HASAN HÜSÂMEDDÎN UŞÂKÎ
(ö. 1001/1593)Halvetiyye tarikatının Uşşâkıyye kolunun kurucusu.Hüsâmeddin Uşşâkī’nin Dolapdere’deki türbesi – Beyoğlu/İstanbulEvliyanın büyüklerinden ve Uşâkî
yolunun kurucusu. İsmi, Hasan, lakabı Hüsâmeddîn’dir. 1475 (H. 880) senesinde
Buhârâ’da doğdu. Soyu hazret-i Hüseyin’e ulaşır. Hacı Teberrük isminde bir
tüccarın oğludur. Anadolu’ya gelip, Uşak’ta yerleştiği için Uşâkî denildi. Sonra
İstanbul’a gelerek, Kasımpaşa’da, kendisi için yaptırılan dergâhta, tâliblerine
ilim öğretti. Hac farizasını îfâ ettikten sonra, dönüşünde 1594 (H. 1003)
senesinde Konya’da vefât etti.
Hüsâmeddîn Uşâkî, ilk tahsîlini
babasının nezâret ve himayesinde tamamladı. Babasının vefâtı üzerine ticâretle
meşgul olmaya başladı. Üzüntü içinde uyuduğu bir gece, rüyasında ona şöyle
denildi: “Boş yere ticâretin zahmetini çekmek, hakîkat ehli için zarar ve
ziyandır. Arzun âhiret ticâreti, yâni Allahü teâlâya kavuşmak olsun. Gayen
sonsuz sermâyeyi elde etmek ise, dünyâ mallarından yüz çevirip, Anadolu’nun
güzel şehirlerinden Uşak’ta oturan Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretlerine varıp
teslim ol. Uzlet köşesine çekilip, dâima Rabbin ile ol!”
Bu manevî işaretten ve aldığı
emirden sonra kendinde bir başkalık hisseden Hüsâmeddîn Uşâkî hazretleri, bir an
önce bu zâta kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşmaya başladı. Babasından kalan bütün
mallarını, servetini ve kurulu ticâret düzenini kardeşi Mahmûd Çelebi’ye
bağışlayıp, kalbinden dünyâ sevgisini uzaklaştırdı. Durmadan içini yakan aşk
ateşinin te’siri ile, yaya olarak Buhârâ’dan ayrılıp yola çıktı. Aylarca süren
zahmetli ve meşakkatli yolculuktan sonra Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretleri
ile karşılaşıp ona bağlanarak sâdık bir talebesi oldu. Hakîkî rehber olan bu
büyük âlime bağlılığının kuvveti sayesinde kemâle kavuşup, evliyâlığın yüksek
derecelerine ulaştı. Seyyid Emîr Semerkandî hazretleri, kısa zamanda evliyâlık
makamına yükselen Hüsâmeddîn Uşâkî’ye, aldığı manevî emir üzerine hilâfetnâme
verdi. Sonra Hüsâmeddîn-i Uşâkî, me’mûr edildiği Uşak şehrine giderek yerleşti.
Hocası Seyyid Ahmed-i Semerkandî’nin
âhirete irtihâlinden sonra, yerine geçti ve talebe yetiştirmeye başladı. Kısa
zamanda ismi duyulmaya ve şöhreti çok uzaklara yayılmaya başladı. O sırada
devrin pâdişâhı, sultan ikinci Selîm Han idi. Pâdişâh’ın iki oğlundan biri olan
şehzâde Murâd, Manisa’da vâli idi. Şehzâde Murâd, Hüsâmeddîn-i Uşâkî
hazretlerine, kendisinin sultan olup olamıyacağını anlamak üzere bir mektupla
hizmetçisini Uşak’a gönderdi. Uşak’a varan haberci, doğruca Hüsâmeddîn-i
Uşâkî’ye giderek, huzura kabul edilmesini rica etti. Huzura kabul edilen
haberci, daha mektubu Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine vermeden ve ziyâreti
hakkında bir şey söylemeden, Uşâkî hazretleri ona; “Git! Şehzâdeye söyle! Hemen
İstanbul’a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır” dedi. Haberci,
hemen Manisa’ya dönerek müjdeyi şehzâdeye bildirdi. Şehzâde Murâd, vakit
geçirmeden İstanbul’a hareket etti. Balıkesir’e geldiğinde, vezîriâzam Sokullu
Mehmed Paşa’nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, sadrâzamın mektubunu
şehzâdeye verdiler. Mektubu okuyan şehzâde, bu mektupta babası sultan İkinci
Selîm’in vefât ettiğini öğrendi. İstanbul’a giderek, Hüsâmeddîn-i Uşâkî’nin
haber verdiği zamanda, sultan üçüncü Murâd Han namıyla tahta geçti.
