KASSÂM
Osmanlı Devleti’nde, vefât eden bir
kimsenin terekesini (geriye bıraktığı malını), İslâmî mîrâs hukukuna göre,
vârisleri arasında paylaştıran me’mûr. Arabça bir kelime olan kassam, lügatte
kısım kısım ayıran, veren demektir.
Osmanlılarda kâdıların, vazîfe ve
salâhiyetleri arasında, amme hukukunu koruyan bir otorite olarak; yetim ve
gâiblerin haklarını korumak, vasiyyetlerin İslâmiyet’e uygun şekilde yerine
getirilip getirilmediğini kontrol etmek, vefât edenlerin mirasına el koyup
geride kalan, mirasçıları ve bunların hisselerini tesbit etmek de vardır. Bu
suretle, mirasçılar arasında küçük yaşta çocuklar bulunduğu takdirde, bunların
hisseleri vasîlerine teslim edilir ve vasînin muameleleri kâdı tarafından,
devamlı olarak kontrol edilirdi. Bunun yanında, mîrâsçılar arasında malların
taksimi hususunda, anlaşmazlık hâllerinde veya vefât edenin alacak veya
borçlarının mahkeme kararıyla isbât, tâkib ve tahsili îcâb eden hâllerde,
kâdının ihtisas sahibi me’muru (âdil, emin, ferâiz ilmini iyi bilen) kassam
vazifeli idi. Kassâmlar yaptıkları iş karşılığında, resm-i
kısmet adıyla terekeden bir ücret alırlardı. Bu ücretler,
kanunnâmelerde belirtildiği şekilde alınırdı.
Kassâmlar, kazasker kassâmları ve
kâdılık kassâmları olmak üzere ikiye ayrılırdı. Kazasker kassâmları, askerî
sınıfın terekesini vârisleri arasında pay ederlerdi. Rumeli’dekiler, Rumeli
kazaskerleri; Anadolu’dakiler, Anadolu kazaskerleri tarafından tâyin edilirdi.
Bu askerî kassâmların askerler nâmına aldıkları resimleri, tahsîl etmek üzere
müfettişleri de vardı. Bundan başka, yine askerî yâni, kazasker kassâmlarının
muamelâtını gözden geçirip, bakiye resimleri tahsîl için, zaman zaman Anadolu ve
Rumeli’ye üç koldan süvari kassâmları yollanır ve ellerine fermanlar verilirdi.
Süvârî kassâmları her teftiş ettiği yerde tahsîl edilen kısmet-i askeriyyeyi,
kâdılık sandığından tesellüm ederek, elindeki mühürlü defteri, bu resimleri
kendisine teslîm eden kâdı veya naibine mühürletirdi. Mahallî ve askerî
kassâmların azli ve yerine başkasının tâyini, süvârî kassâmının selâhiyeti
dâhilinde olduğu gibi, bunlar hakkındaki şikâyetler veya taltif edilmeleri
hakkında verdikleri raporlar da hükûmetçe dikkate alınırdı.
Eyâlet, sancak ve kazalarda
kâdıların maiyyetindeki, kâdı ve mevâlî kassâmları, askerî sınıfın dışındaki
şehirlinin mîrâs işlerine bakarlardı. Her kâdılıkta ayrı bir kassâm (tereke)
defteri tutulur, vefât edenin terekesinde bulunan eşya ve mallar, kassâmın
önünde birer birer deftere geçirilirdi. Bilirkişi (ehl-i hibre), yardımıyla her
birinin kıymeti takdir olunup, vefât edenin techîz, tekfîn ve ıskat masrafları
ile kassâmın emeği karşılığı alacağı ücret, tereke yekûnünden çıkarıldıktan
sonra, kalan mallar kânuna göre vârisler arasında taksîm edilirdi.
Bâzan, kazasker kassâmı ile mahallî
kâdı veya nâibler arasında resm-i kısmetin ne tarafa âid olduğuna dâir, ihtilâf
çıkar ve mes’ele Dîvân-ı hümâyûna kadar gelirdi. Bunun için, kazaskerlere âid
askerî rüsumların neler olduğu, hüküm yâni fermanla açıklanarak, aradaki ihtilâf
halledilirdi.
Tanzîmât’ın ilânından sonra, bütün
kassâmlıklar kaldırılmış, yalnız İstanbul’da bir tek kassâmlık bırakılmıştır.
Eyâlet ve sancaklardaki mîrâs taksim işleri mahallî kâdılara verilmiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Târih
Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü; cild-2, sh. 209
2) Edirne Askerî
Kassâmına Âid Tereke Defterleri (Ö.L. Barkan, Belgeler, T.T.K. Yayını, sayı
5-6)
3) El-İhtiyâr;
cild-2, sh. 73
4) Osmanlı
Devletinin İlmîye Teşkilâtı; Sh. 121
5) Redd-ül-Muhtâr;
cild-5, sh. 222
Yorumlar
Yorum Gönder