HÂDİMÎ, Ebû Saîd
(ö. 1176/1762)
Osmanlı âlimi, fakih ve mutasavvıf.Ebû Saîd el-Hâdimî’nin Feżâʾilü’l-eẕkâr adlı eserinin ilk ve son sayfaları (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 1367/1)Osmanlı Devleti’nde yetişen büyük
âlimlerden. İsmi Muhaımmed, künyesi Mevlânâ Ebû Sa’îd’dir. Hâdim’de doğduğu için
Hâdimî nisbesi ile tanınmıştır. 1701 (H. 1113)’de Hâdim’de doğdu. 1762 (H.
1176)’da vefât etti. Kabri Hâdim’dedir. Babası Horasan illerinden olan
Buhârâ’dan Anadolu’ya gelip, Hâdim’de yerleşen bir aileye mensûbdur. Babası pek
çok âlim yetiştirmesi sebebiyle Fahr-ur-Rum (Anadolu’nun medâr-ı iftiharı,
kendisiyle övündüğü) nâmı ile tanınan Kara Hacı Mustafa Efendi’dir.
Hâdimî hazretleri beş yaşında yüksek
ilimleri sahibi olan babasından ilim tahsiline başladı. On yaşında Kur’ân-ı
kerîmi ezberledi. Arabî ve Fârisî’yi öğrendi. On sekiz yaşına girince babası onu
Konya’daki Karatay Meçlresesi’ne gönderdi. Bu medresede devrin meşhur
müderrislerinden olan İbrâhim Efendi’den beş sene aralıksız ders aldı. Bu hocası
ona icazet (diploma) verdikten sonra İstanbul’da bulunan devrin en meşhur
âlimlerinden Kazâbâdî Ahmed Efendi’nin medresesine gönderdi.
Hâdimî, tam sekiz yıl da burada
okudu. Zamanın ilim dili olan Arapça ve Farsça’da çok ilerleyip, ana dili gibi
öğrendi. İstanbul’da zaman zaman bâzı câmilerde, dinliyenlerin çok istifâde
ettiği vâzlar veren ve on dört sene memleketinden uzakta kalan Hâdimî, babasının
vefâtı üzerine otuz iki yaşında, dört katır yükü kıymetli kitaplarla Hâdim’e
dönüp babasının medresesinde müderrisliğe başladı. Bir kaç ay sonra evlendi.
Sa’îd isminde bir oğlu dünyâya gelince, Ebû Sa’îd künyesiyle anılır oldu.
Hâdimî hazretleri bilhassa fıkıh ve
tasavvuf ilimlerinde yetişerek büyük bir âlim olup babasının medresesinde ders
vermeye başlayınca, ilim öğrenmek için, her taraftan akın akın gelen yüzlerce
talebe, bu medreseye sığmaz oldu. Hâdimliler ona, o medresenin yerine yeni bir
medrese yaptırdılar. Hattâ kısa bir zaman sonra, bu medrese de kâfi gelmeyince,
Hâdimî büyük izdihamla açık hava tedrisâtına başladı. Yaz aylarında şehirden on
iki kilometre uzaklıktaki Kervan Pınar’da ders verirdi. Kışın ise Hâdim’de ki
medresesine dönerdi. Arabî, Fârisî, usûl-i fıkıh, fıkıh, tefsir, hadîs, kelâm ve
edebiyat gibi dersler okutan; başta oğulları Sa’îd, Abdullah, Emin ve Nu’mân
efendiler olmak üzere, “Ayaklı kütüphâne” lakabıyla anılan Müftüzâde Muhammed
Antakî, meşhur İsmâil Gelenbevî, Mehmed Kırkağaçî, Hâfız Osman Üskübî, Ahmed
Ürgübî, Konyalı İsmâil Hakkı, Hacı İsmâil Kayserî gibi âlimler yetiştirdi. Hem
din ilimleri, hem de fen ilimleriyle mücehhez olan Hâdimî’nin şöhreti, bir kaç
yıl sonra Hadim ve Konya’nın sınırlarını çok aştı. Ünü bütün Anadolu’ya yayıldı.
