AHDNÂME (Ahidnâme)
AHDNÂME (Ahidnâme)
Osmanlılarda pâdişâhın izni ile
herhangi bir devletle siyâsî, iktisadî, ticarî ve diğer işlere dâir yapılan
resmî mukavele neticesinde düzenlenen resmî evrak. Ahd;
söz vermek, üzerine almak, nâme ise, mektup demektir, Ahdnâme, muahedenin
şartlarını ihtiva eden ve imzalanan resmî kâğıttır. Ahdnâme-i
hümâyûn, hükümdar tarafından verilen hat, ferman olup, lügat mânâsı
pâdişâhın ahdnâmesi demektir. Doğu ülkelerinde hükümdarlık alâmeti olarak
ahdnâme verilmesi çok eskidir. Abbasî halîfelerinden Kâim biemrillah, Büyük
Selçuklu sultânı Tuğrul Bey’e 1057 senesinde ahdnâme yazmıştı. Halîfeler,
sultanlara, hükümdarlara verdikleri ahdnâmeler gibi velîahdlarına da ahdnâmeler
verirlerdi.
Ahdnâmeler umumiyetle, ferman ve
nâme-i hümâyûnlarda olduğu gibi, dokuz bölümden meydana geliyordu: 1- Tuğra. 2-
Ünvân; pâdişâhın ünvânını bildiren cümleler. 3- Elkâb: ahdnâme gönderilen
kimsenin lakabı. 4- Duâ; muhataba duâ cümlesi. 5- Nakil ve iblâğ; söz konusu
olan mes’elenin evveliyatı ve yeni durumu ile ilgili ve bildirilmek istenen
hususların îzâh edildiği cümleler. 6- Emir ve hüküm; karşı tarafa netîce olarak
bildirilen ilgili hükümler. 7- Te’kîd; hükümlerin yemin ile karşı tarafa
bildirilmesi. 8- Hatime; bitirme cümleleri. 9- Târih ve yer; ahdnâmenin
yazıldığı yer ve târih kaydını bildiren son cümleler. Ahdnâmelerin te’kid
kısmında yemin bulunuyorsa da bu şartlı yemin şeklindedir. Yâni karşı tarafa
gönderilen şartlara uyulduğu müddetçe hiç bir müdâhale görmeyecek, aksi takdirde
(ahdi bozduğundan) verilen söz yerine getirilmeyecek ve gerektiği zaman
müdâhaleye uğrayacaktır.
Ahdnâme metinleri; Osmanlıca,
Farsça, Arabça ve Avrupa dillerinde yazılırdı. Buralar Amedî kaleminde
hazırlanarak tuğra çektirilirdi. Bir nüshası elde, diğeri ise karşı devlet
nezdinde bulundurulur, resmî sicillerle tescil olunarak ayrıca, bir sureti
ahdnâme defterlerine yazılarak, muhafaza olunurdu.
Herhangi bir sefer yâni harb
dolayısıyla vezîriâzam serdâr-ı ekremlik (baş kumandanlık) vazifesiyle cepheye
hareket ederken, âdet olduğu üzere, bütün ilgili ahdnâmeler beraberinde
götürülür ve lüzumu hâlinde bunlara bizzat mürâcât olunarak; askerî, siyâsî veya
iki devleti ilgilendiren ve ahdnâmeterle tesbit olunan konular ışığında hareket
edilerek mes’eleler çözüme bağlanırdı. 1768 senesinde açılan seferde, sadrâzamın
reîsülküttâba yazdığı bir emir gereğince, ahdnâmelerin birer sureti âdet
olmadığı hâlde, ilk defa yazdırılıp İstanbul’da bırakıldı ve asıl ahdnâmenin
bulunduğu defterler ordu ile beraber götürüldü.
Osmanlı sultanları tarafınan;
müslüman ve gayr-i müslim hükümdarlara veya Osmanlı Devleti’ne tâbi Mekke-i
mükerreme şerifine, Kırım hanıyla Erdel kralı, Eflak ve Boğdan voyvodalarına
veya Gürcü ve Dağıstan hanlarına gönderdikleri mektuplara nâme-i
hümâyûn denirdi.
