BARBAROS HAYREDDÎN PAŞA
BARBAROS HAYREDDÎN PAŞA
(ö. 953/1546)
Ünlü Türk denizci ve kaptan-ı deryâsı.
Büyük Osmanlı kapdân-ı deryası. Asıl
adı Hızır iken, din ve devlet yolunda yaptığı faydalı işlerden dolayı, Kânûnî
Sultan Süleymân tarafından, dîne hayrı dokunan mânâsına gelen Hayreddîn lakabı
verildi. 1466’da, bir rivayette de 1483 senesinde Midilli’de doğdu. Doğu Akdeniz
kıyılarındaki devletler arasında, ağabeyinin yerini almasından veya kızıl
sakallı mânâsına gelen Barbarossa ismiyle meşhur oldu.
Midilli, Fâtih Sultan Mehmed Han
tarafından fethedilince, kale muhâfizı olarak buraya yerleşen ve aslen Vardar
Yenicesi’nden olan Yâkub Ağa’nın dört oğlundan üçüncüsü idi. İshak ve Oruç
isminde iki ağabeyi ve İlyas adında bir kardeşi vardı. İlyas, Oruç ve Hızır
reisler babalarının ölümünden sonra deniz ticâreti yapmağa başladılar. İshak ise
denizciliği sevmediğinden Midilli’de çalışıyordu. O devirlerde korsanlarla dolu
Akdeniz’de deniz ticâreti tehlikeli bir işti. Nitekim Oruç Reis, en büyük korsan
yatağı Rodos adasının şövalyeleri tarafından esir edildi. Kardeşlerinden İlyas
da şehîd düştü. Hızır Reis kardeşlerinin intikamını almak için korsanlarla
mücâdele etmeğe başladı. Bir süre sonra, ağabeyi Oruç Reis’in esaretten
kurtulduğunu, Tunus ile Trablusgarb arasında bulunan Cerbe’de bulunduğunu
öğrendi. Korsanlarla mücâdele etmek için daha güçlü bir kuvvete ihtiyaç olduğunu
anlayan Hızır Reis, 1504 senesinde ağabeyi Oruç Reis’in yanına gitti. İki
kardeşin kurdukları filo gittikçe kuvvetlendi ve Cerbe limanı ihtiyaçlarını
karşılayamaz oldu. Tunus beyi Hafs hânedânına müracaat ederek, ganimetlerin
beşte birini vermek şartıyla Halk-ül-Vâd kalesi ve limanında üs kurmak için
anlaştılar (1512).
Ceneviz, Fransız, İspanyol ve
Venedik gemilerine karşı kazandıkları zaferler, kısa zamanda servet, kuvvet ve
şöhretlerini arttırdı. Bu arada, o zamana kadar doğu Akdeniz’de çalışan Kemâl
Reis, Kurdoğlu Muslihiddîn Reis, Muhyiddîn Reis, Aydın Reis ve Sinân Reis; Hızır
ve Oruç reisin filosuna katıldılar. Kuzey Afrika’daki bâzı kabîlelerin ileri
gelenleri, zâlim beylere ve bölgeyi işgal eden İspanyollara karşı Oruç ve Hızır
reisleri yardıma çağırınca, Barbaros kardeşler 1516’da başlattıkları mücâdele
ile İspanyolları Kuzey Afrika’dan çıkararak, Becel, Cicel, Şirşel ve Cezâyir
kalelerini ele geçirdiler. Oruç Reis kendisini Cezâyir sultânı ilân ederek bir
devlet kurdu. İspanya’nın müttefiki olan Tenes ve Tlemsan’ı da ele geçirdi.
Fakat İspanyollara sığınan Tlemsan beyi, İspanyol kuvvetleri ile tekrar hücuma
geçti. Yapılan harbde Oruç Reis şehîd oldu (Bkz. Oruç Reis).
