İTTİHAD VE TERAKKİ DEVRİ

İTTİHAD VE TERAKKİ DEVRİ

Meşrûtiyetin ikinci defa îlânı üzerine, yurt dışına kaçmış olanlar yurda döndüler ve yurt dışında yayınladıkları gazeteleri, İstanbul’da çıkarmaya başladılar. İkinci Abdülhamîd Han’ın, ikinci Meşrûtiyet’i îlân ettiği 24 Temmuz 1908 günü toplanan gazeteciler, gazete müsveddelerini sansüre vermeme karârı aldılar. 25 Temmuz 1908 günü gazeteleri ön kontrolden geçirtmeden piyasaya sürdüler. Bu gazeteler; sultan İkinci Abdülhamîd Han döneminde yayınlanan İkdam, Sabah, Tercüman ve Saadet gazeteleri idi ve herbiri alelacele meşrûtiyet ve hürriyet savunuculuğuna girip, kadrolarını yenilediler. 24 Temmuz günü, daha sonra Gazeteciler Bayramı olarak kabul edildi. Kânûn-i esâsîdeki; “Matbûât, kânun dâiresinde serbesttir” hükmü; “Hiçbir şekilde kablettâb’ı (baskıdan önce) teftiş ve muayeneye tâbi tutulamaz” şeklinde değiştirildi. Sansürün kaldırıldığı bu şekilde îlân edilirken, 1877 (Ramâzân-ı mübarek 1294) tarihli İdâre-i Örfiyye ve Askerî Mehâkim kânunu kasden yerinde bırakıldı. 1919 târihine kadar bu kânuna dayanarak sansürü aratacak uygulamalarda bulunuldu. Bir çok dergi ve gazete defalarca kapatıldı. Mesela 1910 yılında Baha Tevfik’in çıkardığı, Eşek adlı mizahî dergi, kırk bini bulan ilk sayısından sonra kapatıldı. Ancak Baha Tevfik bir kaç defa dîvân-ı harb-ı örfî karşısına çıkmak bahâsına yılmadı ve dergilerinin biri kapanınca diğerini çıkardı. Eşek’i; Yuha, El-Mâlûm, Kibar, Alafranga Eşek tâkib etti. Bu devirde en fazla gazetesi kapatılan ve mahkemeye çıkan Lütfi Fikri Bey oldu. 1911 ilâ 1913 târihleri arasında çıkarmış olduğu Tanzîmât gazetesi tam on altı defa kapanıp yeniden yayına başlamıştır.

Bu dönemin en bariz özelliği, pek çok gazete ve derginin hep birlikte Abdülhamîd Han’ın memleketin içinde bulunduğu nâzik durumlar sebebiyle tatbik ettiği meşrûtiyet öncesi icrâatı tenkîd etmek idi. Sâdece İstanbul’da 1908-1909 senelerinde 353 gazete ve dergi yayınlandı. Bu sayıya ülkenin dört bir yanında yayınlanan Türkçe gazetelerle yabancı dilde yayınlananlar da eklenince, birdenbire binlerce yayın ortaya çıktığı görülür. Bunlar arasında Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen her fikrin, savunucusu ve sözcüsü olan yayın organları ortaya çıktı. Böylece memlekette bir fikir anarşisi doğdu.

Eski gazeteler kendilerini yenilemeye çalışırken, Abdullah Zühdü ile Mahmûd Sâdık Yeni Gazete’yi; Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit (Yalçın) ve Hüseyin Kâzım (Kadri) Tanin’i kurdular. İktidara muhalif yayınlar yapan Tanin gazetesi bir kaç defa kapatıldıysa da; Cenin, Renin, Senin ve Hak gibi değişik isimler altında yeniden çıktı. Yeni Tasvir-i Efkâr gazetesi de, İttihâdçıları destekler mâhiyette yayınlar yaptı. Kısa ömürlü Hukûk-ı umûmiyye ile Selanik ve Manastırda yayınlanan Şûrâ-yı Ümmet, Rumeli ve Silâh gibi gazeteler de, İttihâd ve Terakkî fikirlerinin savunuculuğunu yaptı. Bunların yanında İttihâd ve Terakkî’nin fikir ve icrâatlarına karşı çıkan partilerin yayın organı şeklinde gazeteler de ortaya çıktı. Ahrâr partisinin Osmanlı, Mevlânâzâde Rıfat’ın Hukûk-ı umûmiyye, Serbesti gazeteleri, Mîzâncı Murâd’ın Mîzân’ı, Ali Kemâl’in başına geçtiği İkdam, 31 Mart vak’asını kışkırtan Derviş Vahdetî’nin Volkan’ı. Cemiyet-i İlmiyye-i İslâmiye’nin Beyân-ül-Hak adlı gazeteleri bu kısımda sayılabilir. Bu arada çıkan sayısız mizah dergisi de kamuoyuna te’sir etmeye çalıştı.

