, Rakoczy, Habsburg topraklarına kaçtı. Erdel prensliğine Acos
Barccai getirildi. Osmanlı birlikleri Yanova, Şebeş ve Lagos kalelerine
yerleşerek Erdel’in tekrar ayaklanmasını önlediler. Rakoczy 1660’da ölünce
taraftarları, onun generallerinden biri olan Kemeny Janos’un çevresinde
toplandılar. Habsburg’luların desteğini de alan Janos, kral îlân edildi. Sonra
Barccai’yi öldürüp, ülkenin büyük bir bölümünü ele geçiren Janos, Osmanlı
kuvvetlerine yenilip Habsburg topraklarına kaçtı. Bir süre sonra
Habsburglulardan sağladığı birliklerle tekrar döndüyse de yakalanıp öldürüldü.
Erdel prensliğine Apafi Mihâil’i getiren Köprülü Mehmed Paşa, Anadolu’da çıkan
iç isyânları bastırmak için acele ile İstanbul’a döndü.
Nitekim Köprülü Mehmed Paşa’nın ve
ordunun Avrupa’da olmasından istifâde eden Abaza Hasan Paşa, çıkardığı büyük bir
isyân hareketiyle İstanbul üzerine yürümüştü. Bu tehlikeli durum üzerine Erdel
isyânını bastıran Köprülü, hızla İstanbul’a gelerek orduyu Üsküdar’a geçirdi.
Askerin kendisine bağlılığını sağlamlaştırmak için altı aylık maaşlarını peşin
verdi. İsyanın elebaşılarına gizlice adamlar yollayarak aralarını açmaya
çalıştı. Baskıyı hisseden Abaza Hasan Paşa, Eskişehir’e çekilirken, adamlarının
çoğunu hem para almak, hem de sadrâzamı öldürmek için Osmanlı ordusuna katılmak
üzere gönderdi. Köprülü Mehmed Paşa ise, sayısı 6.000’i bulan bu sahte askerleri
tesbit edip hepsini öldürttü. Sonra harekete geçerek Abaza’nın üzerine yürüdü.
Bu arada durmadan gerileyen Abaza Hasan Paşa, her geçen gün kuvvet kaybediyordu.
Bu yüzden bir süre sonra barış çağrısında bulundu. Köprülü Mehmed Paşa ise bu
barış çağrısına uymuş görünerek, tertiplediği bir ziyafette Abaza Hasan Paşa
dâhil bütün isyâncı elebaşlarını ele geçirerek cezalarını verdi. Böylece bir
darbe ile bütün isyâncıları zararsız hâle getiren Paşa, bundan sonra geniş bir
araştırmaya girerek Anadolu’daki isyânlara karışmış, destek olmuş kişileri
tespit edip cezalandırdı.
Anadolu’da huzuru sağladıktan sonra
İstanbul’a dönen Köprülü Mehmed Paşa, Fransızların Girid’de Venediklilere yardım
ettiklerini öğrenince, İstanbul’daki Fransız uyrukluları hapsedip Fransa’yla
münâsebetleri kesti. Sonra da çok yorulduğunu bildirip, oğlu Şam beylerbeyi
Fâzıl Ahmed Paşa’yı yerine teklif ederek istifa etti. Bu teklif üzerine
sadrâzamlığa getirilen Fâzıl Ahmed Paşa, yola çıkıp İstanbul’a geldi aynı gün
Köprülü Mehmed Paşa Edirne’de vefât etti (30 Ekim 1661). Cenazesi İstanbul’a
getirilip Dîvânyolu’nda yaptırmış olduğu külliyedeki türbesine defnedildi.
