HOCAZÂDE MUSLİHUDDİN EFENDİ
HOCAZÂDE MUSLİHUDDİN EFENDİ
(ö. 893/1488)
Fâtih Sultan Mehmed’in hocası, âlim ve kazasker.Hocazâde Muslihuddin Efendi’nin Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi Hidâyeti’l-ḥikme adlı eserinin ilk iki sayfası (Köprülü Ktp., Mehmed Âsım, nr. 269)Osmanlı âlimlerinin büyüklerinden.
İsmi, Mustafa, künyesi Hocazâde'dir. Bursa'da doğdu. Doğum târihi
bilinmemektedir. 1488 (H. 893) târihirıde Bursa'da vefât etti. Bursa'da Emir
Sultan Türbesi civârında medfûndur.
Hocazâde, babasının ticâret
mesleğini terkedip ilim öğrenmeye yöneldi. Bu sebeble babası ve kardeşleri
tarafından terk edildi. Sıkıntı ve yokluk içinde babasından yardım görmeksizin
tahsiline devam etti. Emir Sultan hazretlerinin talebelerinden Şeyh Velî
Şemsüddîn'in teşvikiyle Kâdı Ayasoluğ ve Hızır Bey bin Celâl'den aklî ve naklî
ilimleri öğrendi ve icazet aldı. Sultan Murâd tarafından Kestelli kâdılığına,
sonra da Bursa'daki Esediyye Medresesi' ne müderris tâyin edildi. Daha sonra
istanbul'a geldi. Fâtih Sultan Mehmed Han onu kendisine hoca tâyin etti. Sonra
Edirne kazaskeri oldu.
Hocazâde'nin kazasker olma haberi
babasına ulaşınca, önce inanamadı. Daha sonra haber yaygınlaşınca inandı ve
diğer oğullarıyla birlikte ziyaret için Edirne'ye gitti. Babasının gelmekte
olduğu haberini alan Hocazâde, âlimlerden ve Edirne eşrafından bir toplulukla
onu karşıladı. İzzet ve ikrâmda bulundu. Babası muhcûbiyetle eski kusurlarını
hatırlayıp özür dilemeye başlayınca; "Olsun, siz öyle yapmasaydınız, biz böyle
o! mazdık" diyerek alçak gönüllülük gösterdi.
Hocazade, Fâtih Sultan Mehmed
tarafından Bursa Sultaniye Medresesi'ne, daha sonra da İstanbul Sahn-ı semân
Medresesi'ne müderris tâyin edildi.
Bu sırada Fâtih Sultan Mehmed Han,
İmâm-ı Gazâlî'nin, felsefecilerin bozuk ve sapık görüşlerini inceleyip din ve
fen ölçüleri ışığında çürüttüğü Tehâfüt-ül-felâsife adını taşıyan eseri ile
İbn-i Rüşd'ün bu esere yazdığı reddiyeyi incelemişti. İlmî bir meclisin
toplanarak imâm-ı Gazâlî ile ibn-i Rüşd'ün görüşlerinin incelenip bir kitap
hâlinde mukayese ve muhakemesinin yapılmasını emretti. Devrin âlimlerinden
Hocazâde ile Ali Tûsî'yi bu işle görevlendirip, eser hazırlamalarını bildirdi.
Hocazâde bu konuda Tehâfüt adında bir eseri dört ayda yazdı. Ali
Tûsî de incelemelerini altı ayda tamamlayıp eserini hazırladı ve adını Ez-Zahîre koydu. İki âlim, Sultân'ın huzurunda
Molla Hüsrev'in hakemliğinde eserlerini savundular. Hocazâde'nin çalışması ve
ilmî îzâh tarzı daha başarılı görüldü. Bu münazaranın sonunda hem Hocazâde hem
de Ali Tûsî mükâfatlandırıldı. Ali Tûsî tekrar memleketi olan İran'a döndü.
Gerçekte Hocazâde'nin çalışması tam anlamıyla ilmî tarafsızlık vasfını taşıyor
ve imâm-ı Gazâlî'nin haklı olduğunu ortaya koyuyordu. Ali Tûsî de aynı gerçeğe
ulaşmıştı. Fakat o daha ziyâde, İmâm-ı Gazâlî'nin görüş ve izahlarını yorumlamak
ve açıklamakla iktifâ etmişti.
Daha sonra Hocazâde; Edirne
kâdılığı, İstanbul ve İznik müftîlikleri yaptı. Sultan ikinci Bâyezîd Han tahta
geçince, İstanbul'a geldi ve Bursa Sultaniye Medresesi'ne tâyin edildi. Bu
vazifede iken el ve ayaklarına felç geldi. Ancak sol eliyle yazı yazabiliyordu.
Bu hâlde sultan ikinci Bâyezîd'in emriyle Şerh-i
mevâkıf adlı esere haşiye yazdı.
Hocazâde, yazdığı eserlerle bütün
âlimlerin takdirini kazandı. Ali Kuşçu ve Celâleddîn Devânî bunlardandır.
Hocazâde'nin Tehâfüt adlı eserinden başka, Hâşiye-i Şerh-i
Mevâkıf, Hâşiye-i Şerh-i Hidâyet-ül Hikme, Şerhu Tevâlî-ul-envâr, Şerh-ül-izzî
fit-Tasrîf, Hâşiyet-ü ale't-Tel-vîh fil-usûl gibi başka kıymetli
eserleri de vardır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1)
Mu’cem-ül müellifîn; cild-12, sh. 290
2) Şakâyık-ı Nu’mâniyye tercümesi;
sh.145
3) Şezerâtüz-zeheb; cild-7, sh.
354
4) Fevâid-ül-behiyye; sh.
214
5) Esmâ-ül-müellifîn; cild-2, sh.
