İNEBAHTI MUHÂREBESİ
Osmanlı donanması ile papalık,
Malta, Venedik ve İspanya müttefik haçlı donanması arasında İnebahtı (Leponta)
denilen yerde yapılan savaş.
Papa beşinci Piyer, Osmanlıların
Kıbrıs’a asker çıkarmaları sırasında yoğun bir faaliyet içine girmiş ve yeni bir
haçlı ittifakı sağlamaya çalışmıştı. Bu teklifi Fransa, Almanya ve Polonya’nın
reddetmesine rağmen; İspanya, Venedik ve Malta olumlu karşılamıştı. Böylece
papanın bu faaliyetleri neticesinde İspanya kralı ikinci Filip, papa ve Malta
şövalyeleri ile Venedik arasında bir ittifak kuruldu. Bu ittifaka; Toskana,
Ceneviz, Savua ve Ferrara gibi küçük beylikler de katılmıştı. Müttefik ordusunun
başkumandanlığını İspanya kralı ikinci Filip’in kardeşi ve Şarlken’in oğlu yirmi
üç yaşındaki Don Juan yapmaktaydı. 206 gemi ile 1.300 top, on altı bin asker ve
36 bin gemiciden kurulu müttefik donanması, 1570 yılı Eylül ayında Meis adası
önüne geldi ise de fırtınaya tutularak Kıbrıs’a gidemedi. Bu arada Lefkoşe’nin
Türklerin eline geçtiğini haber almaları üzerine Suda limanına döndüler ve
muhârebeyi gelecek seneye bıraktılar.
Bu zaman zarfında vezîriâzam Sokullu
Mehmed Paşa Venediklilerle bir sulh andlaşması yapmak istedi ise de Magosa
muhasarasının uzun sürmesi bu teşebbüsü yarıda bıraktı. Nihayet Kıbrıs’ın
fethini müteâkib, müttefik donanmasının Akdeniz’de tehlikeli bir şekilde
dolaşmasının önüne geçmek için Osmanlı donanması 1571 ilkbaharında harekete
geçti. Osmanlı donanmasının gemi mevcudu 250 ile 300 arasında olmasına rağmen,
cenkçi ve kürekçi sayısı noksandı. Venedik donanmasının Girid adası civarında
olduğu haber alınarak o tarafa doğru hareket edildi, fakat bulunamadı. Bu sırada
Cezâyir beylerbeyi Kılıç (Uluç) Ali Paşa 20 gemi ile donanmaya iltihak etti.
Osmanlı donanması buradan hareket ederek Korfo ve Kefalonya adalarını vurduktan
sonra İnebahtı körfezine geldi. Düşmandan bir haber çıkmaması üzerine buradan
geri dönülmek üzere iken müttefiklerin üç yüzden fazla kadırga, on iki savunma
ve daha bir çok gemi ile Kefalonya sahillerine geldiği haberi alındı ve derhâl
harb meclisi toplandı. Harb meclisinde, İnebahtı kalesinin altında veya açık
denizde harb etmekten hangisinin münâsip olacağı görüşüldü.
Kara askeri serdârı Pertev Paşa,
cenkçi ve kürekçi noksanlığı sebebiyle İnebahtı limanında tertibat alınmasını ve
müdâfaa muhârebesi yapılmasını teklif etti. Kılıç Ali Paşa da askerin acemi ve
noksan olmasından dolayı Pertev Paşa’nın fikrine iştirak ettiğini bildirdi.
Ancak kapdân-ı derya Müezzinzâde Ali Paşa bu fikre şiddetle îtirâz etti ve
düşmana taarruz edilmesi hakkında kesin emir aldığını söyledi. Bunun üzerine
taarruza karar verildi.
İnebahtı körfezi, Mora’nın kuzey
kısmıyla orta Yunanistan’ın güney sahiline düşüyordu. İnebahtı kasabası ise,
körfezin kuzey sahilinde bulunuyordu, Bu meşhur deniz savaşı körfezde cereyan
ettiği için İnebahtı savaşı olarak târihe geçti. Körfezin kuzey sahilini tâkib
eden Kaptan Paşa, açık denizden gelen düşman üzerine derhâl hücuma geçti ve
kendisi düşman donanması kumandanının gemisi üzerine atıldı.