Oruç Reis’in şehâdeti sonrasında
çıkan karışıklıklarda Hızır Reis, mertlik ve savaşlardaki ustalığını ortaya
koyarak, Cezâyir şehrini İspanyollara karşı en iyi şekilde savundu. Daha sonra
İspanyol ve yerlilerin tekrar hücum edeceğini ve bu durum karşısında zayıf
kalacağını anlayan Barbaros, 1519 senesinde Osmanlı sultânı Yavuz Selîm Han’a
dört gemiden meydana gelen bir hey’et göndererek, topraklarının Osmanlı
hâkimiyetine kabulünü diledi. Yavuz Sultan Selîm Han bu teklifi memnuniyetle
kabul edip, Barbaros’a beylerbeyilik payesi verdi. Her türlü yardımı vâdetti ve
iki bin kişilik bir yeniçeri kuvveti ile top gönderdi. Ayrıca Anadolu’dan asker
toplama izni verdi. Bu târihten itibaren bütün Türk ve müslüman denizciler onun
emrine girdiler. Kısa zamanda bütün meşhur denizcileri toplayan Barbaros, kırk
teknelik bir donanma kurdu.
Cezâyir, Şirşel ve Tenes tekrar ele
geçirildi. Cezâyir şehri yakınlarındaki Penon kalesi İspanyolların elindeydi.
Bunlar, bilhassa Pazar günleri müslümanların bulunduğu şehri topa tutuyorlardı.
Barbaros, Penon kalesini kuşatarak teslim olmalarını teklif etti. Kabul
edilmeyince, lağım kazıp kaleyi havaya uçurarak zaptetti. Aydın Reis
idaresindeki Türk denizcileri, Marsilya ve Nis sahillerine seferler düzenleyerek
esir ve ganimetlerle dönüyorlardı. İslâm âlemini sevindiren bu zaferler,
hıristiyanları mateme boğuyordu. Rahiplerin gönderdiği şikâyet mektupları ve
bizzat gelen şikâyetçilerin verdiği kara haberler, o zamanlar Almanya, İtalya,
Hollanda ve İspanya tahtlarına sâhib olan İmparator Beşinci Şarlken’i bir meclis
toplamağa mecbur etti. Toplanan bu meclis, İspanyol ve Fransız deniz
kuvvetlerinin Andrea Doria komutasında, Barbaros’un üzerine gitmesini
kararlaştırdı. Bu gayeyle yola çıkan haçlı donanması, Kuzey Afrika’da bir
hareket üssü elde etmek için kırk gemilik bir filo ile Şirşel’e çıkarma yaptı.
Ancak şehri müdâfaa edenler, Andrea Doria’yı bir çok ölü bırakarak çekilmeye
mecbur ettiler. Hayreddîn Paşa, haçlı donanmasını vurmak üzere Akdeniz’e açıldı.
Fakat Andrea Doria selâmeti İspanya kıyılarına kaçmakta buldu. Barbaros
Hayreddîn Paşa, Akdeniz’de çarpışacak düşman bulamayınca, İspanya’da hıristiyan
zulmüne karşı ayaklanan Endülüs müslümanlarına yardım etti ve binlerce müslümanı
Afrika’ya geçirerek kurtardı.
1533 senesinde Kânûnî Sultan
Süleymân Han tarafından İstanbul’a çağrılan Hayreddîn Paşa, yerine evladlığı
Hasan Ağa’yı bırakarak mükemmel bir donanma ile İstanbul’a doğru yola çıktı.
Yolda 18 gemilik bir düşman filosunu Mesina açıklarında yaktı. Andrea Doria,
Barbaros’un korkusundan elli gemi ile Preveze’ye kaçtı. İstanbul’da büyük bir
merasimle karşılanan Barbaros, bir kaç gün sonra Sultan tarafından kabul edildi.
Merasimle Cezâyir beylerbeyi payesi verilip kapdân-ı deryalığa tâyin edildi.
Barbaros’a bu rütbeyle beraber bir çok yetkiler de verildi. Bu yetkilere göre;
istediği şekilde savaş gemisi ve donanma yapabilecek ve istediği gibi bütçe
tanzim edebilecekti. Ada ve kıyılardan istediği kadar denizci ve muharip
toplayabilecek ve bunları istediği sekilde eğitime tâbi tutabilecek, istediği
bölgelere taarruz edebilecek ve barış yapmak yetkisine sâhib olacaktı. Barbaros,
aldığı bu büyük yetkiyi hep iyi yönde kullanarak, Osmanlı’nın Akdeniz’i içine
alan bir deniz devleti hâline gelmesi için olanca gücü ile çalıştı.