433
6) Keşf-üz-zünün; cild-1, sh. 497, cild-2, sh.
1139
7) Brockelmann; Sup. 2, sh.
322
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-12, sh.
93
Osmanlı âlimlerinin büyüklerinden.
İsmi, Mustafa, künyesi Hocazâde'dir. Bursa'da doğdu. Doğum târihi
bilinmemektedir. 1488 (H. 893) târihirıde Bursa'da vefât etti. Bursa'da Emir
Sultan Türbesi civârında medfûndur.
Hocazâde, babasının ticâret
mesleğini terkedip ilim öğrenmeye yöneldi. Bu sebeble babası ve kardeşleri
tarafından terk edildi. Sıkıntı ve yokluk içinde babasından yardım görmeksizin
tahsiline devam etti. Emir Sultan hazretlerinin talebelerinden Şeyh Velî
Şemsüddîn'in teşvikiyle Kâdı Ayasoluğ ve Hızır Bey bin Celâl'den aklî ve naklî
ilimleri öğrendi ve icazet aldı. Sultan Murâd tarafından Kestelli kâdılığına,
sonra da Bursa'daki Esediyye Medresesi' ne müderris tâyin edildi. Daha sonra
istanbul'a geldi. Fâtih Sultan Mehmed Han onu kendisine hoca tâyin etti. Sonra
Edirne kazaskeri oldu.
Hocazâde'nin kazasker olma haberi
babasına ulaşınca, önce inanamadı. Daha sonra haber yaygınlaşınca inandı ve
diğer oğullarıyla birlikte ziyaret için Edirne'ye gitti. Babasının gelmekte
olduğu haberini alan Hocazâde, âlimlerden ve Edirne eşrafından bir toplulukla
onu karşıladı. İzzet ve ikrâmda bulundu. Babası muhcûbiyetle eski kusurlarını
hatırlayıp özür dilemeye başlayınca; "Olsun, siz öyle yapmasaydınız, biz böyle
o! mazdık" diyerek alçak gönüllülük gösterdi.
Hocazade, Fâtih Sultan Mehmed
tarafından Bursa Sultaniye Medresesi'ne, daha sonra da İstanbul Sahn-ı semân
Medresesi'ne müderris tâyin edildi.
Bu sırada Fâtih Sultan Mehmed Han,
İmâm-ı Gazâlî'nin, felsefecilerin bozuk ve sapık görüşlerini inceleyip din ve
fen ölçüleri ışığında çürüttüğü Tehâfüt-ül-felâsife adını taşıyan eseri ile
İbn-i Rüşd'ün bu esere yazdığı reddiyeyi incelemişti. İlmî bir meclisin
toplanarak imâm-ı Gazâlî ile ibn-i Rüşd'ün görüşlerinin incelenip bir kitap
hâlinde mukayese ve muhakemesinin yapılmasını emretti. Devrin âlimlerinden
Hocazâde ile Ali Tûsî'yi bu işle görevlendirip, eser hazırlamalarını bildirdi.
Hocazâde bu konuda Tehâfüt adında bir eseri dört ayda yazdı. Ali
Tûsî de incelemelerini altı ayda tamamlayıp eserini hazırladı ve adını Ez-Zahîre koydu. İki âlim, Sultân'ın huzurunda
Molla Hüsrev'in hakemliğinde eserlerini savundular. Hocazâde'nin çalışması ve
ilmî îzâh tarzı daha başarılı görüldü. Bu münazaranın sonunda hem Hocazâde hem
de Ali Tûsî mükâfatlandırıldı. Ali Tûsî tekrar memleketi olan İran'a döndü.
Gerçekte Hocazâde'nin çalışması tam anlamıyla ilmî tarafsızlık vasfını taşıyor
ve imâm-ı Gazâlî'nin haklı olduğunu ortaya koyuyordu. Ali Tûsî de aynı gerçeğe
ulaşmıştı. Fakat o daha ziyâde, İmâm-ı Gazâlî'nin görüş ve izahlarını yorumlamak
ve açıklamakla iktifâ etmişti.
Daha sonra Hocazâde; Edirne
kâdılığı, İstanbul ve İznik müftîlikleri yaptı. Sultan ikinci Bâyezîd Han tahta
geçince, İstanbul'a geldi ve Bursa Sultaniye Medresesi'ne tâyin edildi. Bu
vazifede iken el ve ayaklarına felç geldi. Ancak sol eliyle yazı yazabiliyordu.
Bu hâlde sultan ikinci Bâyezîd'in emriyle Şerh-i
mevâkıf adlı esere haşiye yazdı.
Hocazâde, yazdığı eserlerle bütün
âlimlerin takdirini kazandı. Ali Kuşçu ve Celâleddîn Devânî bunlardandır.
Hocazâde'nin Tehâfüt adlı eserinden başka, Hâşiye-i Şerh-i
Mevâkıf, Hâşiye-i Şerh-i Hidâyet-ül Hikme, Şerhu Tevâlî-ul-envâr, Şerh-ül-izzî
fit-Tasrîf, Hâşiyet-ü ale't-Tel-vîh fil-usûl gibi başka kıymetli
eserleri de vardır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1)
Mu’cem-ül müellifîn; cild-12, sh. 290
2) Şakâyık-ı Nu’mâniyye tercümesi;
sh.145
3) Şezerâtüz-zeheb; cild-7, sh.
354
4) Fevâid-ül-behiyye; sh.
214
5) Esmâ-ül-müellifîn; cild-2, sh.
433
6) Keşf-üz-zünün; cild-1, sh. 497, cild-2, sh.
1139
7) Brockelmann; Sup. 2, sh.
322
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-12, sh.
93

Yorumlar
Yorum Gönder