Ayrıca bu dönemde, her türlü düşünce, doğudan veya batıdan kaynaklanan her türlü akım yazıya dökülüp kamuoyuna sunuldu. Her milletin, her azınlığın, hem kendi dilinde, hem de Türkçe olarak yayınlanan gazeteleri ortaya çıktı. Komünizmi ve sosyalizmi öven, İştirak, Sosyalist, İnsaniyet, Medeniyet, İdrâk gibi yayın organları da bu dönemde yayın hayâtına girdi.

İkinci Meşrûtiyetin ilânının ilk aylarında serbestlik içinde bulunan, dilediklerini yazan, milleti pâdişâh ve devlet adamları aleyhinde isyâna teşvik eden gazete ve dergiler üzerinde, 31 Mart vak’asından sonra iktidarı ele geçiren İttihâd ve Terakkî komitesince kontrol sıklaştırıldı. 5 Nisan 1909’da İttihâdcılara karşı olan Serbesti gazetesi yazarı Hasan Fehmi öldürüldü. Meclise 28 Nisan 1909’da bir matbûât kânunu getirildi. Meşrûtiyet’in yıl dönümünde kanunlaşan ve Fransız Basın kânunu esas alınarak hazırlanan bu kânuna göre, gazete çıkarmakta beyanname esâsı getiriliyordu. Bu kânunda devletin temelini sarsmaya yönelik, pâdişâhı, dinleri ve Osmanlı milletini koruyucu, suçu ve ayaklanmayı kışkırtıcı yazıları frenliyen maddeler de vardı.

31 Mart vak’asında, Tanin başyazarı Hüseyin Cahit zannedilerek bir milletvekili öldürüldü. 31 Mart vak’ası bastırılınca kışkırtıcılardan olan Derviş Vahdeti îdâm edildi ve İttihâdcılara muhalif olan gazetesi Volkan kapatıldı. İttihâdcılara muhalif olan Sadâ-yı millet gazetesi yazarı Ahmed Samim, 9 Haziran 1910’da; Şehrah gazetesi yazarı Zeki ise 10 Temmuz 1911’de öldürüldüler.

Bu dönemde yayınlanan gazetelerden biri de 1903’de çıkmaya başlayan Sırât-ı müstakîm’in devamı olan; câmilere sandalye konulmasını, müzikli ibâdet edilmesini, İslâm dîninde reform yapılmasını isteyen Şemseddîn Günaltay, İzmirli İsmâil Hakkı, Sa’îd Halîm Paşa gibi dinde reformcuların ve Mehmed Akif, Ahmed Hamdi (Aksekili) gibi yazarların yazdığı Sebîl-ür-reşâd dergisidir. Bu dergi yayımını aralıklarla Cumhuriyetten sonra da sürdürdü. Bu dönemde yayınlanan dînî yazıların neşr edildiği, Cerîde-i Sûfiye, Sıyt-i hilâfet, İlmiye, Mikyâs-ı şeriat, Hikmet, Beyân-ül-Hak ve İslâm mecmuası gibi yayın organları da sayılabilir. İttihâd ve Terakkî’nin Selanik’te yayınlattığı Bağçe, İstanbul’da yayınlanan İttihâd ve Terakkî taraftarı Yeni Tasvir-i Efkâr, Milliyet, Hak yolu, Hürriyet, İttihâd, İttifak gazeteleriyle mizah gazetesi Karagöz, 1909’da çıkmaya başlayan Alemdâr, Tazminat, Teşkilât, Maşrik, Te’sis, Te’mînât, Tanzîmât gibi adlarla çıkan muhtelif gazeteler sayılabilir.

