ÇIRAĞAN VAK’ASI
Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ı
tahttan indirip, sultan beşinci Murâd’ı tekrar tahta geçirmek için Çırağan
Sarayı’na yapılan baskın. Vak’anın elebaşısı Ali Süâvî adında bir gazeteci idi.
Ali Süâvî, batı ve doğu dillerini bilmesine, başarılı bir edib ve gazeteci
olmasına rağmen, dengesiz bir tipti. Geçimsiz huylu olduğu için, hiç bir işde
tutunamadı. Bir İngiliz hanım ile evliydi. Uzun müddet yurt dışında kaldıktan
sonra memlekete dönünce, Galatasaray Lisesi müdürlüğüne tâyin edildi. Dengesiz
hareketlerinden dolayı kısa bir zaman sonra azledildi. Mizâc olarak meşhur
olmaktan ve büyük mevkilere gelmekten çok hoşlanırdı. Her renge girmeyi, çeşitli
vazifeler almayı denemiş, fakat her seferinde vazifesinden atılmıştı.
Galatasaray Lisesi müdürlüğünden azledildiği andan îtibâren sultan Abdülhamîd
Han’ın amansız düşmanı kesildi. Hep ihtilâl yapma sevdasında idi.
Yeni Osmanlıların eski üyelerinden
olan Ali Süâvî, en yüksek makamları kapabilmek için, hastalığı sebebi ile
tahttan indirilen sultan Murâd’ı yeniden tahta çıkarmaya kalkıştı. İngiliz
siyâseti yanlısı ve saray müşiri olan İngiliz Saîd Paşa’nın dostu olan Ali
Süâvî, onun gibi İngiliz tarafdârı idi. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor
durumdan, İngiliz yardımı ile kurtulacağına inandığı gibi, sultan İkinci
Abdülhamîd’in İngilizlerce tutulmadığını bildiğinden, sultan Murâd’dan
faydalanmayı lüzumlu görüyordu.
Bu sırada İstanbul’a on binlerce
Balkanlı göçmen gelmişti. Vaktiyle Filibe rüşdiyesinde hocalık yapan Ali
Süâvî’yi, muhacirler içinde kendini tanıyan ve sevenler vardı. Ali Süâvî
bunlardan istifâdeye karar verdi, özellikle mazisi karışık bir adam olan Nişli
Salih, Süâvî’nin tam istediği gibi idi.
Ali Suâvî, bu şahsiyeti belirsiz
Nişli Salih’i kullanmaya karar verdi. Onun vasıtasıyla diğer muhacirlerden bir
çokları ile temas kurdu. Güvenilir rivayete göre; Süâvî bu muhacirleri, düşmana
ve Bulgarlara karşı mukavemet gösteren Kırcaali dağları tarafındaki müslümanlara
yardım etmek üzere bir cemiyet kurduğunu söyleyerek kandırdı ve o taraflara
gidecek muhacirlere pâdişâhın ihsân ve atiyyesini almak üzere onları Çırağan
Sarayı önüne toplamak istedi. Bu sırada galip Rusların İstanbul kapılarına
gelmeleri her tarafta teessür ve memnuniyetsizlik uyandırdı. Süâvî için bu hâl,
bulunmayan bir fırsattı.
20 Mayıs 1878 günü saat on bir
civarında, Ali Süâvî’nin daha önce hazırlamış olduğu beş yüzü mütecaviz muhacir
değişik yollardan toplantı yeri olarak belirlenen Çırağan Sarayı yakınlarındaki
Mecidiye Câmii önünde birleştiler. Diğer taraftan Ali Süâvî ve bâzı adamları
Kuzguncuk’tan kayıklara binip Çırağan Sarayı’na deniz tarafından girdiler.
Denizden saraya girenler, bu bölgedeki muhafızların silâhlarını alıp içeri
girmeye çalışırken, Mecidiye Câmii önüne toplananlar, sarayın Paşa dâiresi ile
Serdab Köşkü’nün önüne gidip, buradaki nöbetçilere saldırarak tüfek ve
kasaturalarını aldılar. Serdab Köşkü ile saltanat kapısına bakan merdivenin
yanlarındaki pencere camlarını kırıp bir kısmı saray ve harem dâiresine girdi,
bir kısmı da dışarıda kaldı. Harem dâiresine girenlerin başında bulunan Ali
Süâvî, bir taraftan câriyelere yatıştırıcı sözler söylerken, diğer taraftan da
sultan Murâd’ı sorup, onu kurtarmaya geldiğini beyân etti. Bu esnada alt katta
bulunan sultan Murâd’ın oğlu Selâhaddîn Efendi, korku ve telâş içinde babasının
yanına çıkarak, durumu anlattı. Bunun üzerine sultan Murâd yanında vâlidesi
Şevkefzâ Kadın ile Ali Süâvî ve adamlarının yanına çıktı. Ali Süâvî, sultan
Murâd’ı görür görmez yanına yaklaşıp; “Efendim! Sana bî’at etmeye geldik. Bizi
Moskof’tan kurtar!” diye haykırdı. Sultan Murâd şaşkın bir hâlde; “Biraderimi ne
yaptınız?” deyince, Ali Süâvî; “Ona daha bir şey yapmadık, önce size biat
edeceğiz, sonra da onu tahttan indireceğiz” cevâbını verdi. Sultan Murâd’ın bir
koluna Ali Süâvî, bir koluna da Nişli Salih girip, sürüklercesine götürmeye
başladılar.
