FAHREDDÎN ACEMÎ
(ö. 865/1460-61 [?])İlk Osmanlı şeyhülislâmlarından.
Osmanlı Devleti’nin ikinci
şeyhülislâmı. İsmi Fahreddîn olup, İran’dan Anadolu’ya geldiği için Acemî
denilmiştir. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 1460 (H. 865) târihinde
Edirne’de vefât etti. Buradaki Dârülhadîs Câmii önünde defnedilmiştir.
Tahsiline memleketinde başlayan
Fahreddîn-i Acemî pek çok âlimden ve bilhassa büyük İslâm âlimi Seyyid Şerîf
Cürcânî’den de ilim öğrendi. Sonra Anadolu’ya gelerek Molla Fenârî’nîn oğlu
Muhammed Şah’ın hizmetinde bulundu ve ona muîd (asistan) oldu. Bâzı medreselerde
müderrislik yaptı. Sultan Murâd Han zamanında 1430 (H. 834) senesinde
şeyhülislâm Molla Şemseddîn Fenârî’nin vefâtı üzerine, Edirne’de şeyhülislâm
oldu ve Sultânın maaşını arttırmak isteğini kabul etmedi; “Beytülmâl’den (devlet
hazînesinden) aldığım, ihtiyaçlarımı karşılıyor. Daha fazlasına ihtiyâcım yok”
diyerek kanaatkârlığını arzetti.
Fahreddîn Acemî, sultan İkinci Murâd
Han ve Fâtih Sultan Mehmed Han zamanında, en güzel şekilde, otuz sene fetva
işlerini idare etti.
Fâtih Sultan Mehmed Han, ilme ve
ilim adamlarına değer verip koruduğu gibi, âlimlere hürmet eder ve onlara geniş
imkânlar sağlardı. Bu durumdan faydalanmak isteyen hurûfî bozuk îtikâdındaki
bâzı kimseler, yaldızlı sözler ve hîlelerle sultanın gözüne girdiler (Bkz.
Hurufilik). Fâtih, sarayda onlara bir de oda tahsis etmişti. İç yüzlerini
gizleyen hurûfîler, Fâtih’in sarayında bir müddet rahat yaşadılar. Bunların
bozuk yolda olduklarını, vezir Mahmûd Paşa anlamıştı; fakat Fâtih Sultan
Mehmed’e bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Nihayet Fahreddîn Acemî’ye
anlattı. Fahreddîn Acemî ile Mahmûd Paşa anlaştılar. Mahmûd Paşa, evinde bir
davet tertib etti. Davete, hurûfî yolunda olan sapıklar da çağırıldı. Fahreddîn
Acemî de perde arkasına saklanmış, onları dinliyordu. Sohbet ilerleyince, Mâhmûd
Paşa, hurûfîleri çok sevdiğini söyledi. Veziri kendilerinden zanneden bu
kimseler, de, kendi fırkalarının iç yüzünü anlatmaya başladılar. Sapıklıklarını
ve küfürlerini açıkladılar. Hattâ; “Allahü teâlâ (hâşâ) Fadlullah’a hulul
etmiştir” dediler. Bunu duyan Fahreddîn Acemî, daha fazla dayanamadı. Hemen
ortaya çıkarak bu sapıkların üzerine atıldı. Hurûfîler kaçarak, saraya
sığındılar. Fahreddîn Acemî de peşlerinden koştu. Sarayda, bunları yakaladı.
Hadiseden haberi olmayan Fâtih Sultan Mehmed, Şeyhülislâma karşı edebinden hiç
sesini çıkarmadı. Fahreddîn Acemî, bu işi burada hâlletmek istiyordu. Hemen
câmiye gitti, halkı câmiye çağırdı. Kalabalık bir cemâat vardı. Fahreddîn Acemî
hazretleri minbere çıkarak, bunların sapık ve dinsiz olduklarını isbât etti.
Kötü yolda olduklarını ve hemen îdâm edilmeleri lâzım geldiğini söyledi. Mahkeme
kurulup, îdâm edilmelerine karar verildi. Halkın ibret alıp, böyle sapıklara
fırsat vermemeleri için, büyük bir kalabalık önünde cezaları infaz edildi. Çünkü
bu sapıkların reisi ve fırkalarının kurucusu Fadlullah’ın yeryüzünde Allah’ın
temsilcisi, hattâ insan suretindeki şekli olduğunu söylüyor ve başkalarını da
kandırmaya çalışıyordu. Bütün hurûfîler tesbit edildi. Hepsi yakalanıp cezaları
verilerek Osmanlı toprakları bu sapıklardan temizlendi.
Hastalandığında, Molla Ali Tûsî
ziyaretine geldi. Fahreddîn Acemî’den nasihat istedi. O da; “Halkın sırtından
kânun kamçısı eksik edilmesin” dedi. Yâni kânunların uygulanmasında kimseye
tâviz verilmesin demek istedi. Bir daha konuşmadı ve vefât etti. Edirne’de Üç
Şerefeli Câmi yanında bir medrese yaptırdı. Kaynaklarda, eserinden
bahsedilmemektedir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyik-i nu’mâniyye tercümesi (Mecdî
Efendi); sh. 81
2) Devhat-ül-meşâyıh; sh. 5, 6, 7
3) Nefehât-ül-üns; sh.