İttihâd ve Terakkî fırkasının 1913 yılında gerçekleştirdiği Bâb-ı âlî baskınıyla iktidarı tekrar ele geçirmesinden sonra başlayan Birinci Dünyâ harbi ile birlikte, harb hâli sebebiyle basın üzerine mecburî kontrol getirildi. Sıkı yönetim ve kâğıt sıkıntısının etkisiyle pek çok gazete kapandı ve kapatıldı. Sâdece iktidarda bulunan İttihâd ve Terakkî yanlısı Tanin, Sabah ve Tasvîr-i Efkâr gazeteleri ayakta kalabildi. Bu devirde gazetelerde husûsiyetle Türkçülük teması işlendi. Savaş boyunca iktidarın açıklamaları dışında bir şey yazmak yasaklandı. Sâdece “Nihâî zafere kadar harb” sloganı işlendi. Uygulanan yanlış iç ve dış politikalar sebebiyle ortaya çıkan kötü neticelerin yazılması yasaklandı. Savaşın beklenenden uzun sürmesi üzerine 1917’den sonra umûmî barış temasının işlenmesine başlandı. 1917’de Âsım ve Hakkı Târık Us tarafından Vakit, ertesi yıl yayınlanmaya başlayan Akşam gazeteleri uzun ömürlü oldular. 1918 yılında Celâl Nuri İleri tarafından Âtî (daha sonraları İleri), Yunus Nâdi tarafından yayınlanan Yeni gün gazeteleri özellikle Millî mücâdele sırasındaki yayınlarıyla önem taşırlar. 1917’de Afyon’da yayınlanmaya başlayan Öğüt, önce Konya’ya 1919’dan sonra Ankara’ya taşınarak yayınını sürdürdü. Bu dönemde yayınlanmaya başlayan Türk yurdu, Millî Tetebbûlar mecmuası, Osmanlı Târih ve edebiyatı mecmuası, İctimâiyyât mecmuası, Yeni mecmua, ilmî, fikrî ve edebî ağırlıklarıyla dikkati çektiler. Mizah gazeteleri arasında ise; Kalem, Davul, Püsküllü Belâ, Curcuna, Coşkun kalender, Hokkabaz, Dalkavuk, Zevzek, Hoca Nasreddîn, Geveze, Meddah, Hacivat, Hayâl-i Cedîd, Şaka, Eşek v.b. sayılabilir.

İttihâdcı hükümetin düşmesi ve Mondros mütârekesinin imzalanması üzerine, Anadolu’da bulunan muhalif gazeteciler İstanbul’a döndüler. Yeni bir basın patlaması ve İttihâdcılıktan arınma akımı başladı. 13 Kasım 1918’de galip devlet donanmalarının İstanbul’a girmesiyle mütâreke dönemine girildi. Osmanlı’nın mirası ve Türk milletinin geleceği, 1918-1922 yılları arasında mütâreke basınıyla, millî mücâdele basını arasında uzun uzun tartışıldı. Merkezi Ankara’da olan Kuvay-ı milliye hareketini; Akşam, Vakit, İleri, Yenigün, Tercüman, Dergâh, Tasvîr-i Efkâr, Albayrak, İkdam gazeteleriyle Anadolu’nun ve Trakya’nın değişik yerlerinde yayınlanan çeşitli gazete ve dergiler desteklediler. Ankara hükümetine cephe alanlar ise; Peyâm-ı Sabah, İstanbul, Aydede, Alemdâr, Güleryüz, Ümit, Aydınlık, Zincirbent, Cumhuriyet, İrşâd, Tan, Yeni dünyâ, Şarkın sesi, Ferdâ, Zafer, Hâtif gibi gazete ve dergilerdi.

Osmanlı Devleti zamanında, faydalı yayınlar yaparak devlet ve millet menfaatlerini savunarak güzel hizmetler vermesi gereken basın, çoğu yabancıların ve azınlıkların elinde bulunması sebebiyle az bir kısmı hâriç, devletin ve devlet adamlarının karşısında ve Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen düşmanlar yanında yer aldılar. Faydalı yayınlarla milleti aydınlatacakları yerde, yangına körükle gidercesine hâdiseler üzerine gidip devlet ile milletin arasını açtılar. Bâzı zamanlar basın ve yayın hayatıyla ilgili serbestlikten ve imtiyazlardan faydalanarak azınlıkların ve halkın haklarını savunmak bahanesiyle altı yüz yıl adaletle hüküm sürmüş olan Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hızlandırdılar. Böylece millet nazarındaki itimât ve prestijlerini kaybettiler.