Devletin içinde bulunduğu zor
durumdan kurtulması için gece-gündüz demeden çalışan Mehmed Paşa, Anadolu ve
Rumeli’de bir çok hayır eserleri vücûda getirdi. Bozcaada’da câmi, mescid,
mektep, hamam, dükkanlar, yel değirmenleri, Yanova’da câmi, mektep, dükkanlar,
Rudnik’de câmi, mektep, Turhal’da han, Vezirköprü’de çeşme ve namazgah, Lefke’de
Karaoğlanbeli denilen yerde câmi, mektep, han, Şam eyâletinde köprü, Şugur’da
câmi, mescid, mektep, han, Gümüşhacıköy’de câmi, mektep ve han, Bolu sancağında
Taraklı kasabasında câmi ve mektep yaptırmıştır. Bunların giderlerinin
karşılanması için de; Limni, Yanova, Köprü, Osmancık, Merzifon, Akhisar, Bilecik
ve daha bâzı yerlerde mülk köylerini bütün resimleri ve hâsılatı ile
vakfetmişti. Ayrıca Erdel’de Arad kasabasında su yolu, Hendek ile Sapanca
arasında uzun bir köprü yaptırmıştı. Hekimhanı ve Antalya’da da vakıfları vardı.
Vefâtından önce, oğluna Anadolu’daki vakıflarını unutmamasını, Rumeli’deki yarım
kalmış hayratı ile Çenberlitaşdaki te’sisleri tamamlamasını vasiyet etmişti.
Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa
Köprülü Mehmed Paşa’nın büyük oğlu,
vezîriâzam. 1635 senesinde Köprü’de doğdu. Yedi yaşındayken babası tarafından
İstanbul’a getirilip, tahsile başlatıldı. Devrin tanınmış ilim adamlarından
evvelâ Osman Efendi’den sonra da Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi’den ders aldı.
Babası Köprülü Mehmed Paşa, devlet yönetiminde büyük başarılar göstermesine
rağmen zaman zaman kuvvetli bir tahsîl görememesinin sıkıntısını çektiğinden,
oğlunun tahsiline ehemmiyet verdi. Henüz on altı yaşındayken önce hâriç, sonra
dâhil müderrisi tâyin edilen Fâzıl Ahmed, 1657 yılında yirmi iki yaşında iken
sahn-ı semân müderrisliğine yükseldi. Fakat bir müddet sonra müderrisliği
bırakarak idâri göreve geçti ve vezâretle Erzurum daha sonra Şam eyâleti
vâliliğine tâyin olundu.
Şam’da iken halktan alınan iki ayrı
vergiyi kaldırdığı için halk tarafından çok sevildi. Dürziler üzerine yürüyüp,
Şihâboğulları ile Maanoğullarını itaate zorladı ve bunların isyân hareketlerini
önledi. Bu zamana kadar voyvodalık ile idare edilen Sayda, Beyrut, Safed
havalisi ile Maan ve Şihâboğullarının bulundukları bölgeyi bir beylerbeyilik
hâline getirdi. Bu başarıları üzerine Halep beylerbeyiliğine tâyin edildi. Ancak
babasının hastalığı ve vasiyeti üzerine Edirne’ye hareket etti. Aynı zamanda
babasının vefâtı da vuku bulunduğundan, gelir gelmez sadârete tâyin edildi.
Köprülü Mehmed Paşa zamanında, Erdel
isyânları bastırılıp Erdel prensliğine Apafi Mihâil getirilmiş, fakat Anadolu’da
isyânlar çıktığı için bölgeye tam bir istikrar kazandırılamadan ordu geri
dönmüştü. Avusturya Habsburg hânedânı bölgede devamlı karışıklıklar çıkarmış,
serdâr Köse Ali Paşa’ya yenilmelerine rağmen tecâvüzkâr hareketlerinden vaz
geçmemişti. Bütün bu mes’eleleri halletmek için İstanbul’da yapılan toplantıda
Erdel’e sefer açılmasına karar verildi. Hazırlıklar yapılıp ordu Fâzıl Ahmed
Paşa komutasında Belgrad’a geldiği zaman, Avusturya elçileri anlaşma için
geldiler. Fâzıl Ahmed Paşa ise eski vaziyetin iadesini ve Kânûni Sultan Süleymân
Han devrindeki gibi 30.000 altın verginin ödenmesini istedi.
Şartlarının Avusturya tarafından
kabul edilmemesi üzerine Uyvar üzerine yürüyen sadrâzam ve serdâr-ı ekrem Fâzıl
Ahmed Paşa, yolda karşısına çıkan bir Avusturya ordusunu mağlûb edip, 17
Ağustos’da Uyvar’ı kuşattı. Bu arada kaleye yardıma gelen 30.000 kişilik bir
Avusturya ordusu daha mağlûb edilip, sekiz gün süren bir kuşatmadan sonra kale
aman ile teslim oldu. Uyvar müdafileri mal ve canlarına en ufak bir zarar
gelmeden kaleyi terkettiler.
