BASIN
BASIN
Günlük, haftalık, aylık, yıllık gibi
belirli veya belirsiz aralıklarla yayınlanan her türlü cerîde (gazete), mecmua
(dergi), salnâme (yıllık), broşür ve benzeri yayınların hepsi, matbûât. Bu tür
yayınların muhtevasını, haber ve fikir yazıları meydana getirir, baskı
makinaları ile çoğaltılarak geniş kitlelere kolayca ulaşma imkânı sağlanır.
Haber toplama ve bunları çeşitli
vâsıtalarla insanlara duyurma çalışmalarının insanlık târihiyle yaşıt olduğu
söylenir. Mısır’da M.Ö. on sekizinci asırda resmî bir gazetenin yayınlandığı,
yine M.Ö. Romalılar devrinde günlük olayları halka duyuran “acta diurna”ların
bir gazete hüviyeti taşıdığı, Çin’de ise, on ikinci asırdan beri gazetenin
varolduğu basın tarihçileri tarafından bildirilmektedir. Sözlü gazete
denilebilecek Forum ve Agoralar da basın târihinde önemli yer tutarlar. Haber ve
fikirlerin elle yazılıp satılması ise, on dördüncü asrın sonları ile on beşinci
asrın başlarında Venediklilerde görülmüştür. Zamanın Venedik parası olan Gazetta karşılığında, Gazettanti denilen müvezzîlerde satılan haber el
kağıtları, bugünkü gazeteciliğe adını veren bir faaliyet olmuştur. Osmanlı
ordusunun ilerleyişinin Avrupa’da nasıl heyecanla tâkib edildiği de bir kaç
baskı yapan bu haber kâğıtları nüshalarından öğrenilmektedir. On beşinci asrın
ilk yarısında matbaanın J. Gutenberg tarafından kullanılmasından sonra,
müteharrik harflerle baskı tekniğine geçilmesi, basın hayâtının gelişmesini ve
gazeteciliğin bir meslek hâline gelmesini sağlamıştır. Fakat buna rağmen on
yedinci asra gelinceye kadar basın faaliyetleri bir emekleme devresinde
kalmıştır.
İlk zamanlar gündelik olmayan
gazeteler neşredilmiş, on yedinci ve on sekizinci asırlardan îtibâren Almanya,
İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde günlük gazeteler yayınlanmıştı. On
sekizinci asırdan îtibâren meydana gelen bâzı siyâsî ve İlmî gelişmeler,
gazeteciliği, habercilik hüviyetinden çıkarıp, çeşitli konuların işlendiği ve
kendi bünyesinde teşkilâtlanmaya gidilen bir sektör hâline getirdi. Ulaşım ve
haberleşme vâsıtalarının gelişmesi, gazetelerin yayılıp dağıtılmalarını
kolaylaştırdı ve böylece büyük kitleleri etkilemesi sağlandı.
Osmanlı Devleti’nde İbrâhim
Müteferrika tarafından 1727’de ilk Osmanlı resmî matbaasının kurulmasından
sonra, belli bir çevre içinde haberleşme, risaleler aracılığıyla olmuştu.
Matbaanın kullanılışından yaklaşık bir asır sonra Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşa
tarafından Kâhire’de 1828 yılında Türkçe ve Arabça olarak Vakâyi-i
Mısriyye adlı resmî vilâyet gazetesi, ikinci Mahmûd Han tarafından 11
Kasım 1831 yılında İstanbul’da Takvîm-i Vekâyî adlı resmî gazete yayınlandı.
Türkçe’nin yanında; Arabça, Fransızca, Rumca ve Ermenice de yayınlanan Takvîm-i
Vekâyî’nin basılması için İstanbul’da Takvimhâne matbaası kuruldu.
Takvimhâne nâzırı olarak da Es’âd Efendi tâyin edildi. Haftalık olan bu gazetede
resmî devlet haberlerinden başka iç ve dış dünyâ hâdiselerine de yer verildi.
Ancak sultan İkinci Mahmûd Han’ın vefâtından sonra sâdece resmî devlet
haberlerine yer verildi. Yıllık abonesi 120 kuruş olan bu gazete beş bin adet
basılıyor, belli başlı devlet adamlarına ve me’murlara şehir ve kasaba ileri
gelenlerine, yabancı devlet temsilciliklerine dağıtılıyordu, önemli hâdiseler
olduğu zaman Varaka-i mahsûsa adıyla özel ilâveleri de
yayınlanıyordu. Tanzîmâttan sonra bir ara yayınına ara veren Takvîm-i vekâyi,
1855’den sonra Meclis-i âli-yi Tanzîmât nizâmnâmesini ve bu müessesenin
hazırladığı nizâmnâmeleri yayınlamakla resmî gazete olma hüviyetine daha çok
yaklaştı. 1860’dan sonra tamamen devletle ilgili belge ve nizâmnâmeleri
yayınlayan Takvîm-i Vekâyî, 1878’de kapandıysa da üç yıl
sonra 1881’de yeniden yayınlanmaya başladı. 4 Kasım 1922 târihine kadar 4609
sayısı yayınlandı. Ankara hükümeti tarafından 2.1.1922’de Resmî
Cerîde 1.2.1928’de Resmî gazete adını alarak devam etti. Takvîm-i
Vekâyî’den başka, yabancı devletler nezdinde Osmanlı menfaatlerini
korumak için sultan Mahmûd Han, Alexander Blacque Beye Le Moniteur
Ottoman adlı Fransızca bir gazetede çıkarttırmıştı. Bu gazetenin, Takvîm-i
Vekâyî’nin Fransızca’sı olduğu da söylenmektedir.