Böylece 7 Ekim 1571 târihinde savaş
başlamış oldu. Düşman baş amirali Don Juan, üzerine gelmekte olan geminin bizzat
Kaptan Paşa gemisi olduğunu üç fenerinden anladı ve bütün kuvvetlerini onun
üzerine sevketti. Şiddetli muhârebe sonunda kapdân-ı derya Ali Paşa ile bir çok
beyler şehîd ve Ali Paşa’nın iki oğlu esir düştüler. Gemisi batırılan Pertev
Paşa ise yüzerek canını kurtardı. Muhârebede sağ cenah kumandanı olan Cezâyir
beylerbeyi Kılıç Ali Paşa, kendi cephesindeki düşmanın sol cenahını perişan
etti. Malta şövalyeleri kaptan gemisini zapt ederek kumandanının başını
kestiler. Merkez donanmasının mağlûbiyetini gören Kılıç Ali Paşa müteessir bir
hâlde harb sahasından çekildi.
Müttefikler kendisini tâkib ederek
Navarin’de kuşattılarsa da yakalayamadılar. Aralarında çıkan anlaşmazlık
neticesinde evvelâ İspanyollar ve sonra da Venediklilerin çekilmesi, Kılıç Ali
Paşa’yı kurtardı.
Muhârebede her iki taraf da büyük
zâyiât verdi. Türkler 152 gemilerini kaybederken, bunların 60’ını düşmana
kaptırmışlar, diğerleri ise ya batmış veya büyük hasara uğramıştı. Şehîd olan
binlerce Türk’ten başka 3400 Türk de esir düştü. Şehîdler arasında kapdân-ı
deryadan başka on tane de sancakbeyi bulunuyordu.
Hıristiyan ordusundaki zâyiât ise,
8000 ölü, 20.000 yaralı idi. Bizzat başkumandan Don Juan da yaralılar
arasındaydı. Altmış Malta şövalyesi, İspanyol ve İtalyan asilzadelerinden bir
çoğu ölmüştü, isabet almamış hiç bir hıristiyan gemisi yoktu. Bilhassa Malta’ya
âid gemiler tamamen batırılmıştı.
Muhârebenin gecesi fırtına çıkınca
gemilerini Petala limanına çeken Don Juan, iki-üç gün harp sahasında dolaştıktan
sonra Aya Mavra adasına gitti. Topladığı mecliste yapılacak işleri görüştü. Bir
karâra varılamadı. Zâten durumları bir şey yapmaya müsait değildi. İnebahtı
kalesini muhasaraya cesaret edemediler, önce Korfu’ya, sonra Messina’ya
gittiler.
İnebahtı galibiyeti Avrupa’da büyük
şenliklerle kutlandı. Alınan gemiler ile Kaptan Paşa gemisinin fenerleri ve
sancakları Frenk memleketlerinde ve sahillerdeki şehir ve kasabalarda teşhir
edildi. Papa’nın amirali Marko Antaniyo bir fener alayı ile Roma’ya girdi. Zafer
nişanesi olarak Venedik’te bir âbide yaptırdı.
Osmanlı donanmasının harâb
olmasından sonra İstanbul’da bulunan Venedik elçisi, Osmanlıların sulh tarafdârı
olup olmadıklarını anlamak üzere bir mülakat esnasında, Sokullu’yu yoklayınca;
Veziriazam; “İnebahtı muhârebesinden sonra cesaretimizin sönmediğini görüyorsun.
Sizin zayiatınızla bizimki arasında fark vardır. Biz sizden bir krallık yer
(Kıbrıs) alarak kolunuzu kestik; siz ise donanmamızı mağlûb ederek sakalımızı
traş etmiş oldunuz. Kesilmiş kol yerine gelmez. Lâkin traş edilmiş sakal daha
gür çıkar” diyerek târihî cevâbını verdi.
Gerçekten de, İstanbul’a dönüşünde
kapdân-ı derya olan Kılıç Ali Paşa emrinde bütün tersaneler seferber edilerek,
ertesi bahara mükemmel bir Osmanlı donanması hazırlandı.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Deniz Harp Târihi; cild-1, sh.
297
2) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-3,
kısım-1, sh. 18
3) Tuhfet-ül-kibâr; sh.
137
4) Rehber Ansiklopedisi; cild-3, sh.
167
5) Mufassal Osmanlı Târihi; cild-3, sh.
1235
Yorumlar
Yorum Gönder