ŞEYH İBRÂHİM HAKKI ERZURUM HZ.
Anadolu’da yetişen evliyânın büyüklerinden. Astronomi ve tıb âlimi. İsmi, İbrâhim Hakkı’dır. 1703 (H. 1115) târihinde Erzurum’un Hasankale kasabasında doğdu. Babası Osman Efendi olup, evliyâdan bir zât idi. Annesi Hanîfe Hâtûn da Peyamber efendimizin soyundandır. 1781 (H. 1195) târihinde Siirt’in Tillo kasabasında vefât etti. Hocası İsmâil Fakîrullah’ın yanına defnedildi. Kabri ziyaret mahallidir.
(TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 1260, vr. 70b)
İbrâhim Hakkı küçük yaşta annesini kaybetti. Babası onu amcasına emânet edip, kendisi Tillo’daki ilim ve feyz menbâı, Allahü teâlânın evliyâsı, Kâdirî yolu büyüklerinden İsmâil Fakîrullah’ın dergâhına gitti. Dokuz yaşında, amcası Molla Ali Efendi tarafından babasının isteği üzerine Tillo’ya götürüldü. İbrâhim Hakkı, babasına kavuşmasını şöyle anlatır: “Bir ikindi vakti Tillo’ya girdik. Dergâha vardığımızda babam ile hocası namaz kılıyorlardı. İsmâil Fakîrullah’ı görünce, heybet ve olgunluğuna hayran kaldım. Gönlümü ona kaptırdım. Babam beni odasına götürdü. Şefkat ile terbiye etmeye başladı.”
İbrâhim Hakkı ilk tahsilini
babasında yaptı. Tefsîr, hadîs, fıkıh gibi zahirî ilim dallarında yetişti. Baba
dostu Molla Muhammed Sıhrânî’den astronomi, matematik ve diğer fen bilgilerini
öğrendi. İsmâil Fakîrullah’ın (r. aleyh) teveccüh ve iltifatına kavuşup manevî
terbiyesine girdi.
İbrâhim Hakkı, babası vefât edince
hocasının emriyle Erzurum’a gitti. Amcalarının da teşvîkleriyle sekiz sene ilim
tahsîl etti. Erzurum müftîsi Hâzık Muhammed’den okudu. Yirmi beş yaşında
tahsilini tamamlayıp muhabbet ateşiyle yandığı hocası İsmâil Fakîrullah’ın
huzuruna döndü.
Tillo’da hocasının büyük oğlu
Abdülkâdir Efendi’nin kızı Fâtımâ Azîze hanımefendi ile evlendi. Hocasına akraba
oldu. Tillo’da on beş sene hocasına hizmet ile şereflenip icazet aldı. Hocası;
“Molla İbrâhim! Ben babamdan, o da dedemden bütün ilimleri okutmaya me’zunuz.
Din ilimlerini öğretmeye seni me’zun kıldım” demiştir. 1738’de Hicaz’a gidip hac
yaptı. 1752’de İstanbul’a gitti. Sultan birinci Mahmûd Han tarafından davet
edildi. Saray kütüphânesinde çalışmalar yaptı. Bir sene sonra telebe yetiştirmek
için Abdurrahmân Gâzi dergâhına tâyin edilerek Erzurum’a geldi. 1755 senesinde
tekrar İstanbul’a gitti. Sarayda dîvân kâtibi Ali Efendi başta olmak üzere pek
çok kimselerle dost oldu. Sultan üçüncü Mustafa Han zamanında da Abdurrahmân
Gâzi Dergâhı’nın berâtı yenilendi.
(TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 1260, vr. 105a)
İbrâhim Hakkı hazretleri, 1764
târihinden sonra hocası İsmâil Fakîrullah’ın dergâhına yerleşip vefâtına kadar
talebe yetiştirmek ve eser yazmakla meşgul oldu. Ömrünün sonlarında
vasiyyetnâmesini yazdı. Sık sık hastalanması sebebiyle bizzat kendisi kitap
yazmak ile uğraşamıyordu. Ancak yazdırmak suretiyle kalan ömrünü
bereketlendirmek istediğinden, oğulları kâtipliğini yaptılar. Oğulları, İsmâil
Fehim ve Muhammed Şâkir’dir. Kızları ise, Âişe ve Hanîfe hâtûndur.
(İstanbul Arkeoloji Müzeleri Ktp., nr. 87, vr. 16b-17a)
İbrâhim Hakkı hazretleri tefsîr,
hadîs, fıkıh gibi naklî ilimler yanında aklî ilimlerde de zamanın bir tanesi
idi. Biyoloji, fizik, kimya, matematik ve astronomiye kadar, devrindeki bütün
ilimlerle meşgul olmuş, ayın hareketlerini incelemiş, arz küresinin enlem ve
boylamlarını belirtmiştir. Canlılar hakkında çeşitli teorilerileri süren Fransız
doktoru Lemarc, İngiliz Ch. Darwin, Hollandalı Hügo de Vires gibi batılı ilim
adamlarından çok önce canlılar hakkında, en basitinden en mükemmeli olan insana
kadar düzgün bir tekâmül olduğunu yazmıştır. Bu konuyu ele alırken tekâmülde,
arada görülen belli noktaları, husûsî özellikleri ve herbirinin hududlarını
tesbit etmiş, canlıların hepsinin ayrı ayrı cinsler olduğunu ayrıca
belirtmiştir.
