BÂYEZÎD - II
(ö. 918/1512)
Osmanlı padişahı (1481-1512).Sultan II. Bayezid (Silsilenâme-i Osmâniyye, İÜ Ktp., TY, nr. 9366, vr. 14a)
Babası.................... : Fâtih Sultan
Mehmed Han
Annesi.................... : Sitti Mükrime
Hâtûn
Doğumu.................. : 3 Aralık
1447
Vefâtı...................... : 26 Mayıs
1512
Tahta
Geçişi............ : 21 Mayıs
1481
Saltanat
Müddeti..... : 31
sene
Sekizinci Osmanlı pâdişâhı. Fâtih
Sultan Mehmed Han’ın büyük oğlu olup, 3 Aralık 1447’de Sitti Mükrime Hâtun’dan
doğdu. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzâde Bâyezîd,
devrin en mümtaz âlimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya
beylerbeyi Hadım Ali Paşa nezâretinde Amasya vâlisi oldu.
Amasya, Selçuklular devrinden beri
önemli bir ilim ve kültür merkezi idi. Bir pâdişâh adayının yetişmesi için, bu
vilâyette bütün şartlar müsaitti. Bölgede öteden beri büyük âlimler yetiştiği
gibi, ihtiyâç duyulan sahalarda da hâriçten âlimler getirilirdi. Şehzâde
Bâyezîd; Amasya’da üst seviyede devlet görevlilerinden olan lalası Hadım Ali
Paşa, nişancısı Kemâleddîn Ahmed Çelebi, defterdârı Hacı Mahmûd Çelebizâde
Sa’deddîn Çelebi, dîvân kâtibi Sa’dî Çelebi nezâretinde ilmini arttırıp,
idarecilik bilgilerini geliştirdi. Seyyid Sadreddîn Muhammed Horasanî ve
Zeynüddîn Hâfî hazretlerinin halîfelerinden Abdürrahîm Merzifonî’nin
sohbetlerinde bulundu. Amasya müftîsi Zeynüddîn Halil Çelebi ve vefâtını
müteakip yerine geçen oğlu Muslihiddîn Mustafa Efendi, yeni nişancısı
Müeyyedzâde Ali Çelebi, Çandarlızâde Tâceddîn İbrâhim Çelebi, Muslihzâde Kâdı
Şemseddîn Mehmed Çelebi, Muhyiddîn Mehmed Çelebi ile kardeşi Selâhaddîn Mûsâ
Çelebi ve Hatîb Molla Kâsım’dan ilim öğrendi. Şeyh Hamdullah Agâh’dan hat
dersleri aldı. Seyyid Sadreddîn Muhammed’in oğlu ve halîfesi olan ve babam diye
bahsettiği Seyyid İbrâhim Çelebi’yi ikâmet yeri olan Amasya yakınlarındaki
Yenice köyünde ziyaret edip, ilminden istifâde etti. Çelebi Halîfe adıyla meşhur
Cemâl-i Halvetî’nin ve Ebüssü’ûd Efendi’nin babası Yavsı Şeyh nâmıyla meşhur
Muhyiddîn İskilîbî gibi büyük evliyâ zâtların duâlarına kavuştu. Bütün ilim
dallarında bilgi sahibi oldu. Türkçe’den başka, Arabça, Farsça ve Uygurca’yı
öğrendi. Maiyyetine verilen kumandan ve cengâverlerden silâh tâlimlerini, ata
binip ok atmasını öğrendi. İdarecilikte mahir hâle geldi. Daha şehzâdeliğinde
faydalı işler yapıp, hayırlara vesile oldu. Garîblerin, kimsesizlerin duâsını
aldı. Çelebi Halîfe, sultân olacağını Allahü teâlânın izniyle kırk gün önceden
haber verdi ve çok duâ etti.
II. Bayezid’i tahtında gösteren bir minyatür
(Tâcü’t-tevârîh, İÜ Ktp., TY, nr. 5970, vr. 366a)
Babası Fâtih Sultan Mehmed Han’ın 3
Mayıs 1481 târihinde sefere giderken Gebze’de vefâtı üzerine, İstanbul’a davet
edildi. Zamanın vezîriâzamı Karamânî Mehmed Paşa, şehzâde Cem’in saltanata
geçmesini istiyordu. Fakat devlet merkezindeki tercihe uyarak Amasya vâlisi
bulunan şehzâde Bâyezîd’e Keklik Mustafa Çavuş ile haber gönderdi. Bu arada
gizlice Cem Sultan’a da haber göndermişti. Bu haberci, Anadolu beylerbeyi ve
Bâyezîd’in damadı olan Sinân Paşa tarafından yakalandı ise de, Cem Sultan
babasının ölümünü, vukûundan dört gün sonra öğrenmiş bulunuyordu. Yeniçeriler
durumu öğrenince, ayaklanarak vezîriâzamı öldürdüler. İstanbul’da bulunan
Bâyezîd’in üçüncü oğlu Şehzâde Korkut’u saltanat naibi îlân ederek, bî’at
ettiler. Sultan Bâyezîd, Amasya’dan gelinceye kadar şehzâde Korkut saltanat
nâibliği yaptı.
II. Bayezid’in tuğrası (TSMK, nr. E. 11983)
Sultan Bâyezîd tahta geçer geçmez,
babasının cenaze merasimi ile ilgilendi. Vefâ Konevî’nin imâmlığında,
müezzinlerin, “Er kişi niyetine” nidaları arasında başlanan cenaze namazı,
gözyaşları arasında bitti. Kendi yaptırdığı Fâtih Câmii’nin kıble cihetine
defnedildi. Bu arada Konya vâlisi olan kardeşi şehzâde Cem, kendisine tarafdâr
olan vezîriâzamın öldürüldüğünü öğrenince, 28 Mayıs’ta Bursa’yı işgal ederek,
sultanlığını îlân etti. Yirmi üç gün Bursa’da saltanat süren Cem Sultan, kendi
adına hutbe okutarak, para bastırdı.
II. Bayezid devrinde basılan 886 (1481) tarihli altın sikke (İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Teşhir nr. 1468)
Bâzı zarurî işleri hâlleden sultan
Bâyezîd, kardeşi Cem mes’elesini neticelendirmek istedi. Cem Sultan tarafından
gelen memleketi paylaşma teklifini reddetti. 20 Haziran’da iki kardeş arasında,
Bursa Yenişehir’de yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, önce Konya’ya çekildi.
Daha sonra Kâhire’ye gitmek üzere yola çıktı. 26 Eylül’de Kâhire’ye vardı ve
burada Mısır sultânı Kayıtbay tarafından büyük bir merasimle karşılandı.
Kâhire’de aylarca kalan Cem Sultan, hac mevsiminde Hicaz’a giderek, hac
farizasını yerine getirmekle şereflendi. Cem Sultan hacdan döndüğü sırada,
Karamanoğlu Kasım Bey, sultan Bâyezîd’e başkaldırmıştı. Kasım Bey’in daveti ve
bâzı fitnecilerin kışkırtmaları neticesinde, Cem Sultan saltanat ümidi ile
Anadolu’ya geldi. Bu durum Osmanlı Devleti’nde yeni bir sürtüşmenin başlamasına
sebeb oldu. Sultan Kayıtbay, Şehzâde’ye 65.000 duka altın verdi. Cem Sultan,
Kâhire’ye geldiği sırada ağabeyi sultan Bâyezîd’den bir mektup aldı. Bu mektupta
Sultan, hükümdarlıktan vazgeçtiği takdirde kardeşine bir milyon akçe tahsisat
ödemeyi vâd etti. Cem Sultan bunu kabul etmedi. Konya’ya geldiği zaman, ikinci
Bâyezîd, yeniden samimî ve şefkatli bir dille rica yollu, yıllık tahsîsâtını
alıp, Kudüs’de oturmasını ve hükümdarlıktan vazgeçtiğine dâir yemin etmesini
istedi.
II. Bayezid’in kaftanı
(TSM, Padişah Elbiseleri, Envanter nr. 13/35)
Teklifleri kabul etmeyen Cem Sultan,
27 Mayıs 1482’de Konya önlerine geldi ve şehri muhasara altına aldı. Sultan
Bâyezîd kuvvetlerinin Konya’ya yaklaşmaları üzerine şehzâde Cem, Kasım Bey ile
kuşatmayı kaldırarak, Ankara önlerine geldi. Ankara’yı kuşattı ise de başarılı
olamıyacağını anlıyarak, Karamanoğlu Kasım Bey’in topraklarına döndü. Niyeti
tekrar Mısır’a dönmekti, sultan Bâyezîd kardeşinin Çukurova yoluyla Mısır’a
gideceğini tahmin ederek, Dulkadiroğlu Alâüddevle Bey’e onu tevkif etmesi için
emir verdi. Bu sırada şövalyelerin üstâd-ı âzamı Pierre d’Aubusson’un nâzik bir
dille Rodos’a daveti üzerine, Cem Sultan bir Rodos gemisi ile 29 Temmuz 1482’de
Rodos adasına ayak bastı. Karşılıklı imzalanan sened gereğince Cem Sultan
istediği zaman adadan ayrılacaktı. Fakat Rodos şövalyelerinin sahtekârlığı
neticesinde bırakılmadı. Cem Sultan’ın Rodos şövalyelerine sığınması, kendi,
şahsı ve Türkiye târihi için talihsiz bir dönem olmuştur.
II. Bayezid’in türbesi – Fatih/İstanbul
Nitekim Cem’in Avrupa’ya geçmesi,
hıristiyan devletlerce ve bilhassa Papalık makamınca Türkler hakkında beslenilen
kötü fikirlerin tatbik sahasına konulması için bir fırsat telakki olundu. Hattâ
Osmanlı Devleti’nin yıkılması için en müsait vaktin geldiği zannedildi. Bu
düşünce ve zanlar neticesinde Osmanlılar çeşitli zorluklarla karşı karşıya
getirildi. Bilhassa Cem’e sâhib olmak suretiyle Osmanlılara karşı açılacak haçlı
seferinin organize görevini üstlenmek isteyen Avrupalı devletler arasında da
büyük bir diplomasi faaliyeti görülmeye başlandı. İşlerin çok tehlikeli bir yola
girdiğini gören sultan Bâyezîd, 16 Ocak 1482’de Venediklilerle bir andlaşma
imzaladı. Bu andlaşmaya göre; Venediklilerin Osmanlılara ödemekte oldukları on
bin duka tutarındaki vergi kaldırılıyor, Venedik mallarından alınan yüzde beş
gümrük vergisi, yüzde dörde indiriliyor ve Fâtih Sultan Mehmed Han ile yapılan
barıştan itibaren esir düşmüş olan Venedikliler serbest bırakılıyordu.
Osmanlıların aleyhine gibi görünen bu andlaşma ile ikinci Bâyezîd Han,
hıristiyanlığın en kuvvetli devletlerinden birini safdışı bırakmış oluyordu.
Nitekim zahiren de olsa onların dostluğunu te’min eden Bâyezîd, Venediklilerin
17 yıl boyunca Osmanlılar aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı.
Bu arada Avrupa’da Osmanlılar aleyhine olarak gelişen olaylardan günü gününe
Venedik vasıtasıyla haberdâr olarak önceden tedbir almayı da ihmâl etmedi.
II. Bayezid divanının ilk iki sayfası
(Millet Ktp., Ali Emîrî, Manzum, nr. 274)
Bu arada Memlûklü ordularının
güneyde Osmanlı kuvvetlerini ciddi surette uğraştırmaya başlamış olmaları ve
Memlûklü sultânının da Cem’i ele geçirmek üzere bir takım teşebbüslere girişmesi
üzerine sultan Bâyezîd, Cem’in Fransa’dan başka bir devletin eline geçmesini
ülkesi için zararlı gördü. Bu sebeple Fransa’ya bir elçi göndermekte gecikmedi.
Bu elçi, Cem, Fransa’da muhafaza altında bulundurulduğu takdirde pâdişâhın
yapacağı fedâkârlıkları saydı. Aksi takdirde hıristiyanlara karşı mücâdeleye
girişeceği-tehdidinde bulundu. Bu suretle Bâyezîd, doğu ve batı devletleri
tarafından Osmanlılar aleyhine hazırlanmakta olan bir teşebbüste, devletlerin
Cem’den istifâdelerini usta bir siyâsetle önlemiş oluyordu.