Süâvî’nin Çırağan’a hücumundan önce,
sultan Abdülhamîd tarafından saraya tâyin edilmiş olan Dilâver Ağa, bir takım
muhacirlerin Mecidiye Câmii önüne toplandıklarını haber alınca, şüphelenerek
durumu zabtiye âmirine bildirmişti. Bunun üzerine Beşiktaş zaptiye âmiri Hasan
Paşa, yeterli mikdârda zaptiye ile saraya geldi. Muhacirlerin saraya
girdiklerini gören Hasan Paşa, yanındaki neferlerden on tanesini Vâlide Sultan
kapısı önünde bırakarak giriş ve çıkışı emniyet altına aldı. On neferi Paşa
dâiresine gönderdi. Daha sonra, dört neferle saraya giren Hasan Paşa, harem
kapısından girdiği sırada, sultan Murâd’ın sağında bulunan Ali Süâvî’nin;
“Yaşasın sultan Murâd” diye bağırdığını gördü. Hasan Paşa, Ali Süâvî’nin ele
başı olduğunu anlayarak, kendi hizasına geldiği sırada, elindeki sopa ile başına
vurup öldürdü. Bunun üzerine çıkan çatışmada bâzı rivayetlere göre isyâncılardan
yirmi üçü veya altmışı öldü, on beş kadarı da yaralandı. Olay iki saat içinde
bastırıldı.
Hâdiseye müteâkib Yıldız Sarayı’nda
iki tahkîk heyeti kuruldu. Birinci hey’etin başkanı mâbeyn müşîri Eğinli Saîd
Paşa, diğerinin ise mâbeyn başkâtibi Saîd Bey idi. Yapılan tahkîkat netîcesinde,
hâdisenin Ali Süâvî’nin çılgınca bir macerasından ibaret olduğu anlaşıldı. Hattâ
devlet ricalinden bir çoğunun da bu harekete gizliden gizliye tarafdâr olduğunu
gösterecek deliller bulundu.
Ali Süâvî’nin kurduğu cemiyette faal
rol oynayan belli başlı üyelerinden Arnavut Salih, Hacı Ahmed ve Molla Mustafa,
olay sırasında öldürüldüklerinden ve Süâvî’nin yalısındaki defter ve vesikalar
da İngiliz hanımı tarafından yakılıp yok edildiğinden, bu cemiyete hükümet
adamlarından kimin üye olduğu anlaşılamadı. Ancak, Hâfız Nuri Bey’in
ifâdesinden, İzzet Paşazade Süleymân Bey ile Bağdâdlı Süleymân Bey ve Üsküdarlı
Nuri beylerin, Süâvî cemiyetine mensûb oldukları anlaşılmıştır. Hâfız Nuri’nin
kayınpederi Filibeli Ahmed Paşa da cemiyete dâhil ise de olayda faal rol
almamıştı. Sağ olarak ele geçirilen suçlular dîvân-ı harbe sevk edildi. Olayla
birinci derecede alâkası görülen Hâfız Nuri’nin idamına ve Filibeli Ahmed
Paşa’nın Kütahya’da, Hâfız Ali’nin Ankara’da, Hacı Mehmed’in Kastamonu’da
mecburî ikâmete gönderilmesine; Üsküdarlı Nuri Bey, İzzetpaşazâde Süleymân ile
Bağdâdlı Süleymân beylerin olay günü, Çırağan civarında dolaşmaları yüzünden,
Sakız’da haps edilmelerine karar verildi.
Basit gibi görünen bu küçük ihtilâl
teşebbüsü, haklı olarak sultan Abdülhamîd Han’ı sıkı emniyet tedbirleri almaya
sevk etti. Düşman orduları, sarayından bir kaç kilometre mesafede karargâh
kurmuş, mümkün olabildiği derecede ülkesini ve menfaatlerini koruyabilmek ve
Ayastefanos andlaşmasını bozabilmek için diplomatik yolla bütün bir Avrupa ile
mücâdele eden Sultan’ı, bir gazetecinin tahtından indirip yerine rahatsız olan
ağabeyini getirmek istemesi, Abdülhamîd Han’ı fevkalâde şaşırttı. Sultan alelade
bir gazetecinin böylesine bir işe cür’et etmesine inanamamıştı.
