ÂLÎ MUSTAFA EFENDİ
ÂLÎ MUSTAFA EFENDİ
Gelibolulu Mustafa Âlî (ö. 1008/1600)
Tarihçi, şair, çok yönlü ve zengin sayıda eser vermiş Osmanlı müellifi.
On altıncı asırda yetişen meşhur
Osmanlı tarihçisi. Adı, Mustafa bin Ahmed’dir. 1541 senesi Nisan ayında
Gelibolu’da doğdu. Küçük yaşta tahsîle başlayan Âlî Efendi yirmi yaşında
medreseden me’zûn oldu. Mihrü Mah adlı eserini şehzâde ikinci Selîm’e
takdim ederek dîvân kâtibliği vazîfesine atandı. Daha sonra Şam beylerbeyi Lala
Mustafa Paşa’nın dîvân kâtipliğine tâyin edildi. Mustafa Paşa’nın Mısır
beylerbeyi olması ile berâber Mısır’a gitti. Bir süre sonra Mustafa Paşa Mısır
beylerbeyliğinden alınınca, Manisa’daki şehzâde üçüncü Murâd’ın musâhibleri
arasına girdi. Oradan Bosna beylerbeyi Ferhat Paşa’nın dîvân kâtipliği
vazîfesine tâyin edildi.
Sultan üçüncü Murâd Han’ın tahta
çıkması üzerine, altı sene kaldığı Bosna’dan ayrılarak İstanbul’a geldi. Hoca
Sa’deddîn Efendi aracılığı ile Gürcistan, Azerbaycan bölgesi beylerbeyi olan
Lala Mustafa Paşa’nın yanında tekrar dîvân kâtibi oldu. Onunla beraber İran
seferine katıldı. Buradan Haleb tımar defterdârlığına tâyin edildi. Bu görevden
azledilince bir süre açıkta kalan Âlî Efendi, daha sonra Erzurum, arkasından
Haleb mal deftardârlığına atandı. Daha sonra bu görevden de azledildi. Uzun süre
açıkta kaldı. Kısa bir müddet süren Sivas defterdârlığından sonra yeniçeri
kâtipliğine getirildi ise de bu görevden de alındı.
Geçimsiz bir mîzâca sâhib olan Alî
Mustafa Efendi, sultan üçüncü Mehmed tahta çıktığı zaman ikinci defa getirildiği
yeniçeri kâtipliğinde bulunuyordu. Pâdişâh’ın cülûsunu zamanın diğer şâirleriyle
beraber kutladı. Bunun üzerine mükâfatlandırılan Âlî Efendi mîr-i mîran
rütbesiyle Şam vâliliğine tâyin edildi. Fakat hemen iki yüz bin akçe hasla
emekliye ayrılması teklif edildi. O buna karşılık, Künh-ül-Ahbâr’ı yazmakla meşgul olduğunu, bu
eseri tamamlamak için lüzumlu malzemeyi daha rahat bulabileceği Mısır
defterdârlığı veya Amasya sancak beyliğini istedi.
Son olarak kendisine Cidde emirliği
verilen Âlî Efendi, bu vazifesine Mısır ve Mekke yoluyla giderek hac farîzasını
yerine getirdi. Sultan üçüncü Mehmed’e yazdığı bir Mesnevîde kendisine Mısır
eyâletinin verilmesini ricâ etmişse de, buna nâil olamadan 1600 senesinde
Cidde’de vefât etti.
Alî Mustafa Efendi, çeşitli
alanlarda yazı yazmakla birlikte, asıl başarılı olduğu alan târihtir. Ayrıca
eserlerinde tenkid fikrine yer verir. Asrını bir bakımdan ele alan bir yazar
olup, manzum, mensur elliye yakın eseri vardır. Bunlardan en meşhuru dört
cildlik Künh-ül-Ahbâr adlı târihidir. Bu eser, sâdece bir
Osmanlı târihini değil, Peygamberler târihi, İslâm târihi, Türk ve Moğol târihi
bahislerini ve bölümlerini de içine alan umûmî târihtir. Âlî Efendi, eserde
Osmanlı âlim ve şâirleri için de önemli bir kısım ayırmış olup, bu bölüm şâirler
tezkiresi sayılabilecek genişliktedir. Âlî Efendi, eserini hazırlayabilmek için
çok sayıda kaynağa müracaat etmiştir. Eserin en geniş kısmı, on altıncı asır
Osmanlı târihini anlattığı bölümdür. Ayrıca İslâm târihinde verilen bilgiler
geniş ve teferruatlıdır. Eserin ilmî değerini artıran bir yönü, Âlî’nin, İslâm
medeniyetinin gelişmesinde Türklerin büyük rolüne ve hizmetine dikkat
çekmesidir. Bunun yanında, yeri geldikçe, bölüm bölüm Avrupa milletleri hakkında
da kısa bilgiler verilmiştir. Künh-ül-Ahbâr’ın baş kısımları oldukça secili ve
ağır bir nesirle yazılmıştır. Zâten Âli; Türkçe’nin Arabça ve Farsça’dan alacağı
kelimelerle anlatım kabiliyetini geliştirip tab ve çeşnisine kavuşacağı
fikrindedir. Bununla birlikte eserin geri kalan kısmı; üslûb bakımından
hâdiseleri san’atkârâne yazmak hevesine feda etmeyen, yer yer temiz, açık ve
zamanına göre sâde sayılabilecek bir nesirle kaleme alınmıştır. Eserin başından
İstanbul’un fethine kadar olan kısmı tertibine uygun olarak beş cild hâlinde
basılmıştır. Yazmaları çeşitli parçalar hâlinde İstanbul’un bir çok
kütüphânelerinde bulunmaktadır.