Uyvar’ın fethiyle kalenin emniyeti
gündeme geldi. Bunun sağlanması için civardaki bir takım kale ve palangaların
fethi gerekiyordu. Bunların en önemlisi olan Novigrad yirmi yedi günlük bir
muhasaradan sonra ve bilâhare diğerleri de fethedildi. Kırım atlıları ise,
Moravya ve Silezya ile Macaristan’ın Avusturya işgalindeki arazisine bir akın
düzenlediler.
Kış mevsimi yaklaştığından ordugâhı
Belgrad kışlağına taşıyan Fâzıl Ahmed Paşa, baharda yeni bir sefer açmayı
plânlıyordu. Fakat kış mevsimi başlar başlamaz Avusturya ordusu harekete geçerek
Zigetvar üzerine yürüdü. Bunu haber alan Fâzıl Ahmed Paşa, Halep beylerbeyi
Gürcü Mehmed Paşa’yı önden düşman üzerine gönderip, kendisi de büyük bir
kuvvetle yola çıktı. Fakat düşman Zigetvar kuşatmasını kaldırıp geri çekildi.
Baharda Avusturya kuvvetleri tarafından muhasara edilen Kanije kalesini kurtaran
Fâzıl Ahmed Paşa, civardaki birkaç kaleyi de fethetti. Uyvar’ın fethinden sonra
peş peşe gelen başarılar, Avrupa’da heyecanın artmasına sebeb oldu. Zîrâ
Avusturya’ya doğru önemli bir engel kalmamıştı. Başta Papalık olmak üzere,
İspanyollar, Saksonya ve Brondenburg, Avusturya’ya asker ve para yardımında
bulundular. Fransa kralı on dördüncü Louis de 5.000 Fransız gönüllüsü gönderdi.
Bu kuvvetlerle birleşen Avusturya ordusu, başkumandan Montecuculi emrine
verildi. Bu sırada Kanije’ye yakın Komer ve Egerseg kaleleri de Türk kuvvetleri
tarafından zaptedildi.
Fâzıl Ahmed Paşa ise, ordusunun
başında Saint Gatthard (Sen Gotar) mevkiine geldiğinde, mareşal Montecuculi
kumandasındaki; Alman, Fransız, İspanyol ve diğer müttefiklerin kuvvetleriyle
karşılaştı. İki taraf arasında yalnızca Raab nehri vardı. Alman kumandanı köprü
teşkîlâtı noksan olan Osmanlı kuvvetlerinin nehri geçmelerini bekledi ve Türk
topçusunun bombardımanı karşısında nehir kenarındaki kuvvetlerini gerideki
ormana çekti. Köprülüzâde de müsait bir yerinden nehri geçip düşmanı bastıktan
ve Raab yahut Yanıkkale’yi aldıktan sonra Viyarça’ya doğru gitmek plânını tatbik
etmek istiyordu. Ancak ilk plânda köprünün yapımının gevşek tutulması, asker
geçirilirken yıkılmasına sebeb oldu. Ayrıca altı bin kadar askerle sür’atle
karşıya geçirilen Bosnalı İsmâil Paşa, düşman kuvvetlerini ormana kadar sürdü.
Sabahtan ikindiye kadar devam eden
bu harbin ilk safhası Osmanlıların galibiyeti ile bitti. Fakat düşman tâkib
edilerek veya gerekli tedbirler alınarak elde edilen muvaffakiyet
değerlendirilemedi. Bu sırada yağan şiddetli yağmur, Osmanlı kuvvetinin
bulunduğu yerdeki hareket kabiliyetini yok etti. Bu fırsattan istifâde eden
Montecuculi, şiddetli bir taarruzla dört bin kadar Osmanlı askerini şehîd etti.
Ancak kendi ordusunun da askerce zayiatı az değildi.