Bu hâdiseden sonra, sultan Murâd
Han’ın, Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine karşı sevgisi ve hürmeti çoğaldı. Onun
kâmil bir zât olduğuna güveni bir kat daha ziyâdeleşti ve İstanbul’a davet etti.
Bunun üzerine Hüsâmeddîn-i Uşâkî, Uşak’tan ayrılıp, İstanbul’a geldiğinde;
Pâdişâh erkânı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tazim ile
karşılandı. Aksaray civarında oturması için kendisine bir ev tahsis edildi. Bir
müddet orada kalan Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretleri, Pâdişâh’a yakınlığından
istifâde etmek isteyenlerin verdiği sıkıntıdan dolayı, Uşak’a dönmeye karar
verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan Pâdişâh, bu büyük zâtın
İstanbul’da kalması için ricada bulundu. Uşâkî hazretleri, sultan üçüncü Murâd
Han’ın ricasını kabul edip, İstanbul’da kalmaya karar verdi. Pâdişâh’ın emriyle
Kasımpaşa civarında Kendi adına bir dergâh inşâ edildi. Hasan Uşâkî burada uzun
zaman kalarak, çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde çok kimseler kemâle geldi.
Hilâfet verdiği talebelerini Anadolu’nun çeşitli yerlerine, halka doğru yolu
göstermeleri için gönderdi.
Şöyle anlatılır: “İnsanların
kalabalığından rahatsız olan Hüsâmeddîn-i Uşâkî, Pâdişâh’tan hacca gitmek ve
Resûlullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem ziyaret etmek için izin
istedi. Pâdişâh ona izin verdi. Sefere çıkmadan önce, oğlu Mustafa Efendi’ye
hanımının hâmile olduğunu söyleyerek; “Bizim fânî âlemi terketmemiz yakındır. O
saâdetli oğlumun ismini Abdürrahîm koy ve kendisinin ilim ve terbiyesi ile
meşgul ol” diye vasiyette bulundu.
Hüsâmeddîn-i Uşâkî, hac farizasını
yerine getirip geri dönerken, Konya’da rahatsızlandı ve orada vefât etti. Cenaze
namazı Konya’da kılındı. Vasiyeti üzerine İstanbul’a götürülmek üzere yola
çıkarıldı. Konya vâlisi, yola çıkmadan önce Hüsâmeddîn-i Uşâkî’nin kokmaması
için ilaçlatmak istedi. Fakat oğulları ve talebeleri buna karşı çıkarak, Uşâkî
hazretlerinin kokmıyacağını söylediler ve ilaçlatmadılar. Mübarek bedeni, hiç
kokmadan İstanbul’a getirildi ve şimdiki kabrinin bulunduğu yere defnedildi.
Hüsâmeddîn-i Uşâkî, çeşitli eserler
yazdı. Bunlardan bâzıları şunlardır: 1- Evrâd-ı
kebîr, 2- Hizb-üt-tesbîh, 3- Ahzâb-ı
Usbûiyye, 4- Şerhu virdi Settâr.
Evliyanın büyüklerinden ve Uşâkî
yolunun kurucusu. İsmi, Hasan, lakabı Hüsâmeddîn’dir. 1475 (H. 880) senesinde
Buhârâ’da doğdu. Soyu hazret-i Hüseyin’e ulaşır. Hacı Teberrük isminde bir
tüccarın oğludur. Anadolu’ya gelip, Uşak’ta yerleştiği için Uşâkî denildi. Sonra
İstanbul’a gelerek, Kasımpaşa’da, kendisi için yaptırılan dergâhta, tâliblerine
ilim öğretti. Hac farizasını îfâ ettikten sonra, dönüşünde 1594 (H. 1003)
senesinde Konya’da vefât etti.
Hüsâmeddîn Uşâkî, ilk tahsîlini
babasının nezâret ve himayesinde tamamladı. Babasının vefâtı üzerine ticâretle
meşgul olmaya başladı. Üzüntü içinde uyuduğu bir gece, rüyasında ona şöyle
denildi: “Boş yere ticâretin zahmetini çekmek, hakîkat ehli için zarar ve
ziyandır. Arzun âhiret ticâreti, yâni Allahü teâlâya kavuşmak olsun. Gayen
sonsuz sermâyeyi elde etmek ise, dünyâ mallarından yüz çevirip, Anadolu’nun
güzel şehirlerinden Uşak’ta oturan Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretlerine varıp
teslim ol. Uzlet köşesine çekilip, dâima Rabbin ile ol!”
