HOCA SA’DEDDÎN EFENDİ
HOCA SA’DEDDÎN EFENDİ
(ö. 1008/1599)
Osmanlı şeyhülislâmı ve tarihçisi.Günümüzde Abdülkadir Efendi Camii olarak anılan Sâdeddin Efendi Dârülkurrâsı – Eyüp/İstanbul
Osmanlı Devleti’nin yirmi ikinci
şeyhülislâmı, tarihçi ve edib. İsmi, Sa’deddîn’dir. Hoca Efendi lakabıyla meşhur
oldu. 1536 (H. 943) târihinde İstanbul’da doğdu. Yavuz Sultan Selim Han’ın
nedîmi (sohbet arkadaşı) Hasan Can’ın oğludur. 1599 (H. 1008) tarihindeki üçüncü
Murâd Han’ın vefâtının dördüncü sene-i devriyesi münâsebetiyle, Ayasofya
Câmii’nde yapılan hatim ve mevlidin duâsında ruhunu teslim etti. Eyyûb Sultan’da
yaptırmış olduğu dâr-ül-kurrâ bahçesine defnedildi.
Hoca Sa’deddîn Efendi; müderris
Karamanlı Mehmed Efendi, şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi ve zamanın diğer büyük
âlimlerinden okudu. Yirmi yaşında yardımcı müderris oldu ve İstanbul’da Murâd
Paşa Medresesi’nde ders vermeye başladı. Daha sonra erbaîn pâyesiyle Bursa’da
Yıldırım Medresesi’ne tâyin edildi. Yirmi dokuz yaşında hâriç rütbesine
yükseldi. Bursa Sultaniye Medresesi’nin ardından, İstanbul Sahn-ı semân
müderrisliğine getirildi. 1573’de Şehzâde Murâd’ın hocalığına tâyin edildi.
Bundan dolayı Hoca Efendi diye anıldı. Şehzâde Murâd tahta geçince Sa’deddîn
Efendi’yi İstanbul’a çağırdı. Kendisine Hâce-i sultanî (Sultan hocası) ve
Reîs-ül-ulemâ ünvânları verildi.
Hoca Sâdeddin Efendi’nin bir fetvası (İlmiyye Salnâmesi, s. 419)
Sa’deddîn Efendi, üçüncü Mehmed
Han’ın şehzâdeliğinde ona da hocalık yaptı. Sultan üçüncü Mehmed Han işlerini
ona danışırdı. Sultan üçüncü Mehmed tahta geçince, Sa’deddîn Efendi’yi
şeyhülislâmlık makamına getirdi. İki sultâna hocalık yaptığı için kendisine
Câmi’ur-riyâseteyn denildi.
Hoca Sa’deddîn Efendi, devletin iç
ve dış siyâsetinde sultanlara ve devletin ileri gelenlerine yardımcı oldu. Çok
talebe yetiştirdi. Mevlânâ Ali Nakîb, Molla Ali, Seyyid Kasım Gubârî ve
Azmizâde, Hoca Sa’deddîn Efendi’nin yetiştirdiği ileri gelen talebelerdir.
Hoca Sa'deddîn Efendi, Osmanlı
Devleti'nin 1566 tarihindeki Avusturya ile yaptığı meydan muharebesinde sultan
üçüncü Mehmed Han'ın yanında büyük kahramanlıklar gösterdi. Zaferin
kazanılmasında en büyük pay sahibi oldu (Bkz. Haçova Meydan
Savaşı).
Hoca Sa'deddîn Efendi, kendi devrine
kadar Osmanlı sultanları zamanında vuku bulan hâdiseleri, yetişen âlimlerin ve
büyük zâtların hayâtlarını anlatan Tâc-üt-tevârih adlı iki cild eser yazmıştır. Bu
eserine Hoca
Târihi de denir. Selîmnâme, Târih-i Temîmî'ye takriz. Sadr-üş-şerîa adlı esere haşiye yazdı. Bundan
başka, Risâle-i Kuşeyrî Tercümesi, Beheet-ül-esrâr,
Semâvât-ül-Edvâr ve Mir'ât-üI-Ahbâr adlı eserleri vardır. Ayrıca
Lârî'nin Farsça târihini ve Emâlî Kasîdesi'ni aynı vezinle Türkçe'ye tercüme
etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin yirmi ikinci
şeyhülislâmı, tarihçi ve edib. İsmi, Sa’deddîn’dir. Hoca Efendi lakabıyla meşhur
oldu. 1536 (H. 943) târihinde İstanbul’da doğdu. Yavuz Sultan Selim Han’ın
nedîmi (sohbet arkadaşı) Hasan Can’ın oğludur. 1599 (H. 1008) tarihindeki üçüncü
Murâd Han’ın vefâtının dördüncü sene-i devriyesi münâsebetiyle, Ayasofya
Câmii’nde yapılan hatim ve mevlidin duâsında ruhunu teslim etti. Eyyûb Sultan’da
yaptırmış olduğu dâr-ül-kurrâ bahçesine defnedildi.
