KÂDIZADE-İ RÛMÎ
(ö. 844/1440’tan sonra)
Matematikçi ve astronom.Şâh-ı Zinde yapılar topluluğu içinde yer alan Kadızâde-i Rûmî Türbesi – SemerkantMatematik, astronomi ve Hanefî
mezhebî fıkıh âlimi. İsmi, Mûsâ Paşa bin Mehmed bin Kâdı Mahmûd Efendi’dir.
Dedesi Mahmûd Efendi, uzun zaman Bursa kâdılığı yapması sebebiyle Koca Kâdı
adıyla tanınmıştı. Babası Mehmed Efendi de genç yaşta Bursa kâdılığına
getirildi. Fakat kısa bir süre sonra vefât etti. Ailenin büyük oğlu olması
hasebiyle, adının sonuna paşa kelimesi eklenerek, Mûsâ Paşa denilen Kâdızâde’ye,
Selâhaddîn lakabı verildi. Dede ve babasına nisbetle Kâdızâde, Anadolu’dan
Semerkand’a gittiği için de Rûmî denildi. Muhtemelen 1337 senesinde Bursa’da
doğan Kâdızâde-i Rûmî’nin doğum yeri ve târihi ihtilaflıdır.
Kâdızâde, babası Mehmed Efendi’nin
vefâtından sonra dedesi Kâdı Mahmûd’un himayesinde büyüdü. Dedesinden ve
talebelerinden ilim öğrendi. Molla Fenârî’den fıkıh, matematik ve astronomi
ilimlerini tahsîl etti. Bursa’daki tahsîlini tamamladıktan sonra, Seyyid Şerîf
Cürcânî’nin nâmını duyunca, ilim öğrenmek için yirmi beş yaşlarında iken,
1362’de Horasan taraflarına gitti. Seyyid Şerîf Cürcânî’den kelâm ve fen
ilimlerini öğrendi. Astronomi ve matematikte söz sahibi oldu. Mâverâünnehr
taraflarına gitti. Semerkand’da Tîmûr Han’ın oğlu Şahruh’tan büyük itibâr gördü.
Şahruh’un büyük oğlu Uluğ Bey’in hocalığına tâyin edildi. Uluğ Bey’e Türkistan
ve Mâverâünnehr bölgesinin idaresi verilince, Semerkand’ı kendisine merkez
yaptı. Hocası, Kâdızâde’ye büyük ihtimam gösterip, onun için bir medrese ve
rasadhâne inşâ ettirdi. Her talebe için bir dershâne yaptırdı. Medreseye
müderrisler ve müderrislerin başına Kâdızâde’yi tâyin etti.
Uluğ Bey Medresesi’ne başmüderris
olan Kâdızâde, medresesinin ortasında bulunan kare şeklindeki sahaya
müderrisleri toplar, ders verirdi. Bu müderrisler de kendi dershânelerinde
talebelerine anlatarak îzâhta bulunurlardı. Hatta Uluğ Bey de Kâdızâde’nin
derslerini dinlerdi. Bu sırada, Uluğ Bey’in sebebsîz yere bir müderrisi
azletmesi, Kâdızâdenin evine kapanarak derse gitmemesine sebeb oldu. Onun bu
davranışı üzerine Uluğ Bey hatâ işlediğini anladı ve bizzat Kâdızâde’nin
ziyaretine giderek niçin ilimden el çektiğini sordu. Kâdızâde de; “Biz ilmi
mukaddes biliriz. Onu şahıslar üstü bir değer olarak takdir ederiz, ilmin,
insanların merhametine muhtaç duruma düşmesine üzüldük. Bir sultânın sözüyle
âlimler ilimden alıkonuluyor. Bunun üzerine ilimden el çekmeyi tercih ettik.
İlme hürmetimiz sebebiyle, ona leke kondurmamak için böyle yaptık” deyince,
sultan Uluğ Bey özür dilemekten başka çâre bulamadı. Görevden aldığı müderrisi
tekrar vazifesine tâyin ederek, bir daha ilme ve âlimlere müdâhalede
bulunmayacağına dâir söz verdi.
