EVLİYÂ ÇELEBİ
(ö. 1095/1684 [?])
Büyük Türk seyyahı.
Seyahatname’si ile meşhur bir Türk yazarı ve
seyyahı. 1611 senesi Mart ayının yirmi beşinde İstanbul’un Unkapanı semtinde
doğdu. Aslen Kütahyalı olan ailesi, fetihten sonra İstanbul’a yerleşmiştir.
Devrin büyük imâmlarından Evliyâ Mehmed Efendi’ye çok hürmet duyduğu için babası
ismini evliyâ koydu. Babası, saray-ı hümâyûn kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zillî
Efendi’dir. Kuyumculuktan başka devrin güzel san’atlarında da söz sahibi idi.
İlk tahsilini sıbyan mektebinde
yapan Evliyâ Çelebi, sonra Unkapanı Fil yokuşundaki Hamîd Efendi Medresesi’nde
Hüseyin Efendi ile Ahfes Efendi’den yedi sene ders aldı. Bu arada Sâdizâde
Dârülkurrâsı’na giderek Kur’ân-ı kerîmi hıfza çalıştı. Ayrıca babasından hat,
nakış, tezhîb gibi güzel san’atları öğrendi. 1635 senesinde, teyzezadesi
silahdâr Melek Ahmed Ağa vasıtasıyla Ayasofya Câmii’nde sultan dördüncü Murâd
Han’a takdim edilen Evliyâ Celebi, yüksek seviyede devlet adamları ile ilim
erbabının ve askerî şahsiyetlerin yetiştiği kaynakların en büyüklerinden biri
olan Enderûn’a alınarak, Kilerli koğuşuna verildi. Burada dört sene kaldıktan
sonra kırk akçe ile sipahi zümresine katılarak enderûndan ayrıldı.
Evliya Çelebi, yaşadığı çevrenin de
etkisi ile genç yaşta seyahat etmek, yeryüzünde yaşıyan çeşitli toplulukları,
kurulan medeniyetleri ve mîmârî eserlerini tanımak hevesine kapıldı. Babasının
Kânûnî devrinden kalma, güngörmüş bir kişi olması, hepsi hoş sohbet kimseler
olan babasının arkadaşlarının anlattığı şeyler, zâten insanları ve yeryüzünü
tanımaya meraklı olan Evliyâ’yı, gezmeye, görmeye, tanımaya daha da
heveslendirdi. Bir süre bu fikri nasıl gerçekleştirebileceğini düşündüğünü;
“Peder, mâder, üstâd ve birader kahırlarından nice halâs olup, cihânkeş olurum”
sözleriyle belirten Evliyâ Çelebi, Aşure gecesi rüyasında, Yemiş iskelesindeki
Ahî Çelebi Câmii’nde kalabalık bir cemâat içerisinde Peygamber efendimizi gördü.
Huzuruna varınca; “Şefaat yâ Resûlallah!” diyecek yerde heyecanlanarak; “Seyâhat
yâ Resûlallah” demesi üzerine, Peygamber efendimiz tebessüm buyurup, bu gence
hem şefaatini müjdelemiş, hem de seyâhate izin vermişti. O cemiyette bulunan
Sa’d bin Ebî Vakkâs da gezdiği yerleri ve gördüklerini yazmasını tavsiye
etmişti. Uykudan uyanınca ilk iş olarak rüyasını devrin meşhur yorumcularından,
Kasımpaşa Mevlevîhânesi şeyhi Abdullah Dede’ye anlattı. Abdullah Dede, rüyayı
güzelce yorumladıktan sonra; “İbtidâ bizim İstanbul’cağızı tahrîr eyle”
tavsiyesinde bulundu. Evliyâ Çelebi ilk faaliyeti olan İstanbul gezileri
neticesinde başlıbaşına bir İstanbul târihi sayılabilecek Seyâhatnâme’nin
birinci cildini yazdı.