Hattâ en büyük ilim ve kültür merkezi olan İstanbul’dan bile ona talebe gelmeye
başladı. Şöhreti Osmanlı sarayına kadar varan Ebû Sa’îd Muhammed Hâdimîyi önce
Osmanlı pâdişâhı sultan üçüncü Ahmed, sonra da birinci Mahmûd Han, İstanbul’a
davet ettiler.
Muhammed Hâdimî’nin İslâm ahlâkı ve
hukuku ile ilgili eserlerinden bâzıları şunlardır: 1-El-Berîkat-ül-Mahmûdiyye, 2- Dürer
haşiyesi, 3- Haşiye alâ Tefsir-i Nebî lil-Beydâvî, 4- Risâlet-ün-fî
sulûki nakşibendiyye, 5- Risâlet-ül-Huşû’
fis-salât, 6- Risale fî hakk-il-istihlâf, 7- Arâyis-ün-Nefîsi
fî ilmil Mantık, 8- Menâfi-uddekâik. Bu eseri, Mecelle’nin külli
kaidelerine kaynak olmuştur.
On sekiz çeşit ilim açısından
Besmele’nin mânâ ve hikmetlerini ortaya koymak için kaleme aldığı Şerh-ul-Besmele adlı eseri, Niğdeli müderris
Ahmed Efendi tarafından Tuhfet-ül-Besmele adıyla şerhedilip basılmıştır.
Hâdimî’ye âid, muhtelif konulardaki
yirmi altı risale bir arada, 1886 senesinde Konyalı müderris Abdülbasir Efendi
tarafından İstanbul’da Matbaa-i âmirede bastırılmıştır.
Zaman zaman Konya’ya gelip, Alâeddîn
Câmii’nde vâz eden Hâdimî, şâir ruhlu olduğundan, ders ve vâzlarında vezinli ve
kafiyeli sözler de söyler, dinleyenleri kendinden geçirirdi. Bugün ancak bir kaç
tanesi elde bulunan şiirlerinin ve ilâhilerinin, aslında bir dîvân dolduracak
kadar çok olduğu rivayet edilmektedir.
“Kâmil odur ki koya
her yerde bir eser;Eseri olmayanın yerinde yeller
eser”
diyen Hâdimî’nin Peygamber
efendimize olan muhabbet, hürmet ve tazimini dile getiren, O’nu medheden ve
O’nun şefaatini isteyen uzun bir manzumesinin başından ve sonundan ikişer
dörtlük şöyledir:
“Fakîrem, kapına
geldim,Şefaat yâ Resûlallah!Mukırrem, suçumu bildim,Şefaat yâ
Resûlallah!
Nazar kıl ayn-i
re’fetden,Nasîb eyle şefâatden,Fakirem cümle ümmetden,Şefaat yâ
Resûlallah!
Günahkârım, yüzüm
kara,Korkarım, atarlar nâra,Meğer sende ola çâre,Şefaat yâ
Resûlallah!
Ümmetin “Hadimi”
ahkâr,Alemde nâkıs u ebter,Meğer lutf olmasa âher,Şefaat yâ
Resûlallah!”
1762 (H. 1176) senesinin kış
mevsiminde 61 yaşında iken üç gün yatakta yatıp, dördüncü gün âhirete irtihâl
eden Ebû Sa’îd Muhammed Hâdimî hazretlerinin, başta çocukları olmak üzere,
yetiştirdiği pek çok talebesi, memleketin her tarafına dağılmış, gittikleri
yerlerde müftîlik ve müderrislik yapmışlar, halkı irşâd etmişlerdir. Onun
soyundan gelen insanlar içerisinde de bir çok ilim adamı yetişmiştir.
Hâdim’de onun adına bir kütüphâne,
Beşir Ağa’nın himmet ve delaletiyle yaptırılmış, 1761 yılında Dîvân-ı hümâyûn
hâcegânından Osman Şuhûdî Efendi’nin kitapları talebenin istifâdesi şartı ile
buraya vakfedilerek, ilim ve irfan erbabına açılmıştır. Kütüphânede, Selçuklular
devrinden îtibâren yazılmış, yüzlerce değerli yazma nüsha yer almış, bunlar
vakıf kaydını taşıyan mühürle mühürlenmiştir.