Bu manevî işaretten ve aldığı
emirden sonra kendinde bir başkalık hisseden Hüsâmeddîn Uşâkî hazretleri, bir an
önce bu zâta kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşmaya başladı. Babasından kalan bütün
mallarını, servetini ve kurulu ticâret düzenini kardeşi Mahmûd Çelebi’ye
bağışlayıp, kalbinden dünyâ sevgisini uzaklaştırdı. Durmadan içini yakan aşk
ateşinin te’siri ile, yaya olarak Buhârâ’dan ayrılıp yola çıktı. Aylarca süren
zahmetli ve meşakkatli yolculuktan sonra Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretleri
ile karşılaşıp ona bağlanarak sâdık bir talebesi oldu. Hakîkî rehber olan bu
büyük âlime bağlılığının kuvveti sayesinde kemâle kavuşup, evliyâlığın yüksek
derecelerine ulaştı. Seyyid Emîr Semerkandî hazretleri, kısa zamanda evliyâlık
makamına yükselen Hüsâmeddîn Uşâkî’ye, aldığı manevî emir üzerine hilâfetnâme
verdi. Sonra Hüsâmeddîn-i Uşâkî, me’mûr edildiği Uşak şehrine giderek yerleşti.
Hocası Seyyid Ahmed-i Semerkandî’nin
âhirete irtihâlinden sonra, yerine geçti ve talebe yetiştirmeye başladı. Kısa
zamanda ismi duyulmaya ve şöhreti çok uzaklara yayılmaya başladı. O sırada
devrin pâdişâhı, sultan ikinci Selîm Han idi. Pâdişâh’ın iki oğlundan biri olan
şehzâde Murâd, Manisa’da vâli idi. Şehzâde Murâd, Hüsâmeddîn-i Uşâkî
hazretlerine, kendisinin sultan olup olamıyacağını anlamak üzere bir mektupla
hizmetçisini Uşak’a gönderdi. Uşak’a varan haberci, doğruca Hüsâmeddîn-i
Uşâkî’ye giderek, huzura kabul edilmesini rica etti. Huzura kabul edilen
haberci, daha mektubu Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine vermeden ve ziyâreti
hakkında bir şey söylemeden, Uşâkî hazretleri ona; “Git! Şehzâdeye söyle! Hemen
İstanbul’a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır” dedi. Haberci,
hemen Manisa’ya dönerek müjdeyi şehzâdeye bildirdi. Şehzâde Murâd, vakit
geçirmeden İstanbul’a hareket etti. Balıkesir’e geldiğinde, vezîriâzam Sokullu
Mehmed Paşa’nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, sadrâzamın mektubunu
şehzâdeye verdiler. Mektubu okuyan şehzâde, bu mektupta babası sultan İkinci
Selîm’in vefât ettiğini öğrendi. İstanbul’a giderek, Hüsâmeddîn-i Uşâkî’nin
haber verdiği zamanda, sultan üçüncü Murâd Han namıyla tahta geçti.
Bu hâdiseden sonra, sultan Murâd
Han’ın, Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine karşı sevgisi ve hürmeti çoğaldı. Onun
kâmil bir zât olduğuna güveni bir kat daha ziyâdeleşti ve İstanbul’a davet etti.
Bunun üzerine Hüsâmeddîn-i Uşâkî, Uşak’tan ayrılıp, İstanbul’a geldiğinde;
Pâdişâh erkânı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tazim ile
karşılandı. Aksaray civarında oturması için kendisine bir ev tahsis edildi. Bir
müddet orada kalan Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretleri, Pâdişâh’a yakınlığından
istifâde etmek isteyenlerin verdiği sıkıntıdan dolayı, Uşak’a dönmeye karar
verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan Pâdişâh, bu büyük zâtın
İstanbul’da kalması için ricada bulundu. Uşâkî hazretleri, sultan üçüncü Murâd
Han’ın ricasını kabul edip, İstanbul’da kalmaya karar verdi. Pâdişâh’ın emriyle
Kasımpaşa civarında Kendi adına bir dergâh inşâ edildi. Hasan Uşâkî burada uzun
zaman kalarak, çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde çok kimseler kemâle geldi.
Hilâfet verdiği talebelerini Anadolu’nun çeşitli yerlerine, halka doğru yolu
göstermeleri için gönderdi.
