KÂTİB ÇELEBİ
(ö. 1067/1657)
XVII. yüzyıl Türk ilim dünyasının müsbet düşünceyi temsil eden büyük siması ve çeşitli konulara dair pek çok eserin müellifi.Târih, coğrafya, bibliyoğrafya ve
biyoğrafya ile meşgul olmuş meşhur bir âlim.
Asıl adı Mustafa olup, 1608 (H.
1017)’de İstanbul’da doğdu. Babasının adı Abdullah’dır. Babası, Osmanlı devlet
ve siyâset adamlarının yetiştirildiği Enderûn mektebinde tahsîl görerek yetişmiş
bir askerdir. Mustafa bin Abdullah, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulemâ ve
halk arasında Kâtip Çelebi diye tanındı. Hacca gittiği ve başmuhâsebeci ikinci
halîfesi olduğu için Hacı Halîfe ismiyle meşhur oldu. Babası dindar bir zât
olduğu için beş-altı yaşlarında onu ilme teşvik etti. O da imâm Îsâ Halîfe-i
el-Kırımî’den Kur’ân-ı kerîm ve tecvîd dersleri almaya başladı. On dört yaşına
kadar çeşitli hocalarından din ilimleri tahsîl etti.
On dört yaşında Anadolu muhasebesi
kalemine kâtip oldu. Oradaki halîfelerin birinden hesap kaidelerini ve siyâkat
yazısını öğrendi. 1624 yılında babasıyla birlikte Tercan, bir sene sonra da
Bağdâd seferine çıktı. Dönüşte Musul’a geldiklerinde babası; bir ay sonra da
Nusaybin civarında amcası vefât etti. Bir müddet Diyarbakır’da kaldı. Babasının
yakın arkadaşlarından birisi kendisini süvari mukabelesine tâyin etti.
1627-1628’de Erzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve yaklaşık
iki sene, Bağdâd seferine katılana kadar, Kâdızâde’nin derslerine devam etti.
1630 Bağdâd kuşatmasında toprak dolu tulumlarla yapılmış siperler arasında
ordunun defterini tuttu. Seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’nin
derslerine devam etti. Kendisinden tefsir, İhyâ-ül-ulûm,
Şerh-i Mevâkıf, Târîkat-ı Muhammediyye okudu. 1633-1635 Halep
seferinde hacca gitme fırsatı buldu. Dönüşte bir kış Diyarbakır’da kalıp oradaki
âlimlerle görüştü. 1635 senesinde sultan dördüncü Murâd Han ile Revan seferine
katıldı. On sene kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a döndü ve
kendisini tamamen ilme verdi.
İlme verdiği ehemmiyetten dolayı
eline geçen bir defa küçük, bir defa da büyük mîrâsın büyük bir kısmını kitaba
verdi. Kendisi tamamen ilimle uğraştığı için sultan dördüncü Murâd Han’ın Bağdâd
seferine katılamadı. A’rec Mustafa Efendi, Ayasofya dersiamı Abdullah Efendi,
Süleymâniye dersiamı Mehmed Efendi’den ders aldı ve A’rec Mustafa Efendi’yi
kendisine üstâd edindi. Bir taraftan kendisi öğrenirken, diğer yandan bir çok
talebeye ders verdi.
1645’de Girid seferi münâsebetiyle
haritaların nasıl yapıldığını, tedkîk etti ve bu konuyla ilgili yazılan
eserlerde çizilen haritaları gördü. Bu arada memuriyetten ayrıldı ve üç yıl
vazife almadı. Bu üç yıl içinde bâzı talebelerine çeşitli konularda dersler
verdi. Yine bu zaman içinde âni olarak hastalandığı için tedâvî çârelerini
aramak maksadıyla tıb kitabları okudu. Kalbini kötülüklerden temizlemek, manevî
sağlığa kavuşmak için de Esmâ ve Havâs kitaplarını okudu. Din âlimlerine
olan aşırı sevgisi sebebiyle devamlı onlarla beraber olmaya çalışırdı. 1648
yılında tekrar me’mûriyete girdiğinde şeyhülislâm Abdürrahîm Efendi’nin en yakın
arkadaşlarından oldu ve pek çok eserini bu yıllarda yazdı.
Kâtib Çelebi 1657 senesinde vefât
etti. Kabri, Vefâ’dan Unkapanı’ndaki Mahmudiye (Unkapanı) köprüsüne inen büyük
caddenin sağ kenarındadır.