Uluğ Bey Medresesi’nde yüksek din
bilgileri ile matematik ve astronomi ilminin incelikleri öğretilirdi. Uluğ Bey,
medresenin yanında yaptırdığı rasadhânede de Kâdızâde’ye vazîfe verdi.
Rasadhâne’nin müdürü olan astronomi âlimi Gıyâseddîn Cemşid’in ölümü üzerine,
müdürlüğe Kâdızâde-i Rûmî getirildi. Kâdızâde-i Rûmî, rasadhânede yaptığı
gözlemler neticesinde eski Yunan bilginlerinden intikal eden bir çok bilgilerin
hatalı olduğunu ortaya koydu. Astronomik cedvel ve tabloların yeniden tanzim
edilerek, hatâların düzeltilmesi için Uluğ Bey Ziyc’ini hazırlamaya başladı.
Ancak ömrü vefâ etmeyip, ziyci tamamlayamadan 1421 senesinde Semerkand’da vefât
etti.
Kâdızâde’nin yetiştirdiği Ali Kuşçu
ve Fethullah Şirvânî isimli iki meşhur talebesi sayesinde yüksek matematik ilmi,
batı Türkleri arasında (Anadolu’da) da yayıldı. Kâdızâde ve talebeleri, gök
cisimlerinin kendi etrafındaki hareketlerini incelerken, zamanında bilinen
yüksek matematiğin en son geliştirilen kaidelerini daha da geliştirip
uyguladılar. Astronomi ile ilgili fizik kurallarını da, astronomiye ilk olarak
tatbik ettiler.
Kâdızâde-i Rûmî’nin yazmış olduğu
eserlerden bâzıları şunlardır: 1- Muhtasar fil-Hisâb: Muhtasar bir aritmetik
kitabıdır ve allâme Selâhaddîn Mûsâ imzasını taşımaktadır. 2- Câmi-il-Mahmûd: Harezmî’nin El-Mülahhas
fil-hey’e adlı astronomiye dâir eserinin şerhi olup, Osmanlı
medreselerinin temel kitaplarındandır. Çeşitli kütüphânelerde bir çok yazma
nüshası olan eser, üç-dört defa basılmıştır 3- Şerhu
Eşkâl-it-Te’sis fil-Hendese: Muhammed bin Eşref Semerkandî tarafından
Oklid’in Kitâb-ül-usûl’ünde bahsedilen mevzulara dâir
yazılan ilk geometri çizimleri ve üçgenlerin niteliklerine dâir Eşkâl-i
Te’sis adlı eserin şerhidir. Bu eser de Osmanlılarda çok meşhur olup,
pek çok yazmaları mevcuttur ve baskısı da yapılmıştır. 4- Risale fî
istihrâc-il-ceyb derece vahide: Gıyâseddîn Cemşid’in bir eserinin
şerhidir. Bu eserde, bir derecelik yayın sinüsünü bulma usûlünü, kitabın
aslından daha iyi ve basit bir şekilde, devrinde bilinen matematik kaidelerinden
daha ileri bir seviyede hesap şeklini ortaya koyarak açıklamıştır. Bu kıymetli
eserde, bir derecelik yayın sinüs değerinin, yarıçap bir birim alındığında;
0,017452406437 olduğu gösterilmiştir ki, bugünkü ile aynıdır. 5- Şerhu kitabi
mulahhas fîl-hendese, 6- Şerh-ut-tezkire, 7- Haşiye
alâ-şerh-il-Hidâye, 8- Şerh-ul-mulahhas fîl-hey’e.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi (Mecdî
Efendi); sh. 196
2) Osmanlı Müellifleri; cild-3, sh.
291
3) Tâc-üt-tevârih; cild-2, sh.
407
4) Âsâr-ı bakıyye; cild-1, sh.
190
5) Târih-ül-ulûm indel Arab; sh.
175
6) Ulûm-ül-bahte; sh.
425
7) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-11, sh.
319
8) Rehber Ansiklopedisi; cild-3, sh.
118
9) Osmanlı Türklerinde İlim; sh.
