CEMİYETLER
Topluluk, toplum. Belli bir gâye
için bir araya gelmiş olan topluluk, dernek. Düğün, sünnet vb. için yapılan
toplantı; perişanlığın, dağınıklığın zıddı olan derli topluluk olma hâli.
Topluluk hâlinde yaşamaya muhtaç
özellikte yaratılan insanoğlu, târih boyunca yapmakta güçlük çektiği işleri
başarabilmek için bir araya geldi, cemiyetler teşkîl etti. Bu cemiyetler,
ekseriyetle hayırlı bir işi tahakkuk ettirebilmek için kurulduğu gibi, bâzı
zamanlarda kötü maksadları gerçekleştirmek için kurulanları da oldu. Umumiyetle
insan ömrünün sınırlarını aşan ve sürekli bir gayeyi gerçekleştirmek için
kurulan cemiyetler, milletlerin hayâtında önemli bir yer tutmuştur.
İslâm dîninin sosyal yardımlaşma ve
dayanışmaya verdiği ehemmiyet sebebiyle, daha önceki müslüman devletlerde
bulunan meslekî birlikler, hayır kuruluşları ve vakıflar gibi çeşitli
cemiyetler, Osmanlılar devrinde de kurulmuş ve pek çok hayırlı hizmetler
gerçekleştirmiştir.
On dördüncü yüzyılın ikinci
yarısından itibaren güçlenen ve teşkilâtlanmaya devam eden Osmanlı Devleti,
devlete karşı güç meydana getirebilecek İnsan topluluklarını belli gayeler
etrafında toplayarak, çeşitli cemiyetler kurdu. İsmi cemiyet olmasa da bir esnaf
birliği olan Ahîlik teşkîlâtı, bunlardan ilki olarak düşünülebilir. Aynı gâye
etrafında bir araya gelen insanlarla devlet arasında anlaşmayı sağlayan
kethüdalar, devlet tarafından; kethüdadan sonra gelen yiğitbaşı ise, esnaf veya
cemiyet üyeleri tarafından seçildi. Cemiyet üyelerinin dilekleri yiğitbaşı
tarafından kethüdaya, kethüda aracılığı ile de saraya iletiliyordu. Kuruluş ve
yükseliş devirlerinde, devlet ile cemiyetlerin münâsebetleri gayet sağlıklı bir
şekilde yürüdü (Bkz. Ahilik). İslâmiyet’in birlik ve dayanışmayı emretmesi
sebebiyle çeşitti unsurların birlik ve beraberlik içinde yaşadığı Osmanlı
Devleti’nin, hıristiyan Avrupa ile kültürel münâsebetlerin başlatıldığı on
yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda, Avrupa’da meydana gelen bâzı değişiklikler
Osmanlı Devleti’ne de te’sir etmeye başladı.
Fransız ihtilâlinin sancılarının
çekildiği dönemde Avrupa’da bir çok cemiyet ortaya çıktı. Hızlı olarak kurulup
gelişen mason cemiyetleri, toplumun geniş kitlelerini etkilemeye başladı.
Bulunduğu çağda medeniyetin zirvesine ulaşmış olan Osmanlı Devleti’ni yıkmaya
çalışan masonlar ile birlikte hareket eden diğer azınlıklar ve yerli ihanet
şebekeleri, Osmanlı ülkesinde de çeşitli adlarla cemiyetler kurmaya başladılar.
Daha çok devlete karşı kitlelerin haklarını savunmak maksadı görünümüyle kurulan
bu cemiyetler, toplumda nifak tohumları ekmeye başladı. Avrupa’ya tahsil için
gönderilen bâzı kimseler de bu cemiyetlere üye olarak veya aynı gaye ile yeni
cemiyetler kurarak Osmanlı Devleti aleyhinde çalışmaya başladılar. Osmanlı
Devleti’ni güçlendiren yeniçeri ocağının mânevi güç kaynağı olan ve büyük velî
Hacı Bektaş-ı Velî tarafından kurulan Bektaşîlik tarîkatı, bu çeşit bozuk
fikirli kimseler tarafından ele geçirildi. Hurûfî denilen kimseler, Bektaşî
tarikatının asıl temizliğini bozdular. Nihayet Avrupa’daki mason cemiyetleriyle
irtibatlı olan, İslâmiyet’in emirlerine ters fikirler ileri süren sahte
bektâşîler, yeniçeri üzerinde etkili oldular. Masonluğa paralel olarak on
sekizinci yüzyılın sonlarında, sapık bektâşîlik de büyük bir gelişme gösterdi.
İkide bir başkaldıran ve halkın huzurunu bozan yeniçeri ocağı, on dokuzuncu
yüzyılın ilk yarısında kaldırılınca, Bektaşî tekkeleri de kapatıldı. Bu arada
mevcut ilmî gelişmeleri tâkib etmek gayesiyle cemiyetler kuruldu. On dokuzuncu
yüzyılın başında İsmâil Ferrûh Efendi’nin başkanlığında kurulan ve 1826’da
ikinci Mahmûd Han tarafından yeniçeri ocağı ve Bektaşî tekkeleriyle birlikte
kapatılan Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi bunlardandır. Sultan
İkinci Mahmûd Han’ın vefâtından sonra yeniden ortaya çıkan bektâşîlik,
Avrupa’daki mason cemiyetleriyle işbirliği yaptı. Avrupa’ya tahsil için giderek
Avrupâî fikirlerin te’sirinde kalan ve aydın geçinen kimseler tarafından gizlice
kurulan çeşitli cemiyetler de, yaptıkları çalışmalarla Osmanlı Devleti’nin,
pâdişâhın ve Bâb-ı âlî hükümetlerinin aleyhinde bulundular. Bu arada tarikat
veya esnaf cemiyeti türünde olmayan, değişik adlarda dernekler de kuruldu. Münif
Paşa’nın önderliğinde Avrupa’da tahsil görmüş sözde aydın bir kısım kimseler
tarafından, İngiltere’deki Royal Society ile 1859’da İskenderiyye’de açılan
Mısır Enstitüsünü örnek alarak kurulan ve 1882 yılında zararlı yayınlarından
dolayı kapatılan Mecmûa-i fünûn dergisini yayınlayan Cemiyet-i
ilmiye-i Osmaniye, bu derneklerin başında yer alır. Ayrıca daha çok
üyelerin ödediği aidatlarla yaşayan, batıda benzerlerine rastlanan, ana
maksadları siyâsî olan cemiyetler kuruldu. Bunların çoğu, Osmanlı Devleti’ni
parçalamak için gayr-i müslim ve Türk olmayan kimseler tarafından kurulan gizli
siyâsî cemiyetlerdi.
1865’de İstanbul’da Belgrad
ormanlarında gizlice yapılan bir toplantı, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin ilk
kuruluş teşebbüsü sayılabilir. Bu teşebbüsün Bâb-ı âlî hükümetince öğrenilmesi
üzerine, cemiyetin başında bulunanlar Avrupa’ya kaçtılar ve İtalyan Carbonari
(Karbonari) teşkîlâtı’nı model alarak 1868’de Paris’te Yeni Osmanlılar
Cemiyeti’ni kurdular. Siyâsî partilerin ve cemiyetlerin kurulmasını
serbest bırakan hukukî bir düzenleme olmadığı için, şirket tâbiri kullanılmaya
başlandı. Ulemâdan Sâdık Efendi ile arkadaşları ve talebeleri, Bâyezîd hamamı
karşısında açtıkları erzakçı dükkânını işleten ve özel mührü olan Şirket-i
muvahhidîn’i kurdular. Fakat maksadı gizli olan bu şirket de kısa müddet içinde
kapatıldı.
