HERSEKLİ ÂRİF HİKMET BEY
(1839-1903)
Son dönem divan şairlerinden.Hersekli Ârif Hikmet BeyOn dokuzuncu asır Osmanlı
şâirlerinden. 25 Kasım 1839 târihinde bir Çarşamba günü Hersek’in Mostar
kazasında doğdu. Babası Zülfikâr Nafiz Paşa, annesi Çerkes Ayşe Hanım’dır.
Dedesi ise Hersek vâlisi İstolçalı Ali Galip Paşa’dır. Hersek’te tahsîle
başlayan Arif Hikmet, önce babasının, sonra dedesinin ölümü üzerine ailesi ile
birlikte Bosna’ya taşındı. Tahsiline devam etmek istediğinden 1853 senesinde
gittiği İstanbul’da özel hocalardan sarf, nahiv, meânî, beyân ve mantık dersleri
aldı.
Tahsilini tamamladıktan sonra 1856
senesi Mart ayında Mısır kapısı kethüdası Murâd Bey’in yardımları ile rütbe-i
hâcegânîye (devlet yazı işlerine) geçti. İlk olarak sadâret mektûbî kaleminde
(sadrâzamlık özel kalem müdürlüğü) vazife aldı. Burada yedi-sekiz sene kadar
çalıştıktan sonra, kendi arzusuyla ayrıldı. Hersek ve Bosna’yı da içine alan ve
altı ay kadar süren bir seyahatten sonra İstanbul’a döndü. 1868 senesinde Cevdet
Paşa’nın tavsiyesine uyarak Adliye nezâretine bağlı çeşitli dâirelerde görev
aldı. 1872’den beri sürdürdüğü Mahkeme-i İstinaf hukuk kısmı mümeyyiz-i sânîliği
(üst mahkeme hukuk kısmı ikinci müdürlüğü) görevinden maddî sebeblerden dolayı
istifa etti.
Hersekli Ârif Hikmet Bey’in el yazısı
Arif Hikmet, 1883 senesinde Erzurum
merkez Bidayet mahkemesi hukuk dâiresi riyasetine (Asliye hukuk mahkemesi
reisliği) tâyin edilerek, İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bir müddet sonra Bursa’ya
tâyin edildi. Üç sene Bursa’da çalıştıktan sonra annesinin ölümü üzerine istifa
ederek İstanbul’a gitti. Bir müddet sonra, aynı görevle Manastır’a gönderildi.
1888 senesinde ise, Yanya’ya tâyin edildi. 1891 yılında ise Kastamonu merkez
bidayet reis-i evveli Ahmed Rif’at Efendi ile makamları değiştirilmek suretiyle
Kastamonu’ya gönderildi. Daha sonra Adana, Ege ve Akdeniz adaları vilâyetlerinde
aynı görevde bulunduktan sonra, izinli olarak İstanbul’a gittiği zaman, Adliye
nâzırı Abdurrahmân Paşa’nın yardımlarıyla 1897 senesinde Derseâdet İstinaf
mahkemesi âzâlığına tâyin edildi. 1900’de İstînâf-ı hukuk mahkemesi riyaseti,
1901’de Mahkeme-i temyiz âzâlığına terfi etti. 20 Nisan 1903 târihinde
Şehzâdebaşı’ndaki evinde öldü. Cenaze namazı Fâtih Câmii’nde kılındıktan sonra
Topkapı mezarlığına defnedildi.
Kadirî yoluna mensub, âlim bir zât
olan Ârif Hikmet, Tanzîmât’ın ilânından kısa bir süre sonra doğmuş ve
Tanzîmât’ın getirdiği değişme ve yenileşme içinde büyümüş, askerî ve hukuki
sahada elli beş sene hizmet verdiği devletin inkırazını (çöküşünü) yakından
tâkib etme şansızlığını yaşamıştır. Ârif Hikmet Bey’e göre, Osmanlı Devleti
hakikî bir Tanzîmât hareketi yaşamamıştır. Zîrâ bu inkılâplar, yabancı
devletlerin baskısı ile yapılmıştır. Tanzîmât’a karşı olan Ârif Hikmet,
eserlerindeki muhteva herkesin anlayamayacağı kadar yeni olduğundan, zamanında
eserlerini kimseye göstermemiştir.