Osmanlı hizmetinde 1534 baharında 80
gemilik donanma ile Akdeniz’e açılan Hayreddîn Paşa; Santa Luka, Sidraro, Fondi
ve İsperlanga şehirlerini zaptetti. Hemen arkasından Tunus’a yönelerek,
Kayrevan’a çekilen Tunus beyi Hasan’ı mağlûb ve Osmanlı Devleti’ne itaate mecbur
etti. Tunus beyinin Avrupa’dan yardım isteği üzerine 1535 senesinde; Alman
imparatorluğu, Papalık, İspanya, Napoli, Ceneviz ve Portekiz donanmalarından
meydana gelen üç yüz gemi ve 25 bin kişilik ordu Halk-ül-Vâd’de karaya çıktı.
Burayı bir süre müdâfaa eden Barbaros, Tunus şehrine çekildi. Şehrin müdâfaası
zorlaşınca, haçlı ordusunu yaran Barbaros, Bâb-üz-zünnab limanına çıkarak,
oradan Cezâyir’e geçti. Cezâyir’e gelen Barbaros tekrar denize açılarak, İspanya
kıyılarına baskınlar düzenledi. Mayorka ve Minorka adalarının limanlarını tahrib
etti. Yolda, haçlı donanmasından müslüman esirleri kurtardı ve gemilerle
Cezâyir’e döndü.
Tekrar İstanbul’a davet edilen
Barbaros, 1536’da karadan Napoli’ye yürüyecek orduya denizden yardımla
vazifelendirildi. Osmanlı donanması Otranto’ya çıkartma yaptı ve Kastro kalesini
zaptetti. Bir sene sonra da; Syra, Egina, Nios, Paros, Tinos, Skorpento ve Kasos
adalarını Venedik’ten aldı. Nakos dukalığı Osmanlı idaresine bağlandı. Osmanlı
donanmasının parlak zaferleri Venedik’i güç durumda bıraktı. Papa’ya ve diğer
Avrupa devletlerine müracaat ederek, haçlı donanması talebinde bulunan
Venedik’in isteği kabul edildi. Altı yüz gemilik haçlı donanmasının başına yine
Andrea Doria getirildi.
Barbaros Hayreddin Paşa, Bu büyük
deniz kuvvetini, Eylül 1538 senesinde Pereveze önlerinde 122 kadırga ile
karşıladı. Akşama kadar süren târihin en büyük deniz savaşlarından biri olan bu
muhârebe sonunda, haçlı donanması tahrib edildi. Gece karanlığından istifâde
eden Andrea Doria, savaş alanından güçlükle kaçtı (Bkz. Preveze Deniz Savaşı).
Bu savaş ile Akdeniz tamamen Osmanlı hâkimiyetine geçti. Barbaros’un gücünden
faydalanmak isteyen Beşinci Karl, Osmanlı Devleti’nden ayrıldığı takdirde, onu
Kuzey Afrika hükümdarı olarak tanıyacağını bildirdi ise de bu teklifi kabul
edilmedi. Beşinci Karl, yanında Andrea Doria ve Fernando Corter olduğu hâlde,
nihayet Cezâyir’e saldırdı ise de Hasan Ağa tarafından mağlub edildi. Hayreddîn
Paşa, daha sonra İspanya ve İtalya sahillerine hücumlarda bulundu. İspanya
kralını, Fransa kralı Birinci Fransuva ile sulhe mecbur ettiği gibi, bir çok
müslüman esiri de kurtardı. 1544’de tekrar İstanbul’a gelen Hayreddîn Paşa iki
sene sonra 1546’da vefât etti. Ölümüne ebced hesabı ile “Mâte reîs-ül-bahr”
(Deniz reisi öldü. H. 953) târihi düşürüldü. İstanbul Beşiktaş’ta deniz
kenarındaki türbesine defnedildi.
On iki sene şeref ve zaferlerle
Osmanlı’ya hizmet eden kapdân-ı derya Barbaros Hayreddîn Paşa, Osmanlı
Devleti’nin sınırlarını Fas’a kadar uzattı. Beşiktaş’ta bir medrese inşâ
ettirdi. Serveti ile, İstanbul’un muhtelif semtlerinde hanlar, hamamlar,
konaklar, evler, değirmenler, fırınlar yaptırarak, gelirlerini hayır kurumlarına
ve kurduğu medresede kalan öğrenci ve muallimlerin masraflarına tahsîs etti.