Önce Eyüp Medresesi’nde gizlice
toplanan ve Fransızca olan tıp terimlerinin Türkçeleştirilmesi
(Osmanlılaştırılması) için 1865’de kurulan Cemiyet-i
Tıbbiye-i Osmaniye, yarı resmî özellikte olan Cemiyet-i
İlmiye-i Osmaniye, Dârüşşafaka kurumunu meydana getiren Cemiyet-i
Tedrisiyye-i İslâmiye cemiyetleri izin ile kurulmuşlardı. Böylece
tanzîmât döneminde, cemiyet kurmakla ilgili kânûnî düzenleme olmasa bile örfî
olarak izne bağlanmış oluyordu. Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın pâdişâh
olmasından sonra îlân edilen Meşrûtiyet’in ilk zamanlarında, cemiyet kurma
alışkanlığı yavaş yavaş yerleşmeye başladı. 1876’da yürürlüğe giren Kânûn-ı
esâsîde de cemiyetler için bir kânûnî düzenleme getirilmedi. Bu durum
cemiyetlere karşı îtimâdı sarsıyordu.
Resmî vazifeli kurullar, cemiyet adı
ile adlandırılabildiği gibi (meselâ Mecelle Cemiyeti), bâzan da genel kurul
karşılığında cemiyet terimi kullanıldı. Cemiyet kelimesi’nin
ceza hukukuna göre yasaklık arzetmesi sebebiyle, Encümen-i
Dâniş ve Encümen terimlerinin kullanıldığı da oldu (Bkz.
Encümen-i Dâniş). Bu dönemde cemiyet adıyla kurulan kuruluşların sayısı da
sınırlıydı. Cemiyet-i Tedrîsiyye-i Hayriye ve Dârüşşafaka
cemiyetine benzer bir cemiyet de bunlardandı. Hayırlı işler için hükümetten izin
alınarak kurulan bu cemiyetlerin yanında, dış destekli gizli ve siyâsî
cemiyetler eskisinden daha çok ve güçlü olarak kuruldu. İstanbul’da Mercan
Lisesi öğrencileri tarafından 1904 yılında kurulan Cemiyet-i
inkılâbiye bunlardandır. Bu cemiyet, 1876 Kânûn-i esâsîsini yeniden
yürürlüğe koymak için hücreler biçiminde teşkîlâtlanarak, Avrupa’daki Jön
Türkler (Yeni Osmanlılar) ile irtibat kurup, gönderdikleri yayınları gizlice
dağıtıyordu.
Bu siyâsî cemiyetlerden olan,
İtalyan Carbonari teşkîlâtı’nı ve masonluk teşkîlâtlarını örnek olarak alan
İttihâd ve Terakkî Cemiyeti, Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde şubeler açtı.
Bâb-ı âlî baskını olarak bilinen bir darbeyle, idareye hâkim olduğu 1913 yılına
kadar cemiyet olarak varlığını sürdüren İttihâd ve Terakkî, bu târihten itibaren
meclis grubuna fırka yâni parti olarak girdi (Bkz. İttihâd ve Terakkî). İkinci
Meşrûtiyet’in îlânından sonra meydana gelen serbestlik havasından istifâde eden
pek çok gayr-i müslim ve Türk olmayan unsurlar ile, Türk olup da Osmanlı
Devleti’nin aleyhinde faaliyet gösteren kimseler tarafından kurulan cemiyetlerle
birlikte, bâzı hayır cemiyetleri de kuruldu. 29 Temmuz 1908’de kurulan Osmanlı Uhuvvet
Cemiyeti, 8 Ağustos 1908’de kurulan Osmanlı Hukuk
Cemiyeti, Osmanlı Mühendis ve Mimarları Cemiyeti, Arap
asıllı Osmanlıların kurduğu Uhuvvet-i Arabiyye-i Osmaniye Cemiyeti, Fedâkarân-ı
Millet Cemiyeti, Arnavud Başkım Kulübü, Cemiyet-i
Milliye-i Naciye, İttihâd-ı Muhammedi Cemiyeti bu dönemde kurulan
cemiyetlerden bâzılarıdır.
Kurulan bu cemiyetlerden çoğu siyâsî
ve yıkıcı maksatlıydı. Böylece siyâset, ordu ve okullara kadar yayıldı. İlk
günlerde cemiyetlerin kuruluşuna karşı çıkamıyan İttihâd ve Terakkî tarafından,
3 Ağustos 1909’da Cemiyetler Kânunu çıkarıldı. O zamana kadar örf ile
kurulmasına izin verilen cemiyetler, kânunla kurulabilecekti. 8 Ağustos 1909’da,
1876 anayasasına eklenen 120.madde ile Osmanlıların, Hakk-ı ictimâ’a mâlik
oldukları belirtildi. Bu düzenlemeye göre bölücü ve ahlâka aykırı cemiyet
kurulması yasaklanıyordu. Yine bu düzenlemeye göre cemiyet kurmak için izin
almaya gerek görülmüyor, fakat kurulduktan sonra hükümete bildirilmesi
emrediliyordu. Bu cemiyetlere üye olabilmek için 21 yaşında olmak gerekiyordu,
yıllık aidat mıkdârı ise yirmi dört altını geçmiyordu. 1901 Fransız Cemiyetler
kânunu örnek alınarak hazırlanan bu kânuna göre, cemiyetlerin gayr-i menkûl mal
edinebilme hakları sınırlı tutuluyordu. Bu konuda yabancı derneklerle ilgili
herhangi bir hüküm yer almıyordu. Kapitülasyonlar ve mason teşkilâtlarının,
İttihâd ve Terakkî karşısındaki özel durumları nazar-ı itibâra alındığı için,
böyle bir düzenlemeye gerek duyulmamıştı.
Bu kânûni düzenlemelerden sonra, bir
çok kişi toplanarak çeşitli maksad ve adlarla cemiyetler kurdular. Bunlardan
bâzıları, İttihâd ve Terakkî’nin kurmak istediği baskıya karşı çıktıklarından ve
bağımsız bir baskı grubu meydana getirmek istediklerinden dolayı dağıtıldılar.
Bâzıları da günün toplum şartları içinde gelişme imkânını bulamayıp,
kendiliğinden kapandılar.
Gizli ve bölücü maksadlar taşıyan
kimseler, 1909 kânununa uygun bir gayeyi perde edinerek teşkilâtlandılar.
Cemiyetler Kânunundan altı ay kadar sonra çıkarılan esnaf cemiyetleri hakkında
talimatla, kendine has bâzı geleneklere göre idare edilen esnaf teşkilâtları,
İttihâd ve Terakkî’nin vesayeti altına alınmaya çalışıldı. Verilen talimata göre
eskiden beri devam eden esnaf kethüdâlıkları kaldırılıyor, her esnafın ayrı bir
cemiyet kurabileceği hükme bağlanıyordu. Şehremaneti (belediye) denetiminde olan
ve cemiyet adıyla anılan bu cemiyetler bugünkü odaların bir benzeriydi.
Bu dönemde. Donanma-i Osmânî,
Muâvenet-i Milliye Cemiyeti gibi devletin ön ayak olması ile bâzı
özel yapıda dernekler de kuruldu. 1912’de me’mûr, müstahdem ve öğretmenlerin,
Fırka ve siyâsî cemiyetlere girmesini yasaklayan bir irâde yayınlandı. Bu özel
durumlardaki cemiyetlerden birisi de pâdişâhın himayesinde ve veliahdın fahrî
başkanlığında kurulan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti idi. İttihâd ve
Terakkî bu özel kuruluşlu cemiyetler üzerinde de bir tür vesayet kurmak istedi.
1914’de özel bir cemiyet türü olarak
Osmanlı Güç Cemiyetleri kuruldu. Resmî mektep ve medreseler ile sâir resmî
müesseselerde mecburî olarak güç dernekleri kurulur hükmüne uyarak izcilik
cemiyetlerinin, Osmanlı Güç derneklerinin hazırlık şubesini meydana getirmeleri
öngörüldü. 1916’da Genç Dernekleri hakkında Kânûn-i muvakkat çıkarılarak Güç Dernekleri
Nizâmnâmesi İlgâ edildi. Güç Dernekleri yerine Genç Dernekleri
kuruldu. Harbiye nezâretinin emir ve müsâdesine bağlı olan bu dernekler, Gürbüz
Derneği ve Dinç Derneği olmak üzere iki kısma ayrıldı. 12-17 yaşındaki gençler
Gürbüz Derneği’ne; daha yukarı yaştakiler, Dinç Derneği’ne üye oldu. Derneklere
girmek ve tâlimlere katılmak mecburî olup, bu mecburiyet silâh altına alınıncaya
kadar sürüyordu. Bunlar, daha çok cemiyet olmaktan ziyâde, Birinci Dünyâ Savaşı
şartları içinde cephelere asker yetiştirebilme gayesini taşıyordu.
