AHMED VEFİK PAŞA
AHMED VEFİK PAŞA
(ö. 1891)
Türk devlet adamı, Türkiye’nin ilk Türkolog ve Türkçülerinden, lugat âlimi, tiyatro edebiyatının önde gelen bir kurucusu.
Osmanlıların son devirlerinde
yetişmiş yazar, mütercim ve devlet adamı. 1813 yıllarında İstanbul’da doğan
Ahmed Vefik Paşa, Bulgar yahûdîsi iken müslüman olan dîvân tercümanı Yahyâ Naci
Efendi’nin torunu ve Paris elçiliğinde baş kâtip Ruhiddîn Efendi’nin oğludur.
Ahmed Vefik ilk tahsîlini bitirdikten sonra, Mühendishâne-i berr-i hümâyûna
girdi. Mustafa Reşîd Paşa’nın maiyyetinde Paris sefareti başkâtipliğine tâyin
olunan babası ile beraber 1834’de Paris’e gitti. Paris’te Saint Louis Lisesi’ne
devam etti. İstanbul’a dönünce 1837’de tercüme odasına me’mur olarak girdi.
1840’da elçi kâtibi olarak Londra’ya gitti ve burada üç sene kaldı. 1843’de
Sırbistan’da sınır anlaşmazlığını giderecek hey’ete başkanlık etti.
1847’de baş mütercimliğe getirildi
ve o yıl neşrine karar verilen Devlet Salnâmesi’nin tanzimine me’mur kılındı.
Ahmed Vefik Paşa’yı himaye eden Mustafa Reşîd Paşa, 1850’de Memleketeyn (bugünkü
Romanya) komiserliğine, bir sene sonra da Tahran büyükelçiliğine tâyin etti.
1854’de hiç anlaşamadığı Alî Paşa yüzünden geri döndü. Yine Reşîd Paşa’nın
yardımı ile Meçlis-i vâlâ-yı ahkâm-ı adliye üyeliğine seçildi. 1857’de Muhâkemât
dâiresi başkanlığına, 1860’da Paris büyükelçiliğine tâyin edildi.
Ahmed Vefik Paşa’nın Paris elçiliği
sırasında, Fransa imparatoru üçüncü Napolyon, Suriye ve Lübnan’ı ele geçirmek
istediğinden Cebel-i Dürûz’daki hâdiseleri durmadan körüklüyordu. Bir gün Ahmed
Vefik, üçüncü Napolyon’la konuşurken; “Şam’a asker sevk etmek istediğinizi
işitiyorum. Fransız askerini Türk askeri karaya çıkarmaz. Hem bu askerin size
daha mühim işlerde lazım olacağına kâniim” dedi. Mağrur üçüncü Napolyon, sözünü
sakınmazlığını duyduğu Türk sefirinin bu çıkışına öylesine hayret etti ki;
“Efendi! Siz muhakkak iyi bir vatan perversiniz. Fakat diplomat değilsiniz”
dedi. Ahmed Vefik Paşa bu sözleri ile Bismark’ın Fransa’ya karşı harp
hazırlığını îmâ etmişti. Daha sonra vuku bulan hâdiseler, haklı olduğunu
gösterdi.
Üçüncü Napolyon’un beyaz boyalı bir
arabası vardı. Ahmed Vefik Efendi de aynısını yaptırmıştı. Türk sefiri bu araba
ile yollarda dolaşırken, halk İmparator geliyor diye telâşa düşerdi. Arabanın
rengini değiştirmesi kendisine bildirilince, şu cevâbı verdi: “Sizin
İstanbul’daki elçiniz, sultânımızın Boğaziçi’nde gezinti yaptığı mükellef
kayığın aynıyla gezmektedir. O, haddini bilinceye kadar ben kendimi
imparatorunuzdan” küçük görmem!” Kısa zaman sonra, İstanbul’daki Fransız elçisi
kayığını değiştirdi. Ahmed Vefik Paşa da arabasını siyaha boyattı. Üçüncü
Napolyon, Paşa’nın bu garib hâllerine kızarak şu haberi gönderdi: “Kendisini
Kânûnî Sultan Süleymân’ın sefiri mi sanıyor?” Bunun üzerine Ahmed Vefik şu
cevâbı verdi: “Kânûnî Sultan Süleymân’ı hatırlatmakla, oturduğu tahtın
velînimetini unutmamış. Târih tekerrürdür. Bir gün halefleri arasında yine bu
sözü hatırlayacak bulunabilir.”
