KEMÂL PAŞAZÂDE
(ö. 940/1534)
Osmanlı şeyhülislâmı ve tarihçisi.Kemalpaşazâde’yi tasvir eden bir minyatür (Âşık Çelebi, Tezkire, Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Tarih, nr. 772, vr. 53a’dan detay)Osmanlı âlimlerinin en
meşhurlarından. İsmi, Ahmed bin Süleymân bin Kemâl Paşa’dır. Lakabı
Şemseddîn’dir. Dedesi Kemâl Paşa’ya izafeten İbn-i Kemâl ve Kemâl Paşazade
isimleriyle tanınmıştır. 1468 (H. 873)’de doğdu. 1534 (H. 940)’da İstanbul’da
vefât etti. İstanbul’da Edirnekapı kabristanındadır.
Bir ümerâ ailesine mensub bulunan
İbn-i Kemâl Paşa, ailesinin nezâretinde iyi bir tahsîl görmekle beraber,
zamanının geleneği îcâbı, önce askerî sınıfa girdi ve sipahi olarak ikinci
Bâyezîd Hân’ın seferlerine iştirak etti. Daha sonra ilmiye sınıfına geçti.
İbn-i Kemâl Paşa, Molla Lütfî,
Kestelli ismiyle meşhur Muslihuddîn Mustafa Efendi, Hâtibzâde Muhyiddîn Mehmed
Efendi ve Muarrifzâde Sinânüddîn gibi zamanın meşhur âlimlerinden ilim öğrenip,
icazet (diploma) aldı. Tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerinde derin âlim olarak
yetişti. Edirne’de Taşlık adıyla tanınan Ali Bey’in medresesine müderris olarak
tâyin edildi. Burada müderris iken, pâdişâhın emri ile Tevârih-i Âl-i
Osman adlı târihini yazdı.
Kemalpaşazâde’nin açık türbesinin 1959 yılında çekilen fotoğrafı (Ayverdi, s. 28)
Daha sonra Üsküp’de İshak Paşa,
Edirne’de; Halebiye, Edirne Üç Şerefeli, İstanbul’da Sahn-ı semân medreselerinde
ve Sultan Bâyezîd Medresesi’nde müderrislik yaptı. Çok âlim yetiştirdi. Bu
vazifelerinden sonra Rumeli kazaskeri, peşinden de Anadolu kazaskeri oldu.
1527’de ise şeyhülislâmlığa tâyin edildi. Sekiz sene bu vazifede bulundu.
On altıncı asrın ilk yarısında,
Osmanlı kültürünün en büyük mümessili olarak görülen İbn-i Kemâl Paşa, bütün
vaktini ilme veren âlimlerdendir. İlmi ile büyük bir şöhret kazandı ve
zamanındaki pek çok âlim, bâzı mes’elelerde ona başvurur oldu. Bir kısım ulemâ
da yazdığı eserleri tashih (kontrol) maksadıyla ona gönderirlerdi. Ahlâkı güzel,
edebi mükemmel, zekâsı ve aklı kuvvetli, ifâdesi açık ve vecîz olup, iki dünyâ
faydalarını bilen ve bildiren, pek nâdir simalardan biri idi. Cinnilere de fetva
verirdi. Bunun için Müftiy-üs-sekaleyn (insanların ve cinnîlerin müftîsi)
adı ile meşhur oldu. Büyük bir âlim olduğu gibi, güçlü bir târihçi, değerli bir
edîb, kuvvetli bir şâir idi. Tasavvufta da ileri derece sahibi idi. Büyük
velîlerin teveccühünü kazanmıştı. Kânûnî sultan Süleymân Han zamanında, Zenbilli
Ali Efendi’den sonra Osmanlıların dokuzuncu şeyhülislâmı oldu. Bu makamda
bulunduğu sürede, dâhilî ve haricî, din ve mezheb düşmanlarına karşı, ilmi ve
yazdığı kitaplarıyla mücâdele etti. İbn-i Kemâl Paşa, Eshâb-ı kiram düşmanlığı
propagandasının te’siriyle Doğu Anadulu’da yer yer büyümeye başlayan fitneye
karşı, ehl-i sünnet itikadını bütün gayreti ile müdâfaa etmiş, yazdığı
risalelerle Yavuz Sultan Selim ve Kânûnî Sultan Süleymân Han’ı Safevî’lere karşı
mücâdeleye teşvik ettiği gibi, Kânûnî’nin Şâh Tahmasb’a gönderdiği mektupları da
bizzat kaleme almıştır.
