HÂLET EFENDİ
(1760-1823)
Osmanlı devlet adamı.Hâlet Efendi’nin Fransa’dan gönderdiği bir mektup (Karal, V, 95)Sultan İkinci Mahmûd Han devri
devlet adamlarından. Asıl ismi Mehmed Saîd olup, Hâlet Efendi denmekle meşhur
oldu. 1760 târihinde İstanbul’da doğdu. Kırımlı Kâdı Hüseyin Efendi’nin oğludur.
Nüfuz ve iktidarını kötüye kullandığından 1823 (H. 1238) târihinde Konya’ya
sürülüp îdâm edildi ve oraya defnolundu.
Hâlet Efendi, babası gibi,
şeyhülislâm Şerîf Efendi’nin yanında yetişti. Şerîf Efendi’nin vefâtından sonra
bir müddet Atâullah Efendi’nin, sonra da rikâb-ı hümâyûn reisi Mehmed Râşid
Efendi’nin mühürdar yamağı oldu. Bir müddet sonra buradan ayrılıp Rumeli vâlisi
Ebû Bekr Sami Paşa dâiresine girmek için Manastır’a gitti ise de iltifat
görmeyince Ohrili mîr-i mîrân Ahmed Paşa’nın hizmetine girdi. Burada da uzun
süre kalamadı. İstanbul’a dönüp Galata mevlevîhânesi şeyhi meşhur Şâir Galip
Dede’nin dergâhına girdi.
Hâlet Efendi, zahîre nâzırı Râsih
Mustafa Efendi ve kasabbaşı Hacı Mehmed Efendi’nin kitabetinde de
(sekreterliğinde) bulunduktan sonra, derya tercümanı Kallimaki vasıtasıyla
Fenerli rumlarla dostluk kurdu. Mehmed Râşid Efendi sayesinde beylik kîsedârı
maiyetine girerek hâcegânlık rütbesi aldı. Pek az zaman sonra da baş muhasebeci
payesi ve ortaelçi ünvânıyla Paris’e gönderildi. O sırada Mısır’dan yeni dönen
Bonapart, Mısır’daki başarısızlıkları ile Akka’da Türklere mağlûbiyetini bir
türlü hazmedemediğinden, Hâlet Efendi’ye hiç yüz vermedi. Üç seneden fazla
Paris’te kalan Hâlet Efendi’nin elçiliği çok sönük geçti. 1807 târihinde
İstanbul’a döndü ve dîvân-ı hümâyûn beylîkçiliğine, kısa bir süre sonra da
rikâb-ı hümâyûn reisliğine getirildi. Bu vazifesi sırasında Fransız elçisi
Sebastiani’nin ihbarına göre İngilizlerle gizli işleri olduğu ortaya
çıkarılınca, vazifesinden alınarak Kütahya’ya sürüldü. Bir sene sürgünde
kaldıktan sonra İstanbul’a geri döndü.
Saîd Bey’in Bağdâd vâlisi olmasıyla,
me’mûr olarak Bağdâd’a gönderildi. Buradaki bâzı hizmetleri sonucu İstanbul’a
dönünce boş bulunan rikâb-ı hümâyûn kethüdâlığına tâyin edildi.
Fenerli rumların bâzılarına kâtiplik
yaptığından, onlara tarafdâr olarak devlet aleyhine bâzı yolsuz hareketlerde
bulundu. Fenerli rumlardan elde ettiği paralarla servetini çoğaltarak
yeniçerilere para dağıtıp geleceğini garanti etmeye çalıştı. Hattâ bu sırada
Mora’da kargaşalık belirtileri yeteri kadar açıklığa kavuştuğu zaman, Hâlet
Efendi eskiden fenerlilerden (rumlardan) gördüğü iyilik yüzünden rumlara toz
kondurmak istememiştir. “İhtilâl söylentileri Yanya vâlisi Tepedelenli Ali
Paşa’nın karıştırıcılığı sonucudur. O adam, o tarafta kaldıkça halka rahat yüzü
yoktur. Yunanistan’ı yatıştırmak, Tepedelenli’nin başını ezmeye bağlıdır”, gibi
sözler söyliyerek, Yunan âsîlerinin hakkından gelebilecek biricik insanın kanına
girdi. Nitekim paşanın öldürülmesi ile Yunan haydutluğu durmadı, tersine daha da
gelişerek Yunan topraklarının dolaylarına ve bütün adalara sıçradı. Bütün bu
olaylara rağmen Hâlet Efendi’nin iki yüzlü politikası devam ediyordu.
