ÂŞIK PAŞA
ÂŞIK PAŞA
(ö. 733/1332)
Mutasavvıf-şair, Garibnâme adlı tasavvufî eserin müellifi.
Osmanlıların ilk devrinde Anadolu’da
yetişen mutasavvıf, şâir ve velîlerinden. İsmi, Ali’dir. 1272 (H. 670) târihinde
Kırşehir’de doğdu. Babasının ilk çocuğu olduğundan Baş ağa veya Paşa denildiği
gibi, Paşa lakabının Osman Gâzi tarafından verildiği de rivayet edilmektedir.
1333 (H. 733) târihinde, Mısır dönüşü, Kırşehir’de vefât etti. Türbesi
Kırşehir’de müslümanların ziyâretgâhı olup, mîmâri bir şaheserdir.
Aşık Paşa’nın dedesi Baba İlyas,
Moğol istilâsı üzerine Horasan’dan hicret edip, Anadolu Selçuklularından
Alâaddîn Keykubâd’ın himayesine girdi. Fazilet ve ilmiyle az zamanda tanındı.
Talebe yetiştirdi. Vefâtında yerine sâlih bir zât olan oğlu Muhlis Paşa geçti.
Muhlis Paşa Karaman’da büyük hizmetlerde bulunduktan sonra Osman Gâzi’ye iltica
edip, maiyyetine girdi. Daha sonra Kırşehir’e yerleşerek talebe yetiştirmekle
meşgul oldu.
Aşık Paşa, babasının Kırşehir’de
bulunan dergâhında sâlih kimseler içinde yetişti. İyi bir tahsîl gördü. Zamanın
büyük âlimlerinden Kırşehirli Süleymân Efendi’den okudu. Arabça, Farsça,
İbrânice ve Ermenice öğrendi. Âlim bir zât oldu. Allahü teâlâya olan sevgisinin
çokluğu sebebiyle kendisine Âşık Paşa denildi. O da dergâhta baba ve dedeleri
gibi talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Orhan Gâzi zamanında şöhreti arttı. Bir
süre Mısır’a gitti.
Aşık Paşa, güzel ahlâk sahibi, kibar
ve zarîf idi. Dünyâ malına meyletmez, haramlardan şiddetle kaçar, şüpheli olma
korkusuyla mübahları terkederdi.
Aşık Paşa, Garibnâme
veya Mârifetnâme adı ile Mesnevî tarzında on iki bin
beyte varan bir eser yazdı. Tasavvuf ilmine dâir olan bu eseri Osmanlı edebiyatı
târihi bakımından çok önemlidir. Türk halkına tasavvuf zevkini (güzel ahlâkı,
edebi) öğretmek için açık bir Türkçe ile yazılmıştır. Vezni, Fâilâtün, fâilâtün,
fâilün dür. Fakrnâme isimli eseri ise yüz altmış bir beytlik
mesnevîdir. İki nüsha olup, biri, Roma Biblioteca Eananatence Turca 2054
numarada, diğeri Manisa Muradiye Kütüphânesi’ndedir. Ayrıca otuz bir beytlik Vasf-ı
hâl, elli dokuz beytlik Hikâye ve Kimya
risaleleri ve şiirleri vardır.
Ârifane şiirlerinden bâzıları
şöyledir:
Bu şeriatdur kim
üstâd öğredür,
Resm ü erkân ü nişan ad öğredür.
Farz u sünnet
biidürür nefse âyân
Davet eyler tâata bellü beyân.
Pes bilün üstâd
âlimler-durur,
Kim şeriat n’eydüğüni bildürür.
Eyle olsa anda key
izzet gerek,
Hem edeb erkân u hem hizmet gerek.
Kimse kim üstadına
hizmet kıla,
Hiç gümân dutman kim ol alkış ola.
Hem çalap hoşnûd
ola andan ayan,
Doğru bilgil bu sözü bellü beyân.
Yâni; bu dînin emir ve yasaklarını
üstâddan öğrenmek lâzımdır. O üstâd ki âdet, usûl ve esasları öğretir. Allahü
teâlânın emrettiği farzları ve Resûlullah’ın sünnetini bildirir. Nefsi ibâdet
etmeye açıkça davet eder. Şunu iyi biliniz ki, İslâmiyet’i en doğru olarak
anlatan, âlim olan üstâdlardır. Bu sebeble onlara karşı çok edebli olmalı,
izzet, ikrâm ve hizmette bulunmalıdır. Bir talebe hocasına hizmet ederse
şüphesiz çok duâ alır. Onun duâsı bereketiyle Cenâb-ı Hak da, o talebeyi sever.
Bu sözümüzün hakîkat olduğunu kabul etmek gerek.
Ey Hüdâvendâ senün
fazlun delim,
Sensin âhir hem hakim ü hem alîm.
Rahmetinle yarlığa
kullarunı,
Sen esirge kendü yoksullarunı.
Her ki dinlerse bu
sözi iy celîl,
Rahmetün olsun ana her dem delil.
Âşık’ın Allahü tealâ katında eksiği
çok fazladır. Fakat cenâb-ı Hakk’ın, kendi eksikliğini bilen kuluna merhameti
pek çoktur. Rabbimizin ihsânı ve merhameti boldur. Hepimizin ümidi budur. Başka
bir ümid kapısı yoktur. Ey yüce Allah’ım! Sen, fadl, ihsân sahibisin, her şeyden
önce mevcûd olan evvelsin; her şey helâk olduktan sonra geriye kalacak âhirsin.
Hem hâkim ve hem de âlimsin. Kullarını rahmetinle yarlığa, onları merhametinle
koru. Ey Celîl! Her kim bu sözü kabul ederse, rahmetin ona her zaman delîl
olsun.
Hak katında Âşık’in
eksüği çok,
Allah’un eksüklüye eylüği çok.
FazI u rahmet ol
işikde çok-durur,
Oldurur, ümmîd ayruk yok-durur.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi (Mecdî
Efendi); sh. 22
2) Kâmûs-ül-a’lâm; cild-4, sh.
3044
3) Osmanlı Müellifleri; cild-1, sh.
109
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-10, sh.
12
5) Türk Şâirleri (S. N. Ergun, Ankara-1942);
cild-1, sh. 129
6) Âşık Paşada Tasavvuf (Ali Alpaslan,
İstanbul-1962)
7) Türk Klasikleri; cild-1, sh.
299
8) Rehber Ansiklopedisi; cild-2, sh.
44


Yorumlar
Yorum Gönder