HACI BEKTÂŞ-I VELÎ
(ö. 669/1271 [?])
Bektaşîlik tarikatının kurucusu olarak kabul edilen Türkmen şeyhi.Hacı Bektâş-ı Velî’nin XV. yüzyılda yapılmış kök boya resmi (Hacı Bektaş Müzesi – Hacıbektaş/Nevşehir)Osmanlı Devleti’nin kuruluş
yıllarında yaşayan evliyânın büyüklerinden. İsmi, Seyyid Muhammed bin İbrâhim
Atâ olup, lakabı Hacı Bektâş’dır. 1281 (H. 680) târihinde Horasan’ın Nişâbûr
şehrinde doğdu. Seyyid olup, nesebi (soyu) hazret-i Ali’ye dayanmaktadır. 1338
(H. 738) târihinde Kırşehir’e yakın bir yerde vefât etti. Vefâtı hakkında başka
rivayetler de vardır. Türbesinin bulunduğu kasabaya sonradan Hacı Bektaş ismi
verilmiştir.
Bektâş-ı Velî küçük yaşta ilim
öğrenmesi için, ailesi tarafından Ahmed Yesevî’nin halîfesi Şeyh Lokman-ı
Perende’ye teslîm edildi. Çocukken bir çok kerâmetleri görüldü. Lokman-ı Perende
hacca gidip Arafat’ta kıbleye döndüğü sırada, bir anda karşısında Bektâş-ı
Velîyi gördü. Nişâbûr’a dönünce bu kerâmetini herkese anlattı ve Hacı lakabını
verdi. Hacı Bektâş-ı Velî kendisinden kerâmet görenlerin şaşırdıklarını görünce;
“Ben Resûlullah’ın sallallahü aleyhi vesellem soyundanım. Bana bunları çok
görmeyiniz. Bunlar bana Allahü teâlânın bir ihsânıdır” demiştir. Sık sık Hızır
aleyhisselâm ile buluşurdu. Hacı Bektâş-ı Velî, tahsîlini tamamladıktan sonra,
Anadolu’ya geldi. Haka doğru yolu göstermeye başlayıp, kıymetli talebeler
yetiştirdi. Kısa zamanda herkes tarafından tanındı ve büyük iltifat ve rağbet
gördü. Bu sırada Anadolu’da dînî, iktisadî, askerî ve sosyal bir teşkîlât olan
kendisine bağlı ahîlik teşkilâtı ile büyük hizmetler yaptı (Bkz. Ahîlik). Bundan
dolayı Osmanlı sultanları, tarafından sayılıp sevildi. Osmanlı Devleti’nin
sağlam temeller üzerine oturmasında büyük himmetleri oldu.
Çarşambalı Ârif Bey’in celî sülüs “Yâ Hazret-i Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî kaddesallāhu sırrahü’l-âlî” istifi (Necmettin Okyay koleksiyonu)
Hacı Bektâş-ı Velî, Sultan Orhan ile
sohbet etti. Yeniçeri askeri kurulurken duâda bulundu. Onlara İslâmiyet’ten
ayrılmamalarım nasîhat etti. Böylece Hacı Bektâş-ı Velî’yi kendilerine mânevi
pîr olarak kabul eden bu ordu, mânevi hayâtını ve disiplinini ona bağladı. Hacı
Bektâş-ı Velî asırlarca yeniçeriliğin pîri, üstadı ve manevî hâmisi olarak
bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, yeniçerilerin sulh zamanlarındaki tâlimleri ve
harblerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok iyi netîceler verdi. Yeniçeriler,
dervişler gibi cihâd azmiyle dolu olarak büyük kahramanlıklar gösterdiler.
Yeniçerilerin;
Allah Allah,
İllallah!Baş uryân, sine püryân, kılıç aI kanBu meyanda nice başlar
kesilirKahrımız, kılıcımız düşmana ziyânKulluğumuz pâdişâha
âyânÜçler, yediler, kırklar!Gülbang-i Muhammedi,Nûr-i Nebî Kerem-i
Ali Pirimiz,sultânımız Hacı Bektâş-ı velî!”