Fâzıl Ahmed Paşa’nın bu
muvaffakiyetsizliği muahedeye te’sir etmedi. Bir şans eseri olarak kazanılan Sen
Gotar muhârebesinden sonra düşman kuvvetleri bir adım ileri gidemedi. Osmanlı
ordusu da Vasvar’a döndü. Burada Avusturya murahhasları ile yapılan görüşmeler
sonunda Vasvar’da barış imzalandı.
Buna göre Avusturyalılar Erdel’de
işgal ettikleri topraklardan çekilecekler, Erdel prensi Apafi yerinde kalacak ve
prenslik Osmanlı himayesinde bulunacaktı. Yıkılan kaleler tekrar yapılmayacak,
karşılıklı elçiler ve hediyeler gönderilecek, iki devlet arasında bundan önce
imzalanan andlaşmalar da yürürlükte kalacaktı.
Fâzıl Ahmed Paşa bu andlaşmadan
sonra bölgeden ayrılmayıp, Viyana’dan gelecek olan tasdikli muahede metnini
bekledi. Tasdikli metin geldikten sonra, Belgrad’a döndü. Muahede hükümlerinin
tatbikatına nezâret etmek üzere kışı Belgrad’da geçirip sonra Edirne’ye döndü
(15 Temmuz 1665).
Sultan İbrâhim devrinde başlayan
Girid’in fethi, iç karışıklıklar, Avrupa seferleri sebebiyle zamanında yardım
gönderilememesi ve deniz yolunun Venedik donanmasının nakliye gemilerine
taarruzu yüzünden uzamıştı. Ayrıca henüz fethedilmeyen kalelerin Avrupadan
sürekli destek görmesi ve tahkim edilmesi mücâdeleyi Osmanlı aleyhine
etkiliyordu. Avusturya cephesindeki savaşı bir andlaşmayla sona erdiren Fâzıl
Ahmed Paşa, artık bu mes’eleyle ilgilenebilirdi.
Bu arada Girid serdârı Ankebut Ahmed
Paşa’nın imdat mektubu göndermesi üzerine, hemen bir meclis toplanıp bu işin
halledilmesi gerektiği karârı alındı. Mühimmat ve donanma tedârikine başlanıldı.
Tehlikeyi sezen Venedik, elçi gönderip barış teklifinde bulunduysa da huzura
kabul edilmedi. Dördüncü Mehmed Han Girid serdârlığına bizzat sadrâzam Fâzıl
Ahmed Paşa’yı getirdi. Fâzıl Ahmed Paşa hazırlıkların tamamlanması üzerine 15
Mayıs 1666’da Edirne’den hareket etti. Gümülcine, Serez, Selanik ve Yenişehir
yolu üzerinden Tesalya’ya gelerek Asker toplanması için bir kaç ay burada
bekledi. Bu arada Eğriboz adasıyla Benefşe ve Selanik iskelelerinden, donanma
muhafazasında Girid’e asker, mühimmat ve cephane nakledildi. Fâzıl Ahmed Paşa da
3 Kasım’da Benefşe’den yola çıkıp 6 Kasım’da Girid’e çıktı. Kışı Hanya’da
geçirip, 25 Mayıs 1667’de Kandiye muhasarasını başlattı. Kandiye, yirmi altı ay
süren uzun ve şiddetli çarpışmalar sonunda, 5 Eylül 1669’da vire ile teslim oldu
ve Girid’in fethi tamamlandı (Bkz. Girid ve Seferleri).
1669-1670 kışını Girid’de geçiren ve
meydana gelen hasarların büyük bir bölümünün onarılmasına bizzat nezâret eden
Fâzıl Ahmed Paşa, üç buçuk yıl kaldığı adanın yönetimini vezir Ankebut Ahmed
Paşa’ya bırakarak 1670 Mayıs’ının ilk günlerinde Girid’den ayrıldı.