Özel gazete ve mecmualar yanında bizzat devletin çıkardığı yayınlar da bir hayli yekûn tutuyordu, ikinci Mahmûd Han tarafından çıkarılmaya başlanan Takvîm-i Vekâyî’den başka çeşitli devlet kuruluşları tarafından bir senelik hâdiseleri içinde toplayan salnameler (yıllıklar) tertib ve neşredildi. Osmanlılarda ilk resmî salname 1847 senesinde neşrolundu. Bu salnameyi düzenlemekle Hayrullah Efendi vazifelendirildi ise de Ahmed Vefik Paşa’ya yaptırdı. Sonraları Cevdet Paşa, daha sonraları da Meclis-i meârif başkâtibi Behçet, Meclis âzasından Rüşdî beyler tarafından yapılan salname, bilâhare Meârif nezâreti mektûbî kalemi hey’etine, 1888’den sonra da Me’mûrîn-i mülkiye komisyonuna bağlı Sicill-i Ahvâl idaresi tarafından tanzim edildi. Resmî salname, saltanatın sonuna kadar bu idare tarafından tertib edildi.

İlk zamanlar yüz küçük sayfayı geçmeyen salnameler, sonraları iki-üç yüz, en nihayet yedi-sekiz yüz sayfayı bulmuştur. Bunlarda, devletin resmî teşkilâtından başka; me’mûrların isimleri, tâyin târihleri, rütbeleri, nişanları gösterilir; birer vesîka mâhiyetini taşırlardı. Umûmî salnamelerden başka, yine resmî mâhiyette olmak üzere nezâretler (bakanlıklar), vilâyetler (valilikler) de salname çıkartırlardı. Bunlardan 1915-16 senesinde neşr edilen İlmiye salnamesi, geniş bilgileri ihtiva etmektedir. Nezâretlerin bir kısmı sâdece bir tane salname düzenlemekle yetinmeyip, birden fazla salname neşretmişlerdir. İlk sene 1257 sayfalık bir salname çıkaran Maârif nezâreti, 1900-1901’de üçüncü defa olarak bastırdığı salnamedeki sayfa sayısını 1678’e çıkarmış ve memleketin bir de haritasını koymuştur. 1907-1908’de son olarak çıkartılan altıncı Maârif salnamesi 742 sayfa idi.

Vilâyetlerce ilk salname, 1866-67 senesinde tertib edildi. Vilâyetlerin bâzılarında yalnız bir tek salname neşredildiği hâlde, bâzılarında yirmiye yakın salname çıkarılmıştır. En çok salname çıkaran vilâyetler ise, Hüdâvendigâr (Bursa) ve Selânik’dir.

Salnamelerden başka kânun ve nizâmnâmeleri ihtiva eden Düstûr adı verilen kitap ve mecmualar da çıkarıldı. Osmanlılarda ilk kânun mecmuası Cevdet Paşa tarafından hazırlanarak 1863 senesinde o zamanın devlet matbaası olan Matbaa-i âmirede bastırılıp, resmî dâirelere dağıtılmış ve satışa çıkarılmıştır.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

 1) Türkiye’de Matbûât Rejimleri (Server İskit, 1939)

 2) Türkiye’de Matbûât İdareleri ve Politikaları (Server İskit, 1943)

 3) Türk gazeteciliğinin 100. yıldönümü (S. Nüzhet Gerçek, 1931)

 4) Milli Mücâdele Basını (Ö. Sâmi Coşar, 1967)

 5) Basın Hukuku (Sulhi Dönmezer, 1968)

 6) Basın ve Yayın Hareketleri Târihi (H. Refik Ertuğ, 1970)

 7) İstanbul Kütüphâneleri Arap Harfli Süreli Yayınlar Toplu Katalogu 1828-1928 (Hasan Duman, 1986)

 8) Rehber Ansiklopedisi; cild-4, sh. 117

 9) Ottoman year-books (Hasan Duman, 1982)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABDULLAH B. MES’ÛD

ABDULLAH B. AMR B. AS

ABDULLAH b. ÖMER b. HATTAB

ABDULLAH b. REVÂHA

ABDULLAH b. HÂRİS el-HÂŞİMÎ