Kefevî, İbn-i Kemâl Paşa için; “Bâzı
rivayetleri bâzılarına tercih edebilmesi bakımından, mezhebde (Hanefî
mezhebinde) tercih sahibidir” demektedir. Bâzı ulemâ da onun için; “Mısır’da
İmâm-ı Süyûtî ne ise, İstanbul’da ve diğer beldelerde de İbn-i Kemâl Paşa odur.
Her İkisi de asrının süsüdür” demişlerdir.
İbn-i Kemâl Paşa, ekserisi muhtelif
risaleler olmak üzere, üç yüz civarında eser yazdı. Bu eserlerinden çoğu yazma
olup, 36 tanesi Ahmed Cevdet Paşa tarafından yayınlandı. Fetvaları; usûl
ilminde, Ta’yîr-üt-tenkîh; kelâm ilminde, Risale-i
mümeyyize; akâid ve fıkıhda, Müerric-ül-kulûb, Telvih haşiyesi,
Risâle-i münîre, Hidâye şerhi gibi eserleri vardır.
Kemalpaşazâde’nin bir fetvası (İlmiyye Salnâmesi, s. 350)
İslâmî ilimlerden başka dil ilmi ile
de uğraşan Kemâl Paşazade Arapça’yı esas alarak Galatât
adlı bir eser yazmıştır. Dîvân şiirinin bu asırda önde gelen şâiri
olup, Dîvân’ı ile Yûsufu Züleyhâ
Mesnevîsi meşhurdur. Fakat daha ziyâde ağır bir dille yazdığı Tevârih-i Âl-i
Osman adlı eseri ile tanınmıştır. Şâir olarak şiirlerinde mahlas
kullanmamıştır. Bu îtibârla dîvânına başka şâirlerin şiirleri de karışmıştır.
İbn-i Kemâl Paşa’nın şiirlerinden
bâzıları şunlardır:
Kısmetindir
gezdiren yer yer seni,Arşa çıksan, akıbet yer yer seni.
Eline nefsinin
verip kazma,Yoluna kimsenin kuyu kazma.
Her ki gayrın
yolunda kazdı kuyu,Kendi düştü kuyuya yüzü koyu.
Nâ-ehil olur
muârız-ı ehl,Her Ahmed’e bulunur Ebû Cehl.
Göz yum cihândan,
aç gözünü kendi hâline,Sen göz yumup açınca, bu dünyâ gelir gider.
Ölümden kurtuluş
yokdur cihânda,O derdi çekmez olmaz üns-ü-canda.
Kişinin ömri çünkim
âhır ola,Yeg oldur kim gazâ yolunda öle.
Tiz olma teemmül
kılHer hâle tahammül kılAllah’a tevekkül kılTedbiri bozar takdir.
Osmanlı âlimlerinin en
meşhurlarından. İsmi, Ahmed bin Süleymân bin Kemâl Paşa’dır. Lakabı
Şemseddîn’dir. Dedesi Kemâl Paşa’ya izafeten İbn-i Kemâl ve Kemâl Paşazade
isimleriyle tanınmıştır. 1468 (H. 873)’de doğdu. 1534 (H. 940)’da İstanbul’da
vefât etti. İstanbul’da Edirnekapı kabristanındadır.
Bir ümerâ ailesine mensub bulunan
İbn-i Kemâl Paşa, ailesinin nezâretinde iyi bir tahsîl görmekle beraber,
zamanının geleneği îcâbı, önce askerî sınıfa girdi ve sipahi olarak ikinci
Bâyezîd Hân’ın seferlerine iştirak etti. Daha sonra ilmiye sınıfına geçti.
İbn-i Kemâl Paşa, Molla Lütfî,
Kestelli ismiyle meşhur Muslihuddîn Mustafa Efendi, Hâtibzâde Muhyiddîn Mehmed
Efendi ve Muarrifzâde Sinânüddîn gibi zamanın meşhur âlimlerinden ilim öğrenip,
icazet (diploma) aldı. Tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerinde derin âlim olarak
yetişti. Edirne’de Taşlık adıyla tanınan Ali Bey’in medresesine müderris olarak
tâyin edildi. Burada müderris iken, pâdişâhın emri ile Tevârih-i Âl-i
Osman adlı târihini yazdı.