Sultan Abdülmecîd Han tahta geçince,
31 Temmuz 1840’da Türkçe yayınlanan Cerîde-i
havadis adlı gazeteyi çıkarttırdı. Başında, William Churchill adlı
bir İngiliz gazetecisi vardı. İlk yıllarda 150 kadar okuyucusu olan Cerîde-i
Havadis, Kırım savaşı sırasında canlandı. Savaş muhabiri olarak
cepheye giden Churchill’in gönderdiği haberler, halkın ilgisini çekti. 1850
yılından sonra bu iki Türkçe gazeteden başka Fransızca, İtalyanca, Rumca,
Ermenice ve Farsça olmak üzere on altıya yakın gazete yayınlanmaya başladı. 1864
yılında William Churchill’in ölümünden sonra oğlu, Cerîde-i
havadis gazetesini kapatıp Rûznâme-i
Cerîde-i havadis adlı gazeteyi çıkarmaya başladı.
Türkler tarafından çıkarılan ilk
özel gazete, Takvim-i vekâyî’den otuz, Cerîde-i
havâdis’ten yirmi yıl sonra 21 Ekim 1860’da neşredilen Tercümân-ı
Ahvâl’dir. Sahibi Çapanoğlu Agâh Efendi, başyazarı Şinâsî olan bu
gazete, bir haber gazetesi olmaktan ziyâde; hükümet tenkidine kadar, bugünkü
gazetecilikte görülen pek çok şeyin menşeini teşkil eden hususlara yer verirdi.
Şinâsî’nin Şâir Evlenmesi adlı piyesi, ilk defa olarak, bu
gazetede tefrika edildi. Tercümân-ı Ahvâl yayınladığı yazılarla devlete ve
hükümete karşı tavır aldığı için zaman zaman Cerîde-i
havadis ile tartışmalara girdi. 1861 Mayısında İki hafta müddetle
kapatıldı. İlk zamanlar haftada bir, sonra üç, sonra Cuma hâriç hergün
yayınlandı. Ancak siyâsî şartlar ve basında giderek artan rekabet karşısında
11.3.1866’da yayın hayâtına son verdi. Tercümân-ı Ahvâl
gazetesinden ayrılan Şinâsî, 27 Haziran 1862’den îtibâren Tasvir-i
Efkâr’ı çıkarmaya başladı.
Osmanlı ülkesinde Avrupaî fikirlerin
yayılmasına, dil tartışmasını ortaya atarak devletin bölünüp parçalanmasına
yönelik akımların gelişmesi için çalışan, devletin temel politikalarını ve
hükümetin icrâatını tenkid eden muharrir ve yazarların çalıştığı Tasvir-i
Efkâr gazetesi, daha çok fikir gazetesi özelliğini taşıyordu. Nitekim
Şinâsî; “Halk, kânûnî vazîfelerle yükümlü olduğuna göre, vatanın faydası için
söylemek ve yazmak da hakkıdır” diyerek bu çizgiyi açıklamıştı. Yeni Osmanlılar
Cemiyeti’nin fikir babası sayılan Şinâsî, gazetesinde alışılmış bâzı güzel örf,
âdet ve geleneklere karşı çıkarak pâdişâhın tahta çıkış ve doğum günleriyle
ilgili haber ve yorum koymayı reddetti. Saltanat sisteminden çok, meşrutî idare
sistemini savunduğu gazetesinde, içeride ve dışarda meydana gelen bâzı
hâdiseleri istismar ederek; pâdişâha ve hükümete karşı kamuoyu meydana getirmeye
çalıştı. Bu çalışmaları sebebiyle gazeteye ilgi artıp, tirajı yükseldi. Ayrıca
okuyucu mektuplarına daha çok yer verdiği için ilgiyi üzerine topladı. Şinâsî
Avrupa’ya kaçınca, 4 Haziran 1864 târihinden îtibâren Nâmık Kemâl tarafından
çıkartılmaya devam edildi. Nâmık Kemâl de Avrupa’ya kaçınca, Recâîzâde Ekrem
tarafından çıkarıldı. Fakat kamuoyundaki etkisini giderek kaybeden Tasvîr-i
Efkâr sekiz yüz otuz sayı çıktıktan sonra 1866’da kapandı.