Şam hâdisesinden sonra imparator
sarayındaki kabul resmlerinden birinde ve İngiliz sefirinin yanında Ahmed
Vefik’e; “Devletiniz çatırdıyor” dedi. O tereddüd etmeden; “Bizim memleketimiz
Fransa’ya uzaktır. Bu sebeble zât-ı haşmetânelerinin hakkımızda dâima doğru
mâlûmât alamıyacakları tabiîdir. Bendeniz, Paris’de bulunduğumdan, sizin
durumunuzu yakından görüyorum. Çatırdayan sizin İmparatorluğunuzdur” deyince,
İmparator, sıkılarak bir şey söylemekden çekinmişti.
Paris büyükelçiliği sırasında
gösterdiği bu mert, atak hareketleri Osmanlı Devleti’ne büyük fayda sağlamıştır.
En önemli hizmeti, Peygamber efendimizi tiyatro konusu yapmak isteyen
Fransızlara mâni olmasıdır. Ancak garib kişiliği, tutarlı bir politika
izleyememesi ve istikrarsızlığı sebebiyle hiç bir işinde muvaffak olamamıştır.
Elçilikten alınıp önce evkaf nezâretine, sonra Meclis-i vâlâ üyeliğine, 1862’de
de ilk darülfünûnun târih-i hikmet profesörlüğüne tâyin edildi. 1863 senesi
başlarında da Anadolu bölgesi müfettişliğine getirildi. Bir buçuk seneyi aşkın
bir süre Bursa, Balıkesir yörelerinde denetlemelerde bulundu. Kendine has,
başına buyruk davranışları ile çevrenin ileri gelen kişilerini gücendirmişti.
Hareketleri halk tarafından iyi karşılanmadığından, hakkında bir çok şikâyetler
oldu. Bunun üzerine görevden ayrıldı ve yedi sene açıkta kaldı.
Ahmed Vefik, 1872’de maârif
nâzırlığına tâyin edildi. Aynı sene istifa edip Şûrâ-yı devlet reîsi oldu. Bir
süre sonra da bu görevden ayrılarak beş sene kadar vazifeden uzakta kaldı.
1877’de Petersburg İlim Akademisi, kendisine âzâlık payesi verdi. 1878 senesinde
Edirne’den Meclis-i meb’ûsâna girdi. Meclis’in açılışında pâdişâh tarafından
başkanlığa, bir süre sonra sadâret makamına getirildi. Osmanlı târihinde baş
vekil ünvânı ile ilk sadrâzam olan zât Ahmed Vefik Paşa’dır. Aynı zamanda
dâhiliye nâzırı olan Ahmed Vefik’in bu makama gelişinden dokuz gün sonra, sultan
İkinci Abdülhamîd Meclis-i meb’ûsânı kapattı. Ayastefanos’ta imzalanan ve
devleti Rus esaretine koyacak kadar felâketli olan mukaddemât-ı sulhiye
îtilafnâmesini Ahmed Vefik Paşa târih ve millet huzurunda bütün mes’ûliyeti
üzerine alarak Safvet Paşa’ya imzalattı. Bir süre sonra baş vekillikten
azledilerek Bursa vâliliğine tâyin edildi. Burada bir çok haksız hareketlerde
bulundu. Yol açmak bahanesiyle pek çok fakirin evini yıktırdı. Hakkında
düzenlenen bir rapordan dolayı vazifesinden azledildi. 1882 senesinde tekrar baş
vekil oldu. İkinci sadâreti Meclis’i meb’ûsânı pâdişâha rağmen toplamak ve
sultânı hâl’ etmek düşüncesinden dolayı iki gün sürdü. Bundan sonra köşküne
çekilip dokuz sene münzevî bir hayât yaşadı. Kendisini en çok ziyaret eden
dostu, meşhur İngiliz Lord Stanley olmuştur. 2 Nisan 1891 (22 Şaban 1308)
târihinde öldü. Mezarı Rumeli Hisarı’nda Kayalar kabristanındadır.
ilk baskısının kapağı
(Ömer Faruk Akün özel kütüphanesi)
Öldüğü zaman, nereye gömülmesi
gerektiği sorulunca; Robert Kolleji’nin kurulmasında yardımcı olduğu ve arsasını
verdiği için, pâdişâhın; “Gömün Boğaz’ın sırtlarına! Kıyamete kadar çan sesi
duysun!” dediği meşhurdur.