Yeniçeriliğin ilgâsına karşı olan
Hâlet Efendi, dâima sultan İkinci Mahmûd Han’a muhalif olmuştur. On üç sene
süren ikbâl devrinde, gerek halkın gerek pâdişâhın üzerinde nüfuzunu
sürdürebilmek için yeniçeri ocağını dâima elinde tutarak, kendisine dayanak
noktası yapmıştır.
Hâlet Efendi, zamanındaki âlimlerin
en büyüklerinden evliyânın kutbu Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin şöhret ve
îtibârını çekemeyerek, kendisini halîfeye çekiştirmiş; “On binlerle adamı
vardır. Devlet ve saltanat için tehlikelidir. Ortadan kaldırılması lâzımdır”
diyerek cezalandırılmasına çalışmış, sultan Mahmûd ise; “Din adamlarından
devlete zarar gelmez” diyerek sözüne kıymet vermemiştir. Mevlânâ Hâlid
hazretleri bunu duyunca halîfeye hayır ve selâmetle duâ edip; “Hâlet Efendi’nin
işi (mevlevî olması dolayısıyla) pîri Celâleddîn-i Rûmî’ye havale olundu. Onu
huzuruna çekip cezasını verecektir” buyurmuştur. Az zaman sonra sultan Mahmûd
Hah Mora isyânına sebeb olduğu için Hâlet Efendi’yi Konya’ya sürdü ve kısa bir
süre sonra Hassa hasekilerinden Arif ağa tarafından ikâmet ettiği Çelebi Efendi
dâiresinde îdâm edildi.
Devrinin ilgi çekici
şahsiyetlerinden olan Hâlet Efendi, zekî ve hitabeti kuvvetli bir şahıs olarak
kendini göstermiştir. Son derece kindar olup, muhaliflerini ve menfaatine
dokunanları bilhassa makamına rakîb gördüklerini kat’iyyen affetmez, onları
uzaklaştırıp ezmedikçe kalbi rahat etmezdi.
Bir gün bahçede gezerken, bahçıvan
bir incir fidanını söküp atmış. Yakınlarından biri bahçıvana; “Bu fidanı atma!
Birinin ocağına dikmek için efendi hazretlerine gerekir” demiş. Hâlet Efendi,
kethüdâlık mertebesine yükselen Moralı Osman Efendi’yi azlettirmiş, rütbesini
aldırmış, geçim derdine sokmuştu. Bütün bunlara rağmen, Osman Efendi
bayramlaşmak için Hâlet Efendi’ye geldiğinde, kapıda karşılar, kapıya kadar
teşyi ederdi. Bu davranışı hakkında soranlara; “Evet ben bu adamı sevmem,
elinden her şeyini aldım. Fakat üzerinde bir Osmanlı efendiliği var ki, işte onu
alamıyorum” demiştir.
Sultan ikinci Mahmûd bir gün Galata
mevlevîhânesine gittiği zaman mezar taşına gözü ilişince, dergâhın şeyhi olan
Kudretullah Dede’ye dönerek; “Şeyhim bizim Hâlet’e ne dersin?” demesi üzerine,
Dede; “Efendim o da bir hâlet idi geçti” cevâbını verdiği meşhurdur.
Hâlet Efendi’nin ölümünden sonra
aşağıdaki mısralar halkın dilinde sık sık tekrarlanmıştır.
Ne kendi eyledi
rahat ne halka verdi huzûr,Yıkıldı gitti cihândan, dayansın ehl-i kubur.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-3, sh.
1915
2) Tezkire (Fâtin Efendi, İstanbul-1271); sh.
54
3) Sefînet-ur-rü’asâ; (İstanbul-1269); sh.
157
4) Târih Musâhebeleri; sh.