İlk Türk dergisi ise, 1850’de
yayınlanmaya başlayan Vekâyi-i Tıbbiye’dir. Meslek dergisi özelliğinde
olan bu dergiden başka Temmuz 1862’de Mecmûa-i
Fünûn yayınlanmaya başladı. Münif Paşa tarafından Cemiyet-i İlmiye-i
Osmaniye’nin yayın organı olarak çıkarılan Mecmua-i
Fünûn, 1864’de kolera salgını yüzünden yayınını durdurdu. 1866’da
yeniden yayınlanmaya başladıysa da kısa bir müddet sonra yayına ara verdi.
Üçüncü defa 1883 yılında tekrar yayınlanmaya başladı, fakat yeniden kapandı. Mir’ât-ı Mecmûa-i
İber-i intibah ve devamı olan İbretnümâ
ile Cerîde-i Askeriye de ilk çıkan dergilerdendir.
1860’dan sonra Türkçe basının,
devlet ve hükümet ile hükümet ricaline karşı tutum alması, diğer dillerde
yayınlanan gazetelerin de Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü bozmaya yönelik yıkıcı
yazılar neşretmeleri üzerine; saltanatı, hükümeti, Osmanlı toplumunu meydana
getiren milletleri ve dinlerini saldırılardan koruyabilmek için bâzı tedbirler
alındı. 1860’da özellikle yabancı basından şöyle bir taahhütname alınmaya
başlandı: “Osmanlı hükümetini, diğer devletlerle münâsebetlerini, me’murların
çalışmalarını tenkid etmemek, başyazıları önceden Basın bürosuna bildirip tasdik
ettirmek, Basın bürosunun tasdîk etmediği haberleri yayınlamamak, Avrupa
gazetelerinde çıkan yazıları düzeltmek gayesiyle Basın bürosunca verilecek
yazıları aynen yayınlamak.”
Bu doğrultuda yapılan uygulamalar
bir çok şikâyetlere sebeb oldu. Tanzîmâtın getirdiği eşitlik ve kânunlara
dayanan uygulama ilkelerinin çiğnendiğini ileri süren yabancı basın mensupları,
kapitülasyonlardan faydalanmak istediler. Yabancı gazeteleri ve gazetecileri
cezalandırma veya yasaklama teşebbüsleri karşısında, yabancı devlet elçilerinin
basın hürriyetinin sınırlarını belirleyici bir kânun bulunmaması ve kendi
konsolosluk mahkemelerinde muhakeme edilmek istemeleri sebebiyle kânûnî
düzenlemeye gidildi. 1864’de Matbûât Nizâmnâmesi çıkarıldı.
Bu dönemde İstanbul’da devletin yarı
resmî gazetesi olan Fransızca Journal de Costantinople, İngilizce The Levant
Herald, Fransızca Courier d’Orient, Rumca Bizantis, Bulgarca Bulgaria, Ermenice Megs, Masis,
Avedapar ve Tar gazeteleri çıkıyordu. İzmir, Kahire, Beyrut
gibi şehirler başta olmak üzere diğer şehirlerde de azınlıklar ve müslümanlar
tarafından hayli gazete yayınlandı. Ayrıca yine İstanbul’da Mecmûa-i
Havadis ve Münâd-i Erciyas adlı Anadolu gazeteleri de
yayınlanıyordu.
1864’de Matbûât Nizâmnâmesinin
düzenlenmesinden sonra, Türk basın hayâtı yeni bir devire girdi. Bu nizâmnâme,
ön sansürü bütünüyle kaldırıp, yabancı basının sorumsuzluklarına da sınırlar
getirmişti. Nitekim Nizâmnâmenin üçüncü maddesi; yabancıların da yerliler gibi
muamele göreceklerini hükme bağladığından, kapitülasyonların basın alanına da
yayılması önlenmiş oluyordu.
Nizâmnâme ile daha önce kurulmuş
olan Bâb-ı âlî tercüme odası, Matbûât müdürlüğü gibi kurumlara yeni vazîfeler
veriliyordu. Siyâsî özellikteki yayınlara ruhsat vermek, yayınların muhtevasını
kontrol etmek, gazetelere verilecek resmî îlânları hazırlamak, Avrupa’da Osmanlı
Devleti aleyhinde yayın yapan gazete ve kitapların ülkeye girmesine mâni olmak,
bu kaidelere aykırı davrananlar hakkında para ve hapis cezalarını uygulamak bu
vazîfeler arasındaydı.
Nizâmnâme, bir ön sansür koymuyordu
ama, ağır para ve hapis cezalarıyla başta pâdişâh olmak üzere bütün idareyi;
(bakanlar, meclisler, mahkemeler, devlet kurumları ve me’murlar), yabancı devlet
başkanları ve temsilcilerini, suçlayıcı ve kötüleyici yayınlardan koruyordu.