Hâdimî Kütüphânesi’ndeki 717 cild
(1121 kitab) yazma ve basma kitab, Konya’daki Yûsuf Ağa Kütüphânesi’ne
nakledilmiştir. Tamâmı bu kütüphânede muhafaza edilmektedir.
Berîka adıyla meşhûr eserinden tercüme
edilen bölümler kıymetli bir ahlâk kitabı olan ve Hakikat Kitabevi tarafından
yayınlanan İslâm
Ahlâkı kitabında
yer almıştır.
Osmanlı Devleti’nde yetişen büyük
âlimlerden. İsmi Muhaımmed, künyesi Mevlânâ Ebû Sa’îd’dir. Hâdim’de doğduğu için
Hâdimî nisbesi ile tanınmıştır. 1701 (H. 1113)’de Hâdim’de doğdu. 1762 (H.
1176)’da vefât etti. Kabri Hâdim’dedir. Babası Horasan illerinden olan
Buhârâ’dan Anadolu’ya gelip, Hâdim’de yerleşen bir aileye mensûbdur. Babası pek
çok âlim yetiştirmesi sebebiyle Fahr-ur-Rum (Anadolu’nun medâr-ı iftiharı,
kendisiyle övündüğü) nâmı ile tanınan Kara Hacı Mustafa Efendi’dir.
Hâdimî hazretleri beş yaşında yüksek
ilimleri sahibi olan babasından ilim tahsiline başladı. On yaşında Kur’ân-ı
kerîmi ezberledi. Arabî ve Fârisî’yi öğrendi. On sekiz yaşına girince babası onu
Konya’daki Karatay Meçlresesi’ne gönderdi. Bu medresede devrin meşhur
müderrislerinden olan İbrâhim Efendi’den beş sene aralıksız ders aldı. Bu hocası
ona icazet (diploma) verdikten sonra İstanbul’da bulunan devrin en meşhur
âlimlerinden Kazâbâdî Ahmed Efendi’nin medresesine gönderdi.
Hâdimî, tam sekiz yıl da burada
okudu. Zamanın ilim dili olan Arapça ve Farsça’da çok ilerleyip, ana dili gibi
öğrendi. İstanbul’da zaman zaman bâzı câmilerde, dinliyenlerin çok istifâde
ettiği vâzlar veren ve on dört sene memleketinden uzakta kalan Hâdimî, babasının
vefâtı üzerine otuz iki yaşında, dört katır yükü kıymetli kitaplarla Hâdim’e
dönüp babasının medresesinde müderrisliğe başladı. Bir kaç ay sonra evlendi.
Sa’îd isminde bir oğlu dünyâya gelince, Ebû Sa’îd künyesiyle anılır oldu.
Hâdimî hazretleri bilhassa fıkıh ve
tasavvuf ilimlerinde yetişerek büyük bir âlim olup babasının medresesinde ders
vermeye başlayınca, ilim öğrenmek için, her taraftan akın akın gelen yüzlerce
talebe, bu medreseye sığmaz oldu. Hâdimliler ona, o medresenin yerine yeni bir
medrese yaptırdılar. Hattâ kısa bir zaman sonra, bu medrese de kâfi gelmeyince,
Hâdimî büyük izdihamla açık hava tedrisâtına başladı. Yaz aylarında şehirden on
iki kilometre uzaklıktaki Kervan Pınar’da ders verirdi. Kışın ise Hâdim’de ki
medresesine dönerdi. Arabî, Fârisî, usûl-i fıkıh, fıkıh, tefsir, hadîs, kelâm ve
edebiyat gibi dersler okutan; başta oğulları Sa’îd, Abdullah, Emin ve Nu’mân
efendiler olmak üzere, “Ayaklı kütüphâne” lakabıyla anılan Müftüzâde Muhammed
Antakî, meşhur İsmâil Gelenbevî, Mehmed Kırkağaçî, Hâfız Osman Üskübî, Ahmed
Ürgübî, Konyalı İsmâil Hakkı, Hacı İsmâil Kayserî gibi âlimler yetiştirdi. Hem
din ilimleri, hem de fen ilimleriyle mücehhez olan Hâdimî’nin şöhreti, bir kaç
yıl sonra Hadim ve Konya’nın sınırlarını çok aştı. Ünü bütün Anadolu’ya yayıldı.