Osmanlı pâdişâhlarının tahta
çıkışlarında yeni sultânın hükümdarlığını bildirmek için dost ve komşu
devletlere birer elçi ile nâme göndermek âdet idi. Sefir bulunmayan devletlerin
İstanbul’daki sefirlerine de yeni sultânın tuğrâsıyla nâme-i hümâyûn verilir,
bunlar da kendi hükümdarlarına yollarlardı. Yabancı hükümdarlara gidecek gayr-i
resmî nâmeler, hükümdarın kendisi tarafından mühr-i hümâyûnla mühürlenerek
gönderilirdi.
Ahdnâmelerin başlıca özelliği, bir
takım temel prensip ve esasların karşı tarafa tebliğ edilip hilâfına hareketin
kesinlikle önlenmesi idi. Ahdnâmelerde umumiyetle tuğradan sonra nişân-ı âlişân
veya nişân-ı hümâyûn-i âlişân ifâdeleri ile başlanırdı. Nâme-i hümâyûnlarda yâni
pâdişâhların muhtelif hükümdarlara gönderdikleri mektuplarda ise, umumiyetle
önce gönderilen kimsenin ünvân ve elkâbı (lakabları) ile söze başlanır ve kısa
olurdu. Ahdnâmeler ise uzun olup, daha muhtevalıdır.
Ahdnâmelerde devletlerarası ticarî,
siyâsî, askerî ve harb hukuku ile ilgili mühim mes’eleler ile başta diplomatik
kaideler, diplomasi hukuku ve devletlerarası hukuk sahalarında misli görülmemiş
medenî davranışların parlak ve pek şanlı misâlleri ortaya konulmuştur.
Ahdnâmeler, Osmanlı adaletinin bütün insanlığa medeniyet ve hukuk sahasındaki
başarılarının eşsiz numuneleri olarak ışık tutmaktadır. Ahdnâmeler, millî
arşivlerimizde ve bâzı Avrupa arşivlerinde muhafaza edilmekte ve ilmî tedkîklere
tâbi tutulmaktadır. Bir kısmı ise matbu veya el yazması hâlindeki Münşeat,
Mücâhedât ve Mukâvelât mecmualarında bulunmaktadır.
ARAMIZDA HEP DOSTLUK OLA!..
Yavuz Sultan Selîm Han’ın 19 Ekim
1513 târihinde Venedik dojuna verdiği ahdnâme bugünkü dili ile şöyledir:
“Saltanatımın, şânı yüce ve şerefli
nişânımın, cihânı fetheden parlak tuğramın, Rabbani ve ilâhî yardıma, sübhânî
berekete mazhar olan hükmü şudur: Ben ki sultanların sultânı, hakanların rehberi
sultân Bâyezîd Han oğlu Selîm Han’ım. Şimdiki hâlde Venedik doju Leonardo
Laurentino, pek yüce, celalli ve şanlı hükümdarlık eşiğine yarar ve güvenilir
adamlarından antonio Guistiniano’yu elçilikle gönderip sevgi ve bağlılığını
bildirmiştir. Merhum babam ile olan dostluk gereği benimle de dost olmak
istediğinden ahdi yenilemeyi arzu ediyormuş. Ben dahi onlarla dostluğu ve ahdi
kabul edip şu ahdnâme’nin yazıldığı güne gelinceye kadar öteden beri küçük veya
büyük çapta vâki olan ve karar kılınan esaslar bozulup değşitirilmemek şartıyla
sözümde dururum. Böylece dostluk karara bağlanmış olur.