Nizâmnâme, umûmî çizgileriyle 1909 yılına kadar yürürlükte kaldı.
Matbûât Nizâmnâmesinin
yayınlanmasından sonra Nâmık Kemâl, Tasvîr-i
Efkâr gazetesinde çeşitli konulara dâir tenkitlerini daha serbest
yayınlamaya başladı. Tanzîmât ricâliyle arasının bozulması yüzünden, Türk dili
ve Edebiyatı yanında dış politikaya âid fikirlerini ve iç politikayla ilgili
tenkitlerini de yazdı. Bir ara Yeni Osmanlılar cemiyetinin sözcüsü hâline gelen
Tasvîr-i
Efkâr gazetesinin kamuoyunda te’siri arttı. 1867 senesinde Ali Süâvî
de çıkardığı Muhbir gazetesinde hükümeti daha sert bir dille
tenkid etmeye başladı (Bkz. Ali Süâvî).
Tasvîr-i
Efkâr ve Muhbir
gazetelerinde, hükümete yönelik tenkitlerin, devletin durumunu tehlikeye sokacak
hâle gelmesi ve hükümet erkânının şahsını hedef tutan yazıların artması üzerine,
1867’de basını kontrol maksadıyla bir kararname çıkartıldı. Sadrâzam Âlî Paşa
tarafından, aynı zamanda kendi mevkiini kuvvetlendirmek maksadıyla hazırlanan bu
kararnameye Âlî kararnamesi denildi. Muhbir
gazetesi, 9 Mart 1867 tarihli sayısında Ziya Paşa’ya âit bir yazıyı yayınladığı
için kapatıldı ve Ali Süâvî Avrupa’ya kaçtı. 1867 yılında İngilizce olarak çıkan
The Levant
Herald gazetesi de, Yunanlıların, Girid ihtilâlcilerini destekleyen
hareketlerini övdüğü için kapatıldı. İstanbul’daki İngilizce gazetelerden, The Levant
Times, bir de Bulgarca nüsha çıkarıp, Bulgar kavmiyetçiliğini
destekleyen yazılar yayınlayarak Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına çalıştı. Bu
dönemde Arap kavmiyetçiliğini teşvik için Avrupa’da Arapça yayınlanan gazetelere
karşı, Bâb-ı âlî’nin maddî desteğiyle İstanbul’da Arapça El-Cevâib gazetesi yayınlandı.
Hükümetin kendilerine verdiği
vazifelere gitmeyerek Avrupa’ya kaçan Ali Süâvİ, Nâmık Kemâl ve Ziya paşalar,
gittikleri yerde Prens Mustafa Fâzıl Paşa ve Agâh Efendi ile buluşarak; Muhbir, Ulûm,
Hürriyet, İttihâd gibi gazeteleri çıkardılar. Bâb-ı âlî’nin aleyhinde
yazılar yazdılar. Dergilerin mâlî kaynağını mason locasına kayıtlı olan Mustafa
Fâzıl Paşa karşılıyordu. Bu sırada İstanbul’da; Eğribozlu Mehmed Arif tarafından
Âyine-i
vatan, Şâkir Efendi tarafından Muhib,
Andon Efendi tarafından Muhibb-i vatan isimli gazeteler de yayınlandı.
Daha sonra bu gazeteler de çeşitli sebeblerle kapatıldılar.
Mustafa Fâzıl Paşa, Sultan
Abdülazîz’den affedilmesini isteyerek yurda dönünce, yurtdışına kaçmış olan ve
sürgünde bulunan Yeni Osmanlılar, 1870 sonundan başlayarak yurda dönmeye
başladılar. Saraydan gördükleri para yardımı ile Basiret
adlı gazeteyi neşreden Yeni Osmanlıların ılımlı grubunu teşkil eden
Basîretçi Ali ve arkadaşları, Türk ve müslüman unsurların çıkarlarını
savundular. Basiret gazetesi bu sebeble 1871’de on binlik bir
tiraja ulaştı. 1870-1871 Alman-Fransız savaşında Almanya’yı destekleyen yazılar
neşreden ve Alman hükümetinden destek gören Basiret, Ali Süâvî’nin bir makalesini yayınladığı
için 20 Mayıs 1878’de kapatıldı. Aynı dönemde Ali Râşid ve Filip Efendi
tarafından Terakkî gazetesi çıkarıldı. Haftada altı gün
yayınlanan ilk gazete olarak dikkat çeken Terakkî gazetesi, hükümete yönelik aşırı
tenkitlerinden dolayı 1870 ve 1874’de iki defa kapatıldı. Ebüzziyâ Tevfik,
Âyetullah Bey, Recâîzâde Mahmûd Ekrem gibi imzaların yeraldığı Terakkî, mizahî Letâif-i
âsâr ve hanımlar için Hanımlara mahsus adlı haftalık ilâveler neşretti.