14
10) İslâm Âlimleri
Ansiklopedisi; cild-12, sh. 230
Matematik, astronomi ve Hanefî
mezhebî fıkıh âlimi. İsmi, Mûsâ Paşa bin Mehmed bin Kâdı Mahmûd Efendi’dir.
Dedesi Mahmûd Efendi, uzun zaman Bursa kâdılığı yapması sebebiyle Koca Kâdı
adıyla tanınmıştı. Babası Mehmed Efendi de genç yaşta Bursa kâdılığına
getirildi. Fakat kısa bir süre sonra vefât etti. Ailenin büyük oğlu olması
hasebiyle, adının sonuna paşa kelimesi eklenerek, Mûsâ Paşa denilen Kâdızâde’ye,
Selâhaddîn lakabı verildi. Dede ve babasına nisbetle Kâdızâde, Anadolu’dan
Semerkand’a gittiği için de Rûmî denildi. Muhtemelen 1337 senesinde Bursa’da
doğan Kâdızâde-i Rûmî’nin doğum yeri ve târihi ihtilaflıdır.
Kâdızâde, babası Mehmed Efendi’nin
vefâtından sonra dedesi Kâdı Mahmûd’un himayesinde büyüdü. Dedesinden ve
talebelerinden ilim öğrendi. Molla Fenârî’den fıkıh, matematik ve astronomi
ilimlerini tahsîl etti. Bursa’daki tahsîlini tamamladıktan sonra, Seyyid Şerîf
Cürcânî’nin nâmını duyunca, ilim öğrenmek için yirmi beş yaşlarında iken,
1362’de Horasan taraflarına gitti. Seyyid Şerîf Cürcânî’den kelâm ve fen
ilimlerini öğrendi. Astronomi ve matematikte söz sahibi oldu. Mâverâünnehr
taraflarına gitti. Semerkand’da Tîmûr Han’ın oğlu Şahruh’tan büyük itibâr gördü.
Şahruh’un büyük oğlu Uluğ Bey’in hocalığına tâyin edildi. Uluğ Bey’e Türkistan
ve Mâverâünnehr bölgesinin idaresi verilince, Semerkand’ı kendisine merkez
yaptı. Hocası, Kâdızâde’ye büyük ihtimam gösterip, onun için bir medrese ve
rasadhâne inşâ ettirdi. Her talebe için bir dershâne yaptırdı. Medreseye
müderrisler ve müderrislerin başına Kâdızâde’yi tâyin etti.
Uluğ Bey Medresesi’ne başmüderris
olan Kâdızâde, medresesinin ortasında bulunan kare şeklindeki sahaya
müderrisleri toplar, ders verirdi. Bu müderrisler de kendi dershânelerinde
talebelerine anlatarak îzâhta bulunurlardı. Hatta Uluğ Bey de Kâdızâde’nin
derslerini dinlerdi. Bu sırada, Uluğ Bey’in sebebsîz yere bir müderrisi
azletmesi, Kâdızâdenin evine kapanarak derse gitmemesine sebeb oldu. Onun bu
davranışı üzerine Uluğ Bey hatâ işlediğini anladı ve bizzat Kâdızâde’nin
ziyaretine giderek niçin ilimden el çektiğini sordu. Kâdızâde de; “Biz ilmi
mukaddes biliriz. Onu şahıslar üstü bir değer olarak takdir ederiz, ilmin,
insanların merhametine muhtaç duruma düşmesine üzüldük. Bir sultânın sözüyle
âlimler ilimden alıkonuluyor. Bunun üzerine ilimden el çekmeyi tercih ettik.
İlme hürmetimiz sebebiyle, ona leke kondurmamak için böyle yaptık” deyince,
sultan Uluğ Bey özür dilemekten başka çâre bulamadı. Görevden aldığı müderrisi
tekrar vazifesine tâyin ederek, bir daha ilme ve âlimlere müdâhalede
bulunmayacağına dâir söz verdi.