Siyâsî, idarî ve edebî hareketleri
garipliklerle dofu olan Vefik Paşa’nın, giyiniş tarzı da çok tuhaftı. Her işte
aşırı ve işleri dengesiz olup, yasa, düzen dinlemezdi. Türkçe, Arabça, Farsça ve
Fransızca’dan başka İngilizce Latin ve Yunan dillerini de bildiği söylenen Ahmed
Vefik’in belli bir üslûbu yoktur. Yerine göre çok terkipli ve seciyeli bir lisan
kullanmış, Arabça ve Farsça kelimelerle yüklü cümleler sıralamıştır. Bazan da en
sâde halk dili, hattâ halk söyleyişi ile yazmıştır.
Ahmed Vefik Paşa, Türkçe üzerinde
çok çalışmış ve bü alanda yazdığı eserleri ile Türk diline büyük hizmet
etmiştir. Önce Ebü’l-Gâzi Bahadır Han’ın Şecere-i
Türk isimli eserini Çağatay Türkçesi’nden, Osmanlı Türkçesi’ne
tercüme etti. Daha sonra Anadolu Türkçesi’nin ilk lügat kitabı olan Lehçe-i
Osmânî adındaki eserini yazdı. Bu eserin birinci kısmında ilk olarak
Türkçe sözler bir araya toplanmıştır. Eserde, dilimize; Fransızca’dan,
İtalyanca’dan, Yunanca’dan giren bâzı yabancı kelimelere de yer vermiştir.
Ayrıca, çeşitli Türk lehçeleri hakkında, ilk olarak bâzı bilgiler verilmiş, bu
lehçelerin Türkiye ve Türkistan’daki yayılış alanları belirtilmiştir.
Ahmed Vefik Paşa’nın bir başka eseri
de Atalar
Sözü isimli, darb-ı mesel mecmuasıdır. Bu eserde altı-yedi bin darb-ı
mesele yer vermiştir. Bunlardan başka Hikmet-i
târih ve Fezleke-i Târih-i Osmanî gibi eserleri de vardır.
Ahmed Vefik, ayrıca tercüme
sahasında da Türk edebiyatına geniş ölçüde hizmet etmiştir. Onun dikkate değer
tercümeleri, klâsik Fransız komedicisi Moliere’den yaptığı adaptasyonları ve
tercümeleridir. Moliere’in on altı eserini Türkçe’ye çevirmiştir.
Bunların Türk örfüne yabancı
olanlarını adapte, diğerlerini ise tercüme etmiştir. Eserleri arasında en çok
adaptasyonları tutulmuştur. Bunlar; İnfî’âl-i
Aşk, Zor Nikâh, Don Civani, Tabîb-i Aşk, Adamcıl, Zoraki Tabib, Tartüf, Azarya,
Yorgaki, Dandini, Okumuş, Kadınlar, Dekbazlık, Merâkî, Kadınlar Mektebi, Savruk,
Dudu Kuşları’dır.
Ayrıca Fransız edebiyatından Victor
Hügo’nun Hernani,
Voltaire’nin
Micromega’nın
Felsefe Hikâyesi, Fenelon’un Telemak, Le
Sape’in Gil Blas Santiliani’nin Sergüzeşti
adlı eserlerini
Türkçe’ye tercüme etti.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Ahmed Vefik Paşa (İ. H. Ertaylan,
1932)
2) Son Sadrâzamlar; cild-1, sh.
651
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh.
132
4) Mir’ât-ı hakîkat; sh.
556
5) Geçen Asırda Devlet Adamlarımız; sh.
93
6) Osmanlı İmparatorluğu Târihi ( Zuhurî
Danışman ); cild-13, sh. 233
7) Meârif-i Umâmiyye Nezâreti Tarihçe-i
Teşkilâtı; sh. 179
8) Resimli Türk Edebiyatı Târihi; cild-2, sh.
1067








Yorumlar
Yorum Gönder