Hakâyık-ül-Vekâyî adıyla yayın hayâtına devam
ettiyse de aynı iddiâlı tutumunu sürdüremedi. 1870’de bütün yazıları Ahmed
Midhat Efendi tarafından yazılan, sonraları Bedir
adını alan Devir gazetesi neşredildi.
1872 Haziran’ında Ahmed Midhat
Efendi’nin idaresine geçen ve daha önce İskender Efendi tarafından yayınlanan İbret
gazetesi, Yeni Osmanlıların sözcüsü hâline geldi. Nâmık Kemâl’in baş
yazarlığını yaptığı bu gazete yirmi beş bin gibi o güne kadar işitilmemiş bir
tiraja ulaştı ve yayın hayâtı boyunca on iki binden aşağı düşmedi. Habercilikten
ziyâde makâleleriyle yeni fikirler ortaya atıp tartışarak okuyucu toplayan İbret,
memleket mes’eleleri üzerinde üç sayfalık baş yazılar yayınladı. Haftada beş gün
çıkan ve Nâmık Kemâl’in en uzun süre çalıştığı gazete olan İbret,
çıkışının birinci ayını doldurmadan iktidara açıktan açığa harb ilân edercesine
yazdığı yazılardan, bir de on dokuzuncu sayısındaki Garaz marazdır yazısı
üzerine dört ay müddetle kapatıldı. Nâmık Kemâl, Gelibolu’ya mutasarrıf olarak
tâyin edildi. Daha İstanbul’dan ayrılmadan Diyojen ve Hadika
gazetelerinde yazı yazmaya başladı.
Gelibolu Mutasarrıflığı vazifesinde
bulunduğu üç ay içinde, yeniden yayına başlayan İbret
gazetesine başyazar olarak yazılar gönderdi. İstanbul’a dönüşünden
sonra tekrar gazetesinin başına geçerek, öncekinden daha şiddetli yazılar
yazmaya başladı. Yazarları çeşitli sebeplerle İstanbul’dan uzaklaştırılan İbret
gazetesi, Nâmık Kemâl’in Magosa’ya sürülmesiyle 1873 yılında kapandı. Bu müddet
içinde Âşir Efendi tarafından çıkan ve yazı işlerini Ebüzziyâ Tevfik’in
yürüttüğü Hadîka, Ahmed Midhat Efendi tarafından yayınlanan
ve okuyuculara faydalı bilgiler veren Dağarcık
dergisi, Ravdat-ül-meârif ve Cerîde-i
Tıbbiyye-i Askeriyye dergileri ile Diyojen’i çıkaran Teodor Kasap Efendi tarafından
çıkarılan Hayâl ve Çıngıraklı
tatar gibi mizah dergileri de neşredildi.
1873 yılında Ebüzziyâ Tevfik’in
siyâsî yazılarıyla dikkati çeken ve kısa süre içinde kapatılan Sirâc
adlı gazete, yirmi beşinci sayısında kapatılan ve bir mizah gazetesi
olan Latife, haberlere geniş yer ayırmasıyla tanınan
ve akşam ilâvesi çıkaran Hülâsât-ül-Efkâr gazetesi, Ahmed Midhat
Efendi’nin çeşitli fıkra ve hikâyelerden başka roman tefrikalarına da yer
verdiği Kırkanbar dergisi, Dolap,
Mecmûa-i
nevâdir-i âsâr, Müteferrika, Revnak (edebiyat dergisi), Asâr-ı
perakende (edebiyat dergisi), Mir’ât-ı Vatan,
Çekmece, Armağan (çocuk dergisi), Sandık kasa,
Çanta, Hayat (edebiyat dergisi), Öteberi,
Mecmua adlı dergiler yayınlanmışsa da, ömürleri kısa, te’sirleri az
olmuştur.
1873 yılında memleketin içine
düştüğü siyâsî ve ekonomik sıkıntılara ortak olması ve yardımcı olması beklenen
basın ve yayın organları tamamen devletin karşısında yer alınca, memleketin
içine düştüğü sıkıntılar gözönüne alınarak basına karşı bâzı tedbirler alındı.
