HÜSEYİN AVNİ PAŞA
(1820-1876)
Osmanlı sadrazamı.Hüseyin Avni PaşaSultan Abdülazîz Han’ın tahttan
indirilip şehîd edilmesine sebeb olan sadrâzam ve seraskerlerden. Aslen
Isparta’nın Şarkikarağaç kazasına bağlı Gelendost’ta 1820 yılında doğmuştur.
Babası, Odabaşızâde Ahmed Efendi’dir. 15 yaşında İstanbul’a geldi. Çorlulu Ali
Paşa Medresesi’nde müderrislik yapan dayısının yanında kaldı ve medrese
tahsiline başladı. 1837’de Harbiye’ye girdi. 1839’da girdiği liyâkat imtihanını
kazanarak baş çavuş, 1842’de mülâzım (teğmen) oldu. 1847’de erkân-ı harbiye
(kurmay) sınıfına ayrıldı. 1848’de erkân-ı harbiye yüzbaşılığı rütbesi verildi.
1849’da erkân-ı harbiye (kurmay) kolağası rütbesiyle şehâdetnâme (diploma) aldı.
Harbiye mektebinin fenn-i harb muallim muavinliği ile seferî ve dâhiliye
kânunları muallimliğine tâyin edildi. 1852’de binbaşı oldu. Aynı yıl içinde
kaymakamlığa (yarbay) terfî ettirilerek Şumnu’ya gönderildi. Kırım harbine kadar
Sofya cihetindeki Balkan geçitlerinin tahkîmine me’mur edildi. Burada gösterdiği
başarı üzerine miralaylığa terfî etti. Kars muhârebesinden sonra mirlivalığa
yükseltildi. Kırım, Tuna ve Kafkas cephelerinde harbe katıldıktan sonra 1862’de
ferikliğe terfî etti. Fuâd Paşa tarafından himaye edildi. Harbiye kumandanı ve
Şûrâ-yı askerî reisi, daha sonra 1863’de müşîr (mareşal) rütbesiyle birinci ordu
kumandanı ve serasker kaymakamı oldu. Kaba, görgüsüz ve lâübâli bir kişiliğe
sâhib olan Hüseyin Avni Paşa, bir selâmlık merasimi sırasında sultan Abdülazîz
Han’ın zevcelerinden bir kadın efendiye sözle sarkıntılık yapınca, 1865’de
vazifeden azledildi. Bir müddet açıkta kaldıktan sonra 1867’de Girid daha sonra
da Teselya vâliliklerine tâyin edildi. Bu târihten îtibâren sultan Abdülazîz
Han’a karşı aşırı kin duymaya başlayan Hüseyin Avni Paşa, 1868’de Fuâd Paşa’nın
tavsiyesiyle Âlî Paşa tarafından tekrar seraskerliğe getirildi. Bu vazîfesi
esnasında Pâdişâh’ı zehirleme teşebbüsünde bulundu. Londra’dan getirttiği
kokusuz ve gayet te’sirli bir zehiri sultan Abdülazîz Han’ın içeceği şerbete
koydurarak zehirleme teşebbüsünde bulundu. Pâdişâh’ın, içmeden önce şerbeti
yakınlarına tattırmak âdeti olduğundan, câniyâne tasavvurunu gerçekleştiremedi.
Bunun üzerine sultan Abdülazîz Han’ı tahttan indirerek öldürtmeye karar verdi.
1871’de Mahmûd Nedim Paşa’nın sadâreti esnasında seraskerlikten azledilerek
Isparta’ya sürüldü. Bu beldede kumar ve tavla bilinmezken bunları buraya soktu.
Isparta’da on bir ay ikâmet ettikten sonra affedildi. 1872’de Aydın (İzmir)
vâliliğine tâyin olundu. 1873’de de bahriye nâzırlığına getirildi. Aynı sene
içinde tekrar serasker oldu. Affedilmesine rağmen kininden vazgeçmeyen Hüseyin
Avni Paşa, sultan Abdülazîz Han’a karşı darbe fırsatı kollamaya ve kendisine
arkadaş aramaya başladı.
