BÎRÛN
BÎRÛN
Osmanlı idâri teşkilâtında
kullanılan bir tâbir. Aslen Farsça olan kelimenin lügat mânâsı; dış, hâriç
demektir. Osmanlı Devleti’nin gelişmesi üzerine, sarayın ve devletin me’murları
çoğaldı. Bu münâsebetle saraydaki me’mur ve hizmetlilere enderûn, devleti idare
eden me’murlara da bîrûn denildi. Bîrûn ricalinin başında sadrâzam bulunurdu.
Bîrûn ricalinin tâyinleri, terfileri ve nakilleri için belirli kânunlar vardı.
Sadrâzamın ve bîrûn ricalinin vazife gördüğü binaya Bâb-ı âlî denirdi.
Tanzîmâtın îlânından sonra bu ünvânın kullanılmasına son verildi.
Sarayda Bâb-ı hümâyûn ile Bâbüsseâde
arası bîrûn diye anılırdı. Burada, saray bîrûn teşkilâtından olan ilmiye sınıfı
ile ağayân-ı bîrûn yâni dış ağalar oturup işlerini görürler ve akşamları
evlerine giderlerdi. Bunlar enderûn ağalan gibi sarayda yatıp kalkmaya mecbur
değildiler. Saray bîrûn halkı altı kısma ayrılırdı:
1-
Ulemâ sınıfından olanlar: Bu sınıfta; pâdişâh hocası,
hekimbaşı, cerrahbaşı, kehhâlbaşı, müneccimbaşı, hünkâr imâmı yer alırdı.
Pâdişâh
hocası: Osmanlı
pâdişâhlarının, şehzâdelikleri zamanında kendilerinden ders gördükleri
hocalardır. Şehzâde, pâdişâh olunca hocasını hünkâr hocalığına tâyin eder ve
yüksek ilmiyye rütbesi verirdi. Pâdişâh hocalarının muayyen maaşları ve hükümet
tarafından verilen istihkakları vardı. On sekizinci asrın ikinci yarısından
sonra, hünkâr hocalığına mülkiye sınıfından ve hadım ağalarından fazl ve kemâl
sahibi olanlar tâyin edilmeye başlandı. Pâdişâh hocalarıyla müderrislerin
derslerinden me’zûn olanlara, yevmiyesi yirmi akçe olan müderrislikler
verilirdi.
Hekimbaşı: Etibbâ-i hassa ismi verilmiş olan
saray doktorları ile cerrah ve kehhâlbaşının âmiri idi. Devletin her yerinde
bütün tabib, cerrah ve göz hekimlerinin nezâreti buna aitti. Hastahânelerin
tabîb ve cerrahlarının tâyin ve azilleri bunun işareti ve takrîri üzerine
yapılırdı. Hekimbaşılar zaman zaman İstanbul’daki müslim ve gayr-i müslim tabib
ve cerrahları teftiş ve imtihana tâbi tutar, ehliyetnamesi olmayanları
çalışmaktan men ederdi. Hekimbaşıların, sarayda hekimbaşı dâiresi olan ve baş
lala kulesi denilen yerde, dâireleri ve bir de eczaneleri olup, ilâçları burada
tertib ederlerdi. Osmanlı pâdişâhı vefât edip yerine diğeri geçince,
hekimbaşının azledilmesi kânundu. Fakat pâdişâh vefât etmeyip hal’ edilecek
olursa, hekimbaşı değişmezdi. On dokuzuncu asrın başlarına kadar hekimbaşılar
ulemâ sınıfından tıbla meşgul olmuş ve bu sahada yetişmiş tabibler arasından
tâyin olunurken, 1836 senesinden itibaren bu sınıfın hâricinden ve mülkiye
sınıfından ilk defa bir hekimbaşı tâyin edilmiştir.
Cerrahbaşı: Şehzâdelerin sünnetlerini yapan
tabiblerin âmiri olup, hekimbaşına bağlı idi. Ayrıca saraya alınacak hadım
ağaları ile devşirme zamanı saraya alınacak erkek çocukların muayenelerini ve
sünnetlerini cerrahbaşı yapardı. Cerrahbaşına bağlı cerrahlardan her gün iki
kişi nöbetle dâr-üs-seâde ağasına mahsus odanın yanında kendilerine ayrılan
odada otururlar ve bir hizmet çıkarsa yaparlardı.
Kehhâlbaşı: Sarayda bulunan göz hekimlerinin
âmiridir. Hekimbaşına bağlı olup göz hastalıklarına bakarlar ve daha ziyâde göze
faydası olduğu için sürme tertip ederlerdi.
Müneccimbaşı: Takvim tertibi ile görevli
astronomların başı idi ve emrinde beş kişi çalışırdı.
Hünkâr
imâmları:
Pâdişâhların namaz kılarken uydukları zât idi. Sayıları zamanla üçe kadar
çıkmıştı, imâmlar sarayda nöbetle pâdişâhlara namaz kıldırdıkları gibi, bayram
ve Cuma namazlarını da pâdişâha vekâleten hünkârın gittiği câmide kıldırırlardı.
2-
Ümerâ sınıfı: Bu
sınıfda; şehremini, matbah-ı âmire emîni, darphâne emîni, arpa emîni yer alırdı.
Şehremini: Osmanlı Devleti’nde tanzîmâta kadar
saray ve hükümete âid tâmirat ve bina işleriyle meşgul olan Galatasaray ve
İbrâhim Paşa sarayının yiyecek ve giyeceklerini, eski ve yeni sarayların,
harem-i hümâyûnun maaş ve masraflarına bakıp maaşlarını veren ve daha başka
görevleri olan bir vazifeli idi. Şehreminleri dîvân-ı hümâyûn hocalarından olup,
belirli maaşları vardı. Başlarına kafesî destarlı kavuk giyerlerdi. Şehremini
dâiresi; sarayın birinci avlusunda yâni Bâb-ı hümâyûn ile ortakapı arasındaki
sahanın solunda bulunurdu.
Matbah-ı
âmire emîni:
Saray mutfağının levazım müdürüdür. Mutfakta sarf edilen bütün zahîre ve malzeme
tedâriki matbah emînine aitti. Bu zât hâcegân rütbesinde idi.
Darphâne
emîni: Darphâne
müdürüdür. Defterdârlar tarafından tâyin edilip Osmanlı Devleti’nde bütün mâden
işlemlerini bu zât yapardı ve hacegân rütbesinde idi.
Arpa
emîni: Saray
ahırlarına mahsus ot, arpa ve hayvan levâzımâtını te’min etmekle vazifeli
me’murdur. Hâcegân-ı dîvân-ı hümâyûndan idi. Emîn-i Cev diye de anılırdı.
Maiyetinde iki yüz kadar arpacı bulunurdu. Sulh zamanlarında sarayda oturur,
seferlerde, cephedeki hayvanların yiyeceğini te’min ederdi.
3-
Özengi veya rikâb ağaları: Pâdişâhın atının yanında yürüyen
ağalardır. Bu sınıfta emîr-i alem, kapıcıbaşı, kapıcılar kethüdası, çavuşbaşı,
şikâr ağaları, imrahor, yeniçeri ağası, cebecibaşı, topcubaşı, çeşnigîrbaşı,
arabacıbaşı, altı bölük kapukulu süvârî ağaları yer alırdı. Sayıları yirmi dörde
kadar çıkan bu ağalara, bîrûn ağaları da denirdi.
Emîr-i
alem: Buna,
baştaki E harfinin kaldırılmasıyla Mîr-i alem de denirdi. Tabl-u alem mehterleri
denilen ve saltanat sancaklarıyla mehterhâne takımını ihtiva eden bölükler bunun
nezâretinde idi. Pâdişâhlar sefere gittikleri zaman, yedi alemden meydana gelen
saltanat sancakları bunun nezâreti altında giderdi. Emîr-i alem, sancakların
önünde yürür ve ak alem denilen beyaz sancağı taşırdı. Pâdişâhlar sefer-i
hümâyûna çıkmadıkları zaman mîr-i alem seferde sancak taşımazdı. Vazîfeye tâyin
dolayısı ile beylerbeyi ve sancak beyi olanlara pâdişâh tarafından verilen
sancak ve tuğlar mîr-i alem vasıtasıyla verilirdi.
Kapıcılar
kethüdası:
Kethüdâ-ı bevvâbîn de denilen kapıcılar kethüdası, Bâb-ı hümâyûn ve orta kapıyı
bekleyen bütün kapıcıların âmiri idi. Dîvân-ı hümâyûnda bulunur ve pâdişâhla
sadrâzam arasında sözlü ve yazılı görüşmelerde vâsıta olurdu. Dîvânda oturmazdı.
Dîvânda hizmeti sırasında çavuşbaşı gibi, elinde gümüşlü âsâ bulunurdu.
Çavuşbaşı: Dîvân-ı hümâyûnda elinde gümüş
âsâsıyla ayakta durarak hizmet eden ve kapıcılar kethüdası ile beraber merasim
esnasında teşrifatçılık yapan devlet erkânındandır. Dîvân-ı hümâyûn günü, hazîne
ve defterhânenin sadrâzamdaki mühr-i hümâyûn ile mühürlenmesi ve mührünün
açılması, çavuşbaşı tarafından yapılırdı. Dîvânın tatil zamanı gelince, elindeki
gümüş zincirli âsâyı yere vurarak müzâkerenin sona erdiğini bildirirdi. Halkın
istek ve arzûlarını dîvâna takdime refakat ederdi. Sefirlerin paşakapısına ve
saraya gelişlerinde protokol şefi vazifesini görürdü.
Şikâr
ağaları: Pâdişâh
ile birlikte ava çıkan görevlilerin âmirleri idi. Bunlar rütbe sırası ile;
çakırcıbaşı, şâhincibaşı ve atmacacıbaşı idiler.
Çaşnigîrbaşı:
Pâdişâhın yemek
sofrasını hazırlayan ve servis yapan çaşnigîrlerin âmiri idi. Çaşnigîrler,
pâdişâhın şahsına mahsus pişen yemeklere nezâret edip, matbah kapısında
otururlar, hükümdara pişecek pilâv ve çorbanın pirincini ayıklarlardı. Bir kısmı
da yemek dağıtımında vazîfe alırdı. Alay günlerinde pâdişâh ata binerken
koltuğuna girip pâdişâhı ata bindirirdi. Kapıcıbaşı: Saray kapıcılarının
âmirleri olup, emektar kapıcılarla vezir oğullarına bu vazîfe verilirdi.
Sayıları iki iken sonraları dörde çıkmıştır. Başkapıcı hepsinin emîri idi.
İmrahor: Saray has ahırının en büyük âmiri
idi (Bkz. İstabl-ı âmire).
Yeniçeriağası: Yeniçeri ocağının en büyük âmiri
idi (Bkz. Yeniçeri Ocağı).
Cebecibaşı: Cebeci ocağının en büyük âmiri idi
(Bkz. Kapıkulu Ocakları).
Topcubaşı: Topçu ocağının âmiri idi. Sertopî
de denilirdi (Bkz. Kapıkulu Ocakları).
Arabacıbaşı: Top arabacıları ocağının en büyük
ağası idi. Serarabâî de denirdi (Bkz. Kapıkulu Ocakları).
Altı
bölük kapıkulu süvârî ağaları: Sipâhî, silâhdâr, sağ ulûfeciler
(ulûfeciyân-ı yemîn), sol ulûfeciler (ulûfeciyân-ı yesâr), sağ garîbler ve sol
garîbler adı ile anılan altı kapıkulu süvârî bölüğünün en büyük âmirleri idiler
(Bkz. Kapıkulu Ocakları).
4- Müteferrikalar: Sarayın hizmetini gören hademelere denirdi. Pâdişâh müteferrikaları en îtibârlı ve şerefli hizmeti gördüklerinden buraya, seçme, asîl ve pek emîn kimseler alınırdı. Bunlara Vâcib-ür-riâye ağaları denirdi. Pâdişâh, dışarı çıktığı ve Cuma namazına gittiği zaman, müteferrikalar önünde giderlerdi. Pâdişâhla beraber sefere de çıkarlardı. Pâdişâhla beraber seferde bulundukları zaman, enderûn hazînesinin muhafazası müteferrikalara aitti.
5-
Müteferrik hizmetleri: Bu sınıfa ise; peykler, solaklar,
satırlar, mehterler, sakalar, çamaşırcı, aşçı, etmek veya ekmekçi, terzi,
hakkak, kuyumcu, demirci, silâhçı ve başkaları dâhildi. Peykler; yaya postacı
sınıfı olup, çok hızlı koşmakla tanınmışlardı. Pâdişâhların irâdelerini,
vâlilere ve komutanlara tebliğ etmekle vazifeli idiler. Satırlar, vazife
itibariyle peyklere benzerlerdi. Merasim ve alaylarda pâdişâhın rikâbında ve
solakların önlerinde yürürlerdi. Çadır mehterleri, pâdişâh çadırlarının
muhafazası ve kurulması ile görevli idiler. Çadır mehterlerinin âmirine Hayme
mehter başısı denirdi.
Bîrûn
hazînesi:
Osmanlı Devleti’nde bulunan başlıca iki hazîneden biri idi. Tanzîmâtdan sonra
Mâliye hazînesi denildi. Diğeri, Hazîne-i hassa da denilen enderûn hazînesi idi.
Mâliye hazinesi, Bâbüsselâm ile Bâb-ı hümâyûn arasında yer alırdı.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı; sh.
358
2) Osmanlı Târih Deyimleri; cild-1, sh.
236
3) Osmanlı Târih ve Teşkilâtı (Y. Halaçoğlu,
Ders notları); sh. 112
4) History of the Ottoman Empire and Modern
Turkey; cild-1, sh. 117
5) Büyük Türkiye Târihi; cild-8, sh.
319
6) Mufassal Osmanlı Târihi; cild-3, sh. 1417
Yorumlar
Yorum Gönder