Mecmûatü’l-vahdâniyye fî ma‘rifeti’n-nefsi’r-rabbâniyye adlı eserinin ilk sayfası
(Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2412)
Hayâtında hiç bir zaman okumayı ve
okutmayı elden bırakmamış, ideâl insan tipi olarak arif insanı göstermiştir.
Kendisi de bu ölçü içinde kalmıştır.
İbrâhim Hakkı hazretleri aynı
zamanda hak âşığı şâir bir zât olup hikmetli şiirler söylemiştir.
Eserlerinden bâzıları şunlardır: 1-
Tecvid
kitabı: ilk yazdığı eseridir. 2- Tertîb-ül-ulûm, 3-Dîvân
(İlâhînâme): Eserinde bir yılın günleri sayısınca gazel yazmıştır. 4- Mârifetnâme: Hasankale’de iken yazmaya başlamış,
1756 senesinde tamamlamıştır.
Kâinatın yaratılışını, bu yaratmanın
dayandığı incelikleri, âlemleri birinci ana bölümde; tıb ilmini ve insan
vücûdunu ikinci ana bölümde; insanın insan olarak ne yapması gerektiğini ve onun
yücelmesini üçüncü ana bölümde; âdâb-ı muaşereti son bölümde işlemiştir. Eserin
çeşitli yer ve zamanlarda baskıları yapılmış, Farsça ve Fransızca’ya tercüme
edilmiştir.
5- İrfâniyye; Farsça olup bir hadîs-i şerif
açıklanmaktadır. 6- İnsâniyye; Arapça olup içinde hocası Fakîrullah
için yazdığı sekiz kasîde mevcuttur. Tasavvuf ilmi anlatılmaktadır. 7- Mecmu’at-ül-Me’ânî, 8- Lübb-ül-ulûm,
9- Vuslat-nâme, 10- Türkçe-Arapça-Farsça sözlük. 11- Seâdetnâme, 12- Vaslnâme, 13- Şükürnâme, 15- Meşârik, 15- Sefîne-i
Nûh, 16- Kenz-ül Fütûh, 17- Defînet-ür-Rûh 18- Rûh-üş-şüyûh, 19- Ülfet-ül-Enâm, 20- Mahzen-ül-esrâr
ve diğerleridir.
İbrâhim Hakkı hazretlerinin hikmetli
sözlerinden bâzıları şunlardır:
Dil küçüktür, cürümü büyüktür.
Kalb bir reistir. Eğer o temiz
olursa, maiyeti, bütün organlar ona itaat ederek temiz olurlar.
Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır.
Güzel sözler, güleç yüzler, tatlı
diller gönüllerde azîzdir.
İnsanın başına belâ getiren üç şey
vardır: Şakalaşmak, alay etmek, saçma ve beyhude konuşmak.
Konuşma insanın terâzisidir. Fazlası
ziyan, azı vakardır.
Dilini tutmayan gerçek îmânı
bulamaz.
KIZMAYINIZ!
İbrâhim Hakkı hazretleri bir din
kardeşine yazdığı vasiyyet mektubunda özetle şöyle demektedir:
“Allah sevgisini tadabilmen için ilk
vasiyyetim, Allah’tan korkmandır. Allahü teâlânın sana kâfi gelmesi için, O’na
tevekkül eyle. Her işini Allahü teâlâya ısmarlamanı vasiyyet ederim. Hayvanı
sıfatlardan kurtulman ve iyi sıfatlarla sıfatlanabilmen için, insanların
eziyetlerine sabretmeni vasiyyet ederim. Kızmayınız. Allah’ın kullarına af ile
muamele ediniz. Böylece Allahü teâlânın affının zevkini bulunuz. Ayıpları
örtünüz, her mahlûka şefkatli olunuz ki, Allahü teâlâ da sizin aybınızı örtsün
ve size merhamet etsin. Allahü teâlâya yönelmekten ve O’nunla huzurda olmaktan
sizi alıkoyan Allah’ı unutmuş kimselerden uzak olunuz. Her hâlde, sırf Allah
için sıdk ve hâlis niyet üzere olunuz ki, nefsin arzularına bakmıyasınız.
Hakk’ın nazarından düşmemek için, halka nazarı kesiniz. Sözde, işte, zahirde,
bâtında, Habîbullah’a sallallahü aleyhi ve sellem uyunuz. Uyunuz ki, Allah sizi
sevsin. Uyunuz ki, size hidâyet versin”
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Mârifetnâme; sh. 561
2) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-16, sh.
362
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-8, sh.
43
4) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-1, sh.
567
5) İbrâhim Hakkı Erzurûmî (Âmil Çelebioğlu,
Ankara-1989)
6) Büyük Türk Klasikleri; cild-7, sh.
226
7) Hâtimet-ül-eş’âr (Fatin Efendi, İstanbul
1271); sh. 63
8) Resimli Türk Edebiyatı; sh.
796





Yorumlar
Yorum Gönder