1919’da Birinci Dünyâ Savaşı
yenilgisi şartları içinde Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti’nin Harbiye nezâretine
ve Donanma-i
Osmânî Cemiyeti’nin Bahriye nezâretine katılmasına dâir bir hükümet
karârı çıkarılarak, Dâmad Ferîd Paşa’nın sadrâzamlığı sırasında bu cemiyetler de
fesh edilip mallarının Hazîne-i mâliyeye devredilmesi kararlaştırıldı.
Bu dönemin sonlarında kurulan önemli
bir cemiyet de mason teşkilâtının ön ayak olmasıyla te’sis edilen Himâye-i Etfâl
Cemiyeti’dir. Mütâreke döneminde Anadolu ile irtibatı kalmayan ve
kapanan bu cemiyet, 30 Haziran 1921’de Ankara’da yeniden kurulmuştur.
Mütâreke döneminde bölücü ve
yabancılara yaranma gayesiyle kurulan çeşitli cemiyetler yanında, Anadolu’daki
Millî mücâdele hareketine yardımcı olmak gayesiyle de cemiyetler kuruldu.
1919’da bu millî dernekleri birleştirme gayesiyle kurulan Anadolu ve Rumeli
Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti 1923 yılında siyâsî partiye dönüşerek Cumhuriyet Halk
Partisi’nin temelini meydana getirdi. 1909 senesinde çıkarılan Cemiyetler
kânunu, 28 Haziran 1938 tarihli Cemiyetler kânununun yayınına kadar yürürlükte
kaldı.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan
beri çeşitli gayelerle kurulan ve çeşitli adlarla faaliyet gösteren cemiyetler,
daha çok on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda toplum ve devlet hayâtı üzerinde
etkili oldular.
18. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı
ülkelerine ayak basan mason teşkilâtları, sultan birinci Mahmûd ve sultan üçüncü
Selîm Han dönemlerinde localar açarak faaliyetlerini yaygınlaştırdılar. Sultan
İkinci Abdülhamîd Han zamanında ise sıkı takibata uğradılar. Fakat bunlar daha
çok yabancı tebealı kimseler olup, ticarî alanda pay kapma ve kapütülasyonları
kendi menfâatlerine kullanma çalışmaları yaptılar. Hürriyetçi ve Meşrutiyetçi
akımların savunucusu iddiasıyla ortaya çıkan Tanzîmât ricalinin çoğu mason oldu.
Yeni Osmanlılar ve Birinci Meşrûtiyetin ileri gelenleri, siyâsî eğilimlerini
localarda geliştirdiler. Mason locaları çeşitli siyâsî cemiyetlerin fikrî ve
hareket programlarına modellik ettiler. İstanbul’daki ilk localar, (1854-56)
Kırım savaşının ortaya çıkardığı durumdan faydalanılarak İngilizlerle irtibatlı
kuruldu. Fransız bağlantısında ise, ikisi Abdülmecîd Han zamanında, ikisi de
Abdülazîz Han zamanında olmak üzere 1908’e kadar dört loca kuruldu. Dördü de
Paris’teki Grand Orient (Maşrık-ı âzam/Yüce Doğu) merkez locasına bağlıydılar.
Bu devirden sonra üyeleri arasına Türk ve müslüman kimseleri de alan localar, bu
üyeleri vasıtasıyla sultan İkinci Abdülhamîd Han’ı tahttan indirmek için çeşitli
plânlar uyguladılar, İstanbul’dan başka Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinde
de localar açıldı. Rumeli’de açılan locaların büyük bir bölümü Selanik’te
bulunuyordu. Bu localardan, İtalyan bağlantılı Makedonya-Risorta ve Fransız
bağlantısındaki Veritas locaları, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin beşiği oldular.
İkinci Meşrûtiyet’in îlânı, masonluk
hareketine yeni bir hız getirdi. Locaların sayısı arttı. 1909 yılında Maşrık-i
Azam-ı Osmânî locası kuruldu. Bu locaya, eski masonlardan Talat Bey (Paşa).
Mehmed Ali (Baba) Bey, Süleymân Faik Paşa ve Câvit Bey Üstâd-ı âzam (yüce üstad)
seçildiler.
Umumiyetle on dokuzuncu yüzyılın
sonlarında ve yirminci yüzyılın başında cemiyet adıyla kurulan cemiyetlerden
bâzıları şu şekilde kısımlara ayrıldılar:
A- Osmanlıcılık gayesiyle kurulan sosyal ve siyâsi cemiyetler:
1-
Meşrûtiyet-i Osmaniye Kulübü: 1908’de İstanbul’da kurulan
muhtelif cemiyetlerdendir. Umumiyetle Bulgarlar, Rumlar ve Ermeniler tarafından
kurulmuştur.
2-
Nesl-i Cedîd Kulübü: 1908’de İstanbul’da, Cemiyet-i
İnkılâbiye’nin beş kurucu üyesi Hâmid (Selim Sâtı), Satvet Lütfî (Faruk Suâvî),
Nâmık Zeki (İbrâhim), Ferit Necdet (Mübin) ve Dr. Mahmûd beyler ile Nâfi Atuf
(Kansu), (Arnavut) Mustafa, Mehmed Şerefeddîn, Mühendis Mazhar (Neriman), Mehmed
Ali Şevki ve Âdil bevler tarafından kuruldu. 1904 Eylül’ünde İstanbul’da Mercan
idâdîsi 2. ve 3. sınıf öğrencileri tarafından gizli olarak kurulan ve 1876
Kânûn-i esasinin tekrar yürürlüğe konulması için çalışan Cemiyet-i
İnkılâbiyye’nin devamı niteliğindedir.
3-
Kürt Dernekleri;
a)
Osmanlı Kürt
İttihâd ve Terakkî cemiyeti: 1908’de sultan İkinci Abdülhamîd Han’a karşı
kurulmuş bölücü bir cemiyettir.
b) Kürt Teâvün ve Terakkî Cemiyeti:
1908’de Abdullah Efendizâde Seyyid Abdülkâdir, İsmail Paşazade Müşir Ahmed Paşa,
Dr. Şükrü Mehmed (Sekban), Babanzâde Ahmed Nâim Bey tarafından kuruldu.
1909’da Bitlis’de çıkan bir
ayaklanmanın başında bu cemiyetin kurucuları bulunmuştur. Daha sonra İttihâd ve
Terakkî ile birleşen bu cemiyet 1909’da Anadolu ahvâlinin tahkik ve ıslâhı için
acele tedbirler alınmasını ve bir veya bir kaç hey’etin bölgeye gönderilmesini
isteyen bir muhtırayı Kâmil Paşa hükümetine verdi. Kâmil Paşa da bu hususda
gerekli hey’etleri gönderdi. Zaman zaman azınlıklarla işbirliği kurarak sultan
İkinci Abdülhamîd Han’a ve Bâb-ı âlî hükümetlerine karşı faaliyet gösteren bu
cemiyet, sonraki devirlerde İttihâdçıların Türkçülük politikasına karşı tepki
göstermiştir.
B- Türk milliyetçiliğine bağlı olarak kurulan cemiyetler:
1908’den sonra yayılan ve siyâsî
hayatta etkili olan Türkçü-Milliyetçi fikirler, faaliyetlerini çeşitli
cemiyetler vasıtasıyla sürdürdüler.
1-
Türk Derneği: 18
Ocak 1908’de İstanbul’da; Ahmed Midhat Efendi, Emrullah Efendi, Necip Âsım,
Korkmazoğlu Celâl, Akçoraoğlu Yûsuf, Akyiğitoğlu Mûsâ, Fuat Râif, Rızâ Tevfik ve
Ahmet Ferit (Tek) beyler tarafından kuruldu. Kültürel ve ilmi gaye için kurulan
bu cemiyet, ilk milliyetçi kuruluştur. Gayesini yaymak için kurslar ve
konferanslar düzenledi. Yayın alanında da Türk Derneği adlı bir dergi çıkardı,
broşürler yayınladı.