1669 yılı Haziran’ında Pâdişâh
Yenişehir yaylasında bulunduğu sırada bir elçi gönderip Leh kralı ve Tatar
hanından şikâyetle himaye edilmesini ve Avrupa tarafına olan seferde Osmanlı
ordusunda hizmetinin kabulünü istirham eden Ukrayna Kazakları Hatman’ı
Doreşenko’nun isteği kabul edilmiş ve kendisine bayrak, tuğ ve mehterhâne
gönderilmişti. Ancak Lehistan, Doreşenko üzerine saldırılarını yoğunlaştırarak
bir kaç palangasını zaptetti. Bunun üzerine Lehistan’a karşı harekete geçmeye
karar veren dördüncü Mehmed Han, Fâzıl Ahmed Paşa’yı da yanına alarak Edirne’den
yola çıktı. Birinci Lehistan seferi denilen bu sefer sırasında Podolya’nın
merkezi ve Lehistan’ın en müstahkem kalelerinden biri olan Kamaniçe, dokuz gün
süren kuşatmadan sonra alındı (27 Ağustos 1672). Düşmanda bu kalenin
kaybedilmesi şoku sürerken, Halep vâlisi Kaplan Paşa’yla Kırım hanı Selîm Giray
ve Doreşenko’nun komutasındaki birlikler, Lehistan’ın ünlü başkomutanı Jan
Sobieski’nin savunma hatlarını yarıp, Polonya içlerine girdiler ve irili ufaklı
bir çok kaleyi ele geçirdiler. Bunun üzerine Lehistan çok ağır şartlar altında
andlaşma imzalamak zorunda kaldı. 18 Ekim 1672’de Bucaş’da imzalanan bu
andlaşmayla, Podolya, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir eyâlet hâline getirildi.
Ukrayna, Osmanlı Devleti’ne bağlı Kazak Hatmanı Doreşenko’ya bırakıldı ve
Lehistan’ın Osmanlı Devleti’ne her yıl 220 bin duka altın ödemesi
kararlaştırıldı. Podolya, eyâlet olarak Osmanlı Devleti’ne bağlandığı için henüz
fethedilmemiş kale ve palangalar Lehistan tarafından terkedildi. Ancak muahede,
başta başkomutan Jan Sobieski olmak üzere Lehlilere çok ağır geldi ve Lehistan
diyet meclisi bu andlaşmayı tesdîk etmediği gibi, haracı göndermeyip, bâzı
kaleleri de teslim etmediler. Bunun üzerine 1673’de ikinci Lehistan seferine
çıkıldı. Lehistan ise, savaş hazırlıkları yapıyor ve Avusturya’dan yardım
alıyordu. Diğer taraftan Eflâk ve Boğdan voyvodaları Ghika ile Stefan, Osmanlı
Devleti’ne ihanet edip, Lehistan safına geçtiler. Jan Sobieski kumandasında bir
ordunun Hotin’i muhasara ettiği haberi ordugâha gelince, dördüncü M’ehmed Han,
Fâzıl Ahmed Paşa’yı serdâr tâyin ederek o tarafa gönderdi. Kendisi Babadağı
kışlağına döndü. Bu arada kale ve Turla köprüsü muhafazasına 30.000 kişilik bir
kuvvet ayırıp, Sarı Hüseyin Paşa komutasına verildi. Kaplan Mustafa Paşa da
12.000 kişilik bir kuvvetle Yaş’a gönderildiğinden, Türk ordusu bir kaç parçaya
bölünmüş oluyordu.
Turla nehrinin karşı yakasında
Hotin’i korumakla görevli Sarı Hüseyin Paşa, Jan Sobieski kumandasındaki 80.000
kişilik düşman ordusunun taarruzuna uğrayınca, kuvvetleri dağıldığından kale,
Lehliler tarafından zaptedildi (Kasım 1673). Bunun üzerine Kırım kuvvetleri de
yanında olduğu hâlde Hotin önüne gelen Fâzıl Ahmed Paşa, kaleyi kolayca ele
geçirdi.
Rusların Doreşenko’nun bâzı
kalelerini aldıkları haber alınması üzerine, Leh seferinden vazgeçilerek, Kazak
hatmanına yardım edilmek üzere, Osmanlı ordusu Ukrayna’ya girdi. Bâzı kale ve
palangalar alındı. Leh elçisi gelip Podolya ve Ukrayna’nın iadesi şartıyla
anlaşma istediyse de kabul edilmedi. Bu arada Fâzıl Ahmed Paşa’nın hastalanması
üzerine, 1675’de Lehistan serdârlığına İbrâhim Paşa tâyin edildi. Şişman İbrâhim
Paşa, kısasürede kırk sekiz kale ve palangayı fethedince, Lehistan tekrar
andlaşma istedi. 27 Ekim 1676’da Zorawno’da imzalanan andlaşma ile Podolya ve
Ukrayna Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.
Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa ise, 1676
Ekim ayında Pâdişâhla beraber Edirne’ye dönerken yolda hastalığı daha da arttı.
Kemerburgaz’daki Karabiber çiftliğinde bir süre dinlenmesi uygun görüldü. Ancak
2 Kasım’ı 3 Kasım’a bağlayan gece burada vefât etti. Cenazesi İstanbul’a
getirilerek babasının Dîvânyolu’ndaki türbesine defnedildi.
Zekî, bilgili, alçak gönüllü ve
hayırsever bir sadrâzam olan Fâzıl Ahmed Paşa, 15 yıl 4 ay süren vazifesi
boyunca; ilme ve ilim adamlarına kıymet verdi. Babasının Dîvânyolu’ndaki türbe
ve medresesinin yakınına bir kütüphâne kurarak kendi kitaplarını buraya
devretti. Kendisi çok zengin olmadığından, hayratı babasınınkiyle
kıyaslanamayacak kadar azdır. Uyvar, Kamaniçe ve Kandiye’de birer câmisi ve
İzmir’de inşâatı, sonradan tamamlanan kargir bir hanı vardır.
Köprülü Fâzıl Mustafa Paşa
Köprülü Mehmed Paşa’nın küçük oğlu,
Fâzıl Ahmed Paşa’nın kardeşi. 1637’de Vezirköprü’de doğdu. Ağabeyi Fâzıl Ahmed
Paşa gibi iyi bir medrese tahsili görüp, ilmiye sınıfına girdi. Yetişme çağında
genellikle ağabeyi Fâzıl Ahmed Paşa’nın yanında bulunup bir takım savaşları
gördü, tecrübe edindi. Yönetici olarak yetiştirildi. 1680’de eniştesi,
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın tavsiyesi üzerine yedinci vezir oldu.
1676’da altıncı vezirlik, ikinci
Viyana kuşatması sırasında Edirne’de sadâret kaymakamlığı, sonra Silistre
beylerbeyliği ve serdârlığı yaptı. 1684’de kubbe veziri olarak İstanbul’a geldi.
Bir kaç ay sonra üçüncü vezirlik, sonra Çanakkale ve Sakız muhafızlığı yaptı.
Abaza Siyâvuş Paşa’nın sadrâzamlığında sadâret kaymakamlığına tâyin edildi.
Sultan İkinci Süleymân tahta geçince; Çanakkale, Hanya, Kandiye ve Sakız
muhafızlıklarında bulundu.
Viyana bozgununu tâkib eden
sıkıntılı günlerde, ikinci Süleymân Han, bu durumun altından kalkabilecek tek
komutanın Köprülü Fâzıl Mustafa Paşa olduğunu düşünerek, Sakız adası
muhafızlığından geniş yetkilerle sadârete getirdi.
Fâzıl Mustafa Paşa ilk iş olarak bir
adâletnâme neşretti ve bâzı vergileri kaldırdı ve âlimlerle müşavere ederek bâzı
evkafa ilhak edilmiş olan gelirleri yeni bir hukukî nizâma soktu. Yeniçeri
ocağını ele alıp ulufeye müstehak olmayanların isimlerini sildirdi, emekdârların
da ilerlemelerini ve haklarını gözden geçirdi. Yolsuz kazançlarla elde edilmiş
servetleri hazîneye alarak ordu ve devlet teşkilâtında mühim değişiklikler
yaptı.
