ÂRİF HİKMET BEY
ÂRİF HİKMET BEY
Seyyid Hacı Ahmed Ârif Hikmet (1786-1859)
Osmanlı şeyhülislâmı, şair ve tezkire yazarı.
Osmanlı Devleti zamanında yetişen
âlimlerden. Yüz beşinci Osmanlı şeyhülislâmıdır. İsmi, Ahmed Ârif Hikmet’tir.
Sultan üçüncü Selîm Han devri kazaskerlerinden İbrâhim İsmet Bey’in oğlu,
birinci Abdülhamîd Han zamanı Mısır beylerbeyi vezir Raif İsmâil Paşa’nın
torunudur. 1786 senesinde İstanbul’da doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline yönelip,
zamanının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Tahsîlini tamamladıktan
sonra çeşitli imtihanlarda başarı gösterdi. 1813 senesinde hac ibâdetini ifâ
edip, Peygamber efendimizin mübarek kabrini ziyaret etti.
Ârif Hikmet Bey, 1815 senesinde otuz
yaşında iken Kudüs kâdılığına tâyin edildi. Beş sene sonra Mısır kâdılığına
nakledilerek mevleviyyet payesine ulaştı. 1830’da İstanbul kâdılığına tâyin
edildi. Bir sene sonra buna ek olarak nakîb-ül-eşrâflık vazifesi de verildi.
1834’de nakîb-ül-eşrâflık vazifesinden çekilip, ilim ve İbâdetle meşgul oldu.
1838’de Rumeli kazaskerliğine getirildi. Arkasından Meclis-i vâlâ-yı ahkâm-ı
adliyye (İdarî, adlî ve mâlî işlerin görüşüldüğü üst meclis) üyeliğine seçildi.
1840’da Rumeli müfettişliği ile vazifelendirildi. Dönüşünde Dâr-ı şûrâ-yı askerî
(Askerî şûra) üyeliğine, 1845 senesinde Mekkizâde Mustafa Efendi’nin yerine
şeyhülislâmlık yüksek makamına getirildi. Yedi sene dört ay müddetle, bu
vazifeyi doğruluk, adalet ve hakkaniyet üzere yürüttükten sonra, 1854 senesinde
ayrıldı. Evine çekilip, ilim ve ibâdetle meşgul oldu. Hacca gitmek üzere
hazırlanırken 1858 senesinde İstanbul’da vefât etti. Cenaze namazında;
şeyhülislâm, âlimler ve devlet erkânı hâzır bulundu. Üsküdar’da Nuh kuyusu
civarında defnedildi.
Ârif Hikmet Bey, aklî ve naklî
ilimlerde derin âlim, fıkıh ilminde mütehassıs idi. Fazilet ve güzel ahlâklı
idi. Asil, olgun bir şahsiyete sahib ve pek bilgili idi. Sultan Abdülmecîd Han
onu şeyhülislâmlığa tâyin ettiği zaman, hakkında sadrâzama; “İnsanlıktaki
fazileti ve iyi huylarını, kısaca olgunluğunu, herkesin bildiği Ârif Hikmet
Beyefendi” diye yazarak ayrıca teveccüh göstermişti. Hayır, hasenat sahibi olup,
Medîne-i münevverede 7.000 cildlik kütüphâne kurmuş ve vakfetmistir. Türkiye’de
maârif işlerinin ilerlemesinde, rüşdiye mekteplerinin açılmasında önemli rolü
olmuştur.