Hoca Sa’deddîn Efendi; müderris
Karamanlı Mehmed Efendi, şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi ve zamanın diğer büyük
âlimlerinden okudu. Yirmi yaşında yardımcı müderris oldu ve İstanbul’da Murâd
Paşa Medresesi’nde ders vermeye başladı. Daha sonra erbaîn pâyesiyle Bursa’da
Yıldırım Medresesi’ne tâyin edildi. Yirmi dokuz yaşında hâriç rütbesine
yükseldi. Bursa Sultaniye Medresesi’nin ardından, İstanbul Sahn-ı semân
müderrisliğine getirildi. 1573’de Şehzâde Murâd’ın hocalığına tâyin edildi.
Bundan dolayı Hoca Efendi diye anıldı. Şehzâde Murâd tahta geçince Sa’deddîn
Efendi’yi İstanbul’a çağırdı. Kendisine Hâce-i sultanî (Sultan hocası) ve
Reîs-ül-ulemâ ünvânları verildi.
Sa’deddîn Efendi, üçüncü Mehmed
Han’ın şehzâdeliğinde ona da hocalık yaptı. Sultan üçüncü Mehmed Han işlerini
ona danışırdı. Sultan üçüncü Mehmed tahta geçince, Sa’deddîn Efendi’yi
şeyhülislâmlık makamına getirdi. İki sultâna hocalık yaptığı için kendisine
Câmi’ur-riyâseteyn denildi.
Hoca Sa’deddîn Efendi, devletin iç
ve dış siyâsetinde sultanlara ve devletin ileri gelenlerine yardımcı oldu. Çok
talebe yetiştirdi. Mevlânâ Ali Nakîb, Molla Ali, Seyyid Kasım Gubârî ve
Azmizâde, Hoca Sa’deddîn Efendi’nin yetiştirdiği ileri gelen talebelerdir.
Hoca Sa'deddîn Efendi, Osmanlı
Devleti'nin 1566 tarihindeki Avusturya ile yaptığı meydan muharebesinde sultan
üçüncü Mehmed Han'ın yanında büyük kahramanlıklar gösterdi. Zaferin
kazanılmasında en büyük pay sahibi oldu (Bkz. Haçova Meydan
Savaşı).
Hoca Sa'deddîn Efendi, kendi devrine
kadar Osmanlı sultanları zamanında vuku bulan hâdiseleri, yetişen âlimlerin ve
büyük zâtların hayâtlarını anlatan Tâc-üt-tevârih adlı iki cild eser yazmıştır. Bu
eserine Hoca
Târihi de denir. Selîmnâme, Târih-i Temîmî'ye takriz. Sadr-üş-şerîa adlı esere haşiye yazdı. Bundan
başka, Risâle-i Kuşeyrî Tercümesi, Beheet-ül-esrâr,
Semâvât-ül-Edvâr ve Mir'ât-üI-Ahbâr adlı eserleri vardır. Ayrıca
Lârî'nin Farsça târihini ve Emâlî Kasîdesi'ni aynı vezinle Türkçe'ye tercüme
etmiştir.
GÖNLÜNÜZÜ HOŞ TUTUNUZ!
Hoca Sa’deddîn Efendi, vezirler ve
devlet erkânı otağ-ı hümâyûnda toplanıp kâfirler ile yapılacak cihâd ve mütâreke
hususlarının meşvereti esnasında devlet erkânından bâzılarının düşmana karşı
koymaktan vazgeçmek reyinde (fikrinde) bulundukları zaman söze başlayıp şöyle
demiştir:
“Elbette din düşmanlarıyla
karşılaşmak vâcib olup, üzerimize gelen küffâr ile cümlemiz şehîd oluncaya dek
mukâteleye (harb etmeye) ikdâm (başlamak) vâcibtir. Zîrâ biz onların üzerine
varmayıp başka tarafa münharif olduğumuz (saptığımız) takdirde küffâr izhâr-ı
celâdet edip (cesaretlenip) bizi tâkîb etmesi mukarrerdir ve zayıf askerimizi
pusuya düşürmek mümkindir. Bilhassa da bu devlet-i âliyyede (Osmanlı Devletinde)
bir Osmanlı pâdişâhının bir düşmandan sebebsiz yüz çevirdiği işitilmiş
değildir.”
Hoca Sa’deddîn Efendi, huzûr-ı
hümâyûnda da pâdişâha şöyle demiştir:
“Bu kale eteği pest mahal olmakla
dardır. Din düşmanları üzerimize gelirse meydan dardır. Eğri etrafında olan dağ
kalelerine mel’ûnlar top çıkarırsa hal müşkil olur. Taburları olduğu sahra bir
vâsi yer imiş. Mühim ve lâyık olan budur ki, düşman bizim üzerimize gelmezden
evvel biz onlara hücum etmek üzere umûmen ol sahraya
varıla...”