Babası, Evliyâ Çelebi’nin seyahat
fikrine uzun süre karşı çıkarak izin vermedi. Fakat 1640’da Evliyâ Çelebi, eski
dostu Okçuzâde Ahmed Çelebi ile gizlice Bursa’ya gitti. Bir ay süren bu
yolculuktan dönüşünde artık onu tutamıyacağını anlayan babası, seyahate
çıkmasına mâni olmadı. Bunun üzerine önce Trabzon ve Kırım’a gitti. Azak
kalesinin fethinde bulundu. 1645’de İstanbul’a döndü. Yûsuf Paşa ile Hanya
seferine katılan Evliyâ Çelebi, bir sene sonra Defterdârzâde Mehmed Paşa’nın
müezzin ve musahibi olarak Erzurum’a gitti. Anadolu’nun büyük kısmını dolaştı ve
Tiflis ile Bakü’ye kadar uzandı. Defterdârzâde’nin Şuşık beyi üzerine yaptığı
sefere de katılan Evliyâ Çelebi, Azerbaycan ve Gürcistan’ı görmek fırsatını
buldu. Gürcistan seferinde bulunduktan sonra 1647 kışını Erzurum’da geçirdi. Bu
sırada devlet, Vardar Ali Paşa isyânına karşı gerekli işlerle uğraşırken,
Anadolu’daki paşalarla anlaşmaya çalışan Defterdârzâde, Evliyâ Çelebi’yi kuvvet
toplamak ve mektup getirip götürmekle görevlendirdi. Bir süre sonra İstanbul’a
dönen Çelebi, Şam beylerbeyi Mustafa Paşa ile Suriye’ye gitti.
1650’de akrabası Melek Ahmed
Paşa’nın sadrâzam olması üzerine Evliyâ Çelebi’nin eline pek çok yeri gezme
fırsatı geçti. Celâlîleri cezalandırmak üzere ordu ile Söğüt’e gitti. Melek
Ahmed Paşa sadrâzamlıktan alınıp Özi beylerbeyliğine tâyin edilince, onun ilk
Rumeli seyahati başladı. Seyahate, bâzan Melek Ahmed Paşa ile bâzan da yalnız
çıktı. Bu seyahatte iken Rusçuk’tan İstanbul’a mektup götürdü. Silistre’ye
gitti, Özi eyâletinin kasaba ve köylerini dolaştı. Baba dağı köylerinde
gördüklerini yazdı. Sofya’da bulundu. Vasvar andlaşmasından sonra elçi olan Kara
Mehmed Paşa’nın maiyyetinde Viyana’ya gitti. Bu sırada Danimarka, Hollanda ve
İspanya’yı gezdi. 1668’de İstanbul’dan çıkıp kara yolu ile Batı Trakya,
Makedonya ve Teselya’ya oradan Mora sahillerine geçti. Kandiye’nin fethinde
bulunmak üzere Girit adasına geldi. Mayna isyânının çıkması üzerine yeniden
Mora’ya dönüp, Adriye sahillerini gezdi. 1671 senesinde hacca gitmek üzere yola
çıktı. Batı Anadolu kıyılarını, bâzı Ege adalarını ve Anteb’i gezip görerek
Mekke’ye vardı ve bâzı yakın eyâletler ile ülkeler hakkında bilgiler topladı.
Mekke’de sekiz-dokuz sene kaldıktan sonra Salihli’ye geldi ve bu onun son seferi
oldu.
Senelerce at üzerinde seyahat
etmesi, cirit oynaması, iyi silâh kullanması, Evliyâ Çelebi’nin çevik ve
sıhhatli bir yapıya sâhib olmasını sağladı. Evlenmeyen Evliyâ Çelebi zengin ve
köklü bir aileye mensûb olup, gezi sâyesiyle gittiği çeşitli yerlerde vazîfeler
aldı. Katıldığı pek çok savaştan aldığı ganimetler ve verilen hediyeler ile
gezdiği yerlerde yaptığı ticâretten elde ettiği paralar rahat bir hayât
sürdürmesini sağladı. Kat’i olarak bilinmemekle birlikte, 1682 senesi vefât
ettiği tahmin edilmektedir. Şakacı bir mizaca sâhib olduğu, gördüğü yerlerde
adına mezar taşları yazdırarak diktirdiği de bilinmektedir.
Evliya Çelebi gerek pâdişâhlar ve
gerekse diğer ileri gelen devlet erkânıyla yakın ahbablık kurmuş olmasına
rağmen, hiç bir makam-mevkî hırsına kapılmadı. Ömrünü gezip görmek, yeni
İnsanlar ve beldeler tanımak, onlar hakkında bilgiler edinmekle geçirdi. Pek çok
kimsenin yanında, maiyetinde bulunduğu insanlarla hoş geçinmek gibi zor bir işi
başaran bu meşhur seyyah; uysal yaradılışlı, zekâsı, nüktedanlığı ve kültürü
sayesinde meclislerin neş’esi olup, her yerde aranan pek sevimli bir zâttı.
Bütün samimiliğine ve hoşgörüsüne rağmen gördüğü uygunsuzlukları, açık bir dille
tenkîd etmekten çekinmezdi.