Bu ahdnâmeyi verip kesin bir yemin
ile yemin ederim ki, yeri göğü yaradan Allahü teâlâ hakkı için adı geçen Venedik
doju ve sâir beyleriyle ve onların adamları ile ve onlara bağlı olan yerlerin ve
vilâyetlerin halkı ile kaleleri ve boğazlarıyla ve buralardaki adamları ile
bunlara âit yaş-kuru ellerinde ne varsa, şimdiye dek ve şimdiden sonra kendi
dindaşlarından almış oldukları yerler, benim sınırlarımda olmadıkça, haracım ile
ilgili bulunmadıkça hep aramızda dostluk ola! Benim ülkemde olan sancak
beylerinden ve subaşılarından ve tımar ehlinden biri sizin bu saydığım
illerinize ve kalelerinize ve sâir yerlerinize ve adamlarınıza zarar ve ziyân
verirlerse, o zarar ve ziyânı gideririz. Ziyân verenlerin de hakkından biz
geliriz.
Beylerin, bâzârşâhların ve
adamlarından sefer ehli olan ve Venedik adına iş görenler benim memleketime
kadırgaları ile İstanbul’a Galata’ya, Trabzon’a, Kefe’ye ve ülkemin herhangi bir
yerine ne vakit dilerlerse denizden ve karadan gelip gideler. Gemilerim ve
gemicilerim ile karşılaştıklarında dostluk edeler. Birbirlerine zarar ve ziyân
vermeyeler. Zarar verirlerse derhâl telâfi edip gidereler. Donanmam sefere
çıktığında Venedikliler işe karışmayalar. Hırsız, soyguncu ve eşkıya gemilerini
limanlarında banndırmayalar ve onlara yiyecek, azık vermiyeler. Tutup
yakalanmaları mümkün ise yakalayalar ve haklarından geleler. Ben de adalarıma ve
limanlanma gelecek olan bu gibileri limanlarımda barındırmam, azık vermem.
Yakalanması mümkün olanları yakalar, haklarından gelirim. Mümkün olmazsa
defederim giderler”
Ticâret için ülkeme gelen
Venedikliler alışverişlerinde hile etmiyeler. Bizim tüccarlarımız da Venedik’e
gittiklerinde güzelce davranıp hakka ve hukuka riâyet edeler. Borçlanmalarda
haksızlıklar yapılmaya. Venedik’ten gelen daimî elçiler İstanbul’da üç sene
kalalar. Üç senede bir değiştirileler. Bir esir kaçıp ülkeme gelse ve müslüman
olursa, Venedikli sahibi gelince buna bir akça verilip, esir âzâd oluna! Vekili
gelirse vekiline verile. Esir kâfir ise ve küfrü üzere kalırsa iade oluna.
Bizden kaçıp Venedik’e giden esirlere de onlar böyle muamele edeler...
Venedikli bir tüccar ülkeme gelip,
yolda eşkıya saldırısına uğrayıp, malı alınsa veya bu esnada öldürülse veya
kaybolsa, vârisleri veya vekili geldikde şerîate uygun muamele olunup, hak
yerine vara.
Bütün bu esaslara onlar riâyet
ettiği sürece biz de dostluk yapıp, riâyet edeceğimize yemin ediyoruz. Onlar bu
ahdnâmeye uysunlar, aykırı hareket etmesinler biz de uyarız.
İşbu ahdnâme, bizim ulu
Peygamberimizin sallallahü aleyhi vesellem hicret târihinden dokuz yüz on
dokuzuncu yılın Şaban ayının on yedinci günü ve hazret-i Îsâ’nın doğum
târihinden bin beş yüz on üçüncü yılın Ekim ayının on yedinci gününde Edirne
şehrinde yazıldı. Devâm-ı devletim ve izdiyâd-ı şevketim kıyamete kadar müeyyed
ve müstahkem ola.”
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı; sh.
289
2) Büyük Türk Klâsikleri cild-4, sh.
203
3) Venedik Devlet Arşivindeki Türkçe Belgeler
Koleksiyonu ve Bizimle ilgili Diğer Belgeler, (M. Tayyib Gökbilgin; Belgeler;
9-12, Ankara-1971); sh. 47
4) Osmanlı Târih Deyimleri Sözlüğü (M. Zeki
Pakalın, Ankara-1971) cild-1, sh. 29
Yorumlar
Yorum Gönder