Öte yanda Cem’i kullanmak suretiyle
Osmanlılara karşı bir haçlı seferi açılamayacağını anlayan papa İnnocent-Vlll,
ona hıristiyan olma teklifinde bulundu. Bu teklife karşı şehzâde; “Değil Osmanlı
saltanatı, hattâ bütün dünyânın pâdişâhlığını verseniz dînimi değiştirmem”
cevâbını vererek papanın emelini kursağında bıraktı (Bkz. Cem Sultan). Netice
olarak Cem Sultan’ın 25 Şubat 1495’de Napoli’de vefât etmesinden sonra,
komşularını ve düşmanlarını açıkça tehdîd edebilecek duruma gelen Bâyezîd, artık
Osmanlı Devleti’nin dış politikasına başka bir yön verdi.
Daha Cem Sultan hâdisesinin devam
ettiği sıralarda, fırsatı ganimet bilen bâzı sınır komşularının Osmanlı
topraklarına saldırmaları üzerine, sultan Bâyezîd 1483 baharında sefere çıkarak
Edirne-Filibe-Sofya yoluyla Sırbistan’a girdi. Morava kıyılarını dolaştı ve
Belgrad yakınlarına kadar yaklaştı. Bu bölgedeki bütün kaleleri tâmir ve tahkim
ettirdi. Yedi ay süren bu seferde herhangi bir muhârebe olmadı. Sultan’ın bu
seferi Macaristan’ı telaşlandırdı. Savaşı göze alamıyan kral Matthias 1483
sonlarında Osmanlılarla bir sulh imzaladı. Sultan Bâyezîd, böylece Balkanlarda
vaziyetini emniyet altına aldı. Ertesi sene bahar ayında tekrar sefere çıktı ve
Edirne’ye, oradan da Dobric’e geldi. Isakcı iskelesinden Tuna’yı geçtiği sırada
Eflak voyvodası yirmi bin kişilik mevcuduyla orduya katıldı. Osmanlı ordusu,
Tuna’nın sol sahilindeki, Boğdan’ın Karadeniz kapısı olan Kili kalesini kara ve
denizden kuşatarak, dokuz gün içinde feth etti. Sonra Dinyester nehrinin meydana
getirdiği küçük bir körfezde bulunan Akkerman kalesi, on iki günlük bir
muhasaradan sonra, 11 Ağustos 1484’de fethedildi.
Bu kalelerin fethi ile güç duruma
düşen Boğdan voyvodası 1486’da bu kaleleri geri alabilmek için taarruz etti.
Ancak üzerine Silistre sancakbeyi meşhur Malkoçoğlu Bâli Bey komutasında asker
gönderildi ve mes’ele hâlledildi.
Bu arada sultan Bâyezîd’in Dulkadir
Beyliği yüzünden Mısır-Memlûklü sultânı ile arası bozuldu. Cem Sultan’a sâhib
çıkmalarından ve hacılara yapılan hizmette Osmanlıların yardımını
reddetmelerinden dolayı, Sultan, Memlûklüler hakkında iyi düşünmez olmuştu.
Ayrıca 1482 senesinde güney Hindistan Türk İmparatorluğu tahtına oturan Mahmûd
Şah Behmenî’nin Osmanlı’ya gönderdiği elçi, Memlûklülerin Cidde vâlisi
tarafından esir alınıp, para ve hediyelere el konulmuştu. Mısır sultânı
hediyeleri İstanbul’a çok geç yolladı. Bu hâdise bardağı taşıran son damla oldu
ve 1485’de iki devlet arasında savaş başladı. Altı sene süren bu savaş topyekün
bir harb olmayıp, belirli birliklerin vuruşmalarından ibaretti. Osmanlı
kuvvetleri ilk defa Külek kalesini zapt etti. Yapılan savaşlarda her iki taraf
da bir üstünlük sağlayamadı. Tunus beyinin arabuluculuğu ile sulh yapıldı.
Adana-Tarsus bölgesindeki Ramazanoğulları toprakları Osmanlılara bırakıldı.
Memlûklu sultânı ile barış
yapıldıktan sonra sultan Bâyezîd, üçüncü sefer-i hümâyûna çıktı. Sultan’ın
hedefi Belgrad’ın fethi idi. Sofya’ya geldiği zaman Belgrad’ı kuşatma işini
Süleymân Paşa’ya bırakarak, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Temmuz sonlarında,
Manastır-Pirlepe yolunda İranlı bir şiî fedaî tarafından öldürülmek istendi.
Sultan suikasttan kurtuldu ve fedaî öldürüldü. Aynı senenin sonlarına doğru ordu
İstanbul’a döndü. Üç ay süren bu seferde düşmanlarla herhangi bir vuruşma olmadı
(1492). Bir süre sonra Akıncıların yaptığı seferler üzerine Boğdan voyvodası,
Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayıp, Osmanlı hâkimiyetini tanıdı.
1498 senesi başlarında Lehistan’ın,
Osmanlı himâyesi altındaki Boğdan’a saldırması üzerine, Osmanlı-Lehistan savaşı
başladı. Önceleri Lehistan’a karşı Rumeli beylerbeyi Yâkub Paşa tâyin edildi.
Lehistan kralının, Türk-Boğdan birliklerine Bukovina’da yenilmesi üzerine
bölgede büyük bir kuvvetin bulunmasına lüzum olmadığı anlaşıldı. Harbin idaresi
Silistre sanrcakbeyi Bâli Bey’e verildi. Bâli Bey, 1498 senesinin ilk ve
sonbaharında iki defa Lehistan’a sefer düzenledi, Bu seferler, Osmanlı târihinin
en büyük akın hareketleri olup, kırk bin akıncı katılmıştır.
Venediklilerin zaman zaman Mora’ya
saldırması üzerine, sultan Bâyezîd 1499’da Mora seferine çıktı. Osmanlı dîvânı,
ordu sefere çıkmadan önce hareketi kolaylaştırmak için Bosna beylerbeyi olan
İskender Paşa vasıtasıyla Kuzey Venedik arazisine şiddetli bir akın yaptırdı.
Diğer taraftan yaklaşık üç yüz parçalık donanma, kapdan Küçük Dâvûd Paşa
kumandasında Boğaz’dan çıktı. Kapdan Dâvûd Paşa’nın donanmasında altmış binden
fazla kuvvet ve Kemâl Reis, Burak Reis, Kara Hasan ve Herek Reis gibi meşhur
denizciler bulunuyordu. Burak Reis’in kumandasındaki gemide, Yenişehir hâkimi
Kemâl Beyde bulunuyordu. Sultan Bâyezîd, donanmayı gönderdikten sonra 1 Haziran
1499’da İstanbul’dan Edirne’ye, oradan da Mora’ya doğru yola çıktı. Kara ordusu
İnebahtı civarına geldiği hâlde, fırtınaya yakalanan donanma İnebahtı önlerine
gelememişti. Venedik donanması ise Osmanlı donanmasını Mora sularından
uzaklaştırmak gayesiyle Modon açıklarında bulunuyordu. İki donanma Sapienza
adasında karşı karşıya geldiler. Venedik donanmasının öncü gemisi kumandanı
Armenio, donanma-yı hümâyûnun en önünde bulunan Burak Reis’in gemisini, Kemâl
Reis’in gemisi sanarak ona yanaşmak istedi. Diğer Venedik gemileri de onu tâkib
etti. Burak Reis’in etrafını yirmi kadar Venedik gemisi sarmıştı. Muhârebenin
büyük kısmı Burak Reis’in gemisinin etrafında cereyan ediyordu. Düşman
gemilerinin arasından kurtulmanın mümkün olmadığını anlayan Burak Reis, geminin
barut deposunu ateşledi. O âna kadar görülmemiş büyüklükte bir barut infilâkı
denizi kapladı. Türk gemisi ile beraber bir çok Venedik gemisi havaya uçtu.
Burak Reis’le” birlikte Yenişehir hâkimi Kemâl Bey ve beş yüz Türk denizcisi de
şehîd oldu. Perişan bir duruma gelen Venedik donanması Korfo’ya çekildi. Bu
târihten itibaren muhârebe alanına yakın olan Sapienza adasına Burak Reis Adası
adı verildi (Bkz. Burak Reis).
Osmanlı donanması İnebahtı
açıklarına geldiğinde, yirmi iki Fransız ve iki Rodos gemisiyle takviye edilen
Venedik donanmasıyla tekrar karşılaştı. Bâzı çarpışmalardan sonra Türk donanması
ışıklarını söndürerek 25 Ağustos gecesi İnebahtı limanına girdi. Venedik
donanmasının çekilmesinden sonra kale komutanı müdâfaanın bir fayda
getirmiyeceğini görerek kalenin anahtarını Rumeli beylerbeyi Mustafa Paşa’ya
verdi (1499). Bu sırada vezîriâzam Çandarlı İbrâhim Paşa vefât ederek nâşı
İznik’e naklolunup, yerine Mesih Paşa tâyin edildi. İnebahtı’ya asker ve
mühimmat konduktan sonra donanmanın İnebahtı körfezinde kalması kararlaştırıldı.
Sultan, kışı geçirmek üzere Edirne’ye döndü.
İnebahtı’nın ellerinden çıkması
üzerine, Venedikliler tekrar savaşmayı göze alamadıklarından Osmanlılar ile
anlaşma yoluna gittiler. Venedik tüccarlarının serbest bırakılmasını ve
İnebahtı’nın iadesini istediler. Bunlar kabul olmazsa sulhun yenilenmesini
teklif eden elçiye, Sultan Bâyezîd; “Eğer benimle sulh yapmak istiyorsanız
Mora’daki Modon, Koron ve Napoli şehirlerini teslim etmelisiniz ve her sene
vergi vermelisiniz” dedi. Buna salahiyetli olmayan elçi geri gitti. Kış
ortalarında Yâkub Paşa’nın donanma ile birlikte hareket ederek, Modon’u muhasara
etmesi emrolundu. Sultan 7 Nisan 1500 günü Edirne’den hareket etti. 7 Temmuz’da
donanmanın Modon önlerine geldiğini öğrenince, dört günde Güney Mora’ya indi.
Dâvûd Paşa komutasında olan ve İnebahtı’da bulunan donanma 27 Temmuz günü bu
limandan ayrılarak, Navarin limanı açıklarında Venedik donanması ile karşılaştı.
Venedik donanmasını bozguna uğratan Dâvûd Paşa da kısa zamanda Modon’a geldi.
Çok müstahkem olan kale üç hafta muhasara edildi. Venedik amirali Trevizano
yardıma geldi ise de, Anadolu beylerbeyi Dâmâd Sinân Paşa kuvvetleri, açılan
gediklerinden içeri girerek kaleyi feth ettiler ve limanda bulunan dört Venedik
kadırgasını yaktılar (9 Ağustos 1500).
Modon kalesinin tamirine Dâmâd Sinân
Paşa me’mûr edildi. Koron kalesinin zaptı için karadan ikinci vezir Hadım Ali
Paşa görevlendirildi. Ali Paşa Koron’a giderken, Navarin kalesini savaşmadan ele
geçirdi. Buradaki Avrupalılar kendi şehirlerine gönderildi ve yerli halk olan
Rumlar cizyeye bağlandı. Ali Paşa Koron önlerine gelince, şehir halkı Navarin
gibi savaşmadan teslim oldu (16 Ağustos). Daha sonra Venediklilerin ellerinde
bulunan bâzı kaleler ele geçirildi. İnebahtı, Modon, Koron ve Navarin’in
alınması, fetihnameler ile beylerbeyliklere, İslâm ve hıristiyan devletlere
bildirildi. Türkleri Venedikliler aleyhine kışkırtan Papa bu sefer de Türkler
aleyhine yeni bir haçlı seferi açılmasına sebeb oldu. Yapılan anlaşma gereğince
Fransa, İngiltere, İspanya, Venedik gemilerinden kurulu müttefik donanma,
Osmanlı Cihân Devleti’ni denizde meşgul ederken, karadan da Macarlar taarruz
edeceklerdi.
1500 senesi sonbaharında Venedik
gemileri Türklere âid Egine adasını, İspanyol gemileri de Kefalonya limanını ele
geçirmişlerdi. Bir süre sonra Amiral Ravestayn kumandası altında birleşen ve iki
yüz gemiden meydana gelen donanma, Ege Denizi’ne gelerek Midilli adasını
kuşattılar. Buranın düşman eline geçmesi, diğer adalar halkının isyân ederek
buraların da elden çıkmasına sebeb olacağı için, Pâdişâh bizzat bu işle
ilgilendi. Şehirli ve san’at erbabından askere yazılanları Hersekzâde Ahmed Paşa
kumandasında üç yüz parça gemi ile adaya gönderdi. Midilli’ye ilk yardım, adaya
yakın olan Saruhan sancakbeyi Şehzâde Korkut tarafından yapıldı. Şehzâdenin
silâhtârı Hamza Bey’in komuta ettiği yardım kuvvetlerinin bir kısmı muhasarayı
yararak kaleye girdi. Hamza Bey müsademe sırasında şehîd oldu. 1501 Ekim’inde
İstanbul’dan gönderilen asker ve donanma, ada açıklarına gelince, Fransız
donanması kuşatmayı kaldırdı. Yolda Cerigo adası yakınlarında fırtınaya tutulan
Fransız donanması tamamen battı. Kuşatmanın kalkmasından sonra Midilli kalesi
tamir edilip, yeniden yeterli asker yerleştirildi.