Hattâ en büyük ilim ve kültür merkezi olan İstanbul’dan bile ona talebe gelmeye
başladı. Şöhreti Osmanlı sarayına kadar varan Ebû Sa’îd Muhammed Hâdimîyi önce
Osmanlı pâdişâhı sultan üçüncü Ahmed, sonra da birinci Mahmûd Han, İstanbul’a
davet ettiler.
Muhammed Hâdimî’nin İslâm ahlâkı ve
hukuku ile ilgili eserlerinden bâzıları şunlardır: 1-El-Berîkat-ül-Mahmûdiyye, 2- Dürer
haşiyesi, 3- Haşiye alâ Tefsir-i Nebî lil-Beydâvî, 4- Risâlet-ün-fî
sulûki nakşibendiyye, 5- Risâlet-ül-Huşû’
fis-salât, 6- Risale fî hakk-il-istihlâf, 7- Arâyis-ün-Nefîsi
fî ilmil Mantık, 8- Menâfi-uddekâik. Bu eseri, Mecelle’nin külli
kaidelerine kaynak olmuştur.
On sekiz çeşit ilim açısından
Besmele’nin mânâ ve hikmetlerini ortaya koymak için kaleme aldığı Şerh-ul-Besmele adlı eseri, Niğdeli müderris
Ahmed Efendi tarafından Tuhfet-ül-Besmele adıyla şerhedilip basılmıştır.
Hâdimî’ye âid, muhtelif konulardaki
yirmi altı risale bir arada, 1886 senesinde Konyalı müderris Abdülbasir Efendi
tarafından İstanbul’da Matbaa-i âmirede bastırılmıştır.
Zaman zaman Konya’ya gelip, Alâeddîn
Câmii’nde vâz eden Hâdimî, şâir ruhlu olduğundan, ders ve vâzlarında vezinli ve
kafiyeli sözler de söyler, dinleyenleri kendinden geçirirdi. Bugün ancak bir kaç
tanesi elde bulunan şiirlerinin ve ilâhilerinin, aslında bir dîvân dolduracak
kadar çok olduğu rivayet edilmektedir.
diyen Hâdimî’nin Peygamber
efendimize olan muhabbet, hürmet ve tazimini dile getiren, O’nu medheden ve
O’nun şefaatini isteyen uzun bir manzumesinin başından ve sonundan ikişer
dörtlük şöyledir:
1762 (H. 1176) senesinin kış
mevsiminde 61 yaşında iken üç gün yatakta yatıp, dördüncü gün âhirete irtihâl
eden Ebû Sa’îd Muhammed Hâdimî hazretlerinin, başta çocukları olmak üzere,
yetiştirdiği pek çok talebesi, memleketin her tarafına dağılmış, gittikleri
yerlerde müftîlik ve müderrislik yapmışlar, halkı irşâd etmişlerdir. Onun
soyundan gelen insanlar içerisinde de bir çok ilim adamı yetişmiştir.
Hâdim’de onun adına bir kütüphâne,
Beşir Ağa’nın himmet ve delaletiyle yaptırılmış, 1761 yılında Dîvân-ı hümâyûn
hâcegânından Osman Şuhûdî Efendi’nin kitapları talebenin istifâdesi şartı ile
buraya vakfedilerek, ilim ve irfan erbabına açılmıştır. Kütüphânede, Selçuklular
devrinden îtibâren yazılmış, yüzlerce değerli yazma nüsha yer almış, bunlar
vakıf kaydını taşıyan mühürle mühürlenmiştir.
Hâdimî Kütüphânesi’ndeki 717 cild
(1121 kitab) yazma ve basma kitab, Konya’daki Yûsuf Ağa Kütüphânesi’ne
nakledilmiştir. Tamâmı bu kütüphânede muhafaza edilmektedir.
Berîka adıyla meşhûr eserinden tercüme
edilen bölümler kıymetli bir ahlâk kitabı olan ve Hakikat Kitabevi tarafından
yayınlanan İslâm
Ahlâkı kitabında
yer almıştır.