Hüseyin Avni Paşa’nın Süleymaniye Camii hazîresindeki mezarı
1874’de seraskerlik uhdesinde kalmak
üzere binbir hîle ve desîse ile sadâret makamına gelen Hüseyin Avni Paşa, bu
makamda ümid ettiği gibi uzun müddet kalamadı. Pâdişâh’a mâlî ve siyâsî
konularda yanlış bilgiler vererek devletin durumunun daha kötüye gitmesine sebeb
olduğu için, 1875’de sadrâzamlıktan ve seraskerlikten azledildi. Aydın (İzmir)
vâliliğine gönderildi. Valilikten affını isteyen Hüseyin Avni Paşa, tedâvî
olunmak bahanesiyle Fransa’ya gitti. Oradan Londra’ya da giderek İngiliz
nâzırlarına Pâdişâh’ı tahttan indirme düşüncelerini açıkladı. Velîahd Murâd
Efendi’nin tahta çıkmasına imkân sağlayacak olan bu fikri, İngilizler tarafından
desteklendi. Bir müddet Avrupa’da seyahat ettikten sonra aynı sene yurda döndü
ve Konya vâliliğine tâyin edildi. Ancak saraydaki tarafdârlarının gayreti ile
Konya’ya gitmekten kurtulup, İstanbul’da kaldı. 1875 senesi içinde üçüncü defa
seraskerliğe getirildi ise de kısa bir müddet sonra tekrar azledildi ve
Hüdâvendigâr (Bursa) vâliliğine gönderildi. Midhat Paşa’nın medrese talebelerine
gizlice para dağıttırması ve talebelerin ayaklanması üzerine vükelânın
(bakanların) değiştirilmesine lüzum görüldüğünden, Hüseyin Avni Paşa da 13 Mayıs
1876’da son olarak seraskerlik makamına getirildi.
Ordunun idaresini fiilen eline afan
Hüseyin Avni Paşa, şahsen kin duyduğu sultan Abdülazîz Han’ı, tasarladığı üzere,
tahttan indirmeye karar verdi. Bu hususta meşrûtiyet tarafdârı görünen Şûrâ-yı
devlet reîsi Midhat Paşa, adam yokluğu sebebiyle sadâret makamını işgal eden,
hiç bir iş beceremeyen, dirayetsiz, basiretsiz ve koltuğunu kaybetmemek için
Hüseyin Avni Paşa’nın dümen suyunda hareket eden sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa,
Müfsîd İmâm lakabı ile tanınan Pâdişâh’ın istememesine rağmen Mütercim Rüşdî
Paşa’nın zoru ile meşihat makamına getirilen şeyhülislâm Hayrullah Efendi de
Hüseyin Avni Paşa ile beraber hareket ettiler. Ayrıca Kayserili Ahmed Paşa,
askeri şûra reisi müşîr Redîf Paşa, askerî mektebler nâzırı Süleymân Paşa,
donanma kumandanı mîrlivâ Ârif Paşa, kazasker Ahmed Hulûsî Efendi, “Abdülazîz’in
hal’i için çarşaf kadar fetva veririm” diyen fetvâ emîni kazasker Filibeli Kara
Halil Efendi de Hüseyin Avni Paşa’nın yanında yer aldılar.
30 Mayıs 1876’da Abdülazîz Han’a
karşı hazırladığı darbe plânını Midhat ve sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa’ya açtı.