Şöyle anlatılır: “İnsanların
kalabalığından rahatsız olan Hüsâmeddîn-i Uşâkî, Pâdişâh’tan hacca gitmek ve
Resûlullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem ziyaret etmek için izin
istedi. Pâdişâh ona izin verdi. Sefere çıkmadan önce, oğlu Mustafa Efendi’ye
hanımının hâmile olduğunu söyleyerek; “Bizim fânî âlemi terketmemiz yakındır. O
saâdetli oğlumun ismini Abdürrahîm koy ve kendisinin ilim ve terbiyesi ile
meşgul ol” diye vasiyette bulundu.
Hüsâmeddîn-i Uşâkî, hac farizasını
yerine getirip geri dönerken, Konya’da rahatsızlandı ve orada vefât etti. Cenaze
namazı Konya’da kılındı. Vasiyeti üzerine İstanbul’a götürülmek üzere yola
çıkarıldı. Konya vâlisi, yola çıkmadan önce Hüsâmeddîn-i Uşâkî’nin kokmaması
için ilaçlatmak istedi. Fakat oğulları ve talebeleri buna karşı çıkarak, Uşâkî
hazretlerinin kokmıyacağını söylediler ve ilaçlatmadılar. Mübarek bedeni, hiç
kokmadan İstanbul’a getirildi ve şimdiki kabrinin bulunduğu yere defnedildi.
Hüsâmeddîn-i Uşâkî, çeşitli eserler
yazdı. Bunlardan bâzıları şunlardır: 1- Evrâd-ı
kebîr, 2- Hizb-üt-tesbîh, 3- Ahzâb-ı
Usbûiyye, 4- Şerhu virdi Settâr.
RÜYÂSINDA ONU GÖRDÜ
Bir zelzele yüzünden Hüsâmeddîn-i
Uşâkî’nin türbe ve dergâhı harâb olup çökmüştü. Kabir, sokak zemininden çok
aşağı kaymıştı. Yağmur suları kabre doluyordu. Zamanın Pâdişâhı sultan İkinci
Abdülhanud Han bir gece rüyasında onu gördü. Uşâkî hazretleri Sultân’a;
“Kabrimdeki mahzuru izâle ediniz” dedi. Sultan uyanınca, hemen yakını Hacı Ali
Paşa’yı huzuruna çağırıp, rüyasını ona anlattı. Sultan Abdülhamîd Han, dergâhın
yerini bilmiyordu. Hacı Ali Paşa’ya dergâhın ve türbenin yerini bulmasını
söyledi. Hacı Ali Paşa, Kasımpaşa’da dergâhın ve türbenin yerini araştırarak
buldu. Dergâhın zelzeleden ve su baskınından sonra yıkık ve dökük bir hâlde
olduğunu Sultân’a bildirdi; Sultân’ın emri ile, dergâh ve türbe yeniden
yaptırılarak şimdiki hâline getirildi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Sefînet-ül-evliyâ; cild-4, sh.
179
2) Mir’ât-ı İstanbul; cild-1, sh.
529
3) Hadîkat-ül-cevâmî; cild-2, sh.
23
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-14, sh.
77
Bir zelzele yüzünden Hüsâmeddîn-i
Uşâkî’nin türbe ve dergâhı harâb olup çökmüştü. Kabir, sokak zemininden çok
aşağı kaymıştı. Yağmur suları kabre doluyordu. Zamanın Pâdişâhı sultan İkinci
Abdülhanud Han bir gece rüyasında onu gördü. Uşâkî hazretleri Sultân’a;
“Kabrimdeki mahzuru izâle ediniz” dedi. Sultan uyanınca, hemen yakını Hacı Ali
Paşa’yı huzuruna çağırıp, rüyasını ona anlattı. Sultan Abdülhamîd Han, dergâhın
yerini bilmiyordu. Hacı Ali Paşa’ya dergâhın ve türbenin yerini bulmasını
söyledi. Hacı Ali Paşa, Kasımpaşa’da dergâhın ve türbenin yerini araştırarak
buldu. Dergâhın zelzeleden ve su baskınından sonra yıkık ve dökük bir hâlde
olduğunu Sultân’a bildirdi; Sultân’ın emri ile, dergâh ve türbe yeniden
yaptırılarak şimdiki hâline getirildi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Sefînet-ül-evliyâ; cild-4, sh.
179
2) Mir’ât-ı İstanbul; cild-1, sh.
529
3) Hadîkat-ül-cevâmî; cild-2, sh.
23
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-14, sh.
77

Yorumlar
Yorum Gönder