FATİHA TEFSİRİ
Hâdimî hazretlerinin İstanbul’a
ikinci davet edilişi şöyle vuku bulmuştur: İstanbul dârüsse’âde ağası Hacı Beşir
Ağa birara Peygamber efendimizin türbesinde vazifelendirilip, harem ağalığı
yapmıştı. O şöyle anlatmıştır:
İstanbul’a gelmiştim. Sultan birinci
Mahmûd han, Harameyn-i şerîfeynden malûmat almak için beni huzuruna çağırmıştı.
Hâl hatırdan sonra müşahade ettiğim hâdiselerden sordu. Ben de şöyle anlattım:
Efendimizin mübarek Kabr-i şeriflerinde gece temizlik yapmak için çalışıyordum.
Gece yarısına doğru Cibril kapısından bir zât içeri girip bana selâm verdi ve
doğruca Peygamber efendimizin mübarek kabrinin ayak ucuna gitti. Bir müddet
bekledi ve Kabr-i şerife karşı bâzı şeyler sordu. Daha sonra edeble, arka arka
giderek, huzurdan ayrıldı. Yanıma geldiğinde kim olduğunu sordum. “İsmim
Muhammed, Diyâr-ı rûm’danım. Hâdim’de ikâmet ediyorum” dedi. “Bu gece yarısı
ziyaretinizin hikmeti nedir?” dedim. “İmâm-ı Birgivî’nin (r. aleyh) kitabını
şerh ediyorum. Buradaki hadîs-i şerifleri Resûlullah efendimize arz eyleyip
sahih olduğunu öğrendim” dedi.” Anlatılanları hayretle dinleyen Sultan birinci
Mahmûd Han, Hâdimî hazretlerini İstanbul’a davet etti. Davetnameyi bizzat Konya
vâlisi Ali Paşa, Hâdim’e giderek takdim etmiştir. Bir ay sonra İstanbul’a varan
Hâdimî’ye Ayasofya Câmii’nde bir ders vermesi teklif edildi. Derste pâdişâh,
sadrâzam, Hâdimî’nin hocası olan şeyhülislâm müderris Kazâbâdî Ahmed Efendi ve
diğer devlet ricali de bulunacaktı. Hâdimî, hocasının bulunduğu mecliste vâz
edemiyeceğini edeble belirterek affını istedi. Ancak şeyhülislâm, irâde-i
seniyye (pâdişâh emrinin) bulunduğunu, dersin mutlaka yapılması gerektiğini
söyleyerek, onu mahşerî bir kalabalık ile dolu olan Ayasofya Câmii’nin kürsüsüne
çıkardı.
Sonradan bir risale hâlinde
neşredilen Fâtihâ Tefsîri’ni kürsüde büyük bir vukufla ve şâhâne bir hitabet
örneği hâlinde takrir eden Hâdimî’nin bu dersi, hocası olan şeyhülislâmın
sevincinden ağlamasına sebeb oldu. Bu takrirden sonra, Topkapı Sarayı’na
çağrılıp tebrik ve taltif edilen Hâdimî’ye İstanbul’da kalması teklif
edilmiştir. Bu iltifatlara teşekkür eden ve lisân-ı münâsible Hâdim’e avdet
etmek istediğini arzeyleyen Hâdimî, İstanbul’dan bâzı kitaplar daha satın
alarak, bu defa iki deve yükü kitapla Hâdim’e dönmüştür. Bundan sonra, okuyup
araştırma ve eğitimin yanısıra, eser yazmaya da başladı. Kur’ân-ı kerîm
sûrelerinden bâzılarının cildler hâilinde tefsiri olan ilk eserlerini,
talebeleri beyâza çekip çoğaltmış ve kitap hâline getirmiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 39, 159,
373, 415, 587, 837
2) Tabakât-ül-usûliyyîn; cild-3, sh.
116
3) Osmanlı Müellifleri; cild-1, sh.
296
4) El-A’lâm; cild-7, sh.
68
5) Esmâ-ül-müellifin; cild-2, sh.
313
6) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-11, sh.
301
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-16, sh.
334
8) Rehber Ansiklopedesi; cild-7, sh.