Bu tedbirler üzerine, Amerikan ve İngiliz misyonerlerinin mâlî desteği ile geniş
bir Arapça yayın merkezi hâline gelen Beyrut’taki basın çevreleri, 1874’den
sonra kendilerine daha rahat çalışma imkânı veren Mısır’a gittiler. Midhat
Paşa’nın sadrâzamlığı zamanında İstanbul basınına karşı zecrî tedbirler
uygulandı. Abdülazîz Han devrinde bâzı kanunî düzenlemelere rağmen, devletin
yanında olan basın ve yayın organlarının, ülkenin dört bir yanına yayılması
yolunda önemli teşvik tedbirleri alındı. Vilâyet gazetelerinin sayısı yirmiyi
buldu. Bu gazeteler umumiyetle yarısı Türkçe, diğer yarısı o vilâyetin
ekseriyetle konuşulan diliyle (Arapça, Rumca, Ermenice, Bulgarca, İbrânice)
hazırlanıyordu. Ayrıca devletçe masrafları karşılanarak kurulan vilâyet
basımevlerinde yerli ve özel gazete ve kitapların basılmasına da izin
verilmesiyle, kültür faaliyetlerini destekleme yolunda oldukça müsbet adımlar
atıldı. Yine aynı dönemde ülkenin dört bir yanında yayınlanan gazetelerin toplu
hâlde okuyucuların incelemesine sunulduğu kıraathâneler (okuma salonları)
açıldı. Ancak o zamana kadar hiç bir vergi ve rüsuma tâbi olmayan gazetelere,
1874’de, her gazeteye iki paralık pul yapıştırma mecburiyeti
getirildi.
1874’den sonra memleketin içine
düştüğü iç ve dış mes’eleler üzerine, tamamen devlete ve hükümete karşı tavır
alan yerli ve yabancı basına karşı yeni tedbirler alma lüzumu duyuldu.
Memleketin içinde bulunduğu sıkıntılı durum sebebiyle tehlikeli boyutlara varan
olayları frenlemek, dışarıdan kışkırtılan çatışmalara içeriden gerekçe
hazırlamaya ve ayaklanmaların ülkenin diğer kısımlarına yayılmasına mâni olmak
isteyen Bâb-ı âlî hükümeti, îlânlar yayınlayarak basını dikkatli olmaya çağırdı.
Ancak çoğu, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen azınlıklar
ve devletin bu sıkıntılardan kurtulmasını istemeyen ve Avrupai fikirlerin
etkisinde kalan sözde aydınların çıkarttığı gazeteler, hükümetin bu ikâzlarına
aldırış etmediler. Pâdişâhın şahsına kadar vardırılan hicivli, mizâhlı
tenkidler, çoğu haksız ve iftira olan sadrâzam ve nâzırlara (bakanlara)
yöneltilen hakarete varan tenkidlerine devam ettiler. Yüksek tirajlı gazetelerin
hepsi hükümetin karşısında yer aldılar. Yazılanlara çok defa inanmayan halk,
bunları okumaktan hoşlanıyor, fakat yazılanlara; “Gazeteci palavrası” diyordu.
Haziran 1875’de siyâsî özellikteki kitap ve dergilerin ön sansürden sonra
yayınlanmasına karar verildi. Aynı yılın Eylül ayında, 1864 Nizâmnâmesi’ne
“İlâve baskıların sâdece resmî îlânlar için kullanılabileceği” maddesi eklendi.
1876 yılında da bâzı tedbirler alındı. Devletin bütünlüğünü zedeleyici, milletin
inancı, örf ve âdetleriyle alay edici resim ve karikatürlere sansür kondu. Yurt
dışından gelen yayınlara daha sıkı bir kontrol getirildi. Ayrıca ülkedeki tüm
gazetelerin, matbûât dâiresi ve vâliliklerce kontrol edilmedikçe baskıya
giremiyecekleri îlân edildi. Matbûât dâiresinden verilmeyen savaş haberlerinin
yayınlanması yasaklandı.
1874’de Münif Paşa tarafından
çıkartılan, san’at ve ilim yazılarına yer veren, haftada bir kaç defa yayınlanan
Mecmûa-i
maârif, Agop Baronyan tarafından yayınlanan ilk tiyatro gazetesi olan
Tiyatro, Basîretçi Ali Efendi tarafından
çıkarılan mizah dergisi Kahkaha, Mehmed Arif Bey tarafından yayınlanan ve
kuşe kâğıda özel baskı yapan, devrin önde gelen şahıslarının resimli hâl
tercümelerini neşr eden Medeniyet dergisiyle, Şafak, Âfitâb-ı
Maârif ve Misbâh-ı felah dergileri de yayınlandı. 1875
yılında, Tevfik Bey tarafından çıkarılan ve bir mizah dergisi olan Geveze, yine bir başka mizah dergisi Meddah, yazarları arasında Nâmık Kemâl’in de
bulunduğu, Ahmed Midhat Efendi tarafından çıkarılan İttihâd gazetesi, Mehmed Efendi’nin günlük
çıkardığı dînî bilgiler neşrederek ilgi gören Sadâkat
gazetesi, Teodor Kasap tarafından yayınlanan günlük İstikbâl gazetesi, Filip Efendi’nin yayınladığı
Meşrûtiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de çeşitli şahıslar tarafından devam
ettirilen Vakit gazetesi, Şemseddîn Sami’nin başyazarlığını
yaptığı, Rum asıllı Papa Dapulas tarafından yayınlanan, daha sonra Mihran Efendi
tarafından devralınan Sabah gazetesi, Mehmed Tevfik Bey tarafından
çıkarılan haftalık mizah dergisi Çaylak, bunların dışında Müsavat, Ümrân,
Selâmet, Mirât-ı İber, Muharrir, Mecmûa-i Maârif gibi kısa ömürlü
gazete ve dergiler yayınlandı.
Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın
tahta geçişinden sonra Aralık 1876’da îlân edilen Kânûn-i Esâsî’nin on ikinci
maddesinde, basının, kânunlar çerçevesinde serbest olduğu yazılı idi. İlk
zamanlar bu serbest havadan istifâde eden çoğu azınlıklar ve yabancılar
tarafından çıkarılan gazete ve dergiler, Osmanlı Devleti’nin sosyal ve siyâsî
yapısına ters düşen yayınlar yapmaya başladılar. Batı eğilimli ve eğitimli sözde
aydınlar ile kavmiyetçilik fikirleri körüklenen gayr-i müslim azınlıklar ve bu
iki grupla da münâsebet hâlinde bulunan Avrupa devletleri, bunları menfaatlerine
âlet ettiler. Yerli ve azınlık basını da Osmanlı Devleti ve Bâb-ı âlî
hükümetinin aleyhinde yabancıların menfaatlerine âlet oldular. Bu hâdiseler
karşısında bâzı tedbirler alınmasına ihtiyaç duyuldu. 1877’de Midhat Paşa’nın
sadrâzamlığı zamanında bir matbûât kânunu hazırlandı. Bu tasarı mecliste
kanunlaşmadan önce meclis dağıldı. İki bölümden meydana gelen bu kânunun birinci
bölümü matbaalara, ikinci bölümü ise basına âid hükümleri ihtiva ediyordu. Aynı
yıl içinde basın suçlarını yargılayan Meclisi Ahkâm-ı Adliye kuruldu. Harb hâli
sebebiyle gazetelerin hükümeti tenkide yönelik yayınlar yapmaları yasaklandı. Bu
suretle Osmanlı basını yeni bir döneme girdi.
1876-1878 senelerinde pek çok gazete
ve dergi çıkarıldı. Bunların belli başlıları; başyazarlığını Ahmed Midhat
Efendi’nin yaptığı Çaylak, Tevfik Mehmed Tevfik Bey tarafından
çıkartılan Osmanlı gazetesi, Şemseddîn Sami’nin
başyazarlığını yaptığı ve Mihran Efendi’nin yayınladığı kısa süreli Tercümân-ı
Şark gazetesi, Türk basınının en dikkate değer gazetelerinden olan,
Ahmed Midhat Efendi’nin çıkardığı halk tarafından ilgiyle tâkib edilen, daha
sonra Muallim Naci’nin kadrosuna girmesiyle edebî tartışmaların başladığı
edebiyat, târih ve fıkraların yayınlandığı Tercümân-ı
Hakikat gazetesi, mizah gazetesi Karagöz, çocuk gazetesi Bahçe’dir.
1878’de memleketin içinde bulunduğu
harb hâli sebebiyle, Osmanlı birliğini ve ülkesinin bütünlüğünü bozmaya yönelik
yayınlara karşı bâzı tedbirlere ihtiyaç duyuldu. Maârif nezâreti, Metbûât
müdürlüğü ve Zabtiye nezâreti’nin katkısıyla gazeteler üzerinde sansür
uygulamasına gidildi. Hâriciye nezâreti’nde de dış basınla ilgili Matbûât-ı
Hâriciye müdürlüğü kuruldu.
1878’de çıkmaya başlayan Tercümân-ı
Hakikat gazetesi, Ahmed Midhat Efendi’nin başarılı kalemi ile ve
hükümeti tenkit etmeyen büyüklere şantaj, sansasyon özelliğinde olmayan ciddi
haberciliğiyle bu devrin en uzun ömürlü ve îtibârlı gazetesi oldu. Daha sonraki
senelerde Ahmed Midhat Efendi’nin dâmâdı olan Muallim Naci’nin idare ettiği bir
edebî ilâve verdi. Son derece ciddî ve terbiyevî bir edebiyat mecmûasıydı.
