CEMÂLEDDÎN EFENDİ
(1848-1919)
Osmanlı şeyhülislâmı.Hâlidefendizâde Cemâleddin Efendi
Osmanlı Devleti’nin yüz yedinci
şeyhülislâmı. İsmi, Mehmed Cemâleddîn Efendi’dir. 1848 (H. 1264) târihinde
İstanbul’da doğdu. Babası, Tedkîkât-ı şer’iyye meclisi reîsi kazasker Hâlid
Efendi, dedesi de kâdıasker Yûsuf Efendi’dir. Annesi, Abdülmecîd Han devri
kâdıaskerlerinden Hacı Mehmed Sald Efendi’nin kızıdır. Büyük annesi de, meşhur
İslâm âlimi Gelenbevî İsmâil Efendi’nin kızıdır. Veziriazam Nişancı Mehmed
Paşa’nın da, Cemâleddîn Efendi’nin ecdadı arasında bulunduğu bildirilmektedir.
Cemâleddîn Efendi, mahalle
mektebinden sonra babasından ve zamanının büyük âlimlerinden okudu. Medrese
tahsîlini tamamlayıp daha on yedi yaşında iken Ruûs-ı hümâyûn defterine
kaydolunarak kendisine maaş bağlandı. Zekâ ve dirayeti sayesinde çabuk
ilerliyerek 1866’da İhtidây-ı hâriç pâyesiyle müderris oldu. 1871’de Hareket-i
hâriç payesi alıp, şeyhül-islâmlık mektupçuluğu muâvinliği, 1872’de İbtidây-ı
dâhil payesine; sonra Anadolu kâdıaskerliği mektupçuluğu, Adliye nezâreti ceza
mahkemesi muharrerât şube muavinliği ve müdürlüğüne yükseldi. İlmiye rütbesine
yükselip, Mûsile-i sahn, Sahn-ı semân ve Hareket-i altmışlığa ve nihayet 1877’de
Süleymâniye müderrisliği payesine erişti. 1884’de İstanbul, sonra Anadolu ve
1890’da da Rumeli kâdıaskerliğine yükseldi. 1891’de 43 yaşında Rumeli kâdıaskeri
pâyesiyle meşîhat mektupçuluğunda bulunduğu sırada, üstün zekâ ve dirayeti aynı
zamanda devrin bütün ahvâline vukufu sebebiyle çok genç denebilecek bir yaşta
şeyhülislâmlık makamına yükseldi ve on sekiz seneye yakın bu vazifede kaldı.
Cemâleddîn Efendi, meşîhat makamında
Bodrumlu Hacı Ömer Lütfi Efendi ile halef-selef olmuştur. Devrin mâbeyn baş
kâtibi Tahsin Paşa’ya göre Cemâleddîn Efendi, sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın
itimâdını kazanması ile şeyhülislâmlığa getirilmiştir. Hâtırât’ında; “Cemâleddîn
Efendi’nin tâyin olunması, teveccüh ve îtimâd-ı şahanenin bariz bir delilidir”
demektedir.
Cemâleddîn Efendi, dört defa
şeyhülislâmlık makamına getirildi. 1891 Eylül Cuma günü başlayıp, İkinci
Meşrûtiyet’e kadar on altı sene on bir ay; ikinci meşihatı, Abdülhamîd Han
devrinde; üçüncü ve dördüncü şeyhülislâmlığı ise Sultan Reşâd’ın saltanat
yıllarına rastlamaktadır. Cemâleddîn Efendi; Osmanlı Devleti târihinde Ebüssü’ûd
Efendi, Molla Fahreddîn-i A’cemî ve Zenbilli Ali Efendi’den sonra
şeyhülislâmlıkta en çok kalan kimselerdendir.
Şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi, uzun
meşihatı yanısıra, devrinin bâzı mühim hâdiselerinin de şahididir. Bunlardan
biri, Yıldız suikastıdır. Pâdişâh sultan İkinci Abdülhamîd Han, her hafta Cuma
selâmlığına, şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi ve serasker Rızâ Paşa ile birlikte
çıkardı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü ermenilerin, Yıldız Câmii önünde bir saatli
bomba ile sultan Abdülhamîd Han’a yaptıkları sûikasdde her şey saniyesi
saniyesine hesaplanmış, ancak Abdülhamîd Han hünkâr mahfelinde şeyhülislâm
Cemâleddîn Efendi ile bir kaç cümle konuşmuştur. Bu gecikme sonunda bomba
patlamıştır. Böylece Abdülhamîd Han, Allahü teâlânın inâyetiyle sûikastden
kurtulmuş; Cemâleddîn Efendi de, bir facianın önlenmesine sebeb olması
dotayısıyle pâdişâhın ihsân ve iltifatını kazanmıştır.
Cemâleddîn Efendi’nin
şeyhülislâmlığı devresinde vuku bulan ikinci mühim hâdise: ittihâdçıların meşhur
Bâb-ı âlî baskınında, Cemâleddîn Efendi’yi İstanbul’dan Mısır’a sürmeleridir.
Kâmil Paşa’nın sonuncu sadâretinde şeyhülislâm olan Cemâleddîn Efendi, 23 Ocak
1913 Perşembe günü Bâb-ı âlî baskınında hükümet üyeleri ile beraber iskat edildi
ve güpegündüz Bâb-ı âlî’yi basıp kan döken İttihâdcılar, bu baskın sonunda
alelacele sadrâzam Kâmil Paşa, dâhiliye nâzırı Ahmed Reşîd ve mâliye nâzırı
Abdurrahmân Efendi ile birlikte şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi’yi de Mısır’a
sürdüler. İktidarları boyunca da İstanbul’a dönmesine müsâde etmediler.
Dâhiliye nâzırı Ahmed Reşîd Bey,
Cemâleddîn Efendi’nin Mısır’da gördüğü üstün alâkadan bahisle; “Mısır’a
müteveccihen hareket ettiğim gün şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi’yi vapurda
gördüm. Birlikte seyahat ettik. Mısır’da hidiv ve ileri gelenler tarafından,
hakkımızda çok riâyet (hürmet) gösterildi. Bilhassa ahâlinin şeyhülislâm
Cemâleddîn Efendi hakkında izhâr ettikleri (gösterdikleri) hürmet fevkalâde idi.
Bir Cuma namazında câmiden çıkarken, Cemâleddîn Efendi’nin elini öpmekte halk
öyle bir izdiham gösterdi ki, Cemâleddîn Efendi’yi arabasına Îsâl (ulaşıp
binmesi) için polisin müdâhalesine lüzum görüldü. Hattâ Şeyhülislâm Efendi’nin
arabaya binmesinden sonra elini eteğini öpmekten mahrum kalanlar, ellerini
otomobile sürmek suretiyle telâfiye çalışıyorlardı” demektedir.
Mısır’da kaldığı altı yıl içinde
Hâtırât-ı siyâsiyye adındaki eserini yazan Cemâleddîn Efendi, 1919 (H. 1335)
târihinde 72 yaşında bulunduğu sırada Mısır’ın İskenderiyye civarındaki Remle
kasabasında vefât etti. İskenderiyye’deki cenaze namazına otuz beş binden fazla
müslüman katılmış, İstanbul’a getirilen na’şı, Fâtih Otlukçu yokuşundaki âife
kabristanlığına defnedilmiştir. Sonraları Otlukçu yokuşunun tadîlâtı sebebiyle
mezarı Edirnekapı şehîdliğine nakledilmiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hatıratı Siyâsiyye (Şeyhülislâm Cemâleddîn
Efendi)
2) İlmiyye Salnamesi; sh.
615
3) Görüp İşittiklerim; sh. 20, 24, 49, 60, 67,
80, 249.
Osmanlı Devleti’nin yüz yedinci
şeyhülislâmı. İsmi, Mehmed Cemâleddîn Efendi’dir. 1848 (H. 1264) târihinde
İstanbul’da doğdu. Babası, Tedkîkât-ı şer’iyye meclisi reîsi kazasker Hâlid
Efendi, dedesi de kâdıasker Yûsuf Efendi’dir. Annesi, Abdülmecîd Han devri
kâdıaskerlerinden Hacı Mehmed Sald Efendi’nin kızıdır. Büyük annesi de, meşhur
İslâm âlimi Gelenbevî İsmâil Efendi’nin kızıdır. Veziriazam Nişancı Mehmed
Paşa’nın da, Cemâleddîn Efendi’nin ecdadı arasında bulunduğu bildirilmektedir.
Cemâleddîn Efendi, mahalle
mektebinden sonra babasından ve zamanının büyük âlimlerinden okudu. Medrese
tahsîlini tamamlayıp daha on yedi yaşında iken Ruûs-ı hümâyûn defterine
kaydolunarak kendisine maaş bağlandı. Zekâ ve dirayeti sayesinde çabuk
ilerliyerek 1866’da İhtidây-ı hâriç pâyesiyle müderris oldu. 1871’de Hareket-i
hâriç payesi alıp, şeyhül-islâmlık mektupçuluğu muâvinliği, 1872’de İbtidây-ı
dâhil payesine; sonra Anadolu kâdıaskerliği mektupçuluğu, Adliye nezâreti ceza
mahkemesi muharrerât şube muavinliği ve müdürlüğüne yükseldi. İlmiye rütbesine
yükselip, Mûsile-i sahn, Sahn-ı semân ve Hareket-i altmışlığa ve nihayet 1877’de
Süleymâniye müderrisliği payesine erişti. 1884’de İstanbul, sonra Anadolu ve
1890’da da Rumeli kâdıaskerliğine yükseldi. 1891’de 43 yaşında Rumeli kâdıaskeri
pâyesiyle meşîhat mektupçuluğunda bulunduğu sırada, üstün zekâ ve dirayeti aynı
zamanda devrin bütün ahvâline vukufu sebebiyle çok genç denebilecek bir yaşta
şeyhülislâmlık makamına yükseldi ve on sekiz seneye yakın bu vazifede kaldı.
Cemâleddîn Efendi, meşîhat makamında
Bodrumlu Hacı Ömer Lütfi Efendi ile halef-selef olmuştur. Devrin mâbeyn baş
kâtibi Tahsin Paşa’ya göre Cemâleddîn Efendi, sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın
itimâdını kazanması ile şeyhülislâmlığa getirilmiştir. Hâtırât’ında; “Cemâleddîn
Efendi’nin tâyin olunması, teveccüh ve îtimâd-ı şahanenin bariz bir delilidir”
demektedir.
Cemâleddîn Efendi, dört defa
şeyhülislâmlık makamına getirildi. 1891 Eylül Cuma günü başlayıp, İkinci
Meşrûtiyet’e kadar on altı sene on bir ay; ikinci meşihatı, Abdülhamîd Han
devrinde; üçüncü ve dördüncü şeyhülislâmlığı ise Sultan Reşâd’ın saltanat
yıllarına rastlamaktadır. Cemâleddîn Efendi; Osmanlı Devleti târihinde Ebüssü’ûd
Efendi, Molla Fahreddîn-i A’cemî ve Zenbilli Ali Efendi’den sonra
şeyhülislâmlıkta en çok kalan kimselerdendir.
Şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi, uzun
meşihatı yanısıra, devrinin bâzı mühim hâdiselerinin de şahididir. Bunlardan
biri, Yıldız suikastıdır. Pâdişâh sultan İkinci Abdülhamîd Han, her hafta Cuma
selâmlığına, şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi ve serasker Rızâ Paşa ile birlikte
çıkardı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü ermenilerin, Yıldız Câmii önünde bir saatli
bomba ile sultan Abdülhamîd Han’a yaptıkları sûikasdde her şey saniyesi
saniyesine hesaplanmış, ancak Abdülhamîd Han hünkâr mahfelinde şeyhülislâm
Cemâleddîn Efendi ile bir kaç cümle konuşmuştur. Bu gecikme sonunda bomba
patlamıştır. Böylece Abdülhamîd Han, Allahü teâlânın inâyetiyle sûikastden
kurtulmuş; Cemâleddîn Efendi de, bir facianın önlenmesine sebeb olması
dotayısıyle pâdişâhın ihsân ve iltifatını kazanmıştır.
Cemâleddîn Efendi’nin
şeyhülislâmlığı devresinde vuku bulan ikinci mühim hâdise: ittihâdçıların meşhur
Bâb-ı âlî baskınında, Cemâleddîn Efendi’yi İstanbul’dan Mısır’a sürmeleridir.
Kâmil Paşa’nın sonuncu sadâretinde şeyhülislâm olan Cemâleddîn Efendi, 23 Ocak
1913 Perşembe günü Bâb-ı âlî baskınında hükümet üyeleri ile beraber iskat edildi
ve güpegündüz Bâb-ı âlî’yi basıp kan döken İttihâdcılar, bu baskın sonunda
alelacele sadrâzam Kâmil Paşa, dâhiliye nâzırı Ahmed Reşîd ve mâliye nâzırı
Abdurrahmân Efendi ile birlikte şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi’yi de Mısır’a
sürdüler. İktidarları boyunca da İstanbul’a dönmesine müsâde etmediler.
Dâhiliye nâzırı Ahmed Reşîd Bey,
Cemâleddîn Efendi’nin Mısır’da gördüğü üstün alâkadan bahisle; “Mısır’a
müteveccihen hareket ettiğim gün şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi’yi vapurda
gördüm. Birlikte seyahat ettik. Mısır’da hidiv ve ileri gelenler tarafından,
hakkımızda çok riâyet (hürmet) gösterildi. Bilhassa ahâlinin şeyhülislâm
Cemâleddîn Efendi hakkında izhâr ettikleri (gösterdikleri) hürmet fevkalâde idi.
Bir Cuma namazında câmiden çıkarken, Cemâleddîn Efendi’nin elini öpmekte halk
öyle bir izdiham gösterdi ki, Cemâleddîn Efendi’yi arabasına Îsâl (ulaşıp
binmesi) için polisin müdâhalesine lüzum görüldü. Hattâ Şeyhülislâm Efendi’nin
arabaya binmesinden sonra elini eteğini öpmekten mahrum kalanlar, ellerini
otomobile sürmek suretiyle telâfiye çalışıyorlardı” demektedir.
Mısır’da kaldığı altı yıl içinde
Hâtırât-ı siyâsiyye adındaki eserini yazan Cemâleddîn Efendi, 1919 (H. 1335)
târihinde 72 yaşında bulunduğu sırada Mısır’ın İskenderiyye civarındaki Remle
kasabasında vefât etti. İskenderiyye’deki cenaze namazına otuz beş binden fazla
müslüman katılmış, İstanbul’a getirilen na’şı, Fâtih Otlukçu yokuşundaki âife
kabristanlığına defnedilmiştir. Sonraları Otlukçu yokuşunun tadîlâtı sebebiyle
mezarı Edirnekapı şehîdliğine nakledilmiştir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Hatıratı Siyâsiyye (Şeyhülislâm Cemâleddîn
Efendi)
2) İlmiyye Salnamesi; sh.
615
3) Görüp İşittiklerim; sh. 20, 24, 49, 60, 67,
80, 249.

Yorumlar
Yorum Gönder