Müttefik kuvvetlerin karada ve
denizde mağlûb olmaları üzerine, Venedik sulh istedi. Sultan Bâyezîd de sulha
tarafdâr idi. Zîrâ bu sırada devletin doğu sınırında Akkoyunlu Devleti’nin
yerine şiî bir devlet kuran Şâh İsmâil tehlikesi belirmişti. Yapılan görüşmeler
neticesinde 14 Aralık 1502’de otuz bir maddelik İstanbul muahedesi imzalandı.
Venedik bütün Osmanlı fetihlerini tanıdı. Sâdece Kefalonya adası, Venedik’e
verildi. Bir süre sonra Macaristan, Fransa, İngiltere, İspanya, Portekiz,
Polonya, Napoli ve Rodos ile sulh imzalandı. Avrupa’da yirmi seneye yakın devam
edecek bir sulh dönemi başladı.
Sultan Bâyezîd Han, batıyı emniyet
altına aldıktan sonra doğuya yöneldi. Karaman mes’elesi târihe karıştığı kabul
edilirken, senelerdir Tebriz’de bulunan Karamanoğlu Mustafa Bey, Anadolu’ya
gelerek etrafına topladığı Türkmenler ile Lârende (Karaman) şehrini aldı. Konya
sancak beyi ve annesi Karamanoğlu sülâlesinden olan Şehzâde Şehinşâh, üzerine
yürüyünce Mustafa Bey Tarsus’a kaçıp Memlûklülere sığındı. Osmanlı Devleti ile
aralarında bir anlaşmazlık çıkmasını istemiyen Memlûklü sultânı, Karamanoğlu
Mustafa Bey’i öldürttü. Böylece Karamanoğulları târihe karışmış oldu.
Diğer taraftan Doğu Anadolu ve
İran’da ortaya çıkan Şâh İsmâil Safevî, büyük mücâdeleden sonra 15 yaşında iken
Akkoyunluları 1502’de Tebriz’den kovup, kendi şahlığını îlân etti. Bozuk bir
itikada sâhib bulunan Şâh İsmail, Ehl-i sünnet îtikâdında olan annesi Hâlime
Begim’i öldürdü. Kanla ve ateşle İran’da Ehl-i sünnet itikadını yasakladı.
Askeri ve iktisâdi gücü Memlûklüleri geçerek, Osmanlı Devleti’nden sonra ikinci
büyük devlet durumuna geldi. Ordusunun büyük kısmını Anadolu’dan gelen kimseler
teşkil ediyordu. Osmanlı Devleti yönetimi altında bütün imtiyazlarını kaybederek
normal bir vatandaş hâline gelen Anadoludaki Türkmen beyleri, beylik imtiyazları
onlar için önemli olduğundan, İran’a gidip Şâh İsmail’in bozuk itikadına
girmekten çekinmediler. Böylece orada bütün eski haklarına sâhib oluyorlardı.
Şâh İsmail’in hedefi, Anadolu’yu ele geçirmek ve Osmanlı Devleti’ni yıkmaktı. Bu
gayesinin tahakkuku için, kendi bozuk fikirlerine inandırdığı kimseleri Anadolu
içlerine gönderdi.
Şâh İsmâil Anadolu’ya ajanlar
salarken, Venedik’e de elçiler gönderip, Osmanlı Devleti’ni yıkmak niyetinde
olduğunu, Avrupa devletlerinin Rumeli’den harekete geçmesi gerektiğini bildirdi.
Venedik bu teklifi kabul etmedi. Aynı teklifi Memlûklü sultânına yaptı ise de
yüz bulamadı. Şâh İsmail, 1507 senesinde, Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey’in
kızlarından Begli Hâtun’u istedi. Dulkadiroğlu, bu isteği reddedince, Şâh İsmâil
Dulkadir topraklarına girdi. Maraş ve Elbistan’ı tahrîb edip, bu şehirlerdeki
Dulkadir hânedânı mezarlarını yıktırdı. İkinci Bâyezîd’e zarurî olarak Osmanlı
topraklarından geçtiği için özür mektubu gönderdi. Sultan Bâyezîd Han, Şâh
İsmail’i iki ateş arasında bırakmak düşüncesiyle Mâverâünnehr taraflarına hâkim
olan Şeybânî hükümdarı Şeybek Han’la haberleşip, Safevîlere hücum etmesini
teşvik etti.
Trabzon vâlisi olan Şehzâde Selim,
bir an önce İran üzerine sefer düzenlenip, zulme son verilmesini istiyordu.
Şehzâde Selîm, üç Gürcistan seferine çıktı ki, en meşhurları 1508 Kütayis
seferidir. Bu seferlerde bugün Türkiye toprakları içinde bulunan Kars, Erzurum,
Artvin illerini ve on beş ilçesini fethederek kesin şekilde Osmanlı topraklarına
kattı. Buralarda yaşıyan Gürcülerin hepsi müslüman oldu. Akkoyunluların
topraklarından olan Bayburt, Erzincan, Kemah, ispir, Gümüşhane, Çemişkezek
çevresini ele geçirerek sancağına dâhil etti. Bütün Akkoyunlu mîrâsına sâhib
olduğunu iddia eden Şâh İsmail, bu toprakları geri almak için kardeşi İbrâhim
Mirzâ’yı gönderdi. Şehzâde hızla hareket ederek Erzincan yakınlarında Safevî
ordusunu perişan etti ve İbrâhim Mirzâ’yı esir aldı. Şâh’a karşı bu başarıları
Şehzâde Selîm’e büyük prestij kazandırdı. “Yürü Sultan Selîm devrân senindir”
nakaratlı türküler bestelenip, halk arasında söylenmeye başladı. Şâh’ın şikâyeti
üzerine, ikinci Bâyezîd, oğluna nâme yazdırdı. Bunun üzerine şehzâde Selîm,
Şâh’ın kardeşini serbest bıraktığı gibi; Erzincan, Kemah, Bayburt ve İspir’i
Safevîlere geri verdi. Ordu da bu durumu kötü karşıladı. Şehzâde Selîm izin
almadan sancağını terk ederek 1510 senesi sonbaharında Kırım’a geçti. Kırım’da
Kefe sancakbeyi olan oğlu şehzâde Süleymân’ı özlediğini İstanbul’a bildirdi.
Gerçekte, kayınpederi Kırım hanı Mengli Giray’ın desteğini almak için Kırım’a
gitmişti.
Bu târihlerde Benî Ahmer
hükümdarının yardım istemesi üzerine sultan Bâyezîd, Kemâl Reis kumandasında bir
donanmayı İspanya’ya gönderdi. Hâdiseler karşısında yaşlılığından dolayı
nisbeten hareketsiz kalan Pâdişâh, oğullarından birine, dedesi gibi tahtı teslim
etmek istiyordu. En büyük oğlu Ahmed Amasya’da, Korkut Antalya’da, Şehinşâh
Konya’da, Selîm Trabzon’da sancakbeyi idiler. Sultan, oğullarından şehzâde
Ahmed’i yerine geçirmeyi düşünüyordu. Bu sırada Şâh İsmail’in halîfelerinden
Şahkulu adında biri, bilhassa Eshâb-ı kiram düşmanı Türkmenlerin bulunduğu
yerlerde bir hayli tarafdâr buldu.
Etrafına topladığı çapulcularla
Antalya’da devlete karşı isyân etti. Üzerine gönderilen Karagöz Ahmed Paşa’yı
şehîd ederek Kütahya’yı ele geçirdi. Hadım Ali Paşa ve şehzâde Ahmed komutasında
gönderilen kuvvetler, Şahkulu isyânını bastırdı. Yapılan savaşta Şahkulu ve
Hadım Ali Paşa öldü. Şehzâde Ahmed tarafdârı olan Ali Paşa’nın ölümü, şehzâde
Selîm’in lehinde oldu. Ali Paşa’nın şehîd olduğu aynı günlerde şehzâde Selîm,
kendisine Rumeli’de verilen Vidin sancağından ayrılarak Edirne’ye geldi (1511).
Çorlu’ya kadar geldi ise de, babası karşısına çıkınca Şehzâde’nin birlikleri
dağıldı.
Şehzâde Selîm, Kefe’deki oğlu
Süleymân’ın yanına gitti. Bu sırada şehzâde Ahmed Maltepe’ye kadar geldi, fakat
ordu, veliahdın İstanbul’a girmesini istemedi. Dîvân, veliahdın sancağına
dönmesini emretti. Merkezde şehzâde Selîm tarafdarları güç kazandı, İstanbul’da
ordu açıkça şehzâde Selîm lehine büyük gösteri yaptı (6. 3. 1512). Büyük Oğlunu
desteklemekle kan döküleceğini anlayan Sultan, oğlu Selîm’i İstanbul’a davet
etti. Şehzâde Korkud çok seviliyorsa da, erkek evlâdı olmadığı için şansını
kaybetti. Şehzâde Selîm 19 Nisan’da İstanbul’a geldi. Kendisinden üç yaş büyük
olan ağabeyi Korkud kendisini karşılayarak tebrik etti. Bundan sonra Selîm,
Yenibahçe’de kendisi için kurulmuş olan çadıra geldi. 24 Nisan’da da babası
sultan Bâyezîd’in huzuruna girerek el öptü. Bâyezîd ellerini kavuşturarak duran
Selîm’e; adaletten ayrılma, âcizlere ve bîçârelere karşı merhametli ol,
kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana râm olmasını istiyorsan ulemâya çok
saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye karşı sert davranma dedikten sonra çok
duâlar etmiş ve pâdişâhlığını Allahü teâlânın mübarek etmesi dileğiyle saltanatı
kendisine teslim etmişti.
On bir gün kadar Eski Saray’da
oturan sultan Bâyezîd, daha önceden düzenlettirdiği Dimetoka’daki saraya gitmek
için yola çıktı. Sultan hasta olduğu için çok yavaş yol alınıyordu. Edirne’ye
yaklaştıklarında Hafsa yakınlarındaki Abalar köyünde 26 Mayıs 1512 günü vefât
etti. Cenazesi İstanbul’a getirilip kendisinin yaptırdığı Bâyezîd Câmii yanına
defnedildi. Yavuz Sultan Selîm tarafından kabrinin üzerine türbe yaptırıldı.
Sultan Bâyezîd Han, ilme, âlimlere,
velîlere ve Allahü teâlânın sevgili kullarına çok hürmet eder, onlara ihsânlarda
bulunurdu. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı ve
hilmiyle meşhur bir pâdişâh olduğu için Velî
Bâyezîd olarak bilinir. Allahü teâlânın rızâsı için ilim öğrenen ve
yine Allahü teâlânın rızâsı için insanlara nasihat eden âlimlerin, Allah
adamlarının sözlerinden çıkmaz, onların nasihatlerini can kulağı ile dinlerdi.
Devlet işlerinden arta kalan zamanı kitap okumak ve ibâdet etmekle geçirirdi.
Babası Fâtih Sultan Mehmed devrinde İstanbul’un ilim merkezi yapılması için
başlatılan çalışmalar, Bâyezîd Han zamanında da devam etti. Ülkesindeki ve diğer
İslâm ülkelerindeki bâzı âlimlere maaş bağlattı. Bunlar arasında Hirat’ta
bulunan Molla Câmî hazretlerine ve Nakşibendî yolunun merkezi olan Buhârâ’daki
dergâhın şeyhine her sene beş bin akçe gönderirdi. Kendi şahsî mülkünden verdiği
hediye ve sadakalar da bir hayli fazla idi. Molla Câmî’yi ve Ubeydullah-ı Ahrâr
hazretlerinin oğlu Hâce Abdülhâdî’yi İstanbul’a davet etti. Bâyezîd Han, Hâce
Abdülhâdî’ye çok hürmet ve iltifatlarda bulunup duâlarına mazhâr oldu.
Bâyezîd Han, daha şehzâdeliğinde
başladığı îmâr faaliyetlerine ömrünün sonuna kadar devam etti. Amasya’da
yaptırdığı medrese, câmi ve zaviyeden sonra, Edirne’de dârüşşifâ ve külliye,
İstanbul’da Bâyezîd Câmii, medrese ve imâret, memleketin çeşitli yerlerinde daha
bir çok faydalı eserler, ilim yuvaları inşâ ettirdi.