Ali Süâvî’nîn başarısızlıkla sona
eren bu isyânından kısa bir süre sonra, ikinci bir Çırağan hâdisesi daha meydana
geldi. Kleanti Skalyeri-Aziz Bey komitesi tarafından, 1878 Temmuzu’nda sultan
Murâd, ikinci defa Çırağan Sarayı’ndan kaçırılmak istendi. Bu komite, sultan
beşinci Murâd’ın hal’inden kısa bir süre sonra kurulmuştu. Komitenin birinci
reîsi olan Kleanti Skalyeri, İstanbul’da Prodos mason locasının üstadı âzami
idi. Üyelerinin büyük bir kısmı sultan Murâd tarafdarlarından olup, diğerleri de
me’mur sınıfından idi. İçlerinde yüksek devlet adamı yoktu. Kleanti, velîahdlığı
zamanından beri beşinci Murâd’ın dostu idi ve saltanatını te’min için bütün
gayretiyle çalışıyordu. Komitenin ikinci üyesi sultan Murâd’ın annesinin
câriyelerinden Nakşibend Kalfa idi. Masonların itimâdını kazanan İbrâhim Edhem
Paşa’nın sadrâzamlıktan azledilmesinden sonra, bu komite kurulmuştu. Nakşibend
Kalfa, devlet ileri gelenlerinden bâzılarını komiteye katmak için çalıştı, fakat
başarılı olamadı.
Kleanti, sultan Murâd’la Çırağan
Sarayı’nda görüştü. Beşinci Murâd’ın, durumundan şikâyet ederek milletin
kendisini bulunduğu durumdan kurtaracağı günü beklediğini söylemesi üzerine,
komite harekete geçti. İstanbul’un çeşitli semtlerinde duvarlara sultan Murâd
lehine beyânnameler yapıştırıldı. Bir ara bu komite, sultan İkinci Abdülhamîd’i
öldürmek için harekete geçti, fakat gerçekleştiremedi. Şubat 1878’de hazırlanan
plâna göre su yollarından Çırağan Sarayı’na girilerek sultan Murâd, önce komite
üyelerinden Aziz Bey’in evine getirilecek; oradan da halk ile bî’at merasiminin
yapıldığı yerlerden birine gidilerek, ilgili ulemâ ve devlet erkânı da davet
edilerek sultan Murâd tahta geçirilecekti.
Komite bu plânını gerçekleştirmek
için müsâid bir zaman beklerken, birinci Çırağan vak’ası meydana geldi.
Başarısızlıkla neticelenen bu vak’a komiteyi yıldıracağı yerde daha da gayrete
getirdi. Sultan Murâd’ı kaçırmak çârelerini araştırmak için Aziz Bey’in evinde
çalışmaları hızlandırdılar. Bu sırada, Hacı Hüsnü Bey adında bir âzâ komiteyi
ifşa etti. Komite üyeleri kaçırma hâdisesini hazırladıkları bir toplantı
esnasında iken Azîz Bey’in evi zaptiyeler tarafından basıldı. Kleanti, Nakşibend
Kalfa ve Ali Şefkati yurt dışına kaçtılar. Kleanti, kaçarken bütün önemli evrakı
beraberinde götürdü. Diğer üyeler yakalanarak serasker kapısında müteşekkil
dîvân-ı harbe verildiler. Dîvân-ı harbin verdiği karâra göre Kleanti, Aziz Bey,
Nakşibend Kalfa ve tabib Agâh Efendi idama mahkum edildiler. Fakat Pâdişâh
tarafından af olunarak cezaları on beş sene kalebentliğe çevrildi. Diğer azalar,
komite ile irtibatları ve faaliyetlerine göre sürgün ve hapis cezalarına
çarptırıldılar.
Birinci ve İkinci Çırağan
vak’alarında ortak noktalar mevcuttu. İki olayda sultan Murâd’ı tahta geçirmek
için düzenlenmiş, ikisi de ulemâ, ordu ve devlet erkânının iştiraki olmadan
tertip edilmiştir. Ali Süâvî olayında rol sahibi olan üç kişi aynı zamanda
Kleanti komitesinin üyesidir. Ayrıca Ali Süâvî ve Kleanti masondurlar. Ayrı ayrı
görünen bu İki Çırağan hâdisesinin yurt dışında önemli bir teşkilâtın emri veya
muvafakati ile yapıldığı tahmin edilmektedir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Mirat-ı Hakikat; sh.
609
2) History of the Ottoınan Empire and Modern
Turkey; cild-2, sh. 189
3) Bir Darbenin Anatomisi; sh.
360
4) Büyük Türkiye Târihi; cild-7, sh.
262
5) Osmanlı Târihi (E. Z. Karal); cild-8, sh.
49
6) Îzâhlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4,
sh. 412
7) Osmanlı İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman);
cild-13. sh. 108
8) Beşinci Murâd ile Oğlu Salâhaddîn Efendi’yi
Kaçırmak için Kadın Kıyafetinde Çırağan’a Girmek İsteyen Şahıslar (Uzunçarşılı);
Belleten, 1944, sayı 32
9) Ali Süâvî ve Çırağan Vak’ası (Uzunçarşılı;
Belleten aynı makale)
Yorumlar
Yorum Gönder