İlme son derece önem veren, cehalete
çok kızan Ârif Hikmet’in şöhreti, şiirlerin den gelmekle beraber, nesirde de
başarılıdır. Kendisini zorlamadan, hızlı ve kolay yazı yazması, yazdıklarında
tekrara düşmemesi, ifâdesindeki samimiyet ve şiir dilini ustalıkla kullanması,
şâir olarak en önemli özelliklerindendir. Hikmet ve tasavvufa dâir şiirleri
çoğunlukta olup, en güzelleri gazelleridir.
Arif Hikmet, özellikle şiir
konusunda çok yeni düşüncelere sahiptir. Ona göre, şiir için vezin ve kâfiye
gerekli değildir. Dolayısıyla şiir mensur da olabilir. Şiir sadece estetik
sebeplerle yazılır. Şiirin mâhiyeti tahayyülden ibarettir. On yedinci asır
şâirlerinden etkilenen Arif Hikmet, kendi zamanında ise, Leskofçalı Galip’in
te’siri altında kalmıştır. Ârif Hikmet, şahsiyeti ile insanları kolayca etkisi
altına alırdı. Çok güzel konuşur ve şiir okurdu. Hafızası fevkalâde kuvvetliydi.
Sohbetlerinde karışık ve zor konuları basit ve anlaşılır hâle koyarak,
dinleyenlerin takdirini toplardı. Bu özelliği nesrinde de görülür.
On dokuzuncu asra kadar şâirlerin
beraber bulundukları, toplandıkları belli bir yer yoktu. Şiirde üstâd tanınan
Ârif Hikmet, şâir dostlarıyla beraber bir Encümen-i şuarânın kurulmasına ön ayak
oldu. 1861 senesi Haziran ayından itibaren Arif Hikmet’in Lâleli’de
Çukurçeşme’deki evine her Salı toplanan bu meclise tanınmış şâirler katıldı.
Bunlar arasında Osman Şems Efendi, Lebîb Efendi, Kâzım Paşa, Manastırlı Hoca
Nailî Efendi, Halet Bey, Recâizâde Celâl Bey gibi tamâmiyle eski görüşlü şâirler
bulunduğu gibi. Ziya Paşa ve Nâmık Kemâl gibi yeni düşüncenin kavgasını yapanlar
da vardı.
Bunların bir araya gelmelerinin
sebebi hepsinin şâir olmasıydı. Diğer sebebler ise, aralarında çeşitli
vesilelerle kurulan dostluklarını samimi bir mecliste devam ettirmeye gayret
eden bu şâirlerin hemen hepsi doğum ve me’mûriyet gibi sebeplerle Rumeli ile
bağları vardır. Birbirlerinden farklı sebeplerle de olsa, encümendeki şâirlerin
ekseriyeti Tanzîmât’a ve bilhassa ilim ve teknikte olmayan bir batılılaşmaya
karşıdırlar. Bir sene kadar devam eden encümende, yazılan şiirlerin cemiyet
içinde okuma işini Nâmık Kemâl, eserlerin kritiği yolunda meclisin yönetilmesi
ve yönlendirilmesi işini de Leskofçalı Galip üstlenmişti. Aynı zamanda birer
devlet me’muru olan meclis üyelerinin değişik yerlere tâyini bu meclisin
dağılmasına sebeb oldu.
Arif Hikmet’in eserlerinden bâzıları
şunlardır: 1-
Levâyih-ül-hikem, 2- Cevâmi-ül-efkâr, 3- Sevânik-ül-beyân, 4- Misbâh-ül-îzâh, 5-
Asâr-ı Hikmet, 6- Dîvân: Bunlardan en meşhur olanı
Dîvân’ıdır. 1757 beytten meydana gelen
Dîvân’ı devrin umûmî havasında dış Türklerin düştüğü kötü durumlar, Ehl-i Beyt
ve İslâm âlimleri hakkında yazılmış mersiyelerle doludur.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hersekli Ârif Hikmet (Metin Kayahan Özgür);
sh. 1
2) Son asır Türk şâirleri; sh.
654
3) Büyük Türk Klasikleri; cild-8, sh.