Süleymân Paşa, Pâdişâh’ı bir sûikasdden korumak bahanesiyle 300 kadar Harbiye
talebesi ile Suriye’den gelmiş olan ve Türkçe bilmeyen bâzı Arab bölüklerini
peşine takarak Dolmabahçe sarayını kuşattı. Arif Paşa da donanmayı sarayın önüne
getirdi. Sultan Abdülazîz Han tahttan indirilerek Velîahd Murâd Efendi, sultan
beşinci Murâd Han ünvânıyla pâdişâh yapıldı. Abdülazîz Han, Hüseyin Avni
Paşa’nın emri ile ezâ ve cefâ edilerek Topkapı Sarayı’na nakl edildi. 2 Haziran
1876 günü ise, “Sultan beşinci Murâd Han’ın iradesiyle, denilerek, Fer’iye
Sarayı’na götürüldü. Hüseyin Avni Paşa ve Kayserili Ahmed Paşa’nın insiyatifine
terk edilen sultan Abdülazîz Han, sıkıntılı günler geçirdi.
Hüseyin Avni Paşa uzun zaman sarayda
casusu olan ikinci mâbeynci Fahri Bey’i kendi arzularını yerine getirme işinde
kullandı. Cezâyirli Mustafa Pehlivan, Yozgatlı pehlivan Mustafa Çavuş ve
Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan’ı Fer’iye Sarayı’na bahçıvan yaptırdı. Fahri
Bey’le bu pehlivanlar, Sultân’ın kaldığı odaya girip, uzun bir mücâdeleden sonra
bileklerini keserek pencereden bahçeye kaçtılar. İntihar süsü verilmek istenen
sûikasdden sonra, pencereden koparılan perdeye sarılan sultan Abdülazîz’in
cesedi Fer’iye karakoluna taşınıp neferlerin yattığı ot minderler üzerine
atıldı. Daha önce plânladığı hâdiseyi duyar duymaz Kuzguncuk’taki yalısından
kayıkla hemen Fer’iye’ye gelen Hüseyin Avni Paşa, Abdülazîz Han’ın intihar
ettiği şeklindeki ölüm raporunu imzalamayan iki doktordan birini hemen
Trablusgarb’a sürdü. İkinci doktor Ömer Bey’in de apoletlerini (rütbelerini)
söktürdü. Sonradan gelen doktorlar cesedi tamamen muayene etmek isteyince de;
“Bu cenaze Ahmed Ağa, Mehmed Ağa değildir, bir pâdişâhındır. Onun her tarafını
açıp size gösteremem” diyerek baştan ayağa kadar bir muayenenin yapılmasına mâni
oldu. Bunun üzerine hazır bulunan beş doktor Hüseyin Avni Paşa’nın emriyle,
cesedin sâdece kollarını muayene ederek ve kendilerine gösterilen kanlı bir
makasa bakarak bir rapor verdiler. Bu raporun da tam istediği gibi olmadığını
söyleyen Paşa, 19 imzalı başka bir rapor daha düzenletti. Bu rapor da isteğe
uygun görülmediğinden üçüncü bir rapora ihtiyaç duyuldu. Nihayet Hüseyin Avni
Paşa ve adamlarının istediği şekilde bir rapor verildi! Bu ısmarlama rapordan
sonra, hiç bir soruşturmaya gerek görülmeden, Abdülazîz Han’ın cesedi, esef
verici bir şekilde Topkapı Sarayı’na götürüldü. 5 Haziran günü cenazesi büyük
merasimle kaldırılarak, babası sultan İkinci Mahmûd Han’ın Çemberlitaş’taki
türbesine defnedildi.
Abdülazîz Han’ı şehîd ettiren
paşalar, başarılarının zevkine ermek için Midhat Paşa’nın Bâyezîd’deki konağında
15 Haziran 1876 gecesi toplanmışlardı. Sultan Abdülazîz Han’ın kayınbiraderi, 26
yaşındaki Erkân-ı harb kolağası Hasan Bey (Bkz. Çerkez Hasan) Abdülazîz Han’ın
intikamını almak üzere, silâhlandı; saat 22.00’yi biraz geçerken Midhat Paşa’nın
konağına girdi. Resmî üniformalı olduğu için toplantı salonuna rahatça girdi.
Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı ve hâriciye nâzırı Râşid Paşa’yı vurarak öldürdü.
Hüseyin Avni Paşa’nın cenazesi ertesi günü Süleymâniye Câmii hazîresinde Âlî
Paşa’nın kabrinin ayakucuna defnolundu. Yaralı olarak yakalanan Çerkes Hasan Bey
de ertesi gün Bâyezîd meydanında îdâm edildi.
Düşmanla devlete karşı birleşebilen
ve kindar bir şahsiyete sâhib olan Hüseyin Avni Paşa, iki yüzlü, önü alınmaz
ihtiras sahibi, vatan ve millet sevgisinden uzak, hânedân ve pâdişâha bağlılığı
olmayan, kaba, görgüsüz, lâubâlî ve zâlim bir kişi idi. Bâzı askerî hareketlerde
başarısı görülmüşse de Fuâd Paşa tarafından desteklenerek yükselmiştir. Tanzîmât
ricalinden Âlî Paşa bu adamdan nefret etmekle beraber, Fuâd Paşa’yı kırmamak
için yükselmesini engellememiştir.
Hüseyin Avni Paşa’nın bu menfî hal
ve hareketleri sultan Abdülazîz Han’ın tahttan indirilip şehîd edilmesine ve
devlet için 93 harbi başta olmak üzere, sonu gelmez bir sürü felâketlere sebeb
oldu. Son yüzyıl Türk târihinin en karanlık ve menfî şahsiyetlerinden biri
olarak târihe geçti. Memleketi olan Isparta’da bir iki çeşmenin dışında hiç bir
hayratı yoktur.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Eshâb-ı Kiram; sh.
283
2) Son Sadrâzamlar; cild-1, sh.
483
3) Mir’ât-ı Hakikat Tercümesi; sh.
101
4) Bir Darbenin
Anatomisi
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
348
6) Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi; sh. 22
v.d.
7) Mir’ât-ı Şu’ûnât; Sh.
47
8) Îzâhlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4,
sh. 256
Sultan Abdülazîz Han’ın tahttan
indirilip şehîd edilmesine sebeb olan sadrâzam ve seraskerlerden. Aslen
Isparta’nın Şarkikarağaç kazasına bağlı Gelendost’ta 1820 yılında doğmuştur.
Babası, Odabaşızâde Ahmed Efendi’dir. 15 yaşında İstanbul’a geldi. Çorlulu Ali
Paşa Medresesi’nde müderrislik yapan dayısının yanında kaldı ve medrese
tahsiline başladı. 1837’de Harbiye’ye girdi. 1839’da girdiği liyâkat imtihanını
kazanarak baş çavuş, 1842’de mülâzım (teğmen) oldu. 1847’de erkân-ı harbiye
(kurmay) sınıfına ayrıldı. 1848’de erkân-ı harbiye yüzbaşılığı rütbesi verildi.
1849’da erkân-ı harbiye (kurmay) kolağası rütbesiyle şehâdetnâme (diploma) aldı.