Ölümünden önce onbeş yaşından yukarı esirlerin âzâd edilmelerini vasiyet etmiş,
kendi malı olan otuz kadırgayı da bütün techîzâtı ile devlete bırakmıştır.
Hayreddîn Paşa geceyi üçe ayırırdı.
Birinci kısmında Kur’ân-ı kerîm okur, ikinci kısmında ibâdet eder ve üçüncü
kısmında da uyur idi.
DÜNYÂDA RAHAT YOKDUR!
Cezâyir’i ele geçiren ve çevre
hâkimlerini yola getiren Barbaros Hayreddîn Paşa, Sinân Kapdan’ı serasker tâyin
etti. Sefere kendisi gitmedi. Kalbinden; “Elhamdülillah, Hakk’ın inayeti ile
nerede düşman varsa yola getirdik ve baş kaldıracak düşman komadık. Gazâ yolunu
da tekneleri göndererek boş bırakmadık. Ya çıkacak cana cefâ nedir, biraz da
kendi rahatımıza bakalım” deyip yatınca, o gece rüyada erenler; “Yâ Hayreddîn!
Yalan dünyâda rahat olunmaz. Rahat, Cennet-i a’lâda olur. Sana müjde olsun ki
adanın fethi de yakındır. Hemen gayret eyle. Allah’ın yardımı sana yüz
tutmuştur” deyip kayboldular. Uyanınca tövbe istiğfar eyledi. Adanın fethi
yakındır demelerine çok sevindi. Bu, Cezâyir yalısında bir ada idi. Üzerinde
Göbekli Burç denen bir kale vardı. Kâfir elinde idi. Kendi kendine; “Gördün mü
erenlerin yüce himmetini! Biraz da kendi rahatımıza bakalım dediğimizi
istemediler. Amma onların sözü haktır, biz hatâ eylemişiz” diyerek sadakalar
dağıttı. Açları doyurup, çıplakları giydirdi. Fetih hazırlıklarına başladı. Bir
gece kendi kendine; “Burçlarımızda hırtallı toplarımız yok. Oraya buraya pek çok
toptaşı, barut, kurşun harcadık. Bu adada ise çok kuvvet vardır. Ey Allah’ım!
Sen İslâm’a yardım eyle” diye düşünüp üzülerek yattı. Rüyada; “Ey Hayreddîn! Sen
kalbinden böyle düşünceleri çıkar, niyetini hâlis tut. Adanın fethi elindedir”
deyip kayboldular. Uyanıp yüzünü yerlere sürüp, sabâna kadar ibâdetle meşgul
oldu.
Sabah olunca Sinân Kapdan’ın altı
pare tekne ile her birinin yedeğinde birer ganimet barça olarak geldiklerini
gördü. Barçalar Cûdî dağı gibi idiler. Top tüfenk atıp şenlik ederek limana
girdiler.
Bu sefere otuz beş tekne çıkmış,
hepsi de ganimetle dönmüştü. Öyle ki Cezâyir’in içi ganimet malı ile doldu.
Ganimet topları çıkartıp gerekli yerlere yerleştirdi. Hikmeti gör ki bu topların
karataları da yapılmış, hazır vaziyette beraberlerinde idi. Bütün cenk
âletlerini hazır ettikten sonra adanın kumandanı olan Kuvarnador’a teslim
olmasını teklif etti. Kuvarnador, bir papazı elçi gönderdi ise de, umduğunu
bulamadı. Teslim teklifini reddedip top atışını başlattı. Karşılıklı top atışı
oldu. Bu şekilde üç ay geçti. Burçların alınmasından bir eser görülmedi. Bir
gece sabaha kadar ibâdet ü tâatte bulunup yalvardı, ağladı; “Yâ İlâhel âlemin!
Şüphesiz sen işleri kolaylaştırıcısın. Şu burçların fethini ben zayıf kuluna
kolaylaştır. Beni din düşmanı önünde hor ve hakir eyleme. Nusret ve kuvvet
verici sensin. Sana sığındım, muinim sensin” diye duâ etti. Sonra gaflet bastırınca, uyukladı. Rüyada nûr yüzlü
bir ihtiyar; “Ey Hayreddîn! Niçin kasvet edip elem çekersin? Gönlünü halâs eyle.