Dindar bir zât olup huşu içinde,
şartlarına uygun yapılacak duâların kabul olacağına ve Kur’ân-ı kerîmin şifâ
vereceğine olan inancını sık sık zikrederdi.
Kâtib Çelebi çalışkan, iyi huylu,
vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinir. Arabî, Fârisî yanında
Latince’yi de bilirdi. Osmanlı Devleti’nde batı ilmiyle en fazla ilgilenen, doğu
ilmiyle mukayesesini ve sentezini yapan ilk Türk ilim adamlarından biridir.
Yazdığı yirmiyi aşkın eseriyle
sâdece Türk dünyâsına değil bütün dünyâya seslenmişti. Çalışmalarının genişliği
ve derinliğiyle döneminin en mühim ilim adamlarından sayılmıştır. Özellikle
bibliyografya ve biyografyaya âid eserlerini hazırlarken fiş kullanarak ilmî bir
usûlle çalışmıştır. Târih kitaplarında daha çok hâdiselerin özünü ve hakîkatini
anlatmaya çalışmış, üslûb ve edebiyat yönüne fazla ağırlık vermemiştir.
Fikirlerini, düşüncelerini çeşitli san’atlarla süsleyerek anlatmak yerine kısa,
öz ve açık yazmıştır.
Eserleri: 1-
Keşf-üz-Zünûn an Esâmi-il-Kütüb vel-Fünûn: Arabî, çok kıymetli eseridir. On beş
bine yakın kitap ve on bine yakın müellifi tanıtan büyük bir bibliyografya
ansiklopedisi mahiyetindedir. Mısır’da, Almanya’da, İstanbul’da basıldı.
Latince’ye de tercüme ve tâb edildi.
2-
Cihânnümâ: En
eski coğrafya kitabımızdır. Haritalarıyla birlikte İbrâhim Müteferrika
matbaasında basılmıştır. Daha sonra yazılacak coğrafya kitablarımıza kaynak
teşkil edebilecek bu eser, Avrupa dillerinde tercüme edilmiştir.
3-
Tuhfet-ül-Kibar fî Esfâr-il-Bihâr: Denizcilik târihi bakımından mühim
bir eserdir. Osmanlı Devleti zamanındaki deniz savaşlarından bahseder.
4-
Takvîm-üt-Tevârîh: Adem aleyhisselâmdan 1648 târihine
kadar geçen vak’aların kronolojik açıklamasını ihtiva eder. Arabî ve Fârisî
dilde basılmıştır.
5-
Fezleket-üt-Tevârîh: Bir mukaddime, üç usûl ve bir
sonsözden ibaret olan bu eser, varlıkların başlangıcı, peygamberlerin ve
hükümdarların târihi diye hülâsa edilebilecek bir târih kitabıdır.
6-
Fezleke:
Fezleket-üt Tevârih’in devamı niteliğindedir. 1591’den 1654 târihine kadar vuku
bulan olayları anlatır. 1879’da iki cild olarak basılmıştır.
7-
Kanunnâme, 8- Târîh-i Firengî Tercümesi, 9- Târih-i Kostantiniyye ve Kayâsire,
10- İrşâd-ül-Hayâfâ ilâ Târîh-ul Yunan ver-Rûm, 11- Süllem-ül-Vusul ilâ
Tabakât-ü Fuhûl, 12- İhlâm-ül-Mukaddes, 13- Tuhfet-ül-Ahfârfil-Hikem ve’l-emsâl
ve’l-Eş’âr, 14- Dürer-i Müntesira vel-Gurer-i Müntesira, 15- Düstûr-ül-Amel fî
Islâhil-Hâlâl, 16- Beydâvî Tefsiri şerhi, 17- Hüsn-ül-Hidâye, 18- Resm-ür-Recm
bis-Sim ve’l-cîm, 19- Câmi-ul-mütûn min Cüll-il-Fünûn, 20- Mîzân-ül-Hak fî
ihtiyâr-il-ehak.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh.
1028
2) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-12, sh.
262
3) Keşfüz-zünûn
mukaddimesi
4) El-alâm; cild-7 sh.
236
5) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-7, sh.
3806
6) Brockelmann sup-2, sh.
635
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-9, sh.
351
8) Osmanlı Müellifleri
9) Kâtib Çelebi (Kültür Bakanlığı.
