ABDÜLKERÎM EFENDİ
ABDÜLKERÎM EFENDİ
(ö. 1192/1778)
Şeyh, mutasavvıf-şair ve mûsikişinas.
Osmanlı Devleti’nin altıncı
şeyhülislâmı. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 1495 (H. 900) senesinde
Edirne’de vefât etti. Edirne’de Sultan Câmii yakınında kendi yaptırdığı Sıbyân
mektebinin bahçesine defnedildi.
Abdülkerîm Efendi, Sultan İkinci
Murâd Han’ın beylerinden Mehmed Ağa tarafından Balkan memleketlerine yapılan bir
fetihte devşirilen çocuklarla Osmanlı payitahtına (başşehrine) getirildi.
Yapılan zekâ testi sonrası seçilip ilim ve edeb öğretildi. Mehmed Ağanın
himayesinde İslâm terbiyesine göre yetiştirildi. Kur’ân-ı kerîmi ezberledi.
Arabça ve Farsça öğrendi. Mehmed Ağa tarafından Şehzâde Mehmed’e (Fâtih) hediye
edildi. Saray âdabını öğrendi. Zamanın meşhur âlimlerinden Alâaddîn Ali Tûsî,
Molla Fenârî’nin (r. aleyh) oğlu Muhammed Şâh Fenârî ve Alâaddîn Tûsî’nin
talebesi Sinân-ı Acemî’den okudu. Aklî ve nakli ilimlerde üstün bir dereceye
yükseldi. İstanbul’un fethinden önce müderris oldu. Fetihten sonra açılan
medreselerle Sahn-ı semân medreselerinde müderrislik yaptı.
Abdülkerîm Efendi, 1458 (H. 863)
târihinde getirildiği Kazaskerlik makamında sekiz sene kaldı. 1466 (H. 871)
senesinde Molla Gürânî’nin (r. aleyh) vefât etmesiyle şeyhülislâm oldu. Vefâtına
kadar bu vazifede kaldı.
Molla Abdülkerîm Efendi, güzel
ahlâkı, cömertliği ve insanlara olan şefkat ve merhameti ile çok sevildi.
Sayısız talebe yetiştirip, halktan ve yüksek tabakadan pek çok kimseye
nasîhatlarda bulundu. İnsanların günahlarına tövbe edip sâlih amel işlemesine ve
bir çok kâfirin müslüman olmasına vesîle oldu. Herkes tarafından sevildi ve
hürmet gördü.
Kitap yazmak için fazla vakit
bulamayan Abdülkerîm Efendi Sa’deddîn Teftazânî’nin (r. aleyh) eserlerinden Telvîh’in baş kısmına ve Metâlî’ye haşiyeler yazdı.
AKILLILARIN DURAĞI
Fâtih Sultan Mehmed Han’ın
vezirlerinden Mahmûd
Paşa’ya yakınlığı ile
tanınan Molla Vildân anlatır:
“Bir gün Mahmûd Paşa, söz arasında
beni çok sevdiğinden bahsetti. Ben de, onun
Molla
Abdülkerîm Efendi’ye olan
ilgisinden bahisle; “Siz, benden çok
Abdülkerîm Efendi’yi seversiniz” dedim. Bunun üzerine; “Evet, doğru söyledin”
dedi. Ben; “Molla Abdülkerîm sizin Cennet’e girmenize sebeb mi olacak ki, bu
kadar çok seviyorsunuz?” deyince, Mahmûd Paşa; “Cennet’e sokacak desem de olur.
Çünkü o, benim günahlardan tövbe etmeme vesîle oldu. Fâtih Sultan Mehmed Han’ın
kapıcıbaşısı iken, bir günâha mübtelâ olmuştum. Bir sabah Abdülkerîm Efendi,
evimizi şereflendirdi. Bir müddet sohbetten sonra, ayağa kalktı. Hürmet ve
tazimle kapıya kadar yolcu ederken, bana döndü ve; “Dünyâ ve âhiretine yarar bir
sözüm var ki, iyi dinleyip kötülüklerden sakınasın” dedi. Ben de; “Buyurun”
dedim. Sözüne devamla; “Elhamdülillah, ilim sahibisin ve pâdişâhın da
yakınlarındansın. Çok geçmeden vezirlik makamına yükseleceğin aşikârdır. Ne
yazık ki, içini ve dışını günâh pisliklerinden temizlemeye gayret etmezsin.
Vezirlik makamı, akıllı kimselerin durağıdır. Osmanlı Devleti’nin yüce dîvânı,
temiz insanların toplandığı bir yerdir. Gel kerem eyle, içini o günâh
pisliklerine bulama ve dalâlet çukurlarına düşüp çabalama!” dedi. Bana bu
nasihatleri verirken, hava soğuk olmasına rağmen boncuk boncuk ter döktüm ve o
ânda tövbe ederek bildirdiği yoldan ayrılmadım” dedi. Bunun üzerine; “Gerçekten
onu sevmek yalnız size değil, bize de vâcib oldu demekten kendimi
alamadım.”
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Kâmûs-ül-a’lâm; (Ş. Sâmi, İstanbul-1906);
cild-4, sh. 3089
2) Devhat-ül-meşâyıh (Müstekimzâde,
İstanbul-1982); sh. 12
3) İlmiye salnamesi; sh.
336
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-12, sh.
274
5) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi (Mecdi
Efendi, İstanbul-1268); sh. 176
Yorumlar
Yorum Gönder