Her şeyin bir vakti saati vardır. Saatsiz kuş uçmaz. Uzaktan taktaka etmek de
fayda vermez... Filân gece askerini teknelere doldur ve filânca saatte ada
üzerine çıkar. Çıktıkları gibi toprağa girsinler. Filân tarafta kalenin kendi
lağımları vardır. O lağımları zabt ederseniz, burçlar sizindir. Hakk’ın
izniyle...” deyip kayboldu. Uyanıp yüzünü yerlere sürdü.
Sabah olunca teknelerin hepsini
denize indirip pîrin dediği geceyi bekledi. O mübarek gece gelince yedi bin
gâziyi teknelere koydu. Gecenin üçte biri geçtikten sonra Allah’ın izni ile
görülmemiş bir karanlık pusu çöktü. Tekneleri avanta eyleyip, varıp adaya
başvurup taşra çıktılar. Bir anda metris alıp içine girdiler. Varıp burçların
lağımlarını buldular, zabt eylediler. Sabah olunca kâfirler burç üzerinden
baksalar ki ne bakarsın, Türkler metris alıp içine girmişler. Lağım olan yeri de
bulup zabt eylemişler. Gâziler bağırıp; “Mayna ederseniz hoş! Etmezseniz sizi
göklere ağdırırız” derlerdi. Kâfirler; “Hâlimiz ne olacakl” diye saçlarını
sakallarını yolarlardı. Kimi teslim olalım, kimi çarpışalım dediler. Şartlı
teslim karârı aldılarsa da, şartsız olarak teslim olmak mecburiyetinde kaldılar.
Burcun kapısını açtılar. Gâziler, burcuna girip beden başlarında Ezân-ı
Muhammedi okudular. İslâm bayrakları dikilip toplar atıldı. Kale, Allahü
teâlânın yardımı Muhammed aleyhisselâmın mu’cizesi olarak zabt u rabt edildi.
Sen Pavlo burçların düştüğünü duyan İspanya kralı, gazabından kâfir iken yahudî
oldu. Haberi söyleyen kâfiri gebertti. Durumu çevresindekilere sordu. Kimse bir
şey söylemeye cesaret edemedi. Generali, bâzı şeyler söyledi ise de yanından
kovdu. On barça tipi gemiye zahire ve cephane koyup, Barbaros’un eline düşen
burçları ikmâl edip haber getirmesi için gönderdi. Onların yolda olduğunu, esir
alınan bir Cenova tartarasının reisi vasıtasıyla öğrenen Hayreddin Paşa,
burçlara İspanyol bayrağı çektirip kralın on barçasını gafil avladı, içindeki
zahire, barut, top, palenkete, zincir, çeşit çeşit cenk âletlerini koyacak
mahzen bulamadı. Müslümanların işlerini kolaylaştıran cenâb-ı Rabbülâlemine
sonsuz hamd ü şükr eyledi. Barbaros Hayreddîn Paşa; “Yâ Rabbî! Kuvvet ve nusret
verici sensin. Ben senin zayıf bir kulunum. İslâm’a sen yardım eyle!” diyerek
geceleri yüzünü yere koyup duâ kıldı.
Gerçi nâm ü şânları
arttı, ama yine eskisi gibi tevazuu elden komadılar.
Hâk ol ki Huda
mertebeni eyleye âlî demişler.
Asla gururdan bir eser
bulundurmadılar.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tuhfet-ül-kibâr; sh.
39
2) İ. Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-2, sh.
160
3) Deniz Harp Târihi; cild-1, sh.
229
4) Barbaros Hayreddîn Paşa’nın Hâtıraları
(Seyyid Murâdi)
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-2. sh.
245
6) Osmanlı Târihi (Uzunçarşılı); cild-2, sh.
370
7) Mufassal Osmanlı Târihi; cild-2, sh.
920
8) Gazâvât-ı Hayreddîn Paşa (Üniversite
Kütüphânesi; No: 2639)



Yorumlar
Yorum Gönder