Yayını-1988)
10) İslâm Âlimleri
Ansiklopedisi; cild-16, sh. 21
Târih, coğrafya, bibliyoğrafya ve
biyoğrafya ile meşgul olmuş meşhur bir âlim.
Asıl adı Mustafa olup, 1608 (H.
1017)’de İstanbul’da doğdu. Babasının adı Abdullah’dır. Babası, Osmanlı devlet
ve siyâset adamlarının yetiştirildiği Enderûn mektebinde tahsîl görerek yetişmiş
bir askerdir. Mustafa bin Abdullah, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulemâ ve
halk arasında Kâtip Çelebi diye tanındı. Hacca gittiği ve başmuhâsebeci ikinci
halîfesi olduğu için Hacı Halîfe ismiyle meşhur oldu. Babası dindar bir zât
olduğu için beş-altı yaşlarında onu ilme teşvik etti. O da imâm Îsâ Halîfe-i
el-Kırımî’den Kur’ân-ı kerîm ve tecvîd dersleri almaya başladı. On dört yaşına
kadar çeşitli hocalarından din ilimleri tahsîl etti.
On dört yaşında Anadolu muhasebesi
kalemine kâtip oldu. Oradaki halîfelerin birinden hesap kaidelerini ve siyâkat
yazısını öğrendi. 1624 yılında babasıyla birlikte Tercan, bir sene sonra da
Bağdâd seferine çıktı. Dönüşte Musul’a geldiklerinde babası; bir ay sonra da
Nusaybin civarında amcası vefât etti. Bir müddet Diyarbakır’da kaldı. Babasının
yakın arkadaşlarından birisi kendisini süvari mukabelesine tâyin etti.
1627-1628’de Erzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve yaklaşık
iki sene, Bağdâd seferine katılana kadar, Kâdızâde’nin derslerine devam etti.
1630 Bağdâd kuşatmasında toprak dolu tulumlarla yapılmış siperler arasında
ordunun defterini tuttu. Seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’nin
derslerine devam etti. Kendisinden tefsir, İhyâ-ül-ulûm,
Şerh-i Mevâkıf, Târîkat-ı Muhammediyye okudu. 1633-1635 Halep
seferinde hacca gitme fırsatı buldu. Dönüşte bir kış Diyarbakır’da kalıp oradaki
âlimlerle görüştü. 1635 senesinde sultan dördüncü Murâd Han ile Revan seferine
katıldı. On sene kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a döndü ve
kendisini tamamen ilme verdi.
İlme verdiği ehemmiyetten dolayı
eline geçen bir defa küçük, bir defa da büyük mîrâsın büyük bir kısmını kitaba
verdi. Kendisi tamamen ilimle uğraştığı için sultan dördüncü Murâd Han’ın Bağdâd
seferine katılamadı. A’rec Mustafa Efendi, Ayasofya dersiamı Abdullah Efendi,
Süleymâniye dersiamı Mehmed Efendi’den ders aldı ve A’rec Mustafa Efendi’yi
kendisine üstâd edindi. Bir taraftan kendisi öğrenirken, diğer yandan bir çok
talebeye ders verdi.
1645’de Girid seferi münâsebetiyle
haritaların nasıl yapıldığını, tedkîk etti ve bu konuyla ilgili yazılan
eserlerde çizilen haritaları gördü. Bu arada memuriyetten ayrıldı ve üç yıl
vazife almadı. Bu üç yıl içinde bâzı talebelerine çeşitli konularda dersler
verdi. Yine bu zaman içinde âni olarak hastalandığı için tedâvî çârelerini
aramak maksadıyla tıb kitabları okudu. Kalbini kötülüklerden temizlemek, manevî
sağlığa kavuşmak için de Esmâ ve Havâs kitaplarını okudu. Din âlimlerine
olan aşırı sevgisi sebebiyle devamlı onlarla beraber olmaya çalışırdı. 1648
yılında tekrar me’mûriyete girdiğinde şeyhülislâm Abdürrahîm Efendi’nin en yakın
arkadaşlarından oldu ve pek çok eserini bu yıllarda yazdı.
Kâtib Çelebi 1657 senesinde vefât
etti. Kabri, Vefâ’dan Unkapanı’ndaki Mahmudiye (Unkapanı) köprüsüne inen büyük
caddenin sağ kenarındadır.