Evliya Çelebi, gördüğü yerleri ve
hâdiseleri dikkatle gözden geçirir, yerlerin târihini, hâdiselerin sebeblerini
anlamaya çalışır ve elde ettiği bilgileri mümkün olduğu kadar merak uyandırıcı
bir ifâdeyle anlatırdı. Seyahatnamesini eksik bırakmamak için bâzan görmediği
yer ve hâdiseleri de, ya başkalarından öğrenerek yâhud eski târih ve coğrafya
kitaplarından okuyup bilgi elde ettikten sonra hayâlinden görmüş gibi yazarak,
eserinin her bakımdan yeterli olmasına gayret sarfetmiştir. Ömrünün elli
senesini bu gezilere hasretmişti.
Evliya Çelebi’nin kendinden
sonrakilere bilhassa târih ve coğrafya alanında büyük hazîne olarak bıraktığı
Seyâhatnâme’nin aslı on cilddir. İstanbul kütüphânelerinde beş ayrı yazma
nüshası vardır. Dil bakımından dikkat çeken eserin imlâsında tutarsızlık
görülür. Bu tutarsızlık, her memleketin ağzına göre kaleme alınmasından ileri
gelmektedir. Eser bu açıdan ele alınınca büyük bir diyalektik malzeme olarak
ortaya çıkar.
Eserin birinci cildinde; İstanbul’un
târihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul’daki mübarek makamlar, câmiler, sultan
Süleymân kanunnâmesi, Anadolu ve Rumeli’nin mülkî taksîmâtı, çeşitli kimselerin
yaptırdığı câmi, medrese, mescid, türbe, tekke, imâret, hastahâne, konak,
kervansaray, sebilhâne, hamamlar... Fâtih Sultan Mehmed zamanından îtibâren
yetişen vezirler, âlimler, nişancılar, İstanbul esnafı ve san’atkârları yer
almaktadır.
İkinci cildde; Mudanya ve Bursa,
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, İstanbul’un fethinden önceki Osmanlı sultanları,
Bursa’nın âlimleri, vezirleri ve şâirleri, Trabzon ve havalisi, Gürcistan
dolayları, üçüncü cildde; Üsküdar’dan Şam’a kadar yol boyunca bütün şehir ve
kasabalar, Niğbolu, Silistre, Filibe, Edirne, Sofya ve Şumnu şehirleri hakkında
geniş bilgiler, dördüncü cildde; İstanbul’dan Van’a kadar yol üzerindeki bütün
şehir ve kasabalar, Evliyâ Çelebi’nin elçi olarak İran’a gidişi İran ve Irak
hakkında bilgiler, beşinci cildde; Tokat sonra Rumeli, Sarıkamış’tan Avrupa’ya
kadar çeşitli ülke ve eyâletler, altıncı cildde; Macaristan ve Almanya, yedinci
cildde; Avusturya, Kırım, Dağıstan, Çerkezistan, Kıpçak diyarı, Ejderhan
havalisi, sekizinci cildde; Kırım ve Girit olayları, Selanik ve Rumeli’deki
hâdiseler, dokuzuncu cildde; İstanbul’dan Mekke ve Medîne’ye kadar yol
üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, evliyâ menkıbeleri ile Mekke ve Medine
hakkında geniş bilgiler, onuncu cildde ise; Mısır ve havalisi yer almaktadır.
Seyahatname ilk olarak 1848’de
Kahire Bulak matbaasında Müntehâbât-ı Evliyâ Çelebi adıyla yayınlanmıştır.
İkdam
Gazetesi sahibi Ahmed Cevdet Bey ile Necib Âsım Bey, Pertev Paşa
Kütüphânesindeki nüshayı esas alarak 1896 senesinde İstanbul’da basmaya
başladılar. 1902 senesine kadar ancak ilk altı cildi yayınlanabilmiştir. Yedinci
ve sekizinci cildleri 1928’de Türk Târih encümeni tarafından, dokuz ve onuncu
cildleri ise, 1938’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. Daha
sonraları ise eser ya kısaltılarak veya seçmeler yapılarak çeşitli
araştırmacılar tarafından yayınlanmıştır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Büyük Türk Klâsikleri; cild-5, sh.
392
2) Resimli Türk Edebiyatı Târihi; cild-2, sh.
688
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-5, sh.
249
4) Osmanlı Târih Deyimleri ve Terimleri
sözlüğü; cild-1, sh. 573

Yorumlar
Yorum Gönder