Uluğ Bey Medresesi’nde yüksek din
bilgileri ile matematik ve astronomi ilminin incelikleri öğretilirdi. Uluğ Bey,
medresenin yanında yaptırdığı rasadhânede de Kâdızâde’ye vazîfe verdi.
Rasadhâne’nin müdürü olan astronomi âlimi Gıyâseddîn Cemşid’in ölümü üzerine,
müdürlüğe Kâdızâde-i Rûmî getirildi. Kâdızâde-i Rûmî, rasadhânede yaptığı
gözlemler neticesinde eski Yunan bilginlerinden intikal eden bir çok bilgilerin
hatalı olduğunu ortaya koydu. Astronomik cedvel ve tabloların yeniden tanzim
edilerek, hatâların düzeltilmesi için Uluğ Bey Ziyc’ini hazırlamaya başladı.
Ancak ömrü vefâ etmeyip, ziyci tamamlayamadan 1421 senesinde Semerkand’da vefât
etti.
Kâdızâde’nin yetiştirdiği Ali Kuşçu
ve Fethullah Şirvânî isimli iki meşhur talebesi sayesinde yüksek matematik ilmi,
batı Türkleri arasında (Anadolu’da) da yayıldı. Kâdızâde ve talebeleri, gök
cisimlerinin kendi etrafındaki hareketlerini incelerken, zamanında bilinen
yüksek matematiğin en son geliştirilen kaidelerini daha da geliştirip
uyguladılar. Astronomi ile ilgili fizik kurallarını da, astronomiye ilk olarak
tatbik ettiler.
Kâdızâde-i Rûmî’nin yazmış olduğu
eserlerden bâzıları şunlardır: 1- Muhtasar fil-Hisâb: Muhtasar bir aritmetik
kitabıdır ve allâme Selâhaddîn Mûsâ imzasını taşımaktadır. 2- Câmi-il-Mahmûd: Harezmî’nin El-Mülahhas
fil-hey’e adlı astronomiye dâir eserinin şerhi olup, Osmanlı
medreselerinin temel kitaplarındandır. Çeşitli kütüphânelerde bir çok yazma
nüshası olan eser, üç-dört defa basılmıştır 3- Şerhu
Eşkâl-it-Te’sis fil-Hendese: Muhammed bin Eşref Semerkandî tarafından
Oklid’in Kitâb-ül-usûl’ünde bahsedilen mevzulara dâir
yazılan ilk geometri çizimleri ve üçgenlerin niteliklerine dâir Eşkâl-i
Te’sis adlı eserin şerhidir. Bu eser de Osmanlılarda çok meşhur olup,
pek çok yazmaları mevcuttur ve baskısı da yapılmıştır. 4- Risale fî
istihrâc-il-ceyb derece vahide: Gıyâseddîn Cemşid’in bir eserinin
şerhidir. Bu eserde, bir derecelik yayın sinüsünü bulma usûlünü, kitabın
aslından daha iyi ve basit bir şekilde, devrinde bilinen matematik kaidelerinden
daha ileri bir seviyede hesap şeklini ortaya koyarak açıklamıştır. Bu kıymetli
eserde, bir derecelik yayın sinüs değerinin, yarıçap bir birim alındığında;
0,017452406437 olduğu gösterilmiştir ki, bugünkü ile aynıdır. 5- Şerhu kitabi
mulahhas fîl-hendese, 6- Şerh-ut-tezkire, 7- Haşiye
alâ-şerh-il-Hidâye, 8- Şerh-ul-mulahhas fîl-hey’e.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi (Mecdî
Efendi); sh. 196
2) Osmanlı Müellifleri; cild-3, sh.
291
3) Tâc-üt-tevârih; cild-2, sh.
407
4) Âsâr-ı bakıyye; cild-1, sh.
190
5) Târih-ül-ulûm indel Arab; sh.
175
6) Ulûm-ül-bahte; sh.
425
7) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-11, sh.
319
8) Rehber Ansiklopedisi; cild-3, sh.
118
9) Osmanlı Türklerinde İlim; sh.
14
10) İslâm Âlimleri
Ansiklopedisi; cild-12, sh. 230

Yorumlar
Yorum Gönder