Arabça ve Farsça’yı çok iyi bilen
Ârif Hikmet Bey ayrıca şâirdi. Fakat ilmî yönü şairliğinden üstündü. Ârif Hikmet
Bey, şiirlerini Arabça, Farsça ve Türkçe olarak söylemiştir. Şiirlerinde yer yer
Nefî, Nâbî ve Nedim’in te’siri görülür. Üç dilde bahis yürütecek ve şiir
söyleyecek bir otorite idi. Ayrıca tenkid fikrine sâhibdi. Eski edebiyatımızı
ele alırken Necati, Fuzûlî, Bakî, Nefî, Nâbî, Fehîm, Sabit, Nedîm, Sâmî ve Râgıb
Paşa gibi şâirlerden söz eder ve bunları gerçek şâir olarak zikreder. Onun için
diğer şâirler nâzımlıktan yâni sözü kâfiye ve vezne uydurmaktan ileri gitmeyen
kimselerdir. Türk dîvân şiirinin devamında hizmeti olan Ârif Hikmet Bey, 1851
senesinde Türk dilinin geliştirilmesi için kurulan Encümen-i Dâniş’e de üye
olmuştu. Şeyhülislâm olduğu zaman şu beyti söylemiştir.
Hikmetinden Ârifâ
olmaz suâl,
Şeyhülislâm eyledi Yezdân beni.
(Ey Arif! Cenâb-ı Hakk’ın
hikmetinden suâl olmaz; beni Allahü teâlâ şeyhülislâm
eyledi.)
Ârif Hikmet Bey’in kıymetli eserleri
şunlardır:
1-
Dîvân: Eser 997
Arabça, 621 Farsça, 2032 Türkçe beyti ihtiva etmektedir.
Eserde; na’tlar, Mesnevîler,
gazeller, kıt’alar, târihler ve Şâh-ı Nakşibend hazretleri hakkında iki medhiye
bulunmaktadır. 1866 yılında Dîvân-ı Eş’âr adıyla litografya ile basılmıştır.
2-
Mecmûat-üt-Terâcim: Meşhur kişilerin hâl tercümelerini
ihtiva edecek şekilde hazırlamağa başladığı tamamlanmamış bir eser olup
basılmamıştır. Yazma nüshası Millet Kütüphânesi, Ali Emîri kısmı, Tarih 788’de
kayıtlıdır.
3-
Zeyl-i Keşf-üz-zünûn: Kâtib Çelebi’nin meşhur eserini
tamamlar mâhiyettedir. Müsveddeleri Bağdâdlı İsmâil Paşa’ya geçmiş, o da bundan
istifâde ederek, Îzâh-ul-meknûn adlı Keşf-üz-zünûn zeylini yazmıştır.
4-
Tezkire-i şu’arâ: 1834 senesine kadar olan iki yüz on
şâirin hâl tercümesini veren bir eserdir.
5-
El-Ahkâm-ül-mer’iyye fil-arâziyy-il-emîriyye: Araziye âit fetvaları
toplar.
6-
Hulâsât-ül-makâlât fîmecâlis-il-mukâlemât: Babasının delege olarak katıldığı
Mükâlemât-ı siyâsiyye meclisindeki konuşmaların tutanağı mahiyetindeki bu eser,
Üniversite Kütüphâne’si T. Y. 379’da kayıtlıdır.
7-
Tezkîre-i Ârif Hikmet:
İstanbul’da bulunan ve her sene
Ramazan ayının on beşinde ziyarete açılan sevgili Peygamberimizin sallallahü
aleyhi ve sellem Hırka-i şerifini muhafaza eden mendilin üzerinde yazılı olan şu
kıt’a da ona âiddir:
Hırka-i hazret-i
Fahr-i resûle,
Atlas-ı çarh olamaz pâye-endâz.
Yüz sürüp zeyline
takbîl ederek,
Kıl Şefî’-i ümeme arz-ı niyâz.
Mânâsı: Atlas, Peygamber efendimizin
hırkasının yanında, ayak altına serilen serginin süsü bile olamaz. O’nun eteğini
öpüp yüz sürerek Peygamber efendimize hâlini arzet ve O’nun şefaatini
dile!
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Kâmûs’ül-a’lâm; cild-4, sh.
3041
2) Osmanlı Müellifleri; cild-2, sh. 327
3) Devhat-ül-meşâyıh: sh.
129
4) Mir’at-ül-harameyn; cild-2, sh.
888
5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-17, sh.
349
6) İlmiye Salnamesi; sh.
590
7) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh.
347
8) Eşâmî; sh. 395
9) Türk Klasikleri; cild-8, sh.
145

Yorumlar
Yorum Gönder