Daha sonra Üsküp’de İshak Paşa,
Edirne’de; Halebiye, Edirne Üç Şerefeli, İstanbul’da Sahn-ı semân medreselerinde
ve Sultan Bâyezîd Medresesi’nde müderrislik yaptı. Çok âlim yetiştirdi. Bu
vazifelerinden sonra Rumeli kazaskeri, peşinden de Anadolu kazaskeri oldu.
1527’de ise şeyhülislâmlığa tâyin edildi. Sekiz sene bu vazifede bulundu.
On altıncı asrın ilk yarısında,
Osmanlı kültürünün en büyük mümessili olarak görülen İbn-i Kemâl Paşa, bütün
vaktini ilme veren âlimlerdendir. İlmi ile büyük bir şöhret kazandı ve
zamanındaki pek çok âlim, bâzı mes’elelerde ona başvurur oldu. Bir kısım ulemâ
da yazdığı eserleri tashih (kontrol) maksadıyla ona gönderirlerdi. Ahlâkı güzel,
edebi mükemmel, zekâsı ve aklı kuvvetli, ifâdesi açık ve vecîz olup, iki dünyâ
faydalarını bilen ve bildiren, pek nâdir simalardan biri idi. Cinnilere de fetva
verirdi. Bunun için Müftiy-üs-sekaleyn (insanların ve cinnîlerin müftîsi)
adı ile meşhur oldu. Büyük bir âlim olduğu gibi, güçlü bir târihçi, değerli bir
edîb, kuvvetli bir şâir idi. Tasavvufta da ileri derece sahibi idi. Büyük
velîlerin teveccühünü kazanmıştı. Kânûnî sultan Süleymân Han zamanında, Zenbilli
Ali Efendi’den sonra Osmanlıların dokuzuncu şeyhülislâmı oldu. Bu makamda
bulunduğu sürede, dâhilî ve haricî, din ve mezheb düşmanlarına karşı, ilmi ve
yazdığı kitaplarıyla mücâdele etti. İbn-i Kemâl Paşa, Eshâb-ı kiram düşmanlığı
propagandasının te’siriyle Doğu Anadulu’da yer yer büyümeye başlayan fitneye
karşı, ehl-i sünnet itikadını bütün gayreti ile müdâfaa etmiş, yazdığı
risalelerle Yavuz Sultan Selim ve Kânûnî Sultan Süleymân Han’ı Safevî’lere karşı
mücâdeleye teşvik ettiği gibi, Kânûnî’nin Şâh Tahmasb’a gönderdiği mektupları da
bizzat kaleme almıştır.
Kefevî, İbn-i Kemâl Paşa için; “Bâzı
rivayetleri bâzılarına tercih edebilmesi bakımından, mezhebde (Hanefî
mezhebinde) tercih sahibidir” demektedir. Bâzı ulemâ da onun için; “Mısır’da
İmâm-ı Süyûtî ne ise, İstanbul’da ve diğer beldelerde de İbn-i Kemâl Paşa odur.
Her İkisi de asrının süsüdür” demişlerdir.
İbn-i Kemâl Paşa, ekserisi muhtelif
risaleler olmak üzere, üç yüz civarında eser yazdı. Bu eserlerinden çoğu yazma
olup, 36 tanesi Ahmed Cevdet Paşa tarafından yayınlandı. Fetvaları; usûl
ilminde, Ta’yîr-üt-tenkîh; kelâm ilminde, Risale-i
mümeyyize; akâid ve fıkıhda, Müerric-ül-kulûb, Telvih haşiyesi,
Risâle-i münîre, Hidâye şerhi gibi eserleri vardır.
İslâmî ilimlerden başka dil ilmi ile
de uğraşan Kemâl Paşazade Arapça’yı esas alarak Galatât
adlı bir eser yazmıştır. Dîvân şiirinin bu asırda önde gelen şâiri
olup, Dîvân’ı ile Yûsufu Züleyhâ
Mesnevîsi meşhurdur. Fakat daha ziyâde ağır bir dille yazdığı Tevârih-i Âl-i
Osman adlı eseri ile tanınmıştır. Şâir olarak şiirlerinde mahlas
kullanmamıştır. Bu îtibârla dîvânına başka şâirlerin şiirleri de karışmıştır.