diyerek savaşa başlamaları bunun
mânidâr bir ifadesidir
Hacı Bektâş-ı Velî hazretlerinden
feyz alanlara Bektaşî denildi. Hacı Bektâş-ı Velî; “İşin esâsı,
elini, dilini, belini haramdan korumaktır” buyurmuştur. Bektâşîler zamanla
azaldı. Daha sonra yapılan bir takım değişiklikler sebebiyle hakîkî Bektaşîlik
unutuldu. Herkes tarafından sevilen, hürmet ve îtibâr edilen bu isim, hurüfî
denilen sapıklar tarafından siper olarak kullanıldı. Bunlar Bektaşî adı altında
toplanıp haramlara helâl, nefsin arzu ettiği kötü isteklere serbesttir demekle,
bozuk ruhlu insanlar arasında yayıldılar. Halk arasında anlatılan Bektaşî
fıkraları bu sahte ve yalancı Bektâşîlere âiddir (Bkz. Hurufîlik).
Hacı Bektâş-ı Velî’nin Makalât
adında Arabça bir eseri vardır. Sonradan nefes adıyla yazılan ve ona nisbet
edilen şiirler, onun değildir.
Hacı Bektâş-ı Velî’nin türbesi – Hacıbektaş/Nevşehir
Osmanlı Devleti’nin kuruluş
yıllarında yaşayan evliyânın büyüklerinden. İsmi, Seyyid Muhammed bin İbrâhim
Atâ olup, lakabı Hacı Bektâş’dır. 1281 (H. 680) târihinde Horasan’ın Nişâbûr
şehrinde doğdu. Seyyid olup, nesebi (soyu) hazret-i Ali’ye dayanmaktadır. 1338
(H. 738) târihinde Kırşehir’e yakın bir yerde vefât etti. Vefâtı hakkında başka
rivayetler de vardır. Türbesinin bulunduğu kasabaya sonradan Hacı Bektaş ismi
verilmiştir.
Bektâş-ı Velî küçük yaşta ilim
öğrenmesi için, ailesi tarafından Ahmed Yesevî’nin halîfesi Şeyh Lokman-ı
Perende’ye teslîm edildi. Çocukken bir çok kerâmetleri görüldü. Lokman-ı Perende
hacca gidip Arafat’ta kıbleye döndüğü sırada, bir anda karşısında Bektâş-ı
Velîyi gördü. Nişâbûr’a dönünce bu kerâmetini herkese anlattı ve Hacı lakabını
verdi. Hacı Bektâş-ı Velî kendisinden kerâmet görenlerin şaşırdıklarını görünce;
“Ben Resûlullah’ın sallallahü aleyhi vesellem soyundanım. Bana bunları çok
görmeyiniz. Bunlar bana Allahü teâlânın bir ihsânıdır” demiştir. Sık sık Hızır
aleyhisselâm ile buluşurdu. Hacı Bektâş-ı Velî, tahsîlini tamamladıktan sonra,
Anadolu’ya geldi. Haka doğru yolu göstermeye başlayıp, kıymetli talebeler
yetiştirdi. Kısa zamanda herkes tarafından tanındı ve büyük iltifat ve rağbet
gördü. Bu sırada Anadolu’da dînî, iktisadî, askerî ve sosyal bir teşkîlât olan
kendisine bağlı ahîlik teşkilâtı ile büyük hizmetler yaptı (Bkz. Ahîlik). Bundan
dolayı Osmanlı sultanları, tarafından sayılıp sevildi. Osmanlı Devleti’nin
sağlam temeller üzerine oturmasında büyük himmetleri oldu.
Hacı Bektâş-ı Velî, Sultan Orhan ile
sohbet etti. Yeniçeri askeri kurulurken duâda bulundu. Onlara İslâmiyet’ten
ayrılmamalarım nasîhat etti. Böylece Hacı Bektâş-ı Velî’yi kendilerine mânevi
pîr olarak kabul eden bu ordu, mânevi hayâtını ve disiplinini ona bağladı. Hacı
Bektâş-ı Velî asırlarca yeniçeriliğin pîri, üstadı ve manevî hâmisi olarak
bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, yeniçerilerin sulh zamanlarındaki tâlimleri ve
harblerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok iyi netîceler verdi. Yeniçeriler,
dervişler gibi cihâd azmiyle dolu olarak büyük kahramanlıklar gösterdiler.