Bu cemiyetin çatısı altında
şarkiyatçı Prof. Gorlavski, Dr. Karaçun, Prof. Martin Hartmarın ile Türkçü
yazarlardan İsmâil Bey Gasprinski, Hüseyinzâde Ali, Mehmed Emin (Yurdakul),
Köprülüzâde Mehmed Fuâd (Fuâd Köprülü), Ispartalı Hakkı, Hüseyin Cahit, Hâlit
Ziya beyler ve Ermeni meb’ûslardan Agop Boyacıyan ve Tıngır efendiler de vardı.
1912 yılına kadar devam eden cemiyet dağıldı; kalan elemanları Türk Ocağı’na
katıldılar.
2-
Türk Yurdu Cemiyeti: 31 Ağustos 1911’de İstanbul’da;
Şâir Mehmed Emin (Yurdakul), Müftioğlu Ahmed Hikmet, Ağaoğlu Ahmed, Hüseyinzâde
Ali, Dr. Âkil Muhtar, Akçoraoğlu Yûsuf beyler tarafından kurulan bu cemiyet,
önce öğrencilere yardım gayesini güttü. Türk Yurdu adıyla bir mecmua da çıkaran
bu cemiyet, Türk Ocağı kurulunca oraya devredildi.
3-
Teâvün-i İçtimaî Cemiyeti: 1911’de İstanbul’da, Nüzhet Sâbit
Bey tarafından kuruldu. Başlangıçta İttihâdçı olan Nüzhet Sâbit Bey, Hey’et-i
Merkeziye’nin emirlerine karşı çıkarak İttihâd ve Terakkî’den ayrıldı. Masonluk
teşkilâtına, sonra da Hürriyet ve İtilâf Fırkası’na girdi. Sonunda ayrılarak Vazife
gazetesini çıkardı. 1911’de bir kaç sayı olarak çıkan gazetesi kapatıldı. Bu
sırada Teâvün-i İçtimaî Cemiyeti’ni kurdu. Uzun ömürlü olmayan bu cemiyet aynı
yıl içinde kapandı.
4-
Türk Ocağı: Bu
cemiyet, 3 Temmuz 1911’de fiilen, 22 Mart 1912’de resmen kuruldu. İlk kurucuları
Askerî Tıbbiye talebelerinin temsilcileri olarak; Mahmûd, Refet, Edhem, Hâşim,
Celâl, Behçet, Hüseyin Fikret, Hüseyin Râgıp (Baydur), Muhsin, Neşet, Lütfi,
Süleymân ve Habib efendiler ile Remzi, Osman, Hüseyin Baki, Tevfik Fikret, Osman
Senâî beylerdir. Hükümete sunulan beyânnamenin altında resmî kurucu olarak yer
alanlar ise; Şâir Mehmed Emin (Yurdakul), Ağaoğlu Ahmed ve Dr. Fuâd Sâbit
beylerdir.
Balkan Harbinden sonra seçilen
yönetim kurulunda; Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Akçuraoğlu Yûsuf, Hâlis Turgut,
Dr. Akil Muhtar ve Dr. Hüseyin Ertuğrul beyler yer aldı. 1918 yılında kurulan
Hars ve İlim Hey’eti üyeleri ise; Halide Edip (Adıvar), Hamdullah Suphi
(Tanrıöver), şâir Mehmed Emin (Yurdakul), Ağaoğlu Ahmed, Ziya Gökalp,
Köprülüzâde Mehmed Fuâd (Fuâd Köprülü), Hüseyinzâde Ali beyler idi.
İlk zamanlar politikayla uğraşmamaya
îtinâ gösteren Türk Ocağı resmî kuruluşunu tamamladıktan sonra, ocağın
ideolojisini benimseyen İttihâd ve Terakkî ile kaynaştı. Türk Ocağı çatısı
altında çeşitli cemiyetlerde kuruldu. İhtiyat Zabitleri Teâvün Cemiyeti
bunlardandır. Bir çok cemiyetin kongreleri de, ocak salonunda yapılıyordu. Hızla
gelişen Türk Ocağı’nın, İstanbul dışında şubeleri açıldı. Beş yıllık (1913-1918)
İttihâd ve Terakkî İktidarı döneminde, bütün cemiyetler kapandığı hâlde, Türk
Ocağı faaliyetlerini sürdürdü. Mütâreke döneminde İttihâdçılarla aynı tutulan
Türk Ocağı mensûbları, takibata uğradılar. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra
tekrar teşkilâtlanan Türk Ocağı, 1931 yılında kapandı ve yerini Halk evlerine
bıraktı.
5-
İstihlâk-i Millî Cemiyeti: Aralık 1912’de İstanbul’da; Eski
Kütahya meb’ûsu Ferîd, Akçuraoğlu Yûsuf, Mekteb-i Hukuk ve Mekteb-i Mülkiye’de
İstatistik, mâliye ve iktisat müderrisi Zühdü, Belediye meclisi reîsi Mehmed
Ali, eski Fîzân meb’ûsu Câmi beyler ile çeşitli yüksek okul ve liselerin iktisat
öğrencileri, gazetelerin iktisad yazarları, nezâret ve bankaların uzman yüksek
me’murlarından yaklaşık elli dört kadar iktisadçının meydana getirdiği bir grup
tarafından kuruldu. İlk yönetim kuruluna; Mahmûd Es’ad Efendi, Rıfkı Bey ve
Zühtü Bey’in seçildiği bu cemiyet; yerli malların kullanılmasını ve yerli malı
üretimi ve tüketimini teşvik maksadıyla kurulmuştur. İttihâd ve Terakkî ile pek
geçinemiyen cemiyet, İstanbul Sirkeci’de otuza yakın yerli malı satan mağaza
açtırdı. Siyâsî vasat içinde çalışma imkânlarını kaybederek zamanla kapandı.
6-
Millî Türk Cemiyeti: 6 Kasım 1914’de İstanbul’da
Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti Merkez-i Umûmîsi olan binada kuruldu. Bu cemiyetin
kurucuları; Dâr-ül-Fünûn muallimlerinden Halil Nîmetullah Bey, Vefâ Sultanîsi
müdürü Mehmed Sadi Bey, Hâlit Fahri (Ozansoy) Bey, Müdâfaa-i Milliye Merkez-i
Umûmîsi başkâtibi Sâib Servet Bey, Hıfzı Tevfik (Gönensoy) Bey ve Rıza İzzet
Beydi.
Birinci Dünyâ Savaşı’nın
başlamasından kısa bir müddet sonra kurulan bu cemiyet, milliyetçilik akımının,
siyâsî ve sosyoekonomik bir muhtevayla geliştirilmesi gayesiyle kuruldu.
Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti ile de organik bir bağı vardı.
C- Paramiliter Cemiyetler
1-
Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti: 13 Şubat 1914’de İstanbul’da
kuruldu. Sultan Mehmed Reşat, Talat Paşa, Enver Paşa, şeyhülislâm Hayri Efendi,
sadrâzam Sa’îd Halim Paşa, Çürüksulu Mahmûd Paşa, Mâliye nâzırı Câvit Bey,
Bahriye nâzırı Cemâl Paşa, Adliye nâzırı İbrâhim Bey, P.T.T. nâzırı Oskan
Efendi, Maarif nâzırı Şükrü Bey, Ticâret ve Zirâat nâzırı Süleymân Elbustanî
Efendi’nin kurucu ve idarecileri arasında bulunduğu Müdâfaa-i Milliye (Millî
koruma) Cemiyeti, kültür ve sağlık hizmetleri için kuruldu. Askeri bir özelliği
de olan bu cemiyet, insanları bir yandan savaşa hazırlayacak, bir yandan da
onları savaşın tehlikelerinden koruyacaktı. Asıl özelliği yarı askeri olmasıdır.
Amme menfaatine hadim yâni kamuya faydalı derneklerden sayılan cemiyet, giderek
İttihâd ve Terakkî’nin yan kuruluşu oldu. Aleyhte yayınlar üzerine, Donanma
Cemiyeti ile birlikte 2 Mayıs 1919 tarihli kararname ile feshedildi.