Harbiye mektebinin fenn-i harb muallim muavinliği ile seferî ve dâhiliye
kânunları muallimliğine tâyin edildi. 1852’de binbaşı oldu. Aynı yıl içinde
kaymakamlığa (yarbay) terfî ettirilerek Şumnu’ya gönderildi. Kırım harbine kadar
Sofya cihetindeki Balkan geçitlerinin tahkîmine me’mur edildi. Burada gösterdiği
başarı üzerine miralaylığa terfî etti. Kars muhârebesinden sonra mirlivalığa
yükseltildi. Kırım, Tuna ve Kafkas cephelerinde harbe katıldıktan sonra 1862’de
ferikliğe terfî etti. Fuâd Paşa tarafından himaye edildi. Harbiye kumandanı ve
Şûrâ-yı askerî reisi, daha sonra 1863’de müşîr (mareşal) rütbesiyle birinci ordu
kumandanı ve serasker kaymakamı oldu. Kaba, görgüsüz ve lâübâli bir kişiliğe
sâhib olan Hüseyin Avni Paşa, bir selâmlık merasimi sırasında sultan Abdülazîz
Han’ın zevcelerinden bir kadın efendiye sözle sarkıntılık yapınca, 1865’de
vazifeden azledildi. Bir müddet açıkta kaldıktan sonra 1867’de Girid daha sonra
da Teselya vâliliklerine tâyin edildi. Bu târihten îtibâren sultan Abdülazîz
Han’a karşı aşırı kin duymaya başlayan Hüseyin Avni Paşa, 1868’de Fuâd Paşa’nın
tavsiyesiyle Âlî Paşa tarafından tekrar seraskerliğe getirildi. Bu vazîfesi
esnasında Pâdişâh’ı zehirleme teşebbüsünde bulundu. Londra’dan getirttiği
kokusuz ve gayet te’sirli bir zehiri sultan Abdülazîz Han’ın içeceği şerbete
koydurarak zehirleme teşebbüsünde bulundu. Pâdişâh’ın, içmeden önce şerbeti
yakınlarına tattırmak âdeti olduğundan, câniyâne tasavvurunu gerçekleştiremedi.
Bunun üzerine sultan Abdülazîz Han’ı tahttan indirerek öldürtmeye karar verdi.
1871’de Mahmûd Nedim Paşa’nın sadâreti esnasında seraskerlikten azledilerek
Isparta’ya sürüldü. Bu beldede kumar ve tavla bilinmezken bunları buraya soktu.
Isparta’da on bir ay ikâmet ettikten sonra affedildi. 1872’de Aydın (İzmir)
vâliliğine tâyin olundu. 1873’de de bahriye nâzırlığına getirildi. Aynı sene
içinde tekrar serasker oldu. Affedilmesine rağmen kininden vazgeçmeyen Hüseyin
Avni Paşa, sultan Abdülazîz Han’a karşı darbe fırsatı kollamaya ve kendisine
arkadaş aramaya başladı.
1874’de seraskerlik uhdesinde kalmak
üzere binbir hîle ve desîse ile sadâret makamına gelen Hüseyin Avni Paşa, bu
makamda ümid ettiği gibi uzun müddet kalamadı. Pâdişâh’a mâlî ve siyâsî
konularda yanlış bilgiler vererek devletin durumunun daha kötüye gitmesine sebeb
olduğu için, 1875’de sadrâzamlıktan ve seraskerlikten azledildi. Aydın (İzmir)
vâliliğine gönderildi. Valilikten affını isteyen Hüseyin Avni Paşa, tedâvî
olunmak bahanesiyle Fransa’ya gitti. Oradan Londra’ya da giderek İngiliz
nâzırlarına Pâdişâh’ı tahttan indirme düşüncelerini açıkladı. Velîahd Murâd
Efendi’nin tahta çıkmasına imkân sağlayacak olan bu fikri, İngilizler tarafından
desteklendi. Bir müddet Avrupa’da seyahat ettikten sonra aynı sene yurda döndü
ve Konya vâliliğine tâyin edildi. Ancak saraydaki tarafdârlarının gayreti ile
Konya’ya gitmekten kurtulup, İstanbul’da kaldı. 1875 senesi içinde üçüncü defa
seraskerliğe getirildi ise de kısa bir müddet sonra tekrar azledildi ve
Hüdâvendigâr (Bursa) vâliliğine gönderildi. Midhat Paşa’nın medrese talebelerine
gizlice para dağıttırması ve talebelerin ayaklanması üzerine vükelânın
(bakanların) değiştirilmesine lüzum görüldüğünden, Hüseyin Avni Paşa da 13 Mayıs
1876’da son olarak seraskerlik makamına getirildi.