Yeniçerilerin;
diyerek savaşa başlamaları bunun
mânidâr bir ifadesidir
Hacı Bektâş-ı Velî hazretlerinden
feyz alanlara Bektaşî denildi. Hacı Bektâş-ı Velî; “İşin esâsı,
elini, dilini, belini haramdan korumaktır” buyurmuştur. Bektâşîler zamanla
azaldı. Daha sonra yapılan bir takım değişiklikler sebebiyle hakîkî Bektaşîlik
unutuldu. Herkes tarafından sevilen, hürmet ve îtibâr edilen bu isim, hurüfî
denilen sapıklar tarafından siper olarak kullanıldı. Bunlar Bektaşî adı altında
toplanıp haramlara helâl, nefsin arzu ettiği kötü isteklere serbesttir demekle,
bozuk ruhlu insanlar arasında yayıldılar. Halk arasında anlatılan Bektaşî
fıkraları bu sahte ve yalancı Bektâşîlere âiddir (Bkz. Hurufîlik).
Hacı Bektâş-ı Velî’nin Makalât
adında Arabça bir eseri vardır. Sonradan nefes adıyla yazılan ve ona nisbet
edilen şiirler, onun değildir.
HİÇ KORKMUYOR MUSUN?
Hacı Bektâş-ı Velî (r. aleyh)
buyurdu ki: “Allahü teâlânın dostlarını ve kerâmetlerini tasdik etmek îmândır.
Zîrâ onlar, kendi nefslerinin arzularını, dünyâyı sevmeyi bıraktılar. Allahü
teâlâya yaklaştıkça, Rablerine olan korku ve saygıları gittikçe çoğaldı. Allahü
teâlâ, o velîlerin hatâlarını yüzlerine vurmadı. Sen ise, her gün türlü türlü
günahlar işliyorsun da hesaba ve sorguya çekilmiyeceğini, kıyametin
kopmayacağını veya mezârdakilerin tekrar dirilmeyeceğini veya saidlerin
şakilerden ayrılmayacağını mı sanıyorsun? Haramdan kaçınmıyor, bulduğunu yiyip
giyiyorsun. Yaradanın nimetlerini yiyor ama emirlerine uyup, yasaklarından
kaçınmıyorsun? Hiç Allahü teâlânın cezalandırmasından korkmuyor musun ki, kötü
olan işleri yapmaya devam ediyorsun?”
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye zeyli (Mecdi Efendi);
sh. 44
2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 452,
456, 1008
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
8
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-10, sh.
129
5) Makâlât (Süleymâniye Kütüphânesi, Denizli
kısmı, No: 313/4)
6) Mir’ât-ül-mekâsıd; sh.
42
7) Tiryâk-ul-Muhibbîn; sh.
47
8) Künh-ül-ahbâr; cild-5, sh.
53
9) Eddevlet-il-Osmâniyye min
fütûhâhât-il-İslâmiyye; cild-2, sh. 117
10) Kâşif-ül-esrâr;
sh. 3
Hacı Bektâş-ı Velî (r. aleyh)
buyurdu ki: “Allahü teâlânın dostlarını ve kerâmetlerini tasdik etmek îmândır.
Zîrâ onlar, kendi nefslerinin arzularını, dünyâyı sevmeyi bıraktılar. Allahü
teâlâya yaklaştıkça, Rablerine olan korku ve saygıları gittikçe çoğaldı. Allahü
teâlâ, o velîlerin hatâlarını yüzlerine vurmadı. Sen ise, her gün türlü türlü
günahlar işliyorsun da hesaba ve sorguya çekilmiyeceğini, kıyametin
kopmayacağını veya mezârdakilerin tekrar dirilmeyeceğini veya saidlerin
şakilerden ayrılmayacağını mı sanıyorsun? Haramdan kaçınmıyor, bulduğunu yiyip
giyiyorsun. Yaradanın nimetlerini yiyor ama emirlerine uyup, yasaklarından
kaçınmıyorsun? Hiç Allahü teâlânın cezalandırmasından korkmuyor musun ki, kötü
olan işleri yapmaya devam ediyorsun?”
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye zeyli (Mecdi Efendi);
sh. 44
2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 452,
456, 1008
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh.
8
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-10, sh.
129
5) Makâlât (Süleymâniye Kütüphânesi, Denizli
kısmı, No: 313/4)
6) Mir’ât-ül-mekâsıd; sh.
42
7) Tiryâk-ul-Muhibbîn; sh.
47
8) Künh-ül-ahbâr; cild-5, sh.
53
9) Eddevlet-il-Osmâniyye min
fütûhâhât-il-İslâmiyye; cild-2, sh. 117
10) Kâşif-ül-esrâr;
sh. 3



Yorumlar
Yorum Gönder