671
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-11, sh.
379
Osmanlı Devleti’nin ikinci
şeyhülislâmı. İsmi Fahreddîn olup, İran’dan Anadolu’ya geldiği için Acemî
denilmiştir. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 1460 (H. 865) târihinde
Edirne’de vefât etti. Buradaki Dârülhadîs Câmii önünde defnedilmiştir.
Tahsiline memleketinde başlayan
Fahreddîn-i Acemî pek çok âlimden ve bilhassa büyük İslâm âlimi Seyyid Şerîf
Cürcânî’den de ilim öğrendi. Sonra Anadolu’ya gelerek Molla Fenârî’nîn oğlu
Muhammed Şah’ın hizmetinde bulundu ve ona muîd (asistan) oldu. Bâzı medreselerde
müderrislik yaptı. Sultan Murâd Han zamanında 1430 (H. 834) senesinde
şeyhülislâm Molla Şemseddîn Fenârî’nin vefâtı üzerine, Edirne’de şeyhülislâm
oldu ve Sultânın maaşını arttırmak isteğini kabul etmedi; “Beytülmâl’den (devlet
hazînesinden) aldığım, ihtiyaçlarımı karşılıyor. Daha fazlasına ihtiyâcım yok”
diyerek kanaatkârlığını arzetti.
Fahreddîn Acemî, sultan İkinci Murâd
Han ve Fâtih Sultan Mehmed Han zamanında, en güzel şekilde, otuz sene fetva
işlerini idare etti.
Fâtih Sultan Mehmed Han, ilme ve
ilim adamlarına değer verip koruduğu gibi, âlimlere hürmet eder ve onlara geniş
imkânlar sağlardı. Bu durumdan faydalanmak isteyen hurûfî bozuk îtikâdındaki
bâzı kimseler, yaldızlı sözler ve hîlelerle sultanın gözüne girdiler (Bkz.
Hurufilik). Fâtih, sarayda onlara bir de oda tahsis etmişti. İç yüzlerini
gizleyen hurûfîler, Fâtih’in sarayında bir müddet rahat yaşadılar. Bunların
bozuk yolda olduklarını, vezir Mahmûd Paşa anlamıştı; fakat Fâtih Sultan
Mehmed’e bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Nihayet Fahreddîn Acemî’ye
anlattı. Fahreddîn Acemî ile Mahmûd Paşa anlaştılar. Mahmûd Paşa, evinde bir
davet tertib etti. Davete, hurûfî yolunda olan sapıklar da çağırıldı. Fahreddîn
Acemî de perde arkasına saklanmış, onları dinliyordu. Sohbet ilerleyince, Mâhmûd
Paşa, hurûfîleri çok sevdiğini söyledi. Veziri kendilerinden zanneden bu
kimseler, de, kendi fırkalarının iç yüzünü anlatmaya başladılar. Sapıklıklarını
ve küfürlerini açıkladılar. Hattâ; “Allahü teâlâ (hâşâ) Fadlullah’a hulul
etmiştir” dediler. Bunu duyan Fahreddîn Acemî, daha fazla dayanamadı. Hemen
ortaya çıkarak bu sapıkların üzerine atıldı. Hurûfîler kaçarak, saraya
sığındılar. Fahreddîn Acemî de peşlerinden koştu. Sarayda, bunları yakaladı.
Hadiseden haberi olmayan Fâtih Sultan Mehmed, Şeyhülislâma karşı edebinden hiç
sesini çıkarmadı. Fahreddîn Acemî, bu işi burada hâlletmek istiyordu. Hemen
câmiye gitti, halkı câmiye çağırdı. Kalabalık bir cemâat vardı. Fahreddîn Acemî
hazretleri minbere çıkarak, bunların sapık ve dinsiz olduklarını isbât etti.
Kötü yolda olduklarını ve hemen îdâm edilmeleri lâzım geldiğini söyledi. Mahkeme
kurulup, îdâm edilmelerine karar verildi. Halkın ibret alıp, böyle sapıklara
fırsat vermemeleri için, büyük bir kalabalık önünde cezaları infaz edildi. Çünkü
bu sapıkların reisi ve fırkalarının kurucusu Fadlullah’ın yeryüzünde Allah’ın
temsilcisi, hattâ insan suretindeki şekli olduğunu söylüyor ve başkalarını da
kandırmaya çalışıyordu. Bütün hurûfîler tesbit edildi. Hepsi yakalanıp cezaları
verilerek Osmanlı toprakları bu sapıklardan temizlendi.
Hastalandığında, Molla Ali Tûsî
ziyaretine geldi. Fahreddîn Acemî’den nasihat istedi. O da; “Halkın sırtından
kânun kamçısı eksik edilmesin” dedi. Yâni kânunların uygulanmasında kimseye
tâviz verilmesin demek istedi. Bir daha konuşmadı ve vefât etti. Edirne’de Üç
Şerefeli Câmi yanında bir medrese yaptırdı. Kaynaklarda, eserinden
bahsedilmemektedir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyik-i nu’mâniyye tercümesi (Mecdî
Efendi); sh. 81
2) Devhat-ül-meşâyıh; sh. 5, 6, 7
3) Nefehât-ül-üns; sh.
671
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-11, sh.
379
Yorumlar
Yorum Gönder