Âlî’nin Künh-ül-Ahbâr’dan başka, Türk kültür ve
ictimâiyyât târihi bakımından değerli kaynak ve vesika olan dört kitabı daha
vardır. Bunlardan Nasîhat-üs-Selâtîn’i Haleb’de tımar defterdârı
iken yazmıştır. Bu eserinde özellikle sultan üçüncü Murâd devrindeki içtimaî,
iktisâdi ve hukukî bozuklukları büyük bir cesaretle ve misaller vererek ortaya
koymuştur.
Kavâid-ül-Mecâlis; Osmanlı medeniyeti ve sosyal
hayâtı bakımından kıymetli bilgiler veren bir görgü, bir âdâb-ı muaşeret
kitabıdır. Alî Efendi, ömrünün sonlarına doğru yazdığı bu eserde, mühim
meclislerde çeşitli sınıf, san’at ve mesleklere mensup insanların nasıl hareket
edeceklerini, nasıl giyineceklerini, kısacası topluluk içinde âdaba uygun
yaşamak için neler yapmak ve neler bilmek mecburiyetinde olduklarını yazmıştır.
Eseri sultan üçüncü Murâd Han’ın isteği üzerine yazmıştır.
Âlî Efendi’nin Künh-ül-Ahbâr’dan sonra üçüncü önemli eseri Mevâ’id-ün-Nefâis fî
Kavâ’id-ül-Mecâlis’dir. Bu eserini Hoca Sa’deddîn Efendi ve bir çok
âlimin tavsiyesi üzerine Kavâ’id-ül-Mecâlis’i tamamlaması için yazmıştır.
Âlî Efendi, bu eserini geniş bir halk kütlesinin istifâdesine sunabilmek için
sâde, kolay ve anlaşılır bir dilde yazmıştır. Eser, 127 varak hâlinde ve yer yer
manzum parçalarla süslenmiş hâldedir.
Dördüncü önemli eseri Menâkib-ı
Hünerverân’dır. Eserde Türk-İslâm âleminde yetişen büyük hattatlar ve
bunların hat san’atlarından, ayrıca tasvircilerden, tezhibcilerden, mücellid,
halkari, zerefşân ve oyma san’atlarından bahsedilmekte, zamanın diğer san’atları
ve san’atkârları hakkında da kıymetli bilgiler verilmektedir. İstanbul ve Viyana
kütüphânelerinde dokuz nüshası bulunan eser, yedi bölümden meydana gelmiştir.
İbn-ül-Emîn Mahmûd Kemâl tarafından 1926 senesinde İstanbul’da eserin
karşılaştırmalı neşri gerçekleştirilmiştir.
1- Nâdir-ül-Mahûrib, 2- Heft
Meclis, 3- Zübdet-üt-Tevârih, 4- Nusretnâme, 5- Câmi-ul-Hubûr der
Mecâlis-i Sûr, 6- Mirkat-ül-elhâd, 7- Füsûlü Hallü Akd
ve üsûli Harc ü Nakd, 8- Hâlât-ül-Kâhire
min el-Âdât-iz-zâhire, 9- Mihr ü
Mah, 10- Mihr ü Vefâ, 11- Tûhfet-ül-Uşşak, 12- Râhat-ün-Nüfûs,
13- Hilyet-ür-ricâl, 14- Münşeat, 15- Mahâsin-ül-Âdâb Âlî’nin yazdığı diğer mühim
eserlerdir. Âlî bu eserlerin yanında şiirler de yazmıştır.
Henüz on dokuz yaşında bir dîvân
sahibi olan Âlî’nin Türkçe üç ayrı dîvânı vardır. Dîvânının nüshalarından biri
İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi’nde siyâkat yazı iledir. İlk şiirlerinde Çeşmî
daha sonra Âlî mahlasını kullanmıştır.
İkinci dîvânının adı Vâridât-ül-Enîka’dır, Aslında bu eser birinci
dîvânında bulunan gazellere de yer verir.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Resimli Türk Edebiyâtı; cild-1. sh.
611
2) Gülşeni Şuarâ; vr.
3) Osmanlı Müellifleri; cild-3, sh. 85
4) Türk Klâsikleri; cild-4, sh. 73
5) Âlî ve Kâtib Çelebi’nin Terceme-i hâlleri
(B. Mehmed Tâhir. Selânik-1322)
6) XIII ve XVI. Asır Eserlerinin Türkçe
Yazılış Sebebleri (Kemal Yavuz, Türk Dünyâsı Araştırmaları, sayı-27. sh.
9)
7) Âlî bibliyografyası (Atsız,
İstanbul-1968)
8) Osmanlı Târih ve Müverrihleri; sh. 36





Yorumlar
Yorum Gönder