169
4) XIX Asır Türk Edebiyatı; sh.
237
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
235
On dokuzuncu asır Osmanlı
şâirlerinden. 25 Kasım 1839 târihinde bir Çarşamba günü Hersek’in Mostar
kazasında doğdu. Babası Zülfikâr Nafiz Paşa, annesi Çerkes Ayşe Hanım’dır.
Dedesi ise Hersek vâlisi İstolçalı Ali Galip Paşa’dır. Hersek’te tahsîle
başlayan Arif Hikmet, önce babasının, sonra dedesinin ölümü üzerine ailesi ile
birlikte Bosna’ya taşındı. Tahsiline devam etmek istediğinden 1853 senesinde
gittiği İstanbul’da özel hocalardan sarf, nahiv, meânî, beyân ve mantık dersleri
aldı.
Tahsilini tamamladıktan sonra 1856
senesi Mart ayında Mısır kapısı kethüdası Murâd Bey’in yardımları ile rütbe-i
hâcegânîye (devlet yazı işlerine) geçti. İlk olarak sadâret mektûbî kaleminde
(sadrâzamlık özel kalem müdürlüğü) vazife aldı. Burada yedi-sekiz sene kadar
çalıştıktan sonra, kendi arzusuyla ayrıldı. Hersek ve Bosna’yı da içine alan ve
altı ay kadar süren bir seyahatten sonra İstanbul’a döndü. 1868 senesinde Cevdet
Paşa’nın tavsiyesine uyarak Adliye nezâretine bağlı çeşitli dâirelerde görev
aldı. 1872’den beri sürdürdüğü Mahkeme-i İstinaf hukuk kısmı mümeyyiz-i sânîliği
(üst mahkeme hukuk kısmı ikinci müdürlüğü) görevinden maddî sebeblerden dolayı
istifa etti.
Arif Hikmet, 1883 senesinde Erzurum
merkez Bidayet mahkemesi hukuk dâiresi riyasetine (Asliye hukuk mahkemesi
reisliği) tâyin edilerek, İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bir müddet sonra Bursa’ya
tâyin edildi. Üç sene Bursa’da çalıştıktan sonra annesinin ölümü üzerine istifa
ederek İstanbul’a gitti. Bir müddet sonra, aynı görevle Manastır’a gönderildi.
1888 senesinde ise, Yanya’ya tâyin edildi. 1891 yılında ise Kastamonu merkez
bidayet reis-i evveli Ahmed Rif’at Efendi ile makamları değiştirilmek suretiyle
Kastamonu’ya gönderildi. Daha sonra Adana, Ege ve Akdeniz adaları vilâyetlerinde
aynı görevde bulunduktan sonra, izinli olarak İstanbul’a gittiği zaman, Adliye
nâzırı Abdurrahmân Paşa’nın yardımlarıyla 1897 senesinde Derseâdet İstinaf
mahkemesi âzâlığına tâyin edildi. 1900’de İstînâf-ı hukuk mahkemesi riyaseti,
1901’de Mahkeme-i temyiz âzâlığına terfi etti. 20 Nisan 1903 târihinde
Şehzâdebaşı’ndaki evinde öldü. Cenaze namazı Fâtih Câmii’nde kılındıktan sonra
Topkapı mezarlığına defnedildi.
Kadirî yoluna mensub, âlim bir zât
olan Ârif Hikmet, Tanzîmât’ın ilânından kısa bir süre sonra doğmuş ve
Tanzîmât’ın getirdiği değişme ve yenileşme içinde büyümüş, askerî ve hukuki
sahada elli beş sene hizmet verdiği devletin inkırazını (çöküşünü) yakından
tâkib etme şansızlığını yaşamıştır. Ârif Hikmet Bey’e göre, Osmanlı Devleti
hakikî bir Tanzîmât hareketi yaşamamıştır. Zîrâ bu inkılâplar, yabancı
devletlerin baskısı ile yapılmıştır. Tanzîmât’a karşı olan Ârif Hikmet,
eserlerindeki muhteva herkesin anlayamayacağı kadar yeni olduğundan, zamanında
eserlerini kimseye göstermemiştir.