Çocuklar için haftalık ilâveler verdi. Bu gazetede te’lif romanlar tefrika
edildiği gibi, batı klasikleri de veriliyordu. Midhat Efendi bu arada 150’den
fazla roman ve ilmî kitap yayınladı. Kitaplar, çekici ve akıcı bir üslûba sâhib
olduğundan, okutucu ve öğretici idi. Ondört cildlik Avrupa
târihi, üç cildlik Dünyâ târihi serileri, o devirde halk tarafından
merakla okundu. 1879’de Ebüzziyâ Tevfik Bey tarafından Mecmûa-i
Ebüzziyâ dergisi çıkarıldı. Ebüzziyâ Tevfik, pekçok kitaplar,
yıllıklar, bâzı klasik eserler yayınladı. Kütüphâne-i
Ebüzziyâ adlı bir kolleksiyon meydana getirdi. 1879’da Mehmed Ali
tarafından iktisadî ve ziraî konulara yer veren 15 günlük Vâsıta-i
Servet ve 1880’de Vakâyî-i tıbbiye adlı meslek dergileri de
yayınlandı. 1881’de Encümen-i Teftiş ve Muayene, Maârif nezâreti’nde de Tetkîk-i
müellefât komisyonu kuruldu. 1888’de Matbaaların bastığı bütün yayınlara önceden
izin aldıktan sonra basma şartı getirildi.
1891’den önce Tercümân-ı
Hakîkat’ten başka; on iki bin tirajlı Sabah,
Saadet ve Tarîk gazeteleri de çıkarıldı. Jön Türkler
hareketinin belli başlı sîmâlarından olan Murâd Bey, 1885 yılında haftalık Mîzân
dergisini çıkarmaya başladı. Bir ara Avrupa’ya kaçan Mîzâncı Murâd, yayınına
Paris’te devam etti. İkinci Meşrûtiyet’in ilânı üzerine İstanbul’da tekrar
yayınlanmaya başladıysa da uzun ömürlü olmadı; 1909’da tekrar kapandı.
Kadrosunda Nâmık Kemâl, Abdülhak
Hâmid Tarhan’ın da bulunduğu Gayret gazetesi, 1886 yılında yayınlanmaya
başladı. Abdülhalîm Memdûh, Tepedelenlizâde Kâmil, Cenâb Şehâbeddîn gibi
kimselerin yazı yazdığı Muhit Gazetesi 1888’de çıktı. İlkokul çocuklarına
temel bilgiler vermek gayesiyle eğitim ve öğretime yönelik olan Mekteb
dergisi 1891’de Kitapçı Karabet tarafından çıkarıldı. Bir müddet böyle
yayınlandıktan sonra 1894 yılında edebiyat dergisi hâline geldi. Edebiyât-ı
Cedîdeciler’in toplandığı bu dergi, okuyucuların ilgisini çekmek için
çeşitli edebî anketler düzenledi. Edebiyat târihi açısından önemli bir yer işgal
eden Servet-i
fünûn dergisi, Ahmed İhsân (Tokgöz) Bey tarafından 27 Mart 1891’de
çıkarılmaya başlandı. Aynı dönemde yayınlanan Malûmat adlı edebî dergiyle edebî tartışmalara
giren Servet-i
fünûn dergisinde, Edebiyât-ı cedîdeciler olarak adlandırılacak şâir
ve yazarlar toplandı. Ocak 1895’de mecmuanın idaresini Tevfik Fikret aldı ve
altı yıllık bir yayından sonra 1901’de ayrılmasına rağmen yayınına devam etti.
Servet-i fünûnla tartışmalara giren ve önce Artin Efendi tarafından yayınlanan Malûmat dergisi, 1894’de kapatıldı. 1895’de Baba Tâhir tarafından tekrar yayınlanan Malûmat dergisinde eski edebiyatı savunan edebiyatçılar toplandılar. 5 Temmuz 1894’de Ahmed Cevdet (Oran) tarafından yayınlanan ve Türk basınının uzun ömürlü ve te’sirli gazetesi olan İkdâm, latin harflerinin kabulüne kadar devam etmiştir. İkdâm’ı yayınlayan Ahmed Cevdet’e bu yüzden İkdâmcı takma adı verilmiştir. 1895’de ilk kadın gazetesi Kadınlara Mahsûs Gazete çıkarıldı. 1899’da Mehmed Rızâ tarafından yayınlanmaya başlayan Resimli gazete, 1916 yılına kadar yayınını sürdürdü. Daha çok tercümeye yer veren ve resimli bir gazete olan Musavver Terakkî 1900’de yayınlanmaya başladı.
1) Türkiye’de Matbûât Rejimleri (Server İskit, 1939)
2) Türkiye’de Matbûât İdareleri ve
Politikaları (Server İskit, 1943)
3) Türk gazeteciliğinin 100. yıldönümü (S.
Nüzhet Gerçek, 1931)
4) Milli Mücâdele Basını (Ö. Sâmi Coşar,
1967)
5) Basın Hukuku (Sulhi Dönmezer,
1968)
6) Basın ve Yayın Hareketleri Târihi (H. Refik
Ertuğ, 1970)
7) İstanbul Kütüphâneleri Arap Harfli Süreli
Yayınlar Toplu Katalogu 1828-1928 (Hasan Duman, 1986)
8) Rehber Ansiklopedisi; cild-4, sh.
117
9) Ottoman year-books (Hasan Duman, 1982)
Yorumlar
Yorum Gönder