Yine Hoca Sa’deddîn Efendi Haçova’da
Pâdişâha; “Pâdişâhım! Lâzım olan yerinizde sabit ve berkarâr olmakdır. Cengin
hâli budur. Ecdâd-ı izâmunuz (büyük ceddiniz) zamanında olan tabur muhârebeleri
ekseri (çok defa) böyle vâki olmuştur. Muhammed aleyhisselâmın mucizesi ile
inşâallahü teâlâ fırsat-ı nusret (zafer fırsatı), ehl-i İslâm’ındır. Hâtır-ı
şerifinizi (gönlünüzü) hoş tutun” demiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Târihi Nâimâ; cild-1, sh.
150
2) Şakâyıkı Nu'mâniyye zeyli (Atâî); sh.
429
3) Târih-i Peçevî: cild-2,
sh.200
4) İlmiye Sâlnamesi; sh.
417
5) Devhal-iil-meşâyıh; sh.
36
6 Hulâsat ül-eser; cild-3, sh.
418
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-15,
sh.25
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-15, sh.
278
9) Türk Klâsikleri; cild-4, sh.
212
10)
Hoca Sa'deddîn Efendi'nin Tâcüt-tevârihi ve Bunun Zeyli Hakkında (Münir Aktepe,
Türkiyât Mecmuası; 1958, sayı-3)
11)
Âlimler
ve San'atkârlar; sh. 75
Hoca Sa’deddîn Efendi, vezirler ve
devlet erkânı otağ-ı hümâyûnda toplanıp kâfirler ile yapılacak cihâd ve mütâreke
hususlarının meşvereti esnasında devlet erkânından bâzılarının düşmana karşı
koymaktan vazgeçmek reyinde (fikrinde) bulundukları zaman söze başlayıp şöyle
demiştir:
“Elbette din düşmanlarıyla
karşılaşmak vâcib olup, üzerimize gelen küffâr ile cümlemiz şehîd oluncaya dek
mukâteleye (harb etmeye) ikdâm (başlamak) vâcibtir. Zîrâ biz onların üzerine
varmayıp başka tarafa münharif olduğumuz (saptığımız) takdirde küffâr izhâr-ı
celâdet edip (cesaretlenip) bizi tâkîb etmesi mukarrerdir ve zayıf askerimizi
pusuya düşürmek mümkindir. Bilhassa da bu devlet-i âliyyede (Osmanlı Devletinde)
bir Osmanlı pâdişâhının bir düşmandan sebebsiz yüz çevirdiği işitilmiş
değildir.”
Hoca Sa’deddîn Efendi, huzûr-ı
hümâyûnda da pâdişâha şöyle demiştir:
“Bu kale eteği pest mahal olmakla
dardır. Din düşmanları üzerimize gelirse meydan dardır. Eğri etrafında olan dağ
kalelerine mel’ûnlar top çıkarırsa hal müşkil olur. Taburları olduğu sahra bir
vâsi yer imiş. Mühim ve lâyık olan budur ki, düşman bizim üzerimize gelmezden
evvel biz onlara hücum etmek üzere umûmen ol sahraya
varıla...”
Yine Hoca Sa’deddîn Efendi Haçova’da
Pâdişâha; “Pâdişâhım! Lâzım olan yerinizde sabit ve berkarâr olmakdır. Cengin
hâli budur. Ecdâd-ı izâmunuz (büyük ceddiniz) zamanında olan tabur muhârebeleri
ekseri (çok defa) böyle vâki olmuştur. Muhammed aleyhisselâmın mucizesi ile
inşâallahü teâlâ fırsat-ı nusret (zafer fırsatı), ehl-i İslâm’ındır. Hâtır-ı
şerifinizi (gönlünüzü) hoş tutun” demiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Târihi Nâimâ; cild-1, sh.
150
2) Şakâyıkı Nu'mâniyye zeyli (Atâî); sh.
429
3) Târih-i Peçevî: cild-2,
sh.200
4) İlmiye Sâlnamesi; sh.
417
5) Devhal-iil-meşâyıh; sh.
36
6 Hulâsat ül-eser; cild-3, sh.
418
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-15,
sh.25
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-15, sh.
278
9) Türk Klâsikleri; cild-4, sh.
212
10)
Hoca Sa'deddîn Efendi'nin Tâcüt-tevârihi ve Bunun Zeyli Hakkında (Münir Aktepe,
Türkiyât Mecmuası; 1958, sayı-3)
11)
Âlimler
ve San'atkârlar; sh. 75


Yorumlar
Yorum Gönder