2-
Türk Gücü Cemiyeti: 1913 yılında Cemâl (Paşa) Bey’in
başkanlığında; Atıf Bey, Fâlih Rıfkı Bey (Atay), Dr. Tevfik Rüşdü Bey (Aras),
Edhem Nejat Bey, Basri Bey, Kuzucaoğlu Tahsin Bey tarafından İstanbul’da
kuruldu. Siyâsî hayatta tek fırka olarak kalan İttihâd ve Terakkînin gençlik
teşkilâtı özelliğinde olan bu cemiyet, bâzı Anadolu şehirlerinde de
teşkilâtlandı. Aynı zamanda savaşa hazırlık kuruluşu mâhiyetinde olan bu cemiyet
için Ziya Gökalp marş yazdı.
3-
Osmanlı Güç Dernekleri: Birinci Dünyâ Savaşı’nın eşiğinde
geniş bir gençlik kitlesini askerî bir disiplin altında toplamak için İttihâd ve
Terakkî’nin kurduğu bir dernektir. 1914 yılında İstanbul’da Harbiye nezâretinde
kuruldu. Harbiye nâzırı Enver Paşa, Dr. Nâzım, Eyüp Sabrı, Burdur meb’ûsu Âtıf,
Dr. Rüsûhî, Ziyâ Gökalp ve Sûdî beyler bu cemiyetin ilk kurucularıdır. Resmî
veya özel her okulda, medresede ve resmî müesseselerde mecburî olarak kurulması
plânlanmıştı. Okula gidemeyen gençleri de toplamak isteyen cemiyet, Güç ve Dinç
dernekleri adıyla bütün ülkede hızla teşkilâtlandı. Doğrudan doğruya harbiye
nezâretine bağlı olan bu kuruluşlar için, Almanya’dan uzman getirildi. Mütâreke
döneminde de faydalanılmak istenen cemiyet kısa ömürlü oldu ve yerini Genç
Dernekleri’ne bıraktı.
4- Genç
Dernekleri: 1916
yılında İstanbul’da Harbiye nezâretine bağlı olarak kuruldu. Osmanlı Güç
Dernekleri’nin yerini alan Genç Dernekleri, miralay Von Hoff ve Âsım Bey’in
idaresinde; Tâhir, İzzet, Ziyâ, Vedat, Münir ve Şaban beyler tarafından kuruldu.
Gençler, yaşlarına göre çeşitli
gruplara ayrılarak farklı eğitime tâbi tutuldular. 12-17 yaş arasındaki gençler
Gürbüz Derneği, 17 yaşından yukarı olanlar Dinç Derneği’nde teşkilâtlandılar.
Bütün gençlere dernek üyesi olma mecburiyeti getirildi. Ülkenin bir çok yerinde
faaliyet gösteren bu cemiyetin, 706 şubesi vardı.
D- Kültürel Cemiyetler
1-
Millî Tâlim ve Terbiye Cemiyeti: 21 Nisan 1916’da İstanbul’da;
Sıhhiye müdir-i umûmîsi Dr. Esad Paşa, Mahkeme-i Temyiz reîsi Hacı Evliyâ
Efendi, Maârif nezâreti te’lif ve tercüme dâiresi âzası Sami Bey, İstanbul
Dâr-ül-fünûn müderrislerinden İsmâil Hakkı (Baltacıoğlu) Bey, Midhat Şükrü Bey,
Eski Halep vâlisi Galip Bey, İstînâf mahkemesi eski reislerinden Muhlis Bey, Dr.
Hüseyinzâde Ali Bey, Hârunürreşîd Bey tarafından kuruldu. Türk milliyetçiliği
akımını millî eğitim alanında temsil etmek gayesiyle kurulan bu cemiyet, asıl
fonksiyonunu mütâreke döneminde Millî Kongre’nin kurucusu olarak gösterdi.
E- Kadın Cemiyetleri
İkinci Meşrûtiyet döneminde, Osmanlı
kadınları Terakkîperver Cemiyeti, İttihâd ve Terakkî Kadınlar Şubesi, Teâlî-i
Nisvân Cemiyeti, Osmanlı Kadınları Şefkat Cemiyet-i Hayriyesi, Osmanlı Cemiyet-i
Hayriyye-i Nisvâniye, Mâmulât-ı dâhiliye Kadınlar Cemiyet-i Hayriyesi, Esirgeme
Derneği, Teâlî-i Vatan-ı Osmânî Hanımlar Cemiyeti, Müdâfaa-i Milliye Osmanlı
hanımlar hey’eti, Müdâfaa-i hukuki nisvan cemiyeti, Asker Ailelerine Yardımcı
Hanımlar Cemiyeti, Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslâmiyesi, Cemiyet-i Hayriye,
Hilâl-i Ahmer Kadınlar Cemiyeti gibi adlarla umumiyetle İttihâd ve Terakkî’nin
fikirleri doğrultusunda, çeşitli gayelerle kadın cemiyetleri kuruldu.
F- Matbûât Cemiyetleri
Meşrûtiyet döneminde çeşitli matbûât
cemiyetleri de kuruldu.
1-
Cemiyet-i Matbûât-ı Osmaniye: İkinci Meşrûtiyet’in îlânının
ikinci ayında kurulan bu cemiyet, basın tarihindeki ilk meslek derneğidir. Bu
cemiyetin kurucuları İkdâm gazetesi sahibi Ahmed Cevdet Bey, Tanin
gazetesi sahibi İsmâil Hakkı Bey, Pozantiyon gazetesi sahibi Pozant Efendi, Sabah
gazetesi muharriri Selânikli Tevfik Efendi, Servet-i
Fünûn muharriri Cenab Şehâbeddîn, Tanin
gazetesi başyazarı Hüseyin Câhid Bey (Yalçın), İttifak
gazetesi başyazarı Semih Bey, Yeni
Gazete sahibi Abdullah Zühdü Bey, Servet-i
Fünûn gazetesi başyazarı Mahmûd Sâdık Bey, Mîzân
gazetesi sahibi Murâd Bey, Sabah gazetesi sahibi Mihran, Konstantinopolis gazetesi sahibi Nikolaidis gibi
kimselerdi.
Cemiyeti hükümete tanıtmak, basın
suçları yargılamasında cemiyet idare hey’etinin jüri olarak tanınmasını
sağlamak, Osmanlı ve selâmet-i vatan fikri çevresinde düşünce hürriyetine halel
gelmeden basını toplamak, Avrupa basın cemiyetleriyle dostça münâsebetler ile
cemiyet üyeleri arasında dostluk ve yardım ilişkileri kurmak, cemiyet üyelerine
nakil vâsıtalarında, san’at müesseselerinde kolaylıklar sağlamak, Osmanlı
basınının içte ve dışta îtibârını korumak gayesiyle kurulan bu cemiyet,
Meşrûtiyet’in kuruluş havasını yansıtmıştır.
2-
Osmanlı Matbûât Cemiyeti: İttihâd ve Terakkî hâkimiyetinin
son senesinde Birinci Dünyâ Harbi’nin devam ettiği 1917 yılında kuruldu.
Kurucuları; reîs Mahmûd Sâdık Bey, üyeleri; Yûnus Nâdi, Muhittin Birgen, Ağaoğlu
Ahmed, Abdullah Zühdü, Ahmed Emin (Yalman) beylerdi. İlk kongresi 15 Şubat
1918’de yapıldı ve yönetim kuruluna, Tanin
gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın, Yûnus Nâdi, Ahmed Emin Yalman beyler
seçildi. 1918 yılında bu cemiyette toplanan pek çok gazeteci, Mondros
Mütârekesi’nden sonra çeşitli cephelere ayrıldılar. Bir kısmı Müdâfaa-i Hukuk ve
Cumhuriyet cephesinde, bir kısmı ise, muhalif cephede yer aldı. Muhalif cephede
kalanlar istiklâl mahkemelerinde yargılandılar.