Böylece hazîneyi güçlendirdi ve
gerekli hazırlıkları yaparak, 13 Temmuz 1690’da sefere çıktı. Fâzıl Mustafa
Paşa, 28 Eylül’de Niş’i, 9 Kasım’da da, sekiz günlük bir muhasaradan sonra,
Semendire’yi düşman elinden kurtardı. Belgrad muhasarasında şehîd olan Rumeli
beylerbeyi Arnavud Mustafa Paşa’nın cenaze namazını kıldırıp, kalenin tamir ve
tahkim edilmesine nezâret etti. Sonra yeni Palanga, Böğürdelen ve Tuna
üzerindeki adanın fetihlerini gerçekleştirdi. Bu sırada Kırım kuvvetleri Rusya
içlerini altüst ederken, Türk orduları da Vardar’dan Drava’ya kadar
Kış aylarını ordunun eksiklerinin
tamamlanması için İstanbul’da geçiren Fâzıl Mustafa Paşa, Erdel’i geri almak
için Haziran 1691’de Edirne’den ayrıldı. Filibe’de ikinci Süleymân Han’ın vefât
edip yerine ikinci Ahmed Han’ın geçtiğini ve sadâretinin devam ettiğini bildiren
fermanı aldı. Yoluna devamla 28 Haziran’da Sofya’ya gelen Fâzıl Mustafa Paşa’ya
burada Anadolu beylerbeyi Bekir Paşa’yla Macar kralı Tökeli İmre de
kuvvetleriyle katıldılar. Belgrad’a gelen Fâzıl Mustafa Paşa, Kırım kuvvetlerini
beklemeden yoluna devam ederek, orduyu Sava’nın karşı kıyısına geçirdi. Tuna’nın
sağ kıyısında bir köy olan Slankarnen’de Baden prensi Ludwig Wilhelm’in komuta
ettiği Avusturya kuvvetleriyle yapılan savaşta askeri harekete geçirmek için
kahramanca ileri atılıp düşmana saldırınca, alnından vurularak şehîd düştü.
Bütün aramalara rağmen nâşı bulunamadı. Sadrâzamın şehîd olması üzerine o âna
kadar düşmana büyük kayıplar verdirilmesine rağmen, savaş yenilgiyle sonuçlandı
ve ordu Belgrad’a çekildi.
Fâzıl Mustafa Paşa, sadârette iki
yıl kalmasına rağmen önemli işler başarmış, âlim, dindar, kâmil, âlicenâb vakur
ve âdil bir devlet adamı olarak kendini kabul ettirmişti. Hadîs ve lügat ilminde
söz sahibiydi.
Köprülü sülâlesinden Fâzıl Mustafa
Paşa’nın oğulları Nûmân, Abdullah ve Es’ad paşalar da çeşitli eyâletlerde
vâliliklerde bulunup, savaşlarda yararlıklar gösterdiler. Nûman Paşa’nın iki
aylık sadrâzamlığı da vardır.
Osmanlı Devleti’nin bir devresine
damgasını vuran Köprülüler’in ilki olan Mehmed Paşa, sessiz ve gösterişsiz bir
şekilde göreve gelip idaredeki boşluğu doldurmuş, aldığı sert tedbirlerle
devleti içine düştüğü kötü durumdan kurtarmış, Anadolu’daki eşkıyalık ve
haydutluk ruhunu yok ederek celâlî isyânına son vermiştir. Dördüncü Murâd Han’ın
vefâtından sonra her bakımdan bozulan idareyi derleyip toparlamış iç ve dış
düşmanları sindirmiş, devlet otoritesini ve itibârını yeniden te’sis etmiştir.
Kendinden önce sadâret makamına gelen bir çok meşhur askerin yapamadığını yapan
Köprülü Mehmed Paşa, devleti eski ihtişamlı vaziyetine getirmiştir.
Bundan sonra vasiyeti üzerine
sadârete getirilen Fâzıl Ahmed Paşa ise, etrafına güven veren, vakar sahibi bir
devlet adamı idi. Babasından sonra on beş yıl sadârette kalarak, Osmanlı
Devleti’ne Kânûnî Sultan Süleymân devrindeki gibi huzurlu bir devre yaşattı.
Fâzıl Mustafa Paşa’nın Slankamen meydan muhârebesinde şehîd düşmesi ile devletin
bu ihtişamlı dönemi sona erdi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Kâmûs-ul-a lâm; cild-5, sh.
3907
2) Köprülüler Ailesi (A.
Refik)
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-10, sh.
285
4) Mufassal Osmanlı Târihi; cild-4, sh.
2067
5) Hadîkat-ül-vüzerâ; sh. 104,
116
6) Osmanlı Târihi; cild-3/1,
3/2
7) Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye;
cild-1, sh. 286
8) Nâimâ Târihi; cild-6, sh. 3
v.d.
Yorumlar
Yorum Gönder