Ordunun idaresini fiilen eline afan
Hüseyin Avni Paşa, şahsen kin duyduğu sultan Abdülazîz Han’ı, tasarladığı üzere,
tahttan indirmeye karar verdi. Bu hususta meşrûtiyet tarafdârı görünen Şûrâ-yı
devlet reîsi Midhat Paşa, adam yokluğu sebebiyle sadâret makamını işgal eden,
hiç bir iş beceremeyen, dirayetsiz, basiretsiz ve koltuğunu kaybetmemek için
Hüseyin Avni Paşa’nın dümen suyunda hareket eden sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa,
Müfsîd İmâm lakabı ile tanınan Pâdişâh’ın istememesine rağmen Mütercim Rüşdî
Paşa’nın zoru ile meşihat makamına getirilen şeyhülislâm Hayrullah Efendi de
Hüseyin Avni Paşa ile beraber hareket ettiler. Ayrıca Kayserili Ahmed Paşa,
askeri şûra reisi müşîr Redîf Paşa, askerî mektebler nâzırı Süleymân Paşa,
donanma kumandanı mîrlivâ Ârif Paşa, kazasker Ahmed Hulûsî Efendi, “Abdülazîz’in
hal’i için çarşaf kadar fetva veririm” diyen fetvâ emîni kazasker Filibeli Kara
Halil Efendi de Hüseyin Avni Paşa’nın yanında yer aldılar.
30 Mayıs 1876’da Abdülazîz Han’a
karşı hazırladığı darbe plânını Midhat ve sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa’ya açtı.
Süleymân Paşa, Pâdişâh’ı bir sûikasdden korumak bahanesiyle 300 kadar Harbiye
talebesi ile Suriye’den gelmiş olan ve Türkçe bilmeyen bâzı Arab bölüklerini
peşine takarak Dolmabahçe sarayını kuşattı. Arif Paşa da donanmayı sarayın önüne
getirdi. Sultan Abdülazîz Han tahttan indirilerek Velîahd Murâd Efendi, sultan
beşinci Murâd Han ünvânıyla pâdişâh yapıldı. Abdülazîz Han, Hüseyin Avni
Paşa’nın emri ile ezâ ve cefâ edilerek Topkapı Sarayı’na nakl edildi. 2 Haziran
1876 günü ise, “Sultan beşinci Murâd Han’ın iradesiyle, denilerek, Fer’iye
Sarayı’na götürüldü. Hüseyin Avni Paşa ve Kayserili Ahmed Paşa’nın insiyatifine
terk edilen sultan Abdülazîz Han, sıkıntılı günler geçirdi.
Hüseyin Avni Paşa uzun zaman sarayda
casusu olan ikinci mâbeynci Fahri Bey’i kendi arzularını yerine getirme işinde
kullandı. Cezâyirli Mustafa Pehlivan, Yozgatlı pehlivan Mustafa Çavuş ve
Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan’ı Fer’iye Sarayı’na bahçıvan yaptırdı. Fahri
Bey’le bu pehlivanlar, Sultân’ın kaldığı odaya girip, uzun bir mücâdeleden sonra
bileklerini keserek pencereden bahçeye kaçtılar. İntihar süsü verilmek istenen
sûikasdden sonra, pencereden koparılan perdeye sarılan sultan Abdülazîz’in
cesedi Fer’iye karakoluna taşınıp neferlerin yattığı ot minderler üzerine
atıldı. Daha önce plânladığı hâdiseyi duyar duymaz Kuzguncuk’taki yalısından
kayıkla hemen Fer’iye’ye gelen Hüseyin Avni Paşa, Abdülazîz Han’ın intihar
ettiği şeklindeki ölüm raporunu imzalamayan iki doktordan birini hemen
Trablusgarb’a sürdü. İkinci doktor Ömer Bey’in de apoletlerini (rütbelerini)
söktürdü. Sonradan gelen doktorlar cesedi tamamen muayene etmek isteyince de;
“Bu cenaze Ahmed Ağa, Mehmed Ağa değildir, bir pâdişâhındır. Onun her tarafını