G- Esnaf Cemiyetleri
İttihâd ve Terakkî’nin himâyesi
altında 1913 yılından îtibâren esnafın teşkilâtlanmasına yönelik bâzı cemiyetler
de kuruldu. Bu cemiyetlerin kurucuları ve isimleri hakkında fazla bilgi mevcûd
değildir. Zirâat, Debbağ (Dericiler), Bahçıvanlar, Yapıcılar esnafı cemiyetleri
bunlardan bâzılarıdır.
H- Yurt dışında Türk Milliyetçiliğini savunmak gayesiyle kurulan Türk Yurtları
Türk Ocağı ile İttihâd ve
Terakkî’nin fikirlerinin yurt dışına taşınması demek olan Türk Yurtları,
Avrupa’da bulunan talebelerin teşebbüsleriyle kuruldu. İstanbul’daki Türkçü
kesimle devamlı münâsebet hâlinde bulunan bu cemiyetlerin kongrelerinde başta
Hamdullah Suphi ve M. Nermi beyler olmak üzere İstanbul grubunun seçkinleri
bulundu. Yurtların teşkilâtlanması iki merhalede oldu. Önce yurtlar, sonra da
federasyon biçiminde birleştirilerek Yurtçular Derneği kuruldu. Kurulan Türk
Yurtları sırasıyla şunlardır:
1- Lozan Türk Yurdu: 1909’da Lozan
Osmanlı Kütüphânesi adıyla kuruldu. 1911’de Lozan Türk Yurdu’na dönüştürüldü.
2- Cenevre Türk Yurdu: Daha önce
Cenevre Osmanlı Kütüphânesi olarak kurulan bu cemiyetde, 21 Ekim 1911’de Cenevre
Türk Yurdu olarak değiştirildi.
3- Nöşatel Türk Yurdu: Bu yurt da 15
Ekim 1912’de kuruldu.
4- Paris Türk Yurdu: 1913 yılında
kuruldu.
5- Berlin Türk Yurdu: 1913 yılında
kuruldu.
6- Birinci Yurtçular Derneği: 27
Aralık 1911’de Lozan Türk Yurdu’nun teşebbüs davetiyle Lozan yakınındaki bir
köyde Cenevre’deki yurdun katılmasıyla toplandı. Derneği on dokuz talebe kurdu.
7- İkinci Yurtçular Derneği: 28 Mart
1913’de sayıları artan yurtlar, yeniden toplanarak ikinci derneği kurdular.
Toplantı, Cenevre yakınındaki Pötülans köyünde oldu. Toplantı başkanlığı na
Boyabatlı Yûsuf Kemâl (Tengirşenk) seçildi. İstanbul Türk Ocağı başkanı
Hamdullah Suphi Bey de toplantıda konuşmalar yaptı. Önce bir Yurtçular Yasası
hazırlandı ve bu toplantıda Ziya Gökalpçi taraf hâkim oldu. Derneğin merkez
organı olarak da Cenevre Türk Yurdu kabul edildi. Mütâreke döneminde etkili
olmaya çalışan Türk Yurtları, Anadolu hareketini desteklediler.
I- Osmanlı ülkesinde kurulan Ayrılıkçı cemiyetler
Osmanlı Devleti’ni parçalamak
gayesiyle daha önce gizli olarak kurulmuş olan cemiyetlerin bir çoğu Tanzîmât’ın
ilânından sonra açığa çıktı. Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve yıkmak gayesini
dolaylı olarak açığa koyan hıristiyan Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa v.b.)
ve Çarlık Rusya’sı, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altındaki gayr-i müslim ve
Türk olmayan unsurları kışkırttılar. Ortaya çıkardıkları kavmiyetçi akımları
desteklediler. Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve sultan İkinci Abdülhamîd Han’ı
devirmek için kurulan Jön Türkler de kavmiyetçilik akımını savunarak, bu
hareketleri tahrik ettiler.
Balkanlarda yaşayan; Arnavud, Yunan,
Bulgar, Sırp, Rumen ve diğer kavimler, bağımsız devletler kurmak maksadıyla
Osmanlı Devleti’ne karşı harekete geçtiler. Hıristiyan Avrupa devletleri ve
Çarlık Rusyası’nın teşvik ve desteğiyle çeşitli ayrılıkçı cemiyetler kuruldu.
1-
Yunanlılar ve Rumlar tarafından kurulan cemiyetler: İlk Yunan cemiyeti olan Etniki
Eterya, 1814’de Ksantos tarafından kurulduysa da asıl idarecisi Çar’ın
yaverlerinden Kont Kapadistriya idi. Kilisenin, fikir adamlarının ve şâirlerin
çalışmalarıyla kısa zamanda teşkilâtlanan bu cemiyet, Helenizmin tek temsilcisi
sayıldı. İlk zamanlar gizli çalışan cemiyet, sonradan resmen yardımlaşma
kuruluşu hüviyetinde ortaya çıktı. Bu cemiyetin en büyük destekçisi, İstanbul’da
Fener patrikhânesi idi. Helenist ideoloji, Enosis terimleriyle sembolleştirildi.
Osmanlı ülkesindeki Akdeniz ve Karadeniz Rumlarını Yunanistan’a katarak büyük
Yunanistan’ı kurmak ve İstanbul’u (Kostantinopolis’i) de içine alan Megola İdea
(Megali İdea) denilen gayesini tahakkuk ettirmek için tek yetkili organ Etniki
Eterya Cemiyeti kabul edildi. 1876’da îlân edilen Birinci ve 1908’de ilân edilen
İkinci Meşrûtiyet’ten sonra toplanan Osmanlı Meclis-i Meb’ûsânı’nda yirmiye
yakın Rum üye de Etniki Eterya’nın fikir savunuculuğunu yaptı. 1909 yılında
Yunan ordusunu temsilen kurulan askerî birlik, bir çok faaliyetlerde bulundu.
İkinci Meşrûtiyet’ten sonra
Yunanlılar ve Rumlar, başka cemiyetler de kurarak gayelerine ulaşmaya
çalıştılar. 1908’de Rum Meşrûtiyet Kulüpleri adlı cemiyetler kurdular. Bu arada
bir İhtilâl cemiyeti hâline gelen Etniki Eterya, çeşitli şiddet ve terör
hareketlerine girişti. Müslüman Türklere çeşitli zulüm ve işkenceler yaptı. 1909
yılında Edirne-Uzunköprü’de Adelfia adlı bir İhtilâl cemiyeti de kuruldu. Rum
Uhuvvet-i İlimperverâne Agâyi, Rum Uhuvvet-i İlimperverâne İrinî, Rum
Maârifperver cemiyetleri de bu dönemde kuruldu.
2-
Bulgar ve Makedonya Cemiyetleri: Bulgarlar ve Makedonyalılar da
Osmanlı Devleti’ne karşı çeşitli komite ve çeteler kurdular. Makedonya-Edirne
İhtilâlci iç Cemiyeti (V.M.R.O.) bu komitelerin en önemlisidir. 1903 yılındaki
İllinden isyânını plânlayan ve mahallî şubeleri ile geniş bir teşkilâta sâhib
olan bu cemiyet, daha çok plânlayıcı mâhiyettedir. Bu komitenin yaptığı plânları
uygulayan 10-15 kişilik çeteler; suikast, bombalama, sabotajlar yaparak
müslüman-Türklere çok zulmettiler. Bu çetelerin önemlilerinden birisi Sandanski
çetesidir.
Berlin Andlaşması ile Sırp, Karadağ
ve Rumenlerin bağımsızlığı tanınmıştı. Bulgar, Arnavut ve Makedonyalılar ise,
Osmanlı ülkesi içindeki yerlerini koruduklarından, 1878’den sonra komitacılık ve
çeteciliğe devam ettiler. Makedonyalılar, 1893’de Selanik’te Bulgarca, Viteşna
Makedonska-i Odrinska Revolütsionna Organizatsiya kelimelerinin baş harflerinden
meydana gelen, V.M.R.O. Cemiyetini kurdular. Gizli bir cemiyet olan bu teşkilât,
bağımsız bir Makedonya kurmak için çalıştı. Bu cemiyet Makedonya’yı; Selanik,
Manastır, Serez, Drama, Usturumca, Melnik ve Edirne olmak üzere sekiz ihtilâl
sancağına, her sancağı da ikişer kazaya ayırdı. Her sancak ve kazada mahallî
birer komite kurdu. Ayrıca her sancakta maddî durumu, kongreye delege seçimini,
esirleri, Osmanlı me’mûrlarını gözetlemek ve denetlemekle vazifeli üçer kişilik
denetim kurulları vazifelendirdi. 1898’de başlayan çete savaşı, 1902 yılı
boyunca 1903 Ağustos’una kadar, Selanik olaylarına ek olarak da seksen altı çete
savaşı yapıldı. Makedonya, terör hareketleriyle tamamen sarsıldı. 2 Ağustos 1903
günü Kruçevo Cumhuriyeti ilân edildi. On iki gün süren ve İllinden olayı olarak
bilinen isyân hareketi, Osmanlı ordusu tarafından bastırıldı.
1878’de kurulan Bulgaristan
Prensliği de çeşitli komiteler kurarak, Osmanlı Devleti hâkimiyetinden
kurtulmaya çalıştı. Hemen her köyde bir çete teşkil edildi. Papazlar, subaylar,
özellikle öğretmenler her yerde bir ihtilâlci odak kurmaya çalıştılar. Ya
istiklâl ya ölüm sloganıyla ortaya çıkan Bulgar komite ve çeteleri, yerli halkı
teşkilâtlandırdıkları gibi, Batı kamuoyunu da yanlarına aldılar. Sofya’daki
merkeze sıkı ve disiplinli bir şekilde bağlı olan komite ve çeteler, kendilerine
katılmayan ve müslüman-Türk olan kimselere çok zulmettiler.
1908’den îtibâren Bulgar meşrûtiyet
kulüpleri kuruldu. Aynı yıl kulüpler kongresi Selanik’te toplandı ve hepsi de
federatif bir yapı içinde düzenlendi. Yaygın bir şekilde teşkilâtlanan bu
kulüplerden, İstanbul’da da Derse’âdet Bulgar Meşrûtiyet Kulübü kuruldu. Tamamen
bölücü ve İhtilâlci bir teşkilât olan Bulgar Meşrûtiyet Kulüpleri, aynı yıl
içinde kurulan Bulgar Demokratik Kulüpleriyle birleşerek Federalist Bulgar
Fırkası’nı meydana getirdiler, ikinci Meşrûtiyet’in ilânından sonra açılan
Osmanlı Meb’ûsân Meclisi’nde bulunan Bulgar asıllı veya diğer Balkan
kavimlerinden olan meb’ûslar da bu cemiyetlerin çalışmalarını desteklediler.
1908-1913 yılları arasında çetecilik faaliyetleri çok yaygınlaştı ve kânunla
bile önlenemedi.
Sultan İkinci Abdülhamîd Han’a karşı
çalışan Paris Jön Türkleri (Ahmed Rızâ Bey grubu), Rumeli’de şubeler açarak
Bulgarların teşkilâtçılığını övüp desteklediler. Daha sonra İttihâd ve
Terakkî’nin ileri gelenlerinden olan Niyazi ve Enver beyler de Makedonyalılar
gibi çete faaliyetine girişerek Sultan Abdülhamîd Han’a karşı çıktılar.
Teşkilâtlarını, Balkan Bulgar çetelerini örnek alarak kurdular.
3-
Arnavutların Kurduğu Cemiyetler: Osmanlı Devleti’nden en son kopan
ve bağımsızlığına en geç ulaşan Arnavutluk’da, 1908’den sonra isyân hareketleri
başgösterdi. Arnavutlar, ikinci Jön Türk hareketine içten katkıda bulundukları
gibi, kendi bünyelerinde de teşkilatlandılar.
Geniş çaplı ilk isyân, 1910 yılı
Nisan’ında başladı ve Malisörler tarafından bir yıl sonra yeniden
alevlendirildi. İttihâd ve Terakkî iktidârınca gönderilen askerler ayaklanmayı
şiddetle bastırma yoluna gitti. İttihâdçılar tarafından yerli halka karşı zulüm
ve işkence yapıldı. Bu uygulama, Arnavutluk mes’elesini daha da kızıştırtı.
Pâdişâh Sultan Reşâd, bu hareketleri iyilikle bastırmak istediyse de netîce
alınamadı. Osmanlı ordusu içindeki parçalanmalar ve İttihâdçıların kötü
uygulamaları ile ortaya çıkan iç karışıklıklar yüzünden Sa’id Paşa kabinesi
dağıldı. İttihâd ve Terakkî iktidardan uzaklaştı. Gâzi Ahmed Muhtar Paşa
hükümeti, Arnavutların isteklerini kabul ederek umûmî af ilân etti. Tam bu
sırada Balkan savaşı patlak verdi.
Arnavut cemiyetlerinin içinde en
tanınmışı, 1908’de veya daha önce kurulduğu kabul edilen Başkim Cemiyeti’dir.
Arnavutluk’taki isyânları tertipleyen ve teşvik eden bu cemiyetti. Cemiyetin
yanında çeteler ve gizli ihtilâl cemiyetleri de kuruldu. Balkan savaşı,
Arnavutluk mes’elesiyle ilgili çözüme giden yolu kapadı. Mütâreke döneminde de
bâzı küçük ve etkisiz cemiyetler kuran Arnavutlar, konuyu yeniden ele almaya
çalıştılar.
4-
Sırp Cemiyetleri: Makedonya mes’elesiyle ilgili
olarak Sırpların da önemli bir yeri olmuştu. Balkan yarımadasında ihtilâlci
kaynaşmalara Yunanlılardan önce başlayan Sırplar, çeteler kurarak Osmanlı
Devleti’ne ve müslüman-Türklere karşı çeşitli hareketlerde bulundular. 1878’den
beri teşkilâtlanan Sırplar, 1908 ve 1909 yıllarında kendi azınlık haklarını
korumak için millî teşkilâtlarını kurdular.
5-
Musevilerin Kurduğu Cemiyetler: Osmanlı Devleti’nde yaşayan
yahûdîler, on dokuzuncu yüzyılda kurulan beynelmilel siyonizmin teşkilâtlanması
doğrultusunda cemiyetler kurdular. Bunlar arasında Evrensel İsrail Birliği
Yahûdî Teşkilâtı, Alman Yahudileri Kurtuluş Birliği gelmektedir (Bkz. Filistin
Mes’elesi).
Ermeni Cemiyetleri
Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve
yıkılması için çalışan ermeniler de çeşitli komite ve cemiyetler kurdular. Bir
çok Avrupa devletleri ile Rusya’nın teşviki Osmanlı Devleti’ne karşı çıkan
ermenilerde, Erivan’dan Akdeniz’e kadar uzanacak bir ermeni devleti kurmak
fikrini ortaya çıkardı. Bunun için çeşitli komiteler ve çeteler kurarak kanlı
terör ve tedhiş hareketlerine giriştiler. Pek çok müslüman-Türk’ü şehîd ettiler.
Bulgarlar ve Yunanlılarda olduğu gibi “Türk (Osmanlı) zulmü”, “Ermeni soykırımı”
gibi sloganları kullanarak mazlum bir unsur gibi görünmeye çalıştılar. Osmanlı
Devleti’nin içinde bulunduğu nâzik durumu fırsat bilerek, Rusya ile
İngiltere’nin teşvik ve desteğiyle dünyâ kamuoyunu ters yönde etkilemeye
çalıştılar. Kurdukları tedhiş komitelerinin en büyükleri; Armenaganlar, Hıncak
ve Taşnaksütyun’dur.
a)
Armenaganlar Komitesi: 1882’de Van’da Mıgırdıç Portakalyan
ekibi tarafından kuruldu. İhtilâlci ve saldırgan bir ideolojiye sâhib olan bu
komite, memleket içinde ve dışında teşkilâtlandı. Van yöresinde hareketli olan
komitenin yurt dışında yayınlanan Armenia adlı bir gazetesi de vardı.
b)
Hınçakyan Komitesi: 1887’de, Fransa’da tahsil yapan
üniversiteli gençler tarafından Cenevre’de kuruldu. Kurucularının hepsi Rus
ermenisi olan komitenin temel ideolojisi, Marksizmdi. 1890’da Hınçakyan İhtilâl
Partisi adını aldı. İlk başta, İstanbul komite merkezi olarak kabul edildiyse
de, sonradan Londra’ya taşındı. Osmanlı ülkesi içinde gizlice ve geniş bir
şekilde teşkilâtlanan komite, Rus konsolosluklarından büyük destek gördü.
1890’da Erzurum isyânı, 1892-1893’de Merzifon-Yozgat-Kayseri olayları, 1895’de
Birinci Sasun olayları, 1895’de Bâb-ı âlî gösterileri, 1895’de Zeytun isyânı bu
komite tarafından tertiplendi. Çeşitli eğilim ve görüşde olan ermenileri
bünyesinde barındıran komite, 1896 Londra kongresinde çıkan tartışmalar sonucu
parçalandı. Ayrılan bir grup, Reforme Hınçak Partisi’ni kurdu. Bu dönemlerde
sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın idaresine karşı çıkan Jön Türklerle de işbirliği
yapan Hınçakyan Komitesi, tertiplediği olaylarda pek çok müslüman-Türk’ü
katletti.
c)
Taşnaksütyun Komitesi: Rusya (Kafkasya) ermenilerini bir
arada ve federasyon hâlinde toplamak için 1890 yılında Tiflis’de kurulan bu
komitenin temel gayesi, Hınçakyan Komitesi’ni ikinci plâna atmaktı. Sosyalist
olan veya olmayan ermenilerden meydana gelen bu komite, kısa zamanda parçalandı.
Sosyalist olmayanlar ayrılarak iki yeni komite kurdular. 1892’de toparlanmaya
çalışan Taşnaklar, Rus ihtilâlci teşkilâtı Narotnovels’i taklid ederek, tamamen
sosyalist bir program hazırladılar. Osmanlı, İran ve Rusya içinde
teşkilâtlandılar. Merkez olarak Tiflis seçildi. Tebriz’de bir silâh fabrikası
kurarak çetelere silâh dağıtıldı. Ermeni olmayan kimseleri de üyeliğe kabul eden
komite, Kürtler arasında propagandaya girişti. Kürt çeteleri, Makedonya
komiteleri, Bulgar santralistleri ve Paris’teki Jön Türklerle anlaşmalar yaptı.
Bu komite, sultan İkinci Abdülhamîd Han idaresine karşı Van isyânını çıkardılar
ve 1896’da Osmanlı Bankası’na saldırı, 1904’de İkinci Sasun isyânı, 1905’de
Yıldız’da bomba sûikasdı gibi hâdiseleri tertiplediler.
Ermeniler bu üç komite hâricinde
başka komiteler de kurdular. İkinci Meşrûtiyet’in îlânından sonra da
faaliyetlerine devam eden ermeniler, Rusya ve İngiltere tarafından desteklenerek
Osmanlı ülkesi içinde bağımsız bir ermeni devletinin kurulmasına çalıştılar.
İttihâd ve Terakkî ile anlaşarak, Meşrûtiyet-i Osmaniye Ermeni Cemiyeti’ni
kurdular. 31 Mart Vak’ası’ndan sonra çıkan ve Adana Vak’ası diye anılan hâdise,
ermenilerin en önemli baş kaldırmalarıdır. 1908’den sonraki Osmanlı
meclislerinde de yer alan ermeniler, hükümetlerde nâzır (bakan) olarak vazife
yaptılar. Bu dönemdeki ermenifer hem İttihadçı hem de Taşnak veya Hınçak
komitesi mensubu idiler. Ayrıca îtilâf Fırkası içinde de yer aldılar. 1914 yılı
başından îtibâren terör hareketlerini arttıran ermeni komitelerine karşı bâzı
tedbirler alındı. Birinci Dünyâ Savaşı’nda Rusların, Doğu Anadolu’yu işgal
etmeleri için, gönüllü ermeni alayları, Türk birliklerinin gerisine sarkan
ermeni komiteleri sabotaj ve isyân hareketlerini çıkarttılar. Pek çok
müslüman-Türk’ü acımasızca katlettiler. Birinci Dünyâ Savaşı’nın Osmanlı
Devleti’nin mağlubiyetiyle son bulması üzerine, ermeni-ittihâdçı diyalogu çok
şiddetli bir intikam hareketine dönüştü. Ermeniler ülke dışına çıkan Talat ve
Cemâl paşalarla, Bahaddin Şâkir ve Cemâl Azmi beyleri öldürmekle devam ettiler
(Bkz. Cemâl ve Talat Paşalar).
Arap Cemiyetleri
Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve
yıkılması için asırlardır gayret sarf eden en büyük İslâm düşmanı olan
İngilizler, Arapları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırttılar. Osmanlı Devleti’ne
karşı çıkan ve milliyetçilik iddiasında bulunan Araplar da kendi gayelerini
tahakkuk ettirebilmek için çeşitli cemiyetler kurdular. 1908’den başlıyarak
kurulan cemiyetlerden bâzıları şunlardır:
a-
Suriye Osmanlı Cemiyeti: 1908’de Paris’te
kuruldu.
b-
İha el-Arabî (El-ikha): 1908’de İstanbul’da kuruldu.
c-
El-Müntedi-ül-Edebî: 1909’da İstanbul’da kuruldu.
d-
Cemiyet-ül-iha el-Osmânî: 1909’da Kâhire’de kuruldu.
e-
El-İttihâd-ül-Lübnânî: 1909’da Kâhire’de kuruldu.
f-
Cemiyet-ül-Kahtâniye: 1909’da İstanbul’da kuruldu.
g-
El-Fetat-ül-Ümme el-Arabiyye: 1909’da Paris’te kuruldu.
h-
Cemiyet-i Islâhiye: 1912’de Beyrut’ta kuruldu.
ı-
El-Lâmerkeziyye:
1912’de Kâhire’de kuruldu.
i-
El-Ahd: 1913’de
İstanbul’da kuruldu.
Bu cemiyetlerin bâzıları gizli,
bâzıları mahallî cemiyetlerdir. Kurucularının çoğu da Osmanlı parlementosunda
üye veya Osmanlı ordusundan kaçan Arap asıllı subaylar idi. Âyân âzası
Abdülhamîd Zohrâvî, Şefik el-Müeyyed, Rızâ es-Sulh, Tâlib en-Nakîb, Şükrü
el-Aselî, Rûbî el-Hâlidî gibi meb’ûslar, Binbaşı Azîz el-Mısrî gibileri bu
cemiyetlerin kurucularındandır. Bu kimselerden bir kısmı Birinci Dünyâ Harbi
yıllarında ünlü İngiliz casusu Lawrence ile işbirliği yaparak, Osmanlılar
aleyhine çalıştılar. Bu cemiyetlerin İngilizlerin desteğiyle çalışmaları
netîcesinde Osmanlı toprakları parçalandı.
Böylece Osmanlı târihinde önemli yer
tutan cemiyetler, faydalıları bir tarafa bırakılırsa, Osmanlı Devleti’nin
parçalanmasında ve yıkılmasında büyük rol oynadılar.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Türkiye’de Siyasal Partiler (T.Z. Tunaya,
İstanbul-1984); cild-1, sh. 367
2) Düstûr; Tertîb-i sâni; cild-1, sh.
610
3) Modern Türkiye’nin Doğuşu; sh. 201, 217,
422, 432
4) Yeni Osmanlılar Târihi; sh.
120
5) Beşiktaş Cem’iyet-i İlmiyesi (B.İhsânoğlu.
Belleten, sene 1987, sayı-200); sh. 801
6) Târih-i Cevdet; cild-12, sh.
184
7) İnkılâb Târihimiz ve Jön Türkler (E.
Kuran); sh. 224
8) Osmanlı İttihâd Terakkî Cemiyeti ve Jön
Türkler; sh. 189, 380
9) Türk İnkılâb Târihi; cild-1, sh.
306
10) XIX. Yüzyıl
Türk Edebiyatı; sh. 150
11) Makedonya
Eşkıyalık Târihi; sh. 94
Yorumlar
Yorum Gönder