ABDURRAHMÂN GÂZİ - 2
1328 (H. 728) târihinde Orhan Gâzi,
Abdurrahmân Gâzi ile Konur Alb’den Aydos kalesinin fethedilmesini istedi. Ancak
kalenin çok sağlam istihkâmları, işin uzunca bir zaman alacağını göstermekteydi.
Bu sebeble mücâhid Gâziler bir fırsat zuhur edeceği ve zaferi böyle
sağlayacakları ümidini beslemekte ve sebeblere yapışıp Allahü teâlâya tevekkül
ederek hazırlıklarını sürdürmekte idiler. Nitekim hadis-i şerîfde;
“Allahü
teâlâ bir şeyin olmasını murâd ettiğinde onun sebeblerini de
hazırlar” buyrulduğu üzere, burada da
hâdiseler öylece gelişti.
Aydos kalesi tekfurunun güzel bir
kızı vardı. Bir gece rüyasında dar ve derin bir kuyuya düştüğünü gördü.
Kendisini kurtarmak için tutunacak bir şey, bir çıkış yolu da bulamadı.
Yakınlarından kimse feryadına cevap vermedi. En sonunda bu korkunç kuyunun
ölümüne sebeb olacağı korkusuyla ümidi kırıldı. Çırpınmaktan vazgeçtiği sırada
nûr gibi parlayan bir genç, karanlık kuyunun kenarına gelip, onu bu tehlikeli
çukurdan çıkardı ve ipekten elbiseler verdi. Uyandığında gördüğü rüyadan
hayretler içinde kaldı. Gece gündüz rüyada gördüğü yiğidin hayâli gözünün
önünden gitmez oldu. Kendi kendine; “Benim hâlim ne oldu ki, beni bu çukurdan
çıkardı. Giyecekler verdi ve hem durduğum yerden gitti, öyle anlaşılıyor ki,
benim hâlim başka türlüye dönse gerek” diye düşünürken, ansızın Türkler kale
önünde göründü ve muhasara başladı. Muhasara bir müddet devam etti. Kale çok
sağlam ve burçları yüksek olduğundan fethedilemedi. Tekfurun kızı, gönül alıcı,
pırıl pırıl bir günde içini karartan kederleri ve merakı bir parça olsun
dağıtmak için kale burçlarında savaşmaya çıktı. Birden aşağıda Türk askeri
önünde dimdik duran Abdurrahmân Gâzî’yi gördü. Rüyasında kendisini kuyudan
çıkaran kişi olduğunu anladı. Gördüğü rüyanın tâbirini kendisi yaptı ve
müslümanlar arasına katılmanın lüzumunu duydu. Odasına gidip rumca bir mektup
yazdı. Bu mektupta, rüyasını anlatıp müslüman olmak istediğini belirtip;
“Dileğiniz bu kaleyi almak ise, şimdi kaçarcasına kale önünden çekiliniz ve
filân gece, bir kaç yiğitle gizlice duvarların altına geliniz, o vakit kaleyi
kolaylıkla ele geçirmiş olursunuz” diye yazmıştı. Yalvarışlarla dolu olan
mektubu bir taşa sardı. Savaşır gibi yaparak kaleden o taşı Türk askerlerinin
arasına attı. Taş yuvarlanıp Abdurrahmân Gâzî’nin önüne düştü. Abdurrahmân Gâzi,
sarılı taşı görünce hemen mektubu aldı ve doğruca Akçakoca’nın yanına sitti.
Mektup, yazıdan anlayanlara gösterildi. İçindekiler anlaşılınca Konur Alb’in de
iştirakiyle durum müzâkere edildi. Sonunda geri çekiliş plânları düzenlendi.
Kaleye son bir taarruz yapıldıktan sonra kendi oturdukları Samandra hisarını da
ateşe vererek düşmana bölgeden Türklerin çekildikleri zannını vermeyi uygun
gördüler. İş bundan sonra kararlaştırıldığı şekilde yapıldı. Aydos hisarı halkı,
Türklerin korku ve yılgınlıktan çekildiklerini zannederek sevinçten
kendilerinden geçip, yiyip içmeye başladılar. İşin nereye varacağından habersiz,
sarhoş oldular. Abdurrahmân Gâzi mektupta belirtilen gece, yanında seksen
yiğitle kızın dediği yere geldi. Kız, Gâzi Abdurrahmân’ı bekliyordu. Onun
geldiğini görünce, hisar bedenine ip bağlayarak aşağıya sarkıttı. Abdurrahmân
Gâzi bir örümcek misâli ipe tırmanarak kaleye çıktı. Arkasından bir avuç
bahadırı da kaleye çıkardı. Kızın tavsiyesine uyarak kale kapılarını bekleyen
askeri zararsız hâle getirmek üzere hisarın kapısına vardılar. Sızmış, uyuyan
kapıcının yatağında buldukları kale anahtarları ile hisar kapısını açtılar. Plân
gereğince dışarda hazır olan Akça Koca ve gâziler içeri girerek kaleyi ele
geçirdiler. Böylece Aydos kalesi fethedildi.
Kalenin fethinden sonra Abdurrahmân
Gâzi, tekfur ile kızını ve pekçok ganimeti Yenişehir’de bulunan Orhan Gâzi’ye
götürüp teslim etti. Keremli pâdişâh Orhan Gâzi, âlemin tek sahibi yüce Allah’a
şükürler ettikten sonra Aydos kalesi tekfurunun gönüller alan güzel kızını
Abdurrahmân Gâzi ile nikahladı ve sayısız ganimetlerle mükâfatlandırdı.
Evliliklerinden Karaca Abdurrahmân adıyla tanınan bir oğulları oldu. Bu
delikanlı öyle bir mücâhid oldu ki, İstanbul’da yaşayan kâfirler rahat ve huzuru
unuttular ve gözlerine uyku girmez oldu. Bizans kadınları çocuklarını; “Karaca
Abdurrahmân geliyor, ağlama!” diye korkuturlardı.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Tevârih-i Âl-i Osman (Âşıkpaşazâde,
İstanbul-1332); sh. 33
2) Kitâb-ı Cihân-nümâ (Mehmed Neşri,
Ankara-1987); cild-1, sh. 139
3) Îzahlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-1,
sh. 15
4) Osmanlı Târihi (İ. H. Uzunçarşılı); cild-1,
sh. 117.
5) Devlet-i Osmaniyye Târihi; (Hammer);
cild-1, sh. 93
6) Devlet Kuran Kahramanlar; (Safa Öcal,
İstanbul-1987); sh. 90
Yorumlar
Yorum Gönder