27
5) Târih-i Cevdet; cild-8, sh. 315
6) Hâlet Efendi’nin Paris Büyükelçiliği (E. Z.
Karal, İstanbul-1939)
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
38
Sultan İkinci Mahmûd Han devri
devlet adamlarından. Asıl ismi Mehmed Saîd olup, Hâlet Efendi denmekle meşhur
oldu. 1760 târihinde İstanbul’da doğdu. Kırımlı Kâdı Hüseyin Efendi’nin oğludur.
Nüfuz ve iktidarını kötüye kullandığından 1823 (H. 1238) târihinde Konya’ya
sürülüp îdâm edildi ve oraya defnolundu.
Hâlet Efendi, babası gibi,
şeyhülislâm Şerîf Efendi’nin yanında yetişti. Şerîf Efendi’nin vefâtından sonra
bir müddet Atâullah Efendi’nin, sonra da rikâb-ı hümâyûn reisi Mehmed Râşid
Efendi’nin mühürdar yamağı oldu. Bir müddet sonra buradan ayrılıp Rumeli vâlisi
Ebû Bekr Sami Paşa dâiresine girmek için Manastır’a gitti ise de iltifat
görmeyince Ohrili mîr-i mîrân Ahmed Paşa’nın hizmetine girdi. Burada da uzun
süre kalamadı. İstanbul’a dönüp Galata mevlevîhânesi şeyhi meşhur Şâir Galip
Dede’nin dergâhına girdi.
Hâlet Efendi, zahîre nâzırı Râsih
Mustafa Efendi ve kasabbaşı Hacı Mehmed Efendi’nin kitabetinde de
(sekreterliğinde) bulunduktan sonra, derya tercümanı Kallimaki vasıtasıyla
Fenerli rumlarla dostluk kurdu. Mehmed Râşid Efendi sayesinde beylik kîsedârı
maiyetine girerek hâcegânlık rütbesi aldı. Pek az zaman sonra da baş muhasebeci
payesi ve ortaelçi ünvânıyla Paris’e gönderildi. O sırada Mısır’dan yeni dönen
Bonapart, Mısır’daki başarısızlıkları ile Akka’da Türklere mağlûbiyetini bir
türlü hazmedemediğinden, Hâlet Efendi’ye hiç yüz vermedi. Üç seneden fazla
Paris’te kalan Hâlet Efendi’nin elçiliği çok sönük geçti. 1807 târihinde
İstanbul’a döndü ve dîvân-ı hümâyûn beylîkçiliğine, kısa bir süre sonra da
rikâb-ı hümâyûn reisliğine getirildi. Bu vazifesi sırasında Fransız elçisi
Sebastiani’nin ihbarına göre İngilizlerle gizli işleri olduğu ortaya
çıkarılınca, vazifesinden alınarak Kütahya’ya sürüldü. Bir sene sürgünde
kaldıktan sonra İstanbul’a geri döndü.
Saîd Bey’in Bağdâd vâlisi olmasıyla,
me’mûr olarak Bağdâd’a gönderildi. Buradaki bâzı hizmetleri sonucu İstanbul’a
dönünce boş bulunan rikâb-ı hümâyûn kethüdâlığına tâyin edildi.
Fenerli rumların bâzılarına kâtiplik
yaptığından, onlara tarafdâr olarak devlet aleyhine bâzı yolsuz hareketlerde
bulundu. Fenerli rumlardan elde ettiği paralarla servetini çoğaltarak
yeniçerilere para dağıtıp geleceğini garanti etmeye çalıştı. Hattâ bu sırada
Mora’da kargaşalık belirtileri yeteri kadar açıklığa kavuştuğu zaman, Hâlet
Efendi eskiden fenerlilerden (rumlardan) gördüğü iyilik yüzünden rumlara toz
kondurmak istememiştir. “İhtilâl söylentileri Yanya vâlisi Tepedelenli Ali
Paşa’nın karıştırıcılığı sonucudur. O adam, o tarafta kaldıkça halka rahat yüzü
yoktur. Yunanistan’ı yatıştırmak, Tepedelenli’nin başını ezmeye bağlıdır”, gibi
sözler söyliyerek, Yunan âsîlerinin hakkından gelebilecek biricik insanın kanına
girdi. Nitekim paşanın öldürülmesi ile Yunan haydutluğu durmadı, tersine daha da
gelişerek Yunan topraklarının dolaylarına ve bütün adalara sıçradı. Bütün bu
olaylara rağmen Hâlet Efendi’nin iki yüzlü politikası devam ediyordu.