17
9) İslâm Ahlâkı
Hâdimî hazretlerinin İstanbul’a
ikinci davet edilişi şöyle vuku bulmuştur: İstanbul dârüsse’âde ağası Hacı Beşir
Ağa birara Peygamber efendimizin türbesinde vazifelendirilip, harem ağalığı
yapmıştı. O şöyle anlatmıştır:
İstanbul’a gelmiştim. Sultan birinci
Mahmûd han, Harameyn-i şerîfeynden malûmat almak için beni huzuruna çağırmıştı.
Hâl hatırdan sonra müşahade ettiğim hâdiselerden sordu. Ben de şöyle anlattım:
Efendimizin mübarek Kabr-i şeriflerinde gece temizlik yapmak için çalışıyordum.
Gece yarısına doğru Cibril kapısından bir zât içeri girip bana selâm verdi ve
doğruca Peygamber efendimizin mübarek kabrinin ayak ucuna gitti. Bir müddet
bekledi ve Kabr-i şerife karşı bâzı şeyler sordu. Daha sonra edeble, arka arka
giderek, huzurdan ayrıldı. Yanıma geldiğinde kim olduğunu sordum. “İsmim
Muhammed, Diyâr-ı rûm’danım. Hâdim’de ikâmet ediyorum” dedi. “Bu gece yarısı
ziyaretinizin hikmeti nedir?” dedim. “İmâm-ı Birgivî’nin (r. aleyh) kitabını
şerh ediyorum. Buradaki hadîs-i şerifleri Resûlullah efendimize arz eyleyip
sahih olduğunu öğrendim” dedi.” Anlatılanları hayretle dinleyen Sultan birinci
Mahmûd Han, Hâdimî hazretlerini İstanbul’a davet etti. Davetnameyi bizzat Konya
vâlisi Ali Paşa, Hâdim’e giderek takdim etmiştir. Bir ay sonra İstanbul’a varan
Hâdimî’ye Ayasofya Câmii’nde bir ders vermesi teklif edildi. Derste pâdişâh,
sadrâzam, Hâdimî’nin hocası olan şeyhülislâm müderris Kazâbâdî Ahmed Efendi ve
diğer devlet ricali de bulunacaktı. Hâdimî, hocasının bulunduğu mecliste vâz
edemiyeceğini edeble belirterek affını istedi. Ancak şeyhülislâm, irâde-i
seniyye (pâdişâh emrinin) bulunduğunu, dersin mutlaka yapılması gerektiğini
söyleyerek, onu mahşerî bir kalabalık ile dolu olan Ayasofya Câmii’nin kürsüsüne
çıkardı.
Sonradan bir risale hâlinde
neşredilen Fâtihâ Tefsîri’ni kürsüde büyük bir vukufla ve şâhâne bir hitabet
örneği hâlinde takrir eden Hâdimî’nin bu dersi, hocası olan şeyhülislâmın
sevincinden ağlamasına sebeb oldu. Bu takrirden sonra, Topkapı Sarayı’na
çağrılıp tebrik ve taltif edilen Hâdimî’ye İstanbul’da kalması teklif
edilmiştir. Bu iltifatlara teşekkür eden ve lisân-ı münâsible Hâdim’e avdet
etmek istediğini arzeyleyen Hâdimî, İstanbul’dan bâzı kitaplar daha satın
alarak, bu defa iki deve yükü kitapla Hâdim’e dönmüştür. Bundan sonra, okuyup
araştırma ve eğitimin yanısıra, eser yazmaya da başladı. Kur’ân-ı kerîm
sûrelerinden bâzılarının cildler hâilinde tefsiri olan ilk eserlerini,
talebeleri beyâza çekip çoğaltmış ve kitap hâline getirmiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 39, 159,
373, 415, 587, 837
2) Tabakât-ül-usûliyyîn; cild-3, sh.
116
3) Osmanlı Müellifleri; cild-1, sh.
296
4) El-A’lâm; cild-7, sh.
68
5) Esmâ-ül-müellifin; cild-2, sh.
313
6) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-11, sh.
301
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-16, sh.
334
8) Rehber Ansiklopedesi; cild-7, sh.
17
9) İslâm Ahlâkı

Yorumlar
Yorum Gönder