İlme son derece önem veren, cehalete
çok kızan Ârif Hikmet’in şöhreti, şiirlerin den gelmekle beraber, nesirde de
başarılıdır. Kendisini zorlamadan, hızlı ve kolay yazı yazması, yazdıklarında
tekrara düşmemesi, ifâdesindeki samimiyet ve şiir dilini ustalıkla kullanması,
şâir olarak en önemli özelliklerindendir. Hikmet ve tasavvufa dâir şiirleri
çoğunlukta olup, en güzelleri gazelleridir.
Arif Hikmet, özellikle şiir
konusunda çok yeni düşüncelere sahiptir. Ona göre, şiir için vezin ve kâfiye
gerekli değildir. Dolayısıyla şiir mensur da olabilir. Şiir sadece estetik
sebeplerle yazılır. Şiirin mâhiyeti tahayyülden ibarettir. On yedinci asır
şâirlerinden etkilenen Arif Hikmet, kendi zamanında ise, Leskofçalı Galip’in
te’siri altında kalmıştır. Ârif Hikmet, şahsiyeti ile insanları kolayca etkisi
altına alırdı. Çok güzel konuşur ve şiir okurdu. Hafızası fevkalâde kuvvetliydi.
Sohbetlerinde karışık ve zor konuları basit ve anlaşılır hâle koyarak,
dinleyenlerin takdirini toplardı. Bu özelliği nesrinde de görülür.
On dokuzuncu asra kadar şâirlerin
beraber bulundukları, toplandıkları belli bir yer yoktu. Şiirde üstâd tanınan
Ârif Hikmet, şâir dostlarıyla beraber bir Encümen-i şuarânın kurulmasına ön ayak
oldu. 1861 senesi Haziran ayından itibaren Arif Hikmet’in Lâleli’de
Çukurçeşme’deki evine her Salı toplanan bu meclise tanınmış şâirler katıldı.
Bunlar arasında Osman Şems Efendi, Lebîb Efendi, Kâzım Paşa, Manastırlı Hoca
Nailî Efendi, Halet Bey, Recâizâde Celâl Bey gibi tamâmiyle eski görüşlü şâirler
bulunduğu gibi. Ziya Paşa ve Nâmık Kemâl gibi yeni düşüncenin kavgasını yapanlar
da vardı.
Bunların bir araya gelmelerinin
sebebi hepsinin şâir olmasıydı. Diğer sebebler ise, aralarında çeşitli
vesilelerle kurulan dostluklarını samimi bir mecliste devam ettirmeye gayret
eden bu şâirlerin hemen hepsi doğum ve me’mûriyet gibi sebeplerle Rumeli ile
bağları vardır. Birbirlerinden farklı sebeplerle de olsa, encümendeki şâirlerin
ekseriyeti Tanzîmât’a ve bilhassa ilim ve teknikte olmayan bir batılılaşmaya
karşıdırlar. Bir sene kadar devam eden encümende, yazılan şiirlerin cemiyet
içinde okuma işini Nâmık Kemâl, eserlerin kritiği yolunda meclisin yönetilmesi
ve yönlendirilmesi işini de Leskofçalı Galip üstlenmişti. Aynı zamanda birer
devlet me’muru olan meclis üyelerinin değişik yerlere tâyini bu meclisin
dağılmasına sebeb oldu.
Arif Hikmet’in eserlerinden bâzıları
şunlardır: 1-
Levâyih-ül-hikem, 2- Cevâmi-ül-efkâr, 3- Sevânik-ül-beyân, 4- Misbâh-ül-îzâh, 5-
Asâr-ı Hikmet, 6- Dîvân: Bunlardan en meşhur olanı
Dîvân’ıdır. 1757 beytten meydana gelen
Dîvân’ı devrin umûmî havasında dış Türklerin düştüğü kötü durumlar, Ehl-i Beyt
ve İslâm âlimleri hakkında yazılmış mersiyelerle doludur.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hersekli Ârif Hikmet (Metin Kayahan Özgür);
sh. 1
2) Son asır Türk şâirleri; sh.
654
3) Büyük Türk Klasikleri; cild-8, sh.
169
4) XIX Asır Türk Edebiyatı; sh.
237
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
235


Yorumlar
Yorum Gönder