Yeniçeriliğin ilgâsına karşı olan
Hâlet Efendi, dâima sultan İkinci Mahmûd Han’a muhalif olmuştur. On üç sene
süren ikbâl devrinde, gerek halkın gerek pâdişâhın üzerinde nüfuzunu
sürdürebilmek için yeniçeri ocağını dâima elinde tutarak, kendisine dayanak
noktası yapmıştır.
Hâlet Efendi, zamanındaki âlimlerin
en büyüklerinden evliyânın kutbu Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin şöhret ve
îtibârını çekemeyerek, kendisini halîfeye çekiştirmiş; “On binlerle adamı
vardır. Devlet ve saltanat için tehlikelidir. Ortadan kaldırılması lâzımdır”
diyerek cezalandırılmasına çalışmış, sultan Mahmûd ise; “Din adamlarından
devlete zarar gelmez” diyerek sözüne kıymet vermemiştir. Mevlânâ Hâlid
hazretleri bunu duyunca halîfeye hayır ve selâmetle duâ edip; “Hâlet Efendi’nin
işi (mevlevî olması dolayısıyla) pîri Celâleddîn-i Rûmî’ye havale olundu. Onu
huzuruna çekip cezasını verecektir” buyurmuştur. Az zaman sonra sultan Mahmûd
Hah Mora isyânına sebeb olduğu için Hâlet Efendi’yi Konya’ya sürdü ve kısa bir
süre sonra Hassa hasekilerinden Arif ağa tarafından ikâmet ettiği Çelebi Efendi
dâiresinde îdâm edildi.
Devrinin ilgi çekici
şahsiyetlerinden olan Hâlet Efendi, zekî ve hitabeti kuvvetli bir şahıs olarak
kendini göstermiştir. Son derece kindar olup, muhaliflerini ve menfaatine
dokunanları bilhassa makamına rakîb gördüklerini kat’iyyen affetmez, onları
uzaklaştırıp ezmedikçe kalbi rahat etmezdi.
Bir gün bahçede gezerken, bahçıvan
bir incir fidanını söküp atmış. Yakınlarından biri bahçıvana; “Bu fidanı atma!
Birinin ocağına dikmek için efendi hazretlerine gerekir” demiş. Hâlet Efendi,
kethüdâlık mertebesine yükselen Moralı Osman Efendi’yi azlettirmiş, rütbesini
aldırmış, geçim derdine sokmuştu. Bütün bunlara rağmen, Osman Efendi
bayramlaşmak için Hâlet Efendi’ye geldiğinde, kapıda karşılar, kapıya kadar
teşyi ederdi. Bu davranışı hakkında soranlara; “Evet ben bu adamı sevmem,
elinden her şeyini aldım. Fakat üzerinde bir Osmanlı efendiliği var ki, işte onu
alamıyorum” demiştir.
Sultan ikinci Mahmûd bir gün Galata
mevlevîhânesine gittiği zaman mezar taşına gözü ilişince, dergâhın şeyhi olan
Kudretullah Dede’ye dönerek; “Şeyhim bizim Hâlet’e ne dersin?” demesi üzerine,
Dede; “Efendim o da bir hâlet idi geçti” cevâbını verdiği meşhurdur.
Hâlet Efendi’nin ölümünden sonra
aşağıdaki mısralar halkın dilinde sık sık tekrarlanmıştır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-3, sh.
1915
2) Tezkire (Fâtin Efendi, İstanbul-1271); sh.
54
3) Sefînet-ur-rü’asâ; (İstanbul-1269); sh.
157
4) Târih Musâhebeleri; sh.
27
5) Târih-i Cevdet; cild-8, sh. 315
6) Hâlet Efendi’nin Paris Büyükelçiliği (E. Z.
Karal, İstanbul-1939)
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
38

Yorumlar
Yorum Gönder