ABBÂS VESİM EFENDİ
ABBÂS VESİM EFENDİ
(ö. 1175/1761-62)
Osmanlı tabibi ve astronomi bilgini.
On sekizinci asır hekim, hattat ve
astronomi âlimlerinden. İsmi Abbâs Vesim bin Abdurrahmân bin Abdullah’dır.
Zamanında Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbâs Tabib isimleriyle meşhur oldu. On
yedinci asrın sonlarında doğan ve küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbâs
Vesim, Bursalı Tabîb-i sultâni Ali Efendi ile onun hocası tabib Ömer Şifâî
Efendi’den tıb; Yanyalı Es’ad Efendi’den hikmet ve Farsça; Ahmed Mısrî’den
astronomi ve astroloji; hekimbaşı, kazasker ve ta’lik üstadı Kâtibzâde Mehmed
Refiî Efendi’den tıb ve ta’lik yazı öğrendi. Galata’da oturan batılı hekimlerle
münâsebet kurarak Latince ve Fransızca öğrendi. Bâzı İtalyanca tıb metinlerini
Türkçe’ye tercüme ettirerek Avrupa’daki gelişmeleri tâkib etti. Abbâs Vesim
Efendi’nin zekâsının kuvvetini, kabiliyetini ve açık fikirli olmasını bütün
hocaları takdir ederdