BUDİN
BUDİN
Osmanlı Devleti’nin Macaristan’daki
eyâletinin merkezi ve şimdiki Budapeşte’nin bir bölümünü meydana getiren kısım.
Tuna’nın batı kıyısında bulunan kısmına Budin
veya Buda; doğu kıyısındaki kısma ise, Peşte
denirdi. Buda ve Peşte’nin kuruluş târihleri belli değildir. Mîlâttan önce
bölgeye gelen Keltler tarafından Ak-ink (Bol su) ismiyle kurulan Budin, M.S.
ikinci asırda Romalılar tarafından işgal edilince, Aquincum
ismini aldı. Romalılar zamanında büyük gelişme gösteren şehir, bir
köprü ile karşı kıyıya bağlandı. İlk önceleri asıl vazifesi, imparatorluğun
hudutlarını yabancı kavimlere karşı korumak olan şehir, sonraları bir ticâret
merkezi hâlini aldı. Kavimler göçü devrinde Aquincum; Hunlar, Vandallar,
Slavlar, Alanlar daha sonra da Avar istilâsına uğradı. Macarlar şehre
yerleşince, Buda ve Peşte isimlerini kullanmaya başladılar. Macarların bölgeye
yerleşmelerinden sonra, burası önemini bir süre kaybetti. Daha sonra Moğol
istilâsına uğrayan şehir, Batu Han tarafından yıkılıp tekrar yaptırıldı. Moğol
istilâsından sonra Macar kralı dördüncü Bel’a, Peşte’nin karşısındaki tepede bir
kale inşâ ettirdi, önceleri tehlikeli zamanlarda Peştelilerin sığınağı olan
Buda, zamanla mâmur hâle geldi. Krallar sık sık Buda’ya gelmeye başladı. Yavaş
yavaş Macaristan’ın siyâsî merkezi hâline gelen şehirde, Alman İmparatorluğu’na
seçilen Macar kralı tarafından büyük bir saray inşâ edildi ve şehir payitaht
oldu. Daha sonraki senelerde payitaht, bir takım entrikalara sahne oldu.
Budin, Kânûnî Sultan Süleymân Han
tarafından, Macar kralı ikinci Louis’in, Mohaç meydan muhârebesinde
yenilmesinden sonra ele geçirildi (Bkz. Mohaç Zaferi). Bir süre Mohaç meydanında
dinlenen ordu, Eylül’ün ortasında Budin önlerine geldiğinde, şehrin hıristiyan
ahâlisi kaçmıştı. Şehirde sadece yahûdîler kaldığından, bunların reîsi
Salamonoğlu Yasef, kale anahtarını Sultan Süleymân’a teslim etti. Böylece şehir,
mukavemet göstermeden teslim oldu. Macar payitahtı ile beraber çok mikdârda
ganimet ele geçirildi. Bunlar arasında; Fâtih’in 1456’da Belgrad önlerinde
bıraktığı iki top, Macar kralı birinci Matyas Korvin’in (Corvinus) kitaplığı,
kıymetli pekçok eşya, tunçdan iki büyük şamdan vardı. İstanbul’a getirilen
şamdanlar Ayasofya mihrabının iki tarafına konuldu.
Sultan on dört gün kaldıktan sonra,
23 Eylül’de Budin’den ayrıldı. Kânûnî, Erdel asillerinden John Zapolya’yı Macar
tahtına geçirdi ve kaleye bir mikdâr yeniçeri bıraktı! Halkın bir kısmı bu
durumdan memnun olmuş, bir kısmı da ölen kralın kızkardeşinin kocası ve Habsburg
imparatoru beşinci Charles (1500-1558)’in kardeşi Ferdinand’ı kral tanımıştı.
Arşidük Ferdinand, eski geleneklere göre krallığın kendi hakkı olduğunu ileri
sürerek 20 Ağustos 1527’de Budin’i kuşatarak ele geçirdi. Şehrin Habsburglulara
bağlanmasını devletin emniyeti için tehlikeli gören Kânûnî Sultan Süleymân,
ordusu ile sefere çıktı ve 3 Eylül 1529’da şehri kuşattı. Dört gün sonra, bir
öğle vaktinde kale fethedildi. Kânûnî, Jan Zapolya’yı tekrar Macar tahtına
geçirdi ve Osmanlı hazînesine alınmış olan Macar tacı, kralın ricası üzerine,
kendisine gönderildi. Kalenin muhafazası için İlbasan sancak beyi Hüsrev Bey
maiyetine, bir mikdâr kuvvet tahsîs edildi.
Kuvvet yoluyla bir şey elde
edemiyeceğini anlayan Ferdinand, İstanbul’a elçi göndererek, Macar krallığını
istedi ve bâzı şartlar öne sürdü. İsteği reddedilince Zapolya’nın Budin
muhafazası için görevli bulunan yeniçerileri de Zigetvar üzerine göndermesini
fırsat bilerek, 1531 senesinde kaleyi kuşattı. Yaptığı taarruzları
başarısızlıkla sonuçlanan ve Semendire sancak beyi Mehmed Bey ile Bosna
sancakbeyi Gâzi Hüsrev Bey’in üzerine geldiğini öğrenen Ferdinand geri çekildi.
Muhasara elli yedi gün sürdü. Bu durumu öğrenen Kânûnî 1532 Nisan’ında üçüncü
defa Macaristan seferine çıktı. Ancak Budin muhasarası kaldırılmıştı. Bunu
öğrenen pâdişâh, kuzeybatıya doğru ilerliyerek Almanya üzerine yürüdü. Bundan
sonra 1541 senesine kadar Osmanlı ordusu Macaristan’a sefer düzenlemedi.
Zapolya 1540 senesinde öldüğü zaman
(Sigismund) isimli on beş günlük bir çocuk bırakmıştı. Zapolya’nın ölümü
üzerine, Osmanlı pâdişâhı yeniden harekete geçecek olan Ferdinand’a karşı
Macaristan’ı muhafaza etmeye karar verdi. Macaristan’da bir kaç kale ile
Peşte’yi ele geçiren Ferdinand’ın, Budin’e yaptığı taarruz neticesiz kaldı. 1541
senesinde Raggendorfun kumanda ettiği Ferdinand’ın ordusunun Budin’i tekrar
kuşatması üzerine Zapolya tarafdarları, Habsburgluları Macaristan için gerçek
bir tehlike sayarak şehri müdâfaa ettiler. Bu sırada üçüncü vezir Mehmed Paşa
komutasındaki bir ordu, Budin’in yardımına gönderildi. Kânûnî Sultan Süleymân
ise arkadan büyük bir ordu ile geliyordu. Mehmed Paşa komutasındaki öncü
birlikler, Sultan, Budin önlerine gelmeden Ferdinand’ın ordusunu ağır bir
hezîmete uğrattı. Sultan, Budin önünde otağını kurdurduğu zaman, Budin
kurtulmuştu. Kânûnî, kraliçeyi ve Macar asillerini huzuruna kabul ederek,
Macaristan’ı Osmanlı ülkesine kattığını, Sigismund’a ise, Erdel’in verildiğini
bildirdi.
Himaye altında muhafazasına imkân
görmediği ve bu yüzden eyâlet hâline getirdiği Budin’e ilk beylerbeyi olarak,
aslen Macar olan vezir Süleymân Paşa’yı, kâdılığına da Hayreddîn Efendi’yi tâyin
etti. Her sınıftan yeterli mikdârda muhafız asker bıraktı. Burada bütün
eyâletlerde olduğu gibi yerli halkın hakları korunmuş, mal, can ve ırz emniyeti
sağlanmıştı. Düzenlenen Budin kanunnâmesinin büyük âlim Ebüssü’ûd Efendi’nin
imzasını taşıyan önsözünde; ahâli yerli yerinde oturup, nefsi ve evlâdına hiç
bir ferdin asla taarruz edemiyeceği açıklanmaktadır. Kanunnâmenin diğer
bölümlerinde menkûl ve gayr-i menkûl mallar ile toprağın tâbi olacağı hukuk
kaideleri yeralmaktadır. Bu arada Macarların büyük hâkimliğine de, Verböczy
isimli bir Macar tâyin edildi.
Osmanlı Devleti’nin, Macaristan’ı
ele geçirmesine mâni olamayan Ferdinand, hıristiyanlığın kalesi kabul edilen
Budin’i ele geçirmek için Avrupa devletlerinin yardımını istedi ve Fransa hâriç
bütün Avrupa hükümdarlarından yardım aldı. Topladığı çok kuvvetli ordu ve
donanma ile Tuna yoluyla Budin üzerine yürüdü. Durumu öğrenen Pâdişâh, bu sırada
ölen Süleymân Paşa’nın yerine Bâli Paşa’yı tâyin etti ve Rumeli beylerbeyi Ahmed
Paşa’ya Sofya’da hazırlanmasını bildirirken, Rumeli’de sancakbeyi olarak görev
yapan Ulama Paşa, Arslan Bey ve Mehmed Bey’i Budin’e yardıma gönderdi.
Ferdinand’ın ordusu, sıksık karşılarına çıkan Kânûnî Sultan Süleymân’dan
çekindikleri için, ağır ağır ve ihtiyatla ilerliyerek Peşte önlerine vardı. Kale
müdafileri düşmanla derhâl savaşmaya başladılarsa da, düşman sayısının çok fazla
oluşu sebebiyle kaleye geri çekildiler. Kuvvetli bir bombardımandan sonra kalede
büyük gedikler açılmasına rağmen, Osmanlı askerleri gediklerin iç taraflarına
kazdıkları hendekler ve metrislerle kuvvetli bir savunma hattı meydana
getirdiler. Bu yüzden gediklerden içeri saldıran düşman askerleri büyük bir
hezîmete uğratıldı. Son derece yıpranan ve maneviyâtı bozulan Ferdinand’ın
ordusu geri çekilme karârı aldı. Çekilme esnasında Osmanlı akıncılarının
giriştiği hücumlar ile tamamen perişan olan düşman kuvvetlerinden çok az kısmı
geri dönebildi.
Kuşatmanın kaldırılmasından sonra,
Kânûnî Sultan Süleymân 1543 senesinde sefere çıktı. Macaristan’ın en önemli
kalesi olan Estergon, İstolni Belgrad fethedilerek Budin eyâletine bağlandı.
1556 senesine kadar beylerbeyi olanlar Macaristan’ın bir çok kalelerini ele
geçirdiler. Aynı sene Kânûnî’nin son seferi olan Zigetvar’ın fethi ile Budin
yeni bir sancak kazandı. On altıncı asırda bir gazâ diyârı hâline gelen Budin,
1592 senesinde başlayan Osmanlı-Avusturya harbi sırasında tekrar harb meydanı
hâline geldi. Bu savaş sırasında eyâlete bağlı Filek, Segedin ve Novograd düşman
eline geçti. Estergon’un da düşman eline geçmesi üzerine Budin kalesi serhad
hâline geldi. Sultan üçüncü Mehmed’in Eğri kalesini fethi ve Haçova zaferi ile
Osmanlı Devleti lehine dönen harbin seyri, daha sonra düşman ilerlemesi ile
tekrar aksine bir gelişme göstererek, Avusturya kuvvetleri Budin önlerine geldi.
Kırk gün süren bu muhasarada fazla bir başarı elde edemeyen düşman, kale
varoşlarını baştan başa yakıp yıktıktan sonra geri çekildi.
1602 senesinde sadrâzam Yemişçi
Hasan Paşa İstolni Belgrad’ı geri aldığı sırada, Avusturyalılar tekrar Budin’e
taarruz ettiler. Peşte’yi alıp
Budin’i
kuşattıkları sırada, Erdel’den gelen Yemişçi Hasan Paşa da Peşte’yi muhasara
etmeye başladı. Düşman Budin’i topa tutarken, Türkler de Peşte’yi topa
tutuyorlardı. Yemişçi Hasan Paşa bütün gayretlerine rağmen Peşte’yi geri
alamadı. Budin’e yeterli miktarda kuvvet ve mühimmat bırakan sadrâzam, Belgrad’a
döndü. Budin müdâfaası sırasında Türkler, içine demir parçaları ile barut
doldurulup düşman safları arasına yuvarlanan bir varil kullandılar. Budin
beylerbeylerinden Dev Süleymân Paşa tarafından yapılan bu kara torpili, düşmana
bir hayli zâyiât verdirdi. Lala Mehmed Paşa’nın ova kapısından yaptığı huruç
hareketinden sonra, düşman çekilmeye mecbur kaldı. Peşte 1604 senesine kadar
düşman elinde kaldı ise de, devam eden muhasara sonunda Avusturyalılar kaleyi
boşaltmak zorunda kaldılar. 1606 senesinde Osmanlı Devleti ile Avusturya
imparatoru arasında imzalanan Zitvatoruk andlaşması ile Budin bir süre düşman
saldırılarından uzak kaldı. Fakat her İki taraf, çeşitli akınlar düzenlemekten
vazgeçmemişlerdir. 1626 senesinde Novograd’ı kuşatan Murtazâ Paşa, ertesi sene
Segedin ve Peşte yakınlarına kadar gelen Alman, Macar ve Hırvat kuvvetlerini
büyük birhezîmete uğrattı. Bu zaferin akabinde 13 Eylül 1627’de Szüng muahedesi
imzalandı.
Fâzıl Ahmed Paşa’nın Uyvar seferi
ile Budin eyâleti tekrar harb meydanı hâline geldi (1664). Daha sonra sadrâzam
Kara Mustafa Paşa’nın ikinci defa Viyana üzerine sefer düzenlemesi ile başlayan
yeni bir harb dönemi ise, Budin eyâletini baştan başa harabeye çevirdi ve
Macaristan’ın Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasına sebeb oldu. Viyana önlerinde
yenilen Kara Mustafa Paşa, Budin’e geri çekildi. Bu neticede Budin beylerbeyi
Kara Mehmed Paşa da yenilince, Estergon kalesi Avusturyalıların eline geçti.
Kara Mustafa Paşa’nın idamından sonra ordu kumandanı olan Tekirdağlı Mustafa
Paşa, düşman kuvvetleri önünde başarılı olamadı. Vaç kalesi düştü ve düşman
kuvvetleri Peşte üzerine yürüdüler. Bunun üzerine harâb hâlde olan Peşte’yi
boşaltan Osmanlı kuvvetleri, Budin kalesine çekildi. Avusturyalılar Peşte’yi ele
geçirdi ise de, Budin’den açılan ateş neticesinde kaleyi boşaltmak
mecburiyetinde kaldılar. Düşman kuvvetleri komutanı Lorraineli Karl, Budin’i
daha elverişli yerden kuşatmak için kuzeye, eski Budin civarına çekildi. Bu
sırada, Budin esaslı bir şekilde tahkim edildi ve muhafız sayısı arttırıldı.
Sultan dördüncü Mehmed, Budin’e çok ehemmiyet verdi. Budin’e yardıma gelen
kuvvetler, kaleyi muhasara eden düşman kuvvetlerini ağır mağlûbiyetlere
uğrattılar. Hattâ kalede bulunan kuvvetler sekiz defa çıkış yaparak düşman
kuvvetlerini zor durumda bıraktılar. Bu hâl, Avusturya ordusunun Budin
önlerinden çekilip gitmesine sebeb oldu. Bunun üzerine Budin beylerbeyi Melek
İbrâhim Paşa, Macaristan serdarlığına, Abdi Paşa da Budin beyler beyliğine tâyin
edildi (1685).
Osmanlı-Avusturya harbi devam
ederken, 1686 senesinde Budin, Şarl de Loren komutasındaki yüz bin kişilik
Avusturya ordusu tarafından 18 Haziran günü kuşatılmaya baştandı. Geri
püskürtülen ilk hücumlarda düşman kuvvetleri ağır zâyiât verdiler. Daha sonraki
hücumlarda Budin tersanesine isabet eden düşman güllesi 36.000 kantar barutla
beraber dört bin askerin şehîd olmasına sebeb oldu. Bu felâkete rağmen Abdi Paşa
müdâfaaya devam etti. Sadrâzam Süleymân Paşa, kaleye yardıma geldi. Ancak
Budin’in civar tepelerini tutan Avusturya birliklerini yaramadı. Türk
cephaneliğinin havaya uçması, Budin’deki evleri harabeye çevirmiş ve Tuna
nehrinin yatağını değiştirmişti. Bu durum karşısında, düşman kumandanı Abdi
Paşa’ya Budin’i vire ile bırakmasını teklif etti. Vire teklifi kabul
edilmeyince, 27 Temmuz 1686 günü Avusturyalılar tekrar hücuma geçtiler.
Yaptıkları iki büyük hücum, Türkler tarafından ağır kayıplar verdirilerek boşa
çıkarıldı. Avusturyalılar tekrar Abdi Paşa’ya teslim olması teklifinde
bulununca; “Kalenin teslimi mümkün değildir. Üçüncü hücum da, Peygamber
efendimizin manevî desteği ile def edilecek” cevâbını verdi. Düşman kumandanı
iki yeni teslim teklifi daha gönderdi. Paşa bunu da; “Budin, Osmanlı Devleti’nin
kalesi ve anahtarıdır” diye cevaplandırdı. Ayrıca İstanbul’dan Budin’e ulaşan
fetvada; “Devletin anahtarı Budin’in muhafazası, hayâttan daha aziz bir din
vazifesidir” buyrulmakta idi.
2 Eylül 1686 sabahı, erken saatlerde
düşman ordusu umûmî taarruza geçti. Abdi Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri
bütün güçleri ile kaleyi müdâfaa ediyorlardı. Nihayet düşman kuvvetleri Beç
(Viyana) kapısında açılan büyük gedikten girmeye başladı. Kaleyi müdâfaa eden
mücâhidler ve Abdi Paşa son damla kanlarına kadar savaştılar ve şehîd oldular.
Gâzilerden teslim olan çıkmadı. Şehirdeki sivil Türk halkı da düşman kuvvetleri
tarafından öldürüldü. Şehir bütün gece yağmalandı. Câmiler ve Osmanlı eserleri
ateşe verildi. Yağmalama sırasında kumandanlardan Bolognalı meşhur Marsipli
kontu, câmileri, kütüphâneleri, sarayları dolaşıp topladığı kadar el yazması
kitapları tahripten koruyup, bunlar ile, zengin Bologna müzesini ve
kütüphânesini kurdu. Büyük bir kısmını da Viyana’da imparatorluk sarayına hediye
etti. Kanunî Sultan Süleymân Budin’i fethedip girerken, birtek hıristiyanın
burnu kanamamıştı. 160 sene Türk şehri olan Budin’in akıbeti çok kötü oldu.
Şehrin düşme haberi, İstanbul’da çok büyük üzüntüye yol açtı. Bu sebeble; “Aldı
Nemçe bizim nazlı Budin’i” nakaratıyla nesilden nesile intikâl eden Budin
türküsü ile bu şanlı müdâfaayı hiç bir zaman unutturamayacak milî hissiyâtı
ifâde eden şiirler yazıldı.
Budin eyâleti, imparatorluk
protokolünde Mısır eyâletinden sonra ikinci sırada yer alırdı. Buraya dâima
vezir payesinde beylerbeyi gönderilirdi. Beylerbeyinin Alman imparatoruna elçi
gönderip, onun elçisini kabul etmek derecesinde salâhiyeti vardı. Eyâletin
başlangıçta sınırları çok geniş iken, sonraları Tameşvar, Kanije, Eğri, Yanova,
Yanık gibi eyâletler ayrılınca sınırları daraldı; fakat önemi azalmadı, Budin
kalesi garnizonundaki asker sayısı sekiz bin civarında idi. Eyâlete her sene
İstanbul’dan kapıkulu askeri gönderilip, değiştirilirdi.
Budin beylerbeyinin maiyetinde bir
hazîne defterdârı ve kethüdası, timâr defterdârı, defter emîni ve kethüdası,
ma’lûl kâtibi, çavuşlar emîni, nizâmnâmeci, kıla tezkerecisi, şehir ve gümrük
eminleri gibi büyük me’murlar görev yapardı. Beylerbeyilere yıllık sekiz yüz
seksen bin akçelik geliri olan has verilirdi. Beylerbeyi 176 cebelü ve dört bin
asker beslemekle görevli idi.
Tuna’nın Vidin’deki yukarı kısmında
bulunan gemiler, Budin kapdanına bağlı idi. On firkate ile bin kadar bahriye
askeri, kurulmuş olan hafif bir filo nehirde güvenliği sağlamak, Tuna
köprülerini kurmak ve korumakla vazifeliydi.
Osmanlı Devleti, Budin’e târihî
damgalarını ve medeniyetin izlerini silinmez bir hâtıra olarak vurmuştur. Yukarı
Budin’de kiliseden çevrilme üç câmi ile sonradan devlet büyüklerinin
yaptırdıkları on sekiz câmi, yedi medrese, sebiller, sarnıçlar, kuleler, hanlar,
hamamlar, çeşmeler, bedestenler ve mükemmel çarşılar vardı. Şehrin aşağı
kısmında ise yirmi dört câmi ile sıbyan mektepleri yer alıyordu. Budin’in
karşısında bulunan Peşte şehrinin Tuna tarafı hâriç olmak üzere, surlarla
çevrilmiştir. Peşte’de beş câmi, yedi mescid, iki tekke ve bir çok sıbyan
mektebi vardı. Peşte tombazlar üzerine kurulan ve zincirlerle bağlanan, baharda
kurulup, kışın kaldırılan bir köprü ile Budin’e bağlanmıştı. Budin’deki Osmanlı
yapılarının bir kısmı zamanımıza kadar gelmiştir.
NAZLI BUDİN!
Ötme bülbül ötme
yaz bahar oldu,
Gül alıp satmanın zamanı geldi,
Bülbülün figânı bağrımı
deldi,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i
Budin’in içinde
uzun çarşısı,
Orta yerinde Sultân Mehmed Câmisi,
Kâbe suretine benzer
yapısı,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i
Çeşmelerde abdest
alınmaz oldu,
Camilerde namaz kılınmaz oldu,
Mâmur olan yerler bilinmez
oldu,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.
Cephane tutuştu
aklımız şaştı,
Selâtin câmiler yandı tutuştu,
Sabî sıbyân hepsi ateşe
düştü,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.
Serhadler içinde
Budin’dir başı,
Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,
Abdurrahmân Paşa,
şehîdler başı,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Târih-i Peçevî cild-1, sh. 142 cild-2, sh.
158
2) Târih-i Naimâ; cild-1, sh.
292
3) Osmanlı Devleti Târihi (Hammer) cild-5, sh.
1476
4) Târih ve Edebiyat Dergisi (Ali
Emiri)
5) Türk Devrinde Budin’de Latinler (L.Fekete,
VI. Türk Târih Kongresi) sh. 274
6) Mohaçnâme (Kemalpaşazâde;
Paris-1859)
7) Münseât-üs-selâtin; cild-1, sh.
554
8) Târihi Lütfi (İstanbul-1341) sh.
389
9) Seyahatname; cild-6, sh.
252
10) Fezleke (Kâtib
Çelebi; İstanbul-1280) cild-1, sh. 292
11) Târih-i Râşid;
cild-1, sh. 421
12) Târih (Fındıklı
Silâhdâr, İstanbul-1928); cild-2, sh. 96
13) Osmanlı Târihi;
(Uzunçarşılı) cild-2, sh. 323
14) Büyük Türkiye
Târihi; cild-13, sh. 5
Yorumlar
Yorum Gönder