BEŞİR AĞA
BEŞİR AĞA
(ö. 1159/1746)
Daha çok yaptırdığı hayır eserleriyle tanınan Dârüssaâde ağası.
Osmanlı darüsseâde ağası, İstanbul
vâlilerinden. 1652’de doğdu. 1746’da İstanbul’da vefât etti. Kabri, Eyyûb Sultan
türbesindedir. Yapraksız Ali Ağa’nın yanında sarayda yetişti. 1707 senesinde
saray hazinedarı oldu. Üçüncü Ahmed’in şehzâdeliği sırasında musahibi idi.
Sonraları darüsseâde ağası Süleymân Ağa ile beraber 1713’de Kıbrıs’a nefyedildi
(sürüldü). Kıbrıs’dan Mısır’a ve oradan da Hicaz’a gönderilerek şeyhül-haremeyn
vazifesi verildi. Bu vazifesi sırasında Mekke-i mükerremede bulunan ve evliyânın
büyüklerinden olan Ahmed-i Yekdest hazretlerinden feyz alıp tasavvufda yükseldi.
1717 senesinde İstanbul’a çağrılarak darüsseâde ağalığına tâyin edildi. Bundan
sonra sultan üçüncü Ahmed Han’ın pâdişâhlığının son ve sultan birinci Mahmûd
Han’ın pâdişâhlığının ilk devirlerinde olmak üzere ölümüne kadar tam otuz sene
darüsseâde ağalığı yaptı.
Bu vazifesi sırasında çok hizmet
eden Beşir Ağa, Bâb-ı âlî civarında câmi, medrese, tekke, çeşme ve kütüphâne;
Eyyûb’da bir medrese, kütüphâne ve çeşme yaptırmıştır. Fâtih, Beşiktaş,
Kocamustafapaşa, Fındıklı, Üsküdar ve Sarıyer’de çeşmeler, Medîne-i münevverede
de pek çok hayrat yaptırmıştır. Yaptırdığı Bâb-ı âlî yakınındaki câmi yanındaki
kütübhânede 1368, Eyyûb’deki kütübhânesinde ise 219 cild kitab vardır. Bu
kitaplar bugün adına ayrılan bir bölümde muhafaza edilmektedir. Ayrıca ilk
matbaanın kurulmasında mühim rolü vardır. İbrâhim Müteferrika, İstanbul’da ilk
matbaayı açtığı gibi, ilk kâğıt fabrikasının da Yalova’da açılmasına gayret
etti. Bu fabrika için en uygun yer Beşir Ağa’nın çiftliği idi. Çiftliğini bu iş
için seve seve vakfeden Beşir Ağa, fabrikanın kurulmasından çok kısa bir zaman
sonra 1746 yılında vefât etti.
Mehmed Emîn Tokâdî hazretleri şöyle
anlatmıştır:
“Muhammed Kumul Efendi vefâtından
önce, hastalığı sırasında bana; “Şu bir kaç cild kitabı, darüsseâde ağası Beşir
Ağa’ya götür. Bizim duâ ettiğimizi söyle. Bunlar Medîne-i münevvereye
gönderilecek. Bunların konulacağı yeri onlar bilirler. Gönderip bizi duâdan
unutmasınlar” şeklinde vasiyette bulundu. Bir kaç gün sonra vefât etti.
Vasiyetleri üzerine o kitapları alıp, vâlilerin toplantı günü olan Çarşamba günü
huzurlarına vardım. Kalkıp kucaklaşarak, yanlarına oturmamı söyledi. Hâl hatır
sorduktan sonra, İstanbul’da bulunup, ziyaretlerine fazla gidemediğim için
üzüldüğünü söyledi. Merhum Muhammed Kumul Efendi’nin selâmını söyleyip kitapları
arzettiğimde, büyük bir üzüntü ve ağlama ile kitapların yerine gönderilmesi için
emir verdi. Mecliste bulunanlara beni tanıtıp; “Âhiret kardeşimizdir” dedi. Vedâ
edip kalktığımda, hizmetçilerine şöyle emretti: “Bize gelenler dünyevî bir iş
için gelirler. Bu zâtı iyi tanıyın. Geldiği zaman misafir var diye bekletmeyin.
Zîrâ bunlar bizi Allah rızâsı için ziyarete gelirler. “Koynuma bir kese koydu.
Sonra içinde yüz altın olduğunu gördüm.”
Osmanlı târihinde dârüsseâde ağası
olan iki Beşir Ağa daha vardır. Bunlardan birisine Küçük Beşir Ağa denilmiştir.
Diğeri sultan üçüncü Mustafa Han zamanında dârüsseâde ağası olan Beşir
Ağa’dır.
-------------------------------------------------------------------
1) Âlimler ve San’atkârlar; sh. 289
2) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı)cild-4,
kısım-1, sh. 332
3) Mir’üt-tevârîh; 1147
olayları
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-17, sh. 67


Yorumlar
Yorum Gönder