Dindar bir zât olup huşu içinde,
şartlarına uygun yapılacak duâların kabul olacağına ve Kur’ân-ı kerîmin şifâ
vereceğine olan inancını sık sık zikrederdi.
Kâtib Çelebi çalışkan, iyi huylu,
vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinir. Arabî, Fârisî yanında
Latince’yi de bilirdi. Osmanlı Devleti’nde batı ilmiyle en fazla ilgilenen, doğu
ilmiyle mukayesesini ve sentezini yapan ilk Türk ilim adamlarından biridir.
Yazdığı yirmiyi aşkın eseriyle
sâdece Türk dünyâsına değil bütün dünyâya seslenmişti. Çalışmalarının genişliği
ve derinliğiyle döneminin en mühim ilim adamlarından sayılmıştır. Özellikle
bibliyografya ve biyografyaya âid eserlerini hazırlarken fiş kullanarak ilmî bir
usûlle çalışmıştır. Târih kitaplarında daha çok hâdiselerin özünü ve hakîkatini
anlatmaya çalışmış, üslûb ve edebiyat yönüne fazla ağırlık vermemiştir.
Fikirlerini, düşüncelerini çeşitli san’atlarla süsleyerek anlatmak yerine kısa,
öz ve açık yazmıştır.
Eserleri: 1-
Keşf-üz-Zünûn an Esâmi-il-Kütüb vel-Fünûn: Arabî, çok kıymetli eseridir. On beş
bine yakın kitap ve on bine yakın müellifi tanıtan büyük bir bibliyografya
ansiklopedisi mahiyetindedir. Mısır’da, Almanya’da, İstanbul’da basıldı.
Latince’ye de tercüme ve tâb edildi.
2-
Cihânnümâ: En
eski coğrafya kitabımızdır. Haritalarıyla birlikte İbrâhim Müteferrika
matbaasında basılmıştır. Daha sonra yazılacak coğrafya kitablarımıza kaynak
teşkil edebilecek bu eser, Avrupa dillerinde tercüme edilmiştir.
3-
Tuhfet-ül-Kibar fî Esfâr-il-Bihâr: Denizcilik târihi bakımından mühim
bir eserdir. Osmanlı Devleti zamanındaki deniz savaşlarından bahseder.
4-
Takvîm-üt-Tevârîh: Adem aleyhisselâmdan 1648 târihine
kadar geçen vak’aların kronolojik açıklamasını ihtiva eder. Arabî ve Fârisî
dilde basılmıştır.
5-
Fezleket-üt-Tevârîh: Bir mukaddime, üç usûl ve bir
sonsözden ibaret olan bu eser, varlıkların başlangıcı, peygamberlerin ve
hükümdarların târihi diye hülâsa edilebilecek bir târih kitabıdır.
6-
Fezleke:
Fezleket-üt Tevârih’in devamı niteliğindedir. 1591’den 1654 târihine kadar vuku
bulan olayları anlatır. 1879’da iki cild olarak basılmıştır.
7-
Kanunnâme, 8- Târîh-i Firengî Tercümesi, 9- Târih-i Kostantiniyye ve Kayâsire,
10- İrşâd-ül-Hayâfâ ilâ Târîh-ul Yunan ver-Rûm, 11- Süllem-ül-Vusul ilâ
Tabakât-ü Fuhûl, 12- İhlâm-ül-Mukaddes, 13- Tuhfet-ül-Ahfârfil-Hikem ve’l-emsâl
ve’l-Eş’âr, 14- Dürer-i Müntesira vel-Gurer-i Müntesira, 15- Düstûr-ül-Amel fî
Islâhil-Hâlâl, 16- Beydâvî Tefsiri şerhi, 17- Hüsn-ül-Hidâye, 18- Resm-ür-Recm
bis-Sim ve’l-cîm, 19- Câmi-ul-mütûn min Cüll-il-Fünûn, 20- Mîzân-ül-Hak fî
ihtiyâr-il-ehak.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh.
1028
2) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-12, sh.
262
3) Keşfüz-zünûn
mukaddimesi
4) El-alâm; cild-7 sh.
236
5) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-7, sh.
3806
6) Brockelmann sup-2, sh.
635
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-9, sh.
351
8) Osmanlı Müellifleri
9) Kâtib Çelebi (Kültür Bakanlığı.
Yayını-1988)
10) İslâm Âlimleri
Ansiklopedisi; cild-16, sh. 21
Yorumlar
Yorum Gönder