açıp size gösteremem” diyerek baştan ayağa kadar bir muayenenin yapılmasına mâni
oldu. Bunun üzerine hazır bulunan beş doktor Hüseyin Avni Paşa’nın emriyle,
cesedin sâdece kollarını muayene ederek ve kendilerine gösterilen kanlı bir
makasa bakarak bir rapor verdiler. Bu raporun da tam istediği gibi olmadığını
söyleyen Paşa, 19 imzalı başka bir rapor daha düzenletti. Bu rapor da isteğe
uygun görülmediğinden üçüncü bir rapora ihtiyaç duyuldu. Nihayet Hüseyin Avni
Paşa ve adamlarının istediği şekilde bir rapor verildi! Bu ısmarlama rapordan
sonra, hiç bir soruşturmaya gerek görülmeden, Abdülazîz Han’ın cesedi, esef
verici bir şekilde Topkapı Sarayı’na götürüldü. 5 Haziran günü cenazesi büyük
merasimle kaldırılarak, babası sultan İkinci Mahmûd Han’ın Çemberlitaş’taki
türbesine defnedildi.
Abdülazîz Han’ı şehîd ettiren
paşalar, başarılarının zevkine ermek için Midhat Paşa’nın Bâyezîd’deki konağında
15 Haziran 1876 gecesi toplanmışlardı. Sultan Abdülazîz Han’ın kayınbiraderi, 26
yaşındaki Erkân-ı harb kolağası Hasan Bey (Bkz. Çerkez Hasan) Abdülazîz Han’ın
intikamını almak üzere, silâhlandı; saat 22.00’yi biraz geçerken Midhat Paşa’nın
konağına girdi. Resmî üniformalı olduğu için toplantı salonuna rahatça girdi.
Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı ve hâriciye nâzırı Râşid Paşa’yı vurarak öldürdü.
Hüseyin Avni Paşa’nın cenazesi ertesi günü Süleymâniye Câmii hazîresinde Âlî
Paşa’nın kabrinin ayakucuna defnolundu. Yaralı olarak yakalanan Çerkes Hasan Bey
de ertesi gün Bâyezîd meydanında îdâm edildi.
Düşmanla devlete karşı birleşebilen
ve kindar bir şahsiyete sâhib olan Hüseyin Avni Paşa, iki yüzlü, önü alınmaz
ihtiras sahibi, vatan ve millet sevgisinden uzak, hânedân ve pâdişâha bağlılığı
olmayan, kaba, görgüsüz, lâubâlî ve zâlim bir kişi idi. Bâzı askerî hareketlerde
başarısı görülmüşse de Fuâd Paşa tarafından desteklenerek yükselmiştir. Tanzîmât
ricalinden Âlî Paşa bu adamdan nefret etmekle beraber, Fuâd Paşa’yı kırmamak
için yükselmesini engellememiştir.
Hüseyin Avni Paşa’nın bu menfî hal
ve hareketleri sultan Abdülazîz Han’ın tahttan indirilip şehîd edilmesine ve
devlet için 93 harbi başta olmak üzere, sonu gelmez bir sürü felâketlere sebeb
oldu. Son yüzyıl Türk târihinin en karanlık ve menfî şahsiyetlerinden biri
olarak târihe geçti. Memleketi olan Isparta’da bir iki çeşmenin dışında hiç bir
hayratı yoktur.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Eshâb-ı Kiram; sh.
283
2) Son Sadrâzamlar; cild-1, sh.
483
3) Mir’ât-ı Hakikat Tercümesi; sh.
101
4) Bir Darbenin
Anatomisi
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
348
6) Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi; sh. 22
v.d.
7) Mir’ât-ı Şu’ûnât; Sh.
47
8) Îzâhlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4,
sh. 256


Yorumlar
Yorum Gönder