İbn-i Kemâl Paşa’nın şiirlerinden
bâzıları şunlardır:
KAFTANIMA SÜS OLSUN
Mısır seferinde İbn-i Kemâl Paşa,
Anadolu kazaskeri olarak pâdişâh Yavuz Sultan Selim Han’ın yanında bulunuyordu.
Bu yolculukları sırasında sohbet ederek yol alırken, bir ara İbn-i Kemâl
Paşa’nın atının ayağından sıçrayan çamurlar, Yavuz Sultan Selîm Han’ın kaftanına
sıçradı. Pâdişâh’ın kaftanına çamur sıçrayınca, İbn-i Kemâl Paşa mahcûb olup,
atını geriye çekerek özür dileyince; Yavuz Sultan Selîm Han’ın ona dönerek;
“Üzülmeyiniz, âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için süstür.
Vasiyyet ediyorum, bu çamurlu kaftanım, ben vefât ettikten sonra kabrimin
üzerine örtülsün” dedi. Bu vasiyyeti yerine getirildi.
Mısır seferinde İbn-i Kemâl Paşa,
Anadolu kazaskeri olarak pâdişâh Yavuz Sultan Selim Han’ın yanında bulunuyordu.
Bu yolculukları sırasında sohbet ederek yol alırken, bir ara İbn-i Kemâl
Paşa’nın atının ayağından sıçrayan çamurlar, Yavuz Sultan Selîm Han’ın kaftanına
sıçradı. Pâdişâh’ın kaftanına çamur sıçrayınca, İbn-i Kemâl Paşa mahcûb olup,
atını geriye çekerek özür dileyince; Yavuz Sultan Selîm Han’ın ona dönerek;
“Üzülmeyiniz, âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için süstür.
Vasiyyet ediyorum, bu çamurlu kaftanım, ben vefât ettikten sonra kabrimin
üzerine örtülsün” dedi. Bu vasiyyeti yerine getirildi.
İLMİN KIYMETİ!..
İbn-i Kemâl Paşa, ilimde yetişmesini
bizzat, kendisi şöyle anlatır: “Sultan İkinci Bâyezîd Han ile bir sefere
çıkmıştık. O zaman vezir, Halil Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa idi. Şanlı, değerli
bir vezir idi. Ahmed ibni Evrenos adında bir de kumandan vardı. Kumandanlardan
hiç biri onun önüne geçemez, bir mecliste ondan ileri oturamazdı. Ben ise
vezirin ve bu kumandanın huzûrunda ayakta, esas vaziyette dururdum. Bir
defâsında, eski elbiseler giyinmiş bir âlim geldi. Bu kumandanlardan da yüksek
yerde oturdu ve kimse ona mâni olmadı. Buna hayret ettim. Arkadaşlarımdan
birine, kumandandan da yüksek yere oturan bu zâtın kim olduğunu sordum. “Filibe
Medresesi müderrisi, âlim bir zâttır. İsmi Molla Lütfî’dir” dedi. “Ne kadar maaş
alır” dedim. “Otuz dirhem” dedi. “Makâmı bu kadar yüksek olan bu kumandanlardan
yukarı nasıl oturur?” dedim. “Âlimler, ilimlerinden dolayı tâzim ve takdîr
olunur, hürmet görürler. Geri bırakılırsa, bu kumandan ve vezir buna razı
olmazlar” dedi. Düşündüm; “Ben bu kumandan derecesine çıkamam, ama çalışır
gayret edersem, şu âlim gibi olurum” dedim ve ilim tahsil etmeye niyet ettim.
Sefer dönüşü, o meşhur âlim Molla Lütfî’nin huzuruna gittim. Sonra Edirne’deki
Dârülhadîs müderrisliği bu zâta verildi. Ondan Metali Şerhi’nin haşiyelerini
(açıklama ve ilâvelerini) okudum.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyik-ı
nu’mâniyye Tercümesi; sh. 381
2) Mu’cem-ül-müellifin; cild-1, sh.
238
3) Fevâid-ül-behiyye; sh.
21
4) Şezerât-üz-zeheb; cild-8, sh.
238
5) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-5, sh.
3885
6) Devhat-ül-meşâyıh; sh.
16
7)Tâc-üt-tevârîh; cild-2, sh.
585
8) Meşâhir-ül-İslâm; cild-4, sh.
1550
9) Sicilli Osmanî; cild-1, sh.
197
10)
Hadîkat-ül-cevâmî; cild-1, sh. 180
11) Tam İlmihâl
Seâdet-i Ebediyye; sh. 981
12) Rehber
Ansiklopedisi; cild-8, sh. 31
13)
Esmâ-ül-müellıfin; cild-1, sh. 180
14) Seyahatname
(Evliya Çelebi); cild-1, sh. 345
15) Şuarâ
Tezkireleri
16) İslâm Âlimleri
Ansiklopedisi; cild-13. sh. 219
17) Türk
Klasikleri; cild-3. sh. 264
18) XIII - XVI.
Asır, Anadolu Sahasında Dil Yadigârlarının Yazılış Sebebleri (Kemal
Yavuz)
İbn-i Kemâl Paşa, ilimde yetişmesini
bizzat, kendisi şöyle anlatır: “Sultan İkinci Bâyezîd Han ile bir sefere
çıkmıştık. O zaman vezir, Halil Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa idi. Şanlı, değerli
bir vezir idi. Ahmed ibni Evrenos adında bir de kumandan vardı. Kumandanlardan
hiç biri onun önüne geçemez, bir mecliste ondan ileri oturamazdı. Ben ise
vezirin ve bu kumandanın huzûrunda ayakta, esas vaziyette dururdum. Bir
defâsında, eski elbiseler giyinmiş bir âlim geldi. Bu kumandanlardan da yüksek
yerde oturdu ve kimse ona mâni olmadı. Buna hayret ettim. Arkadaşlarımdan
birine, kumandandan da yüksek yere oturan bu zâtın kim olduğunu sordum. “Filibe
Medresesi müderrisi, âlim bir zâttır. İsmi Molla Lütfî’dir” dedi. “Ne kadar maaş
alır” dedim. “Otuz dirhem” dedi. “Makâmı bu kadar yüksek olan bu kumandanlardan
yukarı nasıl oturur?” dedim. “Âlimler, ilimlerinden dolayı tâzim ve takdîr
olunur, hürmet görürler. Geri bırakılırsa, bu kumandan ve vezir buna razı
olmazlar” dedi. Düşündüm; “Ben bu kumandan derecesine çıkamam, ama çalışır
gayret edersem, şu âlim gibi olurum” dedim ve ilim tahsil etmeye niyet ettim.
Sefer dönüşü, o meşhur âlim Molla Lütfî’nin huzuruna gittim. Sonra Edirne’deki
Dârülhadîs müderrisliği bu zâta verildi. Ondan Metali Şerhi’nin haşiyelerini
(açıklama ve ilâvelerini) okudum.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyik-ı
nu’mâniyye Tercümesi; sh. 381
2) Mu’cem-ül-müellifin; cild-1, sh.
238
3) Fevâid-ül-behiyye; sh.
21
4) Şezerât-üz-zeheb; cild-8, sh.
238
5) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-5, sh.
3885
6) Devhat-ül-meşâyıh; sh.
16
7)Tâc-üt-tevârîh; cild-2, sh.
585
8) Meşâhir-ül-İslâm; cild-4, sh.
1550
9) Sicilli Osmanî; cild-1, sh.
197
10)
Hadîkat-ül-cevâmî; cild-1, sh. 180
11) Tam İlmihâl
Seâdet-i Ebediyye; sh. 981
12) Rehber
Ansiklopedisi; cild-8, sh. 31
13)
Esmâ-ül-müellıfin; cild-1, sh. 180
14) Seyahatname
(Evliya Çelebi); cild-1, sh. 345
15) Şuarâ
Tezkireleri
16) İslâm Âlimleri
Ansiklopedisi; cild-13. sh. 219
17) Türk
Klasikleri; cild-3. sh. 264
18) XIII - XVI.
Asır, Anadolu Sahasında Dil Yadigârlarının Yazılış Sebebleri (Kemal
Yavuz)



Yorumlar
Yorum Gönder