Sultan İkinci Bâyezîd Han’ın otuz
seneden fazla süren saltanatı boyunca, sulh ve sükûnu tercih etmesi, donanmayı
yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan
Selîm Han’ın fasılasız cihâd ile meşgul olmasına vesîle oldu. Zamanında yeniçeri
ocağını genişletti. Ağa bölükleri kuruldu. Donanmaya ehemmiyet verilerek,
yelkenli savaş gemileri yapıldı ve gemilere uzun menzilli toplar yerleştirildi.
Tımar teşkilâtında değişiklik yapıldı. Sultan Bâyezîd bir taraftan devlet
teşkilâtını sağlamlaştırarak halkın huzur ve sükûnunu te’min etmek için
uğraşırken, diğer taraftan doğudan batıya kadar bütün müslümanların mes’eleleri
ile ilgilendi.
Ahlâkı ve fazileti sebebiyle İslâm
alemince çok sevilen Bâyezîd Han vefât edince, Kâhire’de Memlûklü sultânı ve
halk tarafından gıyabında cenaze namazı kılındı, ömrünü hep ilim ve ibâdetle
geçiren Bâyezîd Han, Adlî mahlâsıyla çok güzel şiirler yazdı, Bir dîvânda
toplanan bu şiirleri yayınlanmıştır. Ayrıca dedesi ikinci Murâd Han gibi açık
Türkçe yazılması tarafdârı idi. Bu hususta İbn-i Kemâl’den, açık ve anlaşılır
bir Osmanlı târihi yazmasını istemiştir.
Kemâl Paşazade onun devrini en doğru
ve en veciz bir surette şu cümlelerle özetlemektedir:
“Adalet ve insafın koruyucusu olan
mükemmel idareciliği ile kara ve deniz yolları emniyetli olmuş, dâhiyane
siyâseti neticesinde memleket mâmur hâle gelmiş, aşikâr kerâmetleri ile muzaffer
sancağı, hududsuz merhameti ile saltanatını sevenler çok, devletinin otoritesi
ve kuvveti ile memleketin düşmanları hor ve hakîr
olmuştur.”
Sultan Bâyezîd Han’ın sekizi oğlan,
on üçü kız olmak üzere yirmi bir çocuğu dünyâya gelmiştir. Hanımlarının
isimleri; Ayşe Hâtûn, Hüsnüşah Hatun, Bülbül Hâtûn, Ferahşâh, Nigâr, Gülruh,
Gülbahar Hâtûn, Şîrîn Hâtun’dur. Erkek çocukları; Mahmûd, Abdullah, Şehinşah,
Âlemşâh, Mehmed, Ahmed, Korkud ve Selim efendiler, kız çocukları ise; Hadîce,
Gevhermülûk, Selçuk, Aynışah, İlaldı, Şah, Hundi, Ayşe, Sofu Fatma, Hümâ, Kamer,
Sultanzâde sultanlardır.
Babası.................... : Fâtih Sultan
Mehmed Han
Annesi.................... : Sitti Mükrime
Hâtûn
Doğumu.................. : 3 Aralık
1447
Vefâtı...................... : 26 Mayıs
1512
Tahta
Geçişi............ : 21 Mayıs
1481
Saltanat
Müddeti..... : 31
sene
Sekizinci Osmanlı pâdişâhı. Fâtih
Sultan Mehmed Han’ın büyük oğlu olup, 3 Aralık 1447’de Sitti Mükrime Hâtun’dan
doğdu. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzâde Bâyezîd,
devrin en mümtaz âlimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya
beylerbeyi Hadım Ali Paşa nezâretinde Amasya vâlisi oldu.
Amasya, Selçuklular devrinden beri
önemli bir ilim ve kültür merkezi idi. Bir pâdişâh adayının yetişmesi için, bu
vilâyette bütün şartlar müsaitti. Bölgede öteden beri büyük âlimler yetiştiği
gibi, ihtiyâç duyulan sahalarda da hâriçten âlimler getirilirdi. Şehzâde
Bâyezîd; Amasya’da üst seviyede devlet görevlilerinden olan lalası Hadım Ali
Paşa, nişancısı Kemâleddîn Ahmed Çelebi, defterdârı Hacı Mahmûd Çelebizâde
Sa’deddîn Çelebi, dîvân kâtibi Sa’dî Çelebi nezâretinde ilmini arttırıp,
idarecilik bilgilerini geliştirdi. Seyyid Sadreddîn Muhammed Horasanî ve
Zeynüddîn Hâfî hazretlerinin halîfelerinden Abdürrahîm Merzifonî’nin
sohbetlerinde bulundu. Amasya müftîsi Zeynüddîn Halil Çelebi ve vefâtını
müteakip yerine geçen oğlu Muslihiddîn Mustafa Efendi, yeni nişancısı
Müeyyedzâde Ali Çelebi, Çandarlızâde Tâceddîn İbrâhim Çelebi, Muslihzâde Kâdı
Şemseddîn Mehmed Çelebi, Muhyiddîn Mehmed Çelebi ile kardeşi Selâhaddîn Mûsâ
Çelebi ve Hatîb Molla Kâsım’dan ilim öğrendi. Şeyh Hamdullah Agâh’dan hat
dersleri aldı. Seyyid Sadreddîn Muhammed’in oğlu ve halîfesi olan ve babam diye
bahsettiği Seyyid İbrâhim Çelebi’yi ikâmet yeri olan Amasya yakınlarındaki
Yenice köyünde ziyaret edip, ilminden istifâde etti. Çelebi Halîfe adıyla meşhur
Cemâl-i Halvetî’nin ve Ebüssü’ûd Efendi’nin babası Yavsı Şeyh nâmıyla meşhur
Muhyiddîn İskilîbî gibi büyük evliyâ zâtların duâlarına kavuştu. Bütün ilim
dallarında bilgi sahibi oldu. Türkçe’den başka, Arabça, Farsça ve Uygurca’yı
öğrendi. Maiyyetine verilen kumandan ve cengâverlerden silâh tâlimlerini, ata
binip ok atmasını öğrendi. İdarecilikte mahir hâle geldi. Daha şehzâdeliğinde
faydalı işler yapıp, hayırlara vesile oldu. Garîblerin, kimsesizlerin duâsını
aldı. Çelebi Halîfe, sultân olacağını Allahü teâlânın izniyle kırk gün önceden
haber verdi ve çok duâ etti.
(Tâcü’t-tevârîh, İÜ Ktp., TY, nr. 5970, vr. 366a)
Babası Fâtih Sultan Mehmed Han’ın 3
Mayıs 1481 târihinde sefere giderken Gebze’de vefâtı üzerine, İstanbul’a davet
edildi. Zamanın vezîriâzamı Karamânî Mehmed Paşa, şehzâde Cem’in saltanata
geçmesini istiyordu. Fakat devlet merkezindeki tercihe uyarak Amasya vâlisi
bulunan şehzâde Bâyezîd’e Keklik Mustafa Çavuş ile haber gönderdi. Bu arada
gizlice Cem Sultan’a da haber göndermişti. Bu haberci, Anadolu beylerbeyi ve
Bâyezîd’in damadı olan Sinân Paşa tarafından yakalandı ise de, Cem Sultan
babasının ölümünü, vukûundan dört gün sonra öğrenmiş bulunuyordu. Yeniçeriler
durumu öğrenince, ayaklanarak vezîriâzamı öldürdüler. İstanbul’da bulunan
Bâyezîd’in üçüncü oğlu Şehzâde Korkut’u saltanat naibi îlân ederek, bî’at
ettiler. Sultan Bâyezîd, Amasya’dan gelinceye kadar şehzâde Korkut saltanat
nâibliği yaptı.
Sultan Bâyezîd tahta geçer geçmez,
babasının cenaze merasimi ile ilgilendi. Vefâ Konevî’nin imâmlığında,
müezzinlerin, “Er kişi niyetine” nidaları arasında başlanan cenaze namazı,
gözyaşları arasında bitti. Kendi yaptırdığı Fâtih Câmii’nin kıble cihetine
defnedildi. Bu arada Konya vâlisi olan kardeşi şehzâde Cem, kendisine tarafdâr
olan vezîriâzamın öldürüldüğünü öğrenince, 28 Mayıs’ta Bursa’yı işgal ederek,
sultanlığını îlân etti. Yirmi üç gün Bursa’da saltanat süren Cem Sultan, kendi
adına hutbe okutarak, para bastırdı.
Bâzı zarurî işleri hâlleden sultan
Bâyezîd, kardeşi Cem mes’elesini neticelendirmek istedi. Cem Sultan tarafından
gelen memleketi paylaşma teklifini reddetti. 20 Haziran’da iki kardeş arasında,
Bursa Yenişehir’de yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, önce Konya’ya çekildi.
Daha sonra Kâhire’ye gitmek üzere yola çıktı. 26 Eylül’de Kâhire’ye vardı ve
burada Mısır sultânı Kayıtbay tarafından büyük bir merasimle karşılandı.
Kâhire’de aylarca kalan Cem Sultan, hac mevsiminde Hicaz’a giderek, hac
farizasını yerine getirmekle şereflendi. Cem Sultan hacdan döndüğü sırada,
Karamanoğlu Kasım Bey, sultan Bâyezîd’e başkaldırmıştı. Kasım Bey’in daveti ve
bâzı fitnecilerin kışkırtmaları neticesinde, Cem Sultan saltanat ümidi ile
Anadolu’ya geldi. Bu durum Osmanlı Devleti’nde yeni bir sürtüşmenin başlamasına
sebeb oldu. Sultan Kayıtbay, Şehzâde’ye 65.000 duka altın verdi. Cem Sultan,
Kâhire’ye geldiği sırada ağabeyi sultan Bâyezîd’den bir mektup aldı. Bu mektupta
Sultan, hükümdarlıktan vazgeçtiği takdirde kardeşine bir milyon akçe tahsisat
ödemeyi vâd etti. Cem Sultan bunu kabul etmedi. Konya’ya geldiği zaman, ikinci
Bâyezîd, yeniden samimî ve şefkatli bir dille rica yollu, yıllık tahsîsâtını
alıp, Kudüs’de oturmasını ve hükümdarlıktan vazgeçtiğine dâir yemin etmesini
istedi.
(TSM, Padişah Elbiseleri, Envanter nr. 13/35)
Teklifleri kabul etmeyen Cem Sultan,
27 Mayıs 1482’de Konya önlerine geldi ve şehri muhasara altına aldı. Sultan
Bâyezîd kuvvetlerinin Konya’ya yaklaşmaları üzerine şehzâde Cem, Kasım Bey ile
kuşatmayı kaldırarak, Ankara önlerine geldi. Ankara’yı kuşattı ise de başarılı
olamıyacağını anlıyarak, Karamanoğlu Kasım Bey’in topraklarına döndü. Niyeti
tekrar Mısır’a dönmekti, sultan Bâyezîd kardeşinin Çukurova yoluyla Mısır’a
gideceğini tahmin ederek, Dulkadiroğlu Alâüddevle Bey’e onu tevkif etmesi için
emir verdi. Bu sırada şövalyelerin üstâd-ı âzamı Pierre d’Aubusson’un nâzik bir
dille Rodos’a daveti üzerine, Cem Sultan bir Rodos gemisi ile 29 Temmuz 1482’de
Rodos adasına ayak bastı. Karşılıklı imzalanan sened gereğince Cem Sultan
istediği zaman adadan ayrılacaktı. Fakat Rodos şövalyelerinin sahtekârlığı
neticesinde bırakılmadı. Cem Sultan’ın Rodos şövalyelerine sığınması, kendi,
şahsı ve Türkiye târihi için talihsiz bir dönem olmuştur.
Nitekim Cem’in Avrupa’ya geçmesi,
hıristiyan devletlerce ve bilhassa Papalık makamınca Türkler hakkında beslenilen
kötü fikirlerin tatbik sahasına konulması için bir fırsat telakki olundu. Hattâ
Osmanlı Devleti’nin yıkılması için en müsait vaktin geldiği zannedildi. Bu
düşünce ve zanlar neticesinde Osmanlılar çeşitli zorluklarla karşı karşıya
getirildi. Bilhassa Cem’e sâhib olmak suretiyle Osmanlılara karşı açılacak haçlı
seferinin organize görevini üstlenmek isteyen Avrupalı devletler arasında da
büyük bir diplomasi faaliyeti görülmeye başlandı. İşlerin çok tehlikeli bir yola
girdiğini gören sultan Bâyezîd, 16 Ocak 1482’de Venediklilerle bir andlaşma
imzaladı. Bu andlaşmaya göre; Venediklilerin Osmanlılara ödemekte oldukları on
bin duka tutarındaki vergi kaldırılıyor, Venedik mallarından alınan yüzde beş
gümrük vergisi, yüzde dörde indiriliyor ve Fâtih Sultan Mehmed Han ile yapılan
barıştan itibaren esir düşmüş olan Venedikliler serbest bırakılıyordu.
Osmanlıların aleyhine gibi görünen bu andlaşma ile ikinci Bâyezîd Han,
hıristiyanlığın en kuvvetli devletlerinden birini safdışı bırakmış oluyordu.
Nitekim zahiren de olsa onların dostluğunu te’min eden Bâyezîd, Venediklilerin
17 yıl boyunca Osmanlılar aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı.
Bu arada Avrupa’da Osmanlılar aleyhine olarak gelişen olaylardan günü gününe
Venedik vasıtasıyla haberdâr olarak önceden tedbir almayı da ihmâl etmedi.
(Millet Ktp., Ali Emîrî, Manzum, nr. 274)
Bu arada Memlûklü ordularının
güneyde Osmanlı kuvvetlerini ciddi surette uğraştırmaya başlamış olmaları ve
Memlûklü sultânının da Cem’i ele geçirmek üzere bir takım teşebbüslere girişmesi
üzerine sultan Bâyezîd, Cem’in Fransa’dan başka bir devletin eline geçmesini
ülkesi için zararlı gördü. Bu sebeple Fransa’ya bir elçi göndermekte gecikmedi.
Bu elçi, Cem, Fransa’da muhafaza altında bulundurulduğu takdirde pâdişâhın
yapacağı fedâkârlıkları saydı. Aksi takdirde hıristiyanlara karşı mücâdeleye
girişeceği-tehdidinde bulundu. Bu suretle Bâyezîd, doğu ve batı devletleri
tarafından Osmanlılar aleyhine hazırlanmakta olan bir teşebbüste, devletlerin
Cem’den istifâdelerini usta bir siyâsetle önlemiş oluyordu.
Öte yanda Cem’i kullanmak suretiyle
Osmanlılara karşı bir haçlı seferi açılamayacağını anlayan papa İnnocent-Vlll,
ona hıristiyan olma teklifinde bulundu. Bu teklife karşı şehzâde; “Değil Osmanlı
saltanatı, hattâ bütün dünyânın pâdişâhlığını verseniz dînimi değiştirmem”
cevâbını vererek papanın emelini kursağında bıraktı (Bkz. Cem Sultan). Netice
olarak Cem Sultan’ın 25 Şubat 1495’de Napoli’de vefât etmesinden sonra,
komşularını ve düşmanlarını açıkça tehdîd edebilecek duruma gelen Bâyezîd, artık
Osmanlı Devleti’nin dış politikasına başka bir yön verdi.
Daha Cem Sultan hâdisesinin devam
ettiği sıralarda, fırsatı ganimet bilen bâzı sınır komşularının Osmanlı
topraklarına saldırmaları üzerine, sultan Bâyezîd 1483 baharında sefere çıkarak
Edirne-Filibe-Sofya yoluyla Sırbistan’a girdi. Morava kıyılarını dolaştı ve
Belgrad yakınlarına kadar yaklaştı. Bu bölgedeki bütün kaleleri tâmir ve tahkim
ettirdi. Yedi ay süren bu seferde herhangi bir muhârebe olmadı. Sultan’ın bu
seferi Macaristan’ı telaşlandırdı. Savaşı göze alamıyan kral Matthias 1483
sonlarında Osmanlılarla bir sulh imzaladı. Sultan Bâyezîd, böylece Balkanlarda
vaziyetini emniyet altına aldı. Ertesi sene bahar ayında tekrar sefere çıktı ve
Edirne’ye, oradan da Dobric’e geldi. Isakcı iskelesinden Tuna’yı geçtiği sırada
Eflak voyvodası yirmi bin kişilik mevcuduyla orduya katıldı. Osmanlı ordusu,
Tuna’nın sol sahilindeki, Boğdan’ın Karadeniz kapısı olan Kili kalesini kara ve
denizden kuşatarak, dokuz gün içinde feth etti. Sonra Dinyester nehrinin meydana
getirdiği küçük bir körfezde bulunan Akkerman kalesi, on iki günlük bir
muhasaradan sonra, 11 Ağustos 1484’de fethedildi.
Bu kalelerin fethi ile güç duruma
düşen Boğdan voyvodası 1486’da bu kaleleri geri alabilmek için taarruz etti.
Ancak üzerine Silistre sancakbeyi meşhur Malkoçoğlu Bâli Bey komutasında asker
gönderildi ve mes’ele hâlledildi.
Bu arada sultan Bâyezîd’in Dulkadir
Beyliği yüzünden Mısır-Memlûklü sultânı ile arası bozuldu. Cem Sultan’a sâhib
çıkmalarından ve hacılara yapılan hizmette Osmanlıların yardımını
reddetmelerinden dolayı, Sultan, Memlûklüler hakkında iyi düşünmez olmuştu.
Ayrıca 1482 senesinde güney Hindistan Türk İmparatorluğu tahtına oturan Mahmûd
Şah Behmenî’nin Osmanlı’ya gönderdiği elçi, Memlûklülerin Cidde vâlisi
tarafından esir alınıp, para ve hediyelere el konulmuştu. Mısır sultânı
hediyeleri İstanbul’a çok geç yolladı. Bu hâdise bardağı taşıran son damla oldu
ve 1485’de iki devlet arasında savaş başladı. Altı sene süren bu savaş topyekün
bir harb olmayıp, belirli birliklerin vuruşmalarından ibaretti. Osmanlı
kuvvetleri ilk defa Külek kalesini zapt etti. Yapılan savaşlarda her iki taraf
da bir üstünlük sağlayamadı. Tunus beyinin arabuluculuğu ile sulh yapıldı.
Adana-Tarsus bölgesindeki Ramazanoğulları toprakları Osmanlılara bırakıldı.
Memlûklu sultânı ile barış
yapıldıktan sonra sultan Bâyezîd, üçüncü sefer-i hümâyûna çıktı. Sultan’ın
hedefi Belgrad’ın fethi idi. Sofya’ya geldiği zaman Belgrad’ı kuşatma işini
Süleymân Paşa’ya bırakarak, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Temmuz sonlarında,
Manastır-Pirlepe yolunda İranlı bir şiî fedaî tarafından öldürülmek istendi.
Sultan suikasttan kurtuldu ve fedaî öldürüldü. Aynı senenin sonlarına doğru ordu
İstanbul’a döndü. Üç ay süren bu seferde düşmanlarla herhangi bir vuruşma olmadı
(1492). Bir süre sonra Akıncıların yaptığı seferler üzerine Boğdan voyvodası,
Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayıp, Osmanlı hâkimiyetini tanıdı.
1498 senesi başlarında Lehistan’ın,
Osmanlı himâyesi altındaki Boğdan’a saldırması üzerine, Osmanlı-Lehistan savaşı
başladı. Önceleri Lehistan’a karşı Rumeli beylerbeyi Yâkub Paşa tâyin edildi.
Lehistan kralının, Türk-Boğdan birliklerine Bukovina’da yenilmesi üzerine
bölgede büyük bir kuvvetin bulunmasına lüzum olmadığı anlaşıldı. Harbin idaresi
Silistre sanrcakbeyi Bâli Bey’e verildi. Bâli Bey, 1498 senesinin ilk ve
sonbaharında iki defa Lehistan’a sefer düzenledi, Bu seferler, Osmanlı târihinin
en büyük akın hareketleri olup, kırk bin akıncı katılmıştır.
Venediklilerin zaman zaman Mora’ya
saldırması üzerine, sultan Bâyezîd 1499’da Mora seferine çıktı. Osmanlı dîvânı,
ordu sefere çıkmadan önce hareketi kolaylaştırmak için Bosna beylerbeyi olan
İskender Paşa vasıtasıyla Kuzey Venedik arazisine şiddetli bir akın yaptırdı.
Diğer taraftan yaklaşık üç yüz parçalık donanma, kapdan Küçük Dâvûd Paşa
kumandasında Boğaz’dan çıktı. Kapdan Dâvûd Paşa’nın donanmasında altmış binden
fazla kuvvet ve Kemâl Reis, Burak Reis, Kara Hasan ve Herek Reis gibi meşhur
denizciler bulunuyordu. Burak Reis’in kumandasındaki gemide, Yenişehir hâkimi
Kemâl Beyde bulunuyordu. Sultan Bâyezîd, donanmayı gönderdikten sonra 1 Haziran
1499’da İstanbul’dan Edirne’ye, oradan da Mora’ya doğru yola çıktı. Kara ordusu
İnebahtı civarına geldiği hâlde, fırtınaya yakalanan donanma İnebahtı önlerine
gelememişti. Venedik donanması ise Osmanlı donanmasını Mora sularından
uzaklaştırmak gayesiyle Modon açıklarında bulunuyordu. İki donanma Sapienza
adasında karşı karşıya geldiler. Venedik donanmasının öncü gemisi kumandanı
Armenio, donanma-yı hümâyûnun en önünde bulunan Burak Reis’in gemisini, Kemâl
Reis’in gemisi sanarak ona yanaşmak istedi. Diğer Venedik gemileri de onu tâkib
etti. Burak Reis’in etrafını yirmi kadar Venedik gemisi sarmıştı. Muhârebenin
büyük kısmı Burak Reis’in gemisinin etrafında cereyan ediyordu. Düşman
gemilerinin arasından kurtulmanın mümkün olmadığını anlayan Burak Reis, geminin
barut deposunu ateşledi. O âna kadar görülmemiş büyüklükte bir barut infilâkı
denizi kapladı. Türk gemisi ile beraber bir çok Venedik gemisi havaya uçtu.
Burak Reis’le” birlikte Yenişehir hâkimi Kemâl Bey ve beş yüz Türk denizcisi de
şehîd oldu. Perişan bir duruma gelen Venedik donanması Korfo’ya çekildi. Bu
târihten itibaren muhârebe alanına yakın olan Sapienza adasına Burak Reis Adası
adı verildi (Bkz. Burak Reis).
Osmanlı donanması İnebahtı
açıklarına geldiğinde, yirmi iki Fransız ve iki Rodos gemisiyle takviye edilen
Venedik donanmasıyla tekrar karşılaştı. Bâzı çarpışmalardan sonra Türk donanması
ışıklarını söndürerek 25 Ağustos gecesi İnebahtı limanına girdi. Venedik
donanmasının çekilmesinden sonra kale komutanı müdâfaanın bir fayda
getirmiyeceğini görerek kalenin anahtarını Rumeli beylerbeyi Mustafa Paşa’ya
verdi (1499). Bu sırada vezîriâzam Çandarlı İbrâhim Paşa vefât ederek nâşı
İznik’e naklolunup, yerine Mesih Paşa tâyin edildi. İnebahtı’ya asker ve
mühimmat konduktan sonra donanmanın İnebahtı körfezinde kalması kararlaştırıldı.
Sultan, kışı geçirmek üzere Edirne’ye döndü.
İnebahtı’nın ellerinden çıkması
üzerine, Venedikliler tekrar savaşmayı göze alamadıklarından Osmanlılar ile
anlaşma yoluna gittiler. Venedik tüccarlarının serbest bırakılmasını ve
İnebahtı’nın iadesini istediler. Bunlar kabul olmazsa sulhun yenilenmesini
teklif eden elçiye, Sultan Bâyezîd; “Eğer benimle sulh yapmak istiyorsanız
Mora’daki Modon, Koron ve Napoli şehirlerini teslim etmelisiniz ve her sene
vergi vermelisiniz” dedi. Buna salahiyetli olmayan elçi geri gitti. Kış
ortalarında Yâkub Paşa’nın donanma ile birlikte hareket ederek, Modon’u muhasara
etmesi emrolundu. Sultan 7 Nisan 1500 günü Edirne’den hareket etti. 7 Temmuz’da
donanmanın Modon önlerine geldiğini öğrenince, dört günde Güney Mora’ya indi.
Dâvûd Paşa komutasında olan ve İnebahtı’da bulunan donanma 27 Temmuz günü bu
limandan ayrılarak, Navarin limanı açıklarında Venedik donanması ile karşılaştı.
Venedik donanmasını bozguna uğratan Dâvûd Paşa da kısa zamanda Modon’a geldi.
Çok müstahkem olan kale üç hafta muhasara edildi. Venedik amirali Trevizano
yardıma geldi ise de, Anadolu beylerbeyi Dâmâd Sinân Paşa kuvvetleri, açılan
gediklerinden içeri girerek kaleyi feth ettiler ve limanda bulunan dört Venedik
kadırgasını yaktılar (9 Ağustos 1500).
Modon kalesinin tamirine Dâmâd Sinân
Paşa me’mûr edildi. Koron kalesinin zaptı için karadan ikinci vezir Hadım Ali
Paşa görevlendirildi. Ali Paşa Koron’a giderken, Navarin kalesini savaşmadan ele
geçirdi. Buradaki Avrupalılar kendi şehirlerine gönderildi ve yerli halk olan
Rumlar cizyeye bağlandı. Ali Paşa Koron önlerine gelince, şehir halkı Navarin
gibi savaşmadan teslim oldu (16 Ağustos). Daha sonra Venediklilerin ellerinde
bulunan bâzı kaleler ele geçirildi. İnebahtı, Modon, Koron ve Navarin’in
alınması, fetihnameler ile beylerbeyliklere, İslâm ve hıristiyan devletlere
bildirildi. Türkleri Venedikliler aleyhine kışkırtan Papa bu sefer de Türkler
aleyhine yeni bir haçlı seferi açılmasına sebeb oldu. Yapılan anlaşma gereğince
Fransa, İngiltere, İspanya, Venedik gemilerinden kurulu müttefik donanma,
Osmanlı Cihân Devleti’ni denizde meşgul ederken, karadan da Macarlar taarruz
edeceklerdi.
1500 senesi sonbaharında Venedik
gemileri Türklere âid Egine adasını, İspanyol gemileri de Kefalonya limanını ele
geçirmişlerdi. Bir süre sonra Amiral Ravestayn kumandası altında birleşen ve iki
yüz gemiden meydana gelen donanma, Ege Denizi’ne gelerek Midilli adasını
kuşattılar. Buranın düşman eline geçmesi, diğer adalar halkının isyân ederek
buraların da elden çıkmasına sebeb olacağı için, Pâdişâh bizzat bu işle
ilgilendi. Şehirli ve san’at erbabından askere yazılanları Hersekzâde Ahmed Paşa
kumandasında üç yüz parça gemi ile adaya gönderdi. Midilli’ye ilk yardım, adaya
yakın olan Saruhan sancakbeyi Şehzâde Korkut tarafından yapıldı. Şehzâdenin
silâhtârı Hamza Bey’in komuta ettiği yardım kuvvetlerinin bir kısmı muhasarayı
yararak kaleye girdi. Hamza Bey müsademe sırasında şehîd oldu. 1501 Ekim’inde
İstanbul’dan gönderilen asker ve donanma, ada açıklarına gelince, Fransız
donanması kuşatmayı kaldırdı. Yolda Cerigo adası yakınlarında fırtınaya tutulan
Fransız donanması tamamen battı. Kuşatmanın kalkmasından sonra Midilli kalesi
tamir edilip, yeniden yeterli asker yerleştirildi.
Müttefik kuvvetlerin karada ve
denizde mağlûb olmaları üzerine, Venedik sulh istedi. Sultan Bâyezîd de sulha
tarafdâr idi. Zîrâ bu sırada devletin doğu sınırında Akkoyunlu Devleti’nin
yerine şiî bir devlet kuran Şâh İsmâil tehlikesi belirmişti. Yapılan görüşmeler
neticesinde 14 Aralık 1502’de otuz bir maddelik İstanbul muahedesi imzalandı.
Venedik bütün Osmanlı fetihlerini tanıdı. Sâdece Kefalonya adası, Venedik’e
verildi. Bir süre sonra Macaristan, Fransa, İngiltere, İspanya, Portekiz,
Polonya, Napoli ve Rodos ile sulh imzalandı. Avrupa’da yirmi seneye yakın devam
edecek bir sulh dönemi başladı.
Sultan Bâyezîd Han, batıyı emniyet
altına aldıktan sonra doğuya yöneldi. Karaman mes’elesi târihe karıştığı kabul
edilirken, senelerdir Tebriz’de bulunan Karamanoğlu Mustafa Bey, Anadolu’ya
gelerek etrafına topladığı Türkmenler ile Lârende (Karaman) şehrini aldı. Konya
sancak beyi ve annesi Karamanoğlu sülâlesinden olan Şehzâde Şehinşâh, üzerine
yürüyünce Mustafa Bey Tarsus’a kaçıp Memlûklülere sığındı. Osmanlı Devleti ile
aralarında bir anlaşmazlık çıkmasını istemiyen Memlûklü sultânı, Karamanoğlu
Mustafa Bey’i öldürttü. Böylece Karamanoğulları târihe karışmış oldu.
Diğer taraftan Doğu Anadolu ve
İran’da ortaya çıkan Şâh İsmâil Safevî, büyük mücâdeleden sonra 15 yaşında iken
Akkoyunluları 1502’de Tebriz’den kovup, kendi şahlığını îlân etti. Bozuk bir
itikada sâhib bulunan Şâh İsmail, Ehl-i sünnet îtikâdında olan annesi Hâlime
Begim’i öldürdü. Kanla ve ateşle İran’da Ehl-i sünnet itikadını yasakladı.
Askeri ve iktisâdi gücü Memlûklüleri geçerek, Osmanlı Devleti’nden sonra ikinci
büyük devlet durumuna geldi. Ordusunun büyük kısmını Anadolu’dan gelen kimseler
teşkil ediyordu. Osmanlı Devleti yönetimi altında bütün imtiyazlarını kaybederek
normal bir vatandaş hâline gelen Anadoludaki Türkmen beyleri, beylik imtiyazları
onlar için önemli olduğundan, İran’a gidip Şâh İsmail’in bozuk itikadına
girmekten çekinmediler. Böylece orada bütün eski haklarına sâhib oluyorlardı.
Şâh İsmail’in hedefi, Anadolu’yu ele geçirmek ve Osmanlı Devleti’ni yıkmaktı. Bu
gayesinin tahakkuku için, kendi bozuk fikirlerine inandırdığı kimseleri Anadolu
içlerine gönderdi.
Şâh İsmâil Anadolu’ya ajanlar
salarken, Venedik’e de elçiler gönderip, Osmanlı Devleti’ni yıkmak niyetinde
olduğunu, Avrupa devletlerinin Rumeli’den harekete geçmesi gerektiğini bildirdi.
Venedik bu teklifi kabul etmedi. Aynı teklifi Memlûklü sultânına yaptı ise de
yüz bulamadı. Şâh İsmail, 1507 senesinde, Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey’in
kızlarından Begli Hâtun’u istedi. Dulkadiroğlu, bu isteği reddedince, Şâh İsmâil
Dulkadir topraklarına girdi. Maraş ve Elbistan’ı tahrîb edip, bu şehirlerdeki
Dulkadir hânedânı mezarlarını yıktırdı. İkinci Bâyezîd’e zarurî olarak Osmanlı
topraklarından geçtiği için özür mektubu gönderdi. Sultan Bâyezîd Han, Şâh
İsmail’i iki ateş arasında bırakmak düşüncesiyle Mâverâünnehr taraflarına hâkim
olan Şeybânî hükümdarı Şeybek Han’la haberleşip, Safevîlere hücum etmesini
teşvik etti.
Trabzon vâlisi olan Şehzâde Selim,
bir an önce İran üzerine sefer düzenlenip, zulme son verilmesini istiyordu.
Şehzâde Selîm, üç Gürcistan seferine çıktı ki, en meşhurları 1508 Kütayis
seferidir. Bu seferlerde bugün Türkiye toprakları içinde bulunan Kars, Erzurum,
Artvin illerini ve on beş ilçesini fethederek kesin şekilde Osmanlı topraklarına
kattı. Buralarda yaşıyan Gürcülerin hepsi müslüman oldu. Akkoyunluların
topraklarından olan Bayburt, Erzincan, Kemah, ispir, Gümüşhane, Çemişkezek
çevresini ele geçirerek sancağına dâhil etti. Bütün Akkoyunlu mîrâsına sâhib
olduğunu iddia eden Şâh İsmail, bu toprakları geri almak için kardeşi İbrâhim
Mirzâ’yı gönderdi. Şehzâde hızla hareket ederek Erzincan yakınlarında Safevî
ordusunu perişan etti ve İbrâhim Mirzâ’yı esir aldı. Şâh’a karşı bu başarıları
Şehzâde Selîm’e büyük prestij kazandırdı. “Yürü Sultan Selîm devrân senindir”
nakaratlı türküler bestelenip, halk arasında söylenmeye başladı. Şâh’ın şikâyeti
üzerine, ikinci Bâyezîd, oğluna nâme yazdırdı. Bunun üzerine şehzâde Selîm,
Şâh’ın kardeşini serbest bıraktığı gibi; Erzincan, Kemah, Bayburt ve İspir’i
Safevîlere geri verdi. Ordu da bu durumu kötü karşıladı. Şehzâde Selîm izin
almadan sancağını terk ederek 1510 senesi sonbaharında Kırım’a geçti. Kırım’da
Kefe sancakbeyi olan oğlu şehzâde Süleymân’ı özlediğini İstanbul’a bildirdi.
Gerçekte, kayınpederi Kırım hanı Mengli Giray’ın desteğini almak için Kırım’a
gitmişti.
Bu târihlerde Benî Ahmer
hükümdarının yardım istemesi üzerine sultan Bâyezîd, Kemâl Reis kumandasında bir
donanmayı İspanya’ya gönderdi. Hâdiseler karşısında yaşlılığından dolayı
nisbeten hareketsiz kalan Pâdişâh, oğullarından birine, dedesi gibi tahtı teslim
etmek istiyordu. En büyük oğlu Ahmed Amasya’da, Korkut Antalya’da, Şehinşâh
Konya’da, Selîm Trabzon’da sancakbeyi idiler. Sultan, oğullarından şehzâde
Ahmed’i yerine geçirmeyi düşünüyordu. Bu sırada Şâh İsmail’in halîfelerinden
Şahkulu adında biri, bilhassa Eshâb-ı kiram düşmanı Türkmenlerin bulunduğu
yerlerde bir hayli tarafdâr buldu.
Etrafına topladığı çapulcularla
Antalya’da devlete karşı isyân etti. Üzerine gönderilen Karagöz Ahmed Paşa’yı
şehîd ederek Kütahya’yı ele geçirdi. Hadım Ali Paşa ve şehzâde Ahmed komutasında
gönderilen kuvvetler, Şahkulu isyânını bastırdı. Yapılan savaşta Şahkulu ve
Hadım Ali Paşa öldü. Şehzâde Ahmed tarafdârı olan Ali Paşa’nın ölümü, şehzâde
Selîm’in lehinde oldu. Ali Paşa’nın şehîd olduğu aynı günlerde şehzâde Selîm,
kendisine Rumeli’de verilen Vidin sancağından ayrılarak Edirne’ye geldi (1511).
Çorlu’ya kadar geldi ise de, babası karşısına çıkınca Şehzâde’nin birlikleri
dağıldı.
Şehzâde Selîm, Kefe’deki oğlu
Süleymân’ın yanına gitti. Bu sırada şehzâde Ahmed Maltepe’ye kadar geldi, fakat
ordu, veliahdın İstanbul’a girmesini istemedi. Dîvân, veliahdın sancağına
dönmesini emretti. Merkezde şehzâde Selîm tarafdarları güç kazandı, İstanbul’da
ordu açıkça şehzâde Selîm lehine büyük gösteri yaptı (6. 3. 1512). Büyük Oğlunu
desteklemekle kan döküleceğini anlayan Sultan, oğlu Selîm’i İstanbul’a davet
etti. Şehzâde Korkud çok seviliyorsa da, erkek evlâdı olmadığı için şansını
kaybetti. Şehzâde Selîm 19 Nisan’da İstanbul’a geldi. Kendisinden üç yaş büyük
olan ağabeyi Korkud kendisini karşılayarak tebrik etti. Bundan sonra Selîm,
Yenibahçe’de kendisi için kurulmuş olan çadıra geldi. 24 Nisan’da da babası
sultan Bâyezîd’in huzuruna girerek el öptü. Bâyezîd ellerini kavuşturarak duran
Selîm’e; adaletten ayrılma, âcizlere ve bîçârelere karşı merhametli ol,
kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana râm olmasını istiyorsan ulemâya çok
saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye karşı sert davranma dedikten sonra çok
duâlar etmiş ve pâdişâhlığını Allahü teâlânın mübarek etmesi dileğiyle saltanatı
kendisine teslim etmişti.
On bir gün kadar Eski Saray’da
oturan sultan Bâyezîd, daha önceden düzenlettirdiği Dimetoka’daki saraya gitmek
için yola çıktı. Sultan hasta olduğu için çok yavaş yol alınıyordu. Edirne’ye
yaklaştıklarında Hafsa yakınlarındaki Abalar köyünde 26 Mayıs 1512 günü vefât
etti. Cenazesi İstanbul’a getirilip kendisinin yaptırdığı Bâyezîd Câmii yanına
defnedildi. Yavuz Sultan Selîm tarafından kabrinin üzerine türbe yaptırıldı.
Sultan Bâyezîd Han, ilme, âlimlere,
velîlere ve Allahü teâlânın sevgili kullarına çok hürmet eder, onlara ihsânlarda
bulunurdu. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı ve
hilmiyle meşhur bir pâdişâh olduğu için Velî
Bâyezîd olarak bilinir. Allahü teâlânın rızâsı için ilim öğrenen ve
yine Allahü teâlânın rızâsı için insanlara nasihat eden âlimlerin, Allah
adamlarının sözlerinden çıkmaz, onların nasihatlerini can kulağı ile dinlerdi.
Devlet işlerinden arta kalan zamanı kitap okumak ve ibâdet etmekle geçirirdi.
Babası Fâtih Sultan Mehmed devrinde İstanbul’un ilim merkezi yapılması için
başlatılan çalışmalar, Bâyezîd Han zamanında da devam etti. Ülkesindeki ve diğer
İslâm ülkelerindeki bâzı âlimlere maaş bağlattı. Bunlar arasında Hirat’ta
bulunan Molla Câmî hazretlerine ve Nakşibendî yolunun merkezi olan Buhârâ’daki
dergâhın şeyhine her sene beş bin akçe gönderirdi. Kendi şahsî mülkünden verdiği
hediye ve sadakalar da bir hayli fazla idi. Molla Câmî’yi ve Ubeydullah-ı Ahrâr
hazretlerinin oğlu Hâce Abdülhâdî’yi İstanbul’a davet etti. Bâyezîd Han, Hâce
Abdülhâdî’ye çok hürmet ve iltifatlarda bulunup duâlarına mazhâr oldu.
Bâyezîd Han, daha şehzâdeliğinde
başladığı îmâr faaliyetlerine ömrünün sonuna kadar devam etti. Amasya’da
yaptırdığı medrese, câmi ve zaviyeden sonra, Edirne’de dârüşşifâ ve külliye,
İstanbul’da Bâyezîd Câmii, medrese ve imâret, memleketin çeşitli yerlerinde daha
bir çok faydalı eserler, ilim yuvaları inşâ ettirdi.
Sultan İkinci Bâyezîd Han’ın otuz
seneden fazla süren saltanatı boyunca, sulh ve sükûnu tercih etmesi, donanmayı
yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan
Selîm Han’ın fasılasız cihâd ile meşgul olmasına vesîle oldu. Zamanında yeniçeri
ocağını genişletti. Ağa bölükleri kuruldu. Donanmaya ehemmiyet verilerek,
yelkenli savaş gemileri yapıldı ve gemilere uzun menzilli toplar yerleştirildi.
Tımar teşkilâtında değişiklik yapıldı. Sultan Bâyezîd bir taraftan devlet
teşkilâtını sağlamlaştırarak halkın huzur ve sükûnunu te’min etmek için
uğraşırken, diğer taraftan doğudan batıya kadar bütün müslümanların mes’eleleri
ile ilgilendi.
Ahlâkı ve fazileti sebebiyle İslâm
alemince çok sevilen Bâyezîd Han vefât edince, Kâhire’de Memlûklü sultânı ve
halk tarafından gıyabında cenaze namazı kılındı, ömrünü hep ilim ve ibâdetle
geçiren Bâyezîd Han, Adlî mahlâsıyla çok güzel şiirler yazdı, Bir dîvânda
toplanan bu şiirleri yayınlanmıştır. Ayrıca dedesi ikinci Murâd Han gibi açık
Türkçe yazılması tarafdârı idi. Bu hususta İbn-i Kemâl’den, açık ve anlaşılır
bir Osmanlı târihi yazmasını istemiştir.
Kemâl Paşazade onun devrini en doğru
ve en veciz bir surette şu cümlelerle özetlemektedir:
“Adalet ve insafın koruyucusu olan
mükemmel idareciliği ile kara ve deniz yolları emniyetli olmuş, dâhiyane
siyâseti neticesinde memleket mâmur hâle gelmiş, aşikâr kerâmetleri ile muzaffer
sancağı, hududsuz merhameti ile saltanatını sevenler çok, devletinin otoritesi
ve kuvveti ile memleketin düşmanları hor ve hakîr
olmuştur.”
Sultan Bâyezîd Han’ın sekizi oğlan,
on üçü kız olmak üzere yirmi bir çocuğu dünyâya gelmiştir. Hanımlarının
isimleri; Ayşe Hâtûn, Hüsnüşah Hatun, Bülbül Hâtûn, Ferahşâh, Nigâr, Gülruh,
Gülbahar Hâtûn, Şîrîn Hâtun’dur. Erkek çocukları; Mahmûd, Abdullah, Şehinşah,
Âlemşâh, Mehmed, Ahmed, Korkud ve Selim efendiler, kız çocukları ise; Hadîce,
Gevhermülûk, Selçuk, Aynışah, İlaldı, Şah, Hundi, Ayşe, Sofu Fatma, Hümâ, Kamer,
Sultanzâde sultanlardır.
BÂYEZÎD CÂMİİ’NDE İLK NAMAZ!..
Bâyezîd Han, İstanbul’da yaptırdığı
câminin açılışında hazır bulundu. Zenbilli Ali Efendi’nin kardeşi meşhur âlim ve
vaiz Muhyiddîn Mehmed Çelebi’ye vâz ettirdi. Pâdişâh, câmide ilk namaz
kıldıracak olan kimsenin bulûğ çağından bugüne, bir defa ikindi namazının
sünnetini terketmemiş bir kimse olmasını arzu ediyordu. Cemâate îlân edilince,
kimse çıkmadı. Pâdişâh mecbur kalıp; “Elhamdülillah müddet-i ömrümüzde hiçbir
vakit kaçırmadık” diyerek, bizzat imâmete geçti.
Yine Bâyezîd Câmii’nin açılışına
Hacı Bayram-ı Velî’nin (r. aleyh) yoluna mensub ilim, edeb ve vakar ehli bir zât
olan Baba Yûsuf Sivrihisârî’yi davet etmişti. Baba Yûsuf Sivrihisârî namazdan
sonra kürsüye çıkıp öyle te’sirli bir vâz yaptı ki, pâdişâh ve câmide bulunan
cemâat ağlamaya başladılar. Ağlamalarıyla câmi inledi. Câminin açılışını
seyretmek için gelip, dışarıda bekleyen hıristiyanlardan üçü bu hâlden çok
etkilenerek derhâl câmiye girip Baba Yûsuf Sivrihisarî’nin huzurunda müslüman
oldular. Bu hâdiseyi gören Sultan İkinci Bâyezîd Han, yaptırdığı Bâyezîd
Câmii’nin ilk açılışında böyle bir olayın vuku bulmasından dolayı çok sevinip
memnun oldu. Müslüman olan üç hıristiyana pek çok para ve mal hediye etti.
Bâyezîd Han, İstanbul’da yaptırdığı
câminin açılışında hazır bulundu. Zenbilli Ali Efendi’nin kardeşi meşhur âlim ve
vaiz Muhyiddîn Mehmed Çelebi’ye vâz ettirdi. Pâdişâh, câmide ilk namaz
kıldıracak olan kimsenin bulûğ çağından bugüne, bir defa ikindi namazının
sünnetini terketmemiş bir kimse olmasını arzu ediyordu. Cemâate îlân edilince,
kimse çıkmadı. Pâdişâh mecbur kalıp; “Elhamdülillah müddet-i ömrümüzde hiçbir
vakit kaçırmadık” diyerek, bizzat imâmete geçti.
Yine Bâyezîd Câmii’nin açılışına
Hacı Bayram-ı Velî’nin (r. aleyh) yoluna mensub ilim, edeb ve vakar ehli bir zât
olan Baba Yûsuf Sivrihisârî’yi davet etmişti. Baba Yûsuf Sivrihisârî namazdan
sonra kürsüye çıkıp öyle te’sirli bir vâz yaptı ki, pâdişâh ve câmide bulunan
cemâat ağlamaya başladılar. Ağlamalarıyla câmi inledi. Câminin açılışını
seyretmek için gelip, dışarıda bekleyen hıristiyanlardan üçü bu hâlden çok
etkilenerek derhâl câmiye girip Baba Yûsuf Sivrihisarî’nin huzurunda müslüman
oldular. Bu hâdiseyi gören Sultan İkinci Bâyezîd Han, yaptırdığı Bâyezîd
Câmii’nin ilk açılışında böyle bir olayın vuku bulmasından dolayı çok sevinip
memnun oldu. Müslüman olan üç hıristiyana pek çok para ve mal hediye etti.
Bâyezîd Han’ın, Kırım Hanı Mengli
Giray’ın cihâd edilmesi hakkında ki yazısına vermiş olduğu cevabî mektubu çok
önemlidir. Bâyezîd bu mektubunda; “Cihâd ü gazâya emr, İslâm dîninin en baş
yoludur. Sultanlara düşen de bu yolda bulunmaktır. Fakat geniş topraklarımız
üzerindeki reâyâ ve bereyânın hâllerinden yalnız ben sorumluyum. Yarın Allah’ın
huzuruna vardığım zaman; “Bâyezîd! Sana bunca iklimleri ihsân idüp cümle ibâddan
seni ihtiyar ve bir kaç günlük saltanatı ve hilâfeti sana lâyık gördüm. Kullarım
arasında nice benim emrimi icra eyledin ve ne tarîk ile adalet eyledin” deyu
buyurdukta hâlim ne ola ve ne hâl ile cevap virem diye düşünür dururum. Savaş
için bir tarafa gidildiği zaman, insanlarda kötülüğe temâyüllü hususiyetler
bulunduğu için, yokluğumuzdan faydalanarak bir fitne çıkarabilirler. Bundan
dolayı herhangi bir tarafa gitmemeyi ve nizâm-ı memleket için yerimde oturmayı
daha münâsip buluyorum. Yine bundan dolayı gece-gündüz bütün vaktimi halkın
ahvâlini tedkîk ve işlerini görmeye harcıyorum.”
Bâyezîd Han’ın, Kırım Hanı Mengli
Giray’ın cihâd edilmesi hakkında ki yazısına vermiş olduğu cevabî mektubu çok
önemlidir. Bâyezîd bu mektubunda; “Cihâd ü gazâya emr, İslâm dîninin en baş
yoludur. Sultanlara düşen de bu yolda bulunmaktır. Fakat geniş topraklarımız
üzerindeki reâyâ ve bereyânın hâllerinden yalnız ben sorumluyum. Yarın Allah’ın
huzuruna vardığım zaman; “Bâyezîd! Sana bunca iklimleri ihsân idüp cümle ibâddan
seni ihtiyar ve bir kaç günlük saltanatı ve hilâfeti sana lâyık gördüm. Kullarım
arasında nice benim emrimi icra eyledin ve ne tarîk ile adalet eyledin” deyu
buyurdukta hâlim ne ola ve ne hâl ile cevap virem diye düşünür dururum. Savaş
için bir tarafa gidildiği zaman, insanlarda kötülüğe temâyüllü hususiyetler
bulunduğu için, yokluğumuzdan faydalanarak bir fitne çıkarabilirler. Bundan
dolayı herhangi bir tarafa gitmemeyi ve nizâm-ı memleket için yerimde oturmayı
daha münâsip buluyorum. Yine bundan dolayı gece-gündüz bütün vaktimi halkın
ahvâlini tedkîk ve işlerini görmeye harcıyorum.”
22 Mayıs 1481 Fâtih Sultan Mehmed Han’ın cenâze
merasimi.
28 Mayıs 1481 Cem Sultan’ın Bursa’da tahta çıkması.
20 Haziran 1481 .Sultan Cem ile Sultan Bâyezîd arasında
Yenişehir muhârebesi ve ikinci Bâyezîd’in zaferi.
28 Haziran 1481 Cem Sultan’ın Mısır’a gitmek üzere Konya’dan
ayrılması.
10 Eylül 1481 Cenubî İtalya’daki Otronto kalesinin elden
çıkması.
26 Eylül 1481 Cem Sultan’ın Kâhire’de şâhâne bir merasimle
karşılanması.
16 Ocak 1482 Osmanlı-Venedik sulh muahedesinin
yenilenmesi.
26 Mart 1482 Cem Sultan’ın Anadolu’dan aldığı davetler
üzerine yola çıkması.
17 Mayıs 1482 Cem Sultan’ın Konya muhasarası.
8 Haziran 1482 Cem Sultan’ın Ankara muhasarası.
20 Temmuz 1482 Cem Sultan’ın Rodos gemisine binerek
Anadolu’dan ayrılması.
1 Eylül 1482
Cem Sultan’ın Rodos’dan Fransa’ya hareketi.
18 Kasım 1482 Gedik Ahmed Paşanın îdâmı.
1483........ Morava seferi. Hersek sancağının
kat’î suretle ilhakı, Osmanlı-Macar sulhu, Karamanoğlu Kasım Bey’in ölümü,
Karaman vâlisi Şehzâde Abdullah’ın ölümü.
1 Mayıs 1484 Sultan’ın Bağdan seferi için
İstanbul’dan hareketi.
15 Temmuz 1484 Kili kalesinin fethi.
9 Ağustos 1484 Akkerman Kalesinin fethi.
1485........ Osmanlı-Memlûklü muhârebelerinin
başlaması.
1486........ Hersekzâde Ahmed Paşa’nın
Kilikya mağlûbiyeti ve ilk esareti. Tazarruât sahibi Sinân Paşa’nın ölümü.
1490........ Lehistan sulhü.
1491........ Osmanlı-Memlûklü sulhu.
1492........ Macaristan’a büyük akın
hareketlerinin başlaması.
1493........ Bosna beylerbeyi Yâkûb Paşa’nın
İstlnya akını ve Kırbavo zaferi.
24/25 Şubat 1495 Cem Sultan’ın ölümü.
1496........ Bosna
fetihleri.
1497........ Dalmaçya akını, Karadağ’ın
himaye altına alınması. Dîvân şâiri Veliyyüddînzâde Ahmed Paşa’nın
ölümü.
3 Mart 1497
Vezîr-i âzam Dâvûd Paşa’nın azli; Hersekzâde Ahmed Paşa’nın
sadrâzamlığı.
1498........ Bâli Bey’in Lehistan akınları,
Hersekzâde Ahmed Paşa’nın azli ve Çandarlı İbrâhim Paşa’nın
sadrâzamlığı.
31 Mayıs 1499 Sultân’ın, Yunan seferine
çıkışı.
28 Temmuz 1499 Kemâl Reis’in Sapienza
zeferi.
30 Ağustos 1499 İnebahtı’nın fethi
10 Ağustos 1500 Modon’un fethi.
16 Ağustos 1500 Koron’un fethi.
1501........ Bâyezîd Câmii’nin temel atma
merasimi, Papa-Venedik, Macaristan ittifakı, Fransızların Midilli adasını
kuşatması, Hadım Ali Paşa’nın sadrâzamlığa tâyini.
14 Aralık 1502 Osmanlı-Venedik
sulhü.
20 Ağustos 1503 Osmanlı-Macar sulhü.
1505........ Bâyezîd Câmii’nin inşâsının
tamamlanması.
1507........ Şâh İsmail’in Anadolu
akını.
14 Eylül 1509 Târihlerde Kıyâmet-i sugrâ (küçük kıyamet)
adıyla anılan zelzele (Bu zelzele İstanbul’u harabe hâline
getirmiştir).
1510........ İstanbul’un yeniden inşâ
edilmeye başlanması.
1511........ Trabzon vâlisi şehzâde Selimin
gemiyle Kefe’ye gitmesi.
9 Nisan 1511 Şahkulu’nun isyân
etmesi.
Temmuz 1511 Şehzâde Şehinşâh’ın
vefâtı.
3 Ağustos 1511 Uğraş deresi bölgesinde sultan Bâyezîd’in
oğlu Selîm’i yenmesi.
21 Ağustos 1511 Koca Mustafa Paşa’nın zadrâzamlığa
getirilmesi.
19 Nisan 1512 Şehzâde Selîm’in Yenibahçe’de kurulan
otağa yerleşmesi.
24 Nisan 1512 Sultan İkinci Bâyezîd’in tahttan
çekilmesi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı nu’mâniyye tercümeni; sh.
308
2) Tâc-üt-tevârih; cild-2, sh.
133
3) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-2, sh.
1232
4) Târih-i Mısır (Rıdvânzâde Abdullah, Bâyezîd
Kütüphânesi No: 4971) vr. 65-66
5) Tevârih-i Âli Osman (İbn-i Kemâl, Millet
Kütüphânesi, Ali Emîrî kısmı No:32) vr. 1086
6) Künh-ül-ahbâr (Üniversite Kütüphânesi);
cild-1, sh. 916
7) Bedâyi-ul-vekâyî (Hüseyn, Moskova-1961);
cild-2, sh. 668
8) Heşt-behişt (İdris-i Bitlisî, Topkapı
Sarayı No: 196 vr. 220
9) Tabakât-ül-memâlik (Celâlzâde Mustafa
Çelebi)
10) Vâkıât-ı Cem
(İstanbul-1914)
11) Tevârîh-i Âli
Osman (Âşıkpaşazâde); sh. 250
12) Kitâb-ı
Cihânnümâ (Neşr); cild-2,
13) Şuarâ
Tezkireleri
14)
Münşeât-üs-selâtin; cild-1, sh. 338
15) Târihi
Solakzâde: sh. 339
16) Osmanlı Târihi
(Uzunçarşılı); cild-2, sh. 161
17) Îzâhlı Osmanlı
Târihi Kronolojisi: cild-1. sh. 356
18) Osmanlı Devleti
Târihi (Hammer); cild-3, sh. 843
19) Sultan II.
Bâyezîd’in Siyâsî Hayâtı (S.Tansel, Ankara-Târihsiz)
20) Büyük Türkiye
Târihi; cild-3, sh. 136
21) Rehber
Ansiklopedisi; cild-2. sh. 283
22) Türk
Klasikleri; cild-2, sh. 218
22 Mayıs 1481 Fâtih Sultan Mehmed Han’ın cenâze
merasimi.
28 Mayıs 1481 Cem Sultan’ın Bursa’da tahta çıkması.
20 Haziran 1481 .Sultan Cem ile Sultan Bâyezîd arasında
Yenişehir muhârebesi ve ikinci Bâyezîd’in zaferi.
28 Haziran 1481 Cem Sultan’ın Mısır’a gitmek üzere Konya’dan
ayrılması.
10 Eylül 1481 Cenubî İtalya’daki Otronto kalesinin elden
çıkması.
26 Eylül 1481 Cem Sultan’ın Kâhire’de şâhâne bir merasimle
karşılanması.
16 Ocak 1482 Osmanlı-Venedik sulh muahedesinin
yenilenmesi.
26 Mart 1482 Cem Sultan’ın Anadolu’dan aldığı davetler
üzerine yola çıkması.
17 Mayıs 1482 Cem Sultan’ın Konya muhasarası.
8 Haziran 1482 Cem Sultan’ın Ankara muhasarası.
20 Temmuz 1482 Cem Sultan’ın Rodos gemisine binerek
Anadolu’dan ayrılması.
1 Eylül 1482
Cem Sultan’ın Rodos’dan Fransa’ya hareketi.
18 Kasım 1482 Gedik Ahmed Paşanın îdâmı.
1483........ Morava seferi. Hersek sancağının
kat’î suretle ilhakı, Osmanlı-Macar sulhu, Karamanoğlu Kasım Bey’in ölümü,
Karaman vâlisi Şehzâde Abdullah’ın ölümü.
1 Mayıs 1484 Sultan’ın Bağdan seferi için
İstanbul’dan hareketi.
15 Temmuz 1484 Kili kalesinin fethi.
9 Ağustos 1484 Akkerman Kalesinin fethi.
1485........ Osmanlı-Memlûklü muhârebelerinin
başlaması.
1486........ Hersekzâde Ahmed Paşa’nın
Kilikya mağlûbiyeti ve ilk esareti. Tazarruât sahibi Sinân Paşa’nın ölümü.
1490........ Lehistan sulhü.
1491........ Osmanlı-Memlûklü sulhu.
1492........ Macaristan’a büyük akın
hareketlerinin başlaması.
1493........ Bosna beylerbeyi Yâkûb Paşa’nın
İstlnya akını ve Kırbavo zaferi.
24/25 Şubat 1495 Cem Sultan’ın ölümü.
1496........ Bosna
fetihleri.
1497........ Dalmaçya akını, Karadağ’ın
himaye altına alınması. Dîvân şâiri Veliyyüddînzâde Ahmed Paşa’nın
ölümü.
3 Mart 1497
Vezîr-i âzam Dâvûd Paşa’nın azli; Hersekzâde Ahmed Paşa’nın
sadrâzamlığı.
1498........ Bâli Bey’in Lehistan akınları,
Hersekzâde Ahmed Paşa’nın azli ve Çandarlı İbrâhim Paşa’nın
sadrâzamlığı.
31 Mayıs 1499 Sultân’ın, Yunan seferine
çıkışı.
28 Temmuz 1499 Kemâl Reis’in Sapienza
zeferi.
30 Ağustos 1499 İnebahtı’nın fethi
10 Ağustos 1500 Modon’un fethi.
16 Ağustos 1500 Koron’un fethi.
1501........ Bâyezîd Câmii’nin temel atma
merasimi, Papa-Venedik, Macaristan ittifakı, Fransızların Midilli adasını
kuşatması, Hadım Ali Paşa’nın sadrâzamlığa tâyini.
14 Aralık 1502 Osmanlı-Venedik
sulhü.
20 Ağustos 1503 Osmanlı-Macar sulhü.
1505........ Bâyezîd Câmii’nin inşâsının
tamamlanması.
1507........ Şâh İsmail’in Anadolu
akını.
14 Eylül 1509 Târihlerde Kıyâmet-i sugrâ (küçük kıyamet)
adıyla anılan zelzele (Bu zelzele İstanbul’u harabe hâline
getirmiştir).
1510........ İstanbul’un yeniden inşâ
edilmeye başlanması.
1511........ Trabzon vâlisi şehzâde Selimin
gemiyle Kefe’ye gitmesi.
9 Nisan 1511 Şahkulu’nun isyân
etmesi.
Temmuz 1511 Şehzâde Şehinşâh’ın
vefâtı.
3 Ağustos 1511 Uğraş deresi bölgesinde sultan Bâyezîd’in
oğlu Selîm’i yenmesi.
21 Ağustos 1511 Koca Mustafa Paşa’nın zadrâzamlığa
getirilmesi.
19 Nisan 1512 Şehzâde Selîm’in Yenibahçe’de kurulan
otağa yerleşmesi.
24 Nisan 1512 Sultan İkinci Bâyezîd’in tahttan
çekilmesi.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı nu’mâniyye tercümeni; sh.
308
2) Tâc-üt-tevârih; cild-2, sh.
133
3) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-2, sh.
1232
4) Târih-i Mısır (Rıdvânzâde Abdullah, Bâyezîd
Kütüphânesi No: 4971) vr. 65-66
5) Tevârih-i Âli Osman (İbn-i Kemâl, Millet
Kütüphânesi, Ali Emîrî kısmı No:32) vr. 1086
6) Künh-ül-ahbâr (Üniversite Kütüphânesi);
cild-1, sh. 916
7) Bedâyi-ul-vekâyî (Hüseyn, Moskova-1961);
cild-2, sh. 668
8) Heşt-behişt (İdris-i Bitlisî, Topkapı
Sarayı No: 196 vr. 220
9) Tabakât-ül-memâlik (Celâlzâde Mustafa
Çelebi)
10) Vâkıât-ı Cem
(İstanbul-1914)
11) Tevârîh-i Âli
Osman (Âşıkpaşazâde); sh. 250
12) Kitâb-ı
Cihânnümâ (Neşr); cild-2,
13) Şuarâ
Tezkireleri
14)
Münşeât-üs-selâtin; cild-1, sh. 338
15) Târihi
Solakzâde: sh. 339
16) Osmanlı Târihi
(Uzunçarşılı); cild-2, sh. 161
17) Îzâhlı Osmanlı
Târihi Kronolojisi: cild-1. sh. 356
18) Osmanlı Devleti
Târihi (Hammer); cild-3, sh. 843
19) Sultan II.
Bâyezîd’in Siyâsî Hayâtı (S.Tansel, Ankara-Târihsiz)
20) Büyük Türkiye
Târihi; cild-3, sh. 136
21) Rehber
Ansiklopedisi; cild-2. sh. 283
22) Türk
Klasikleri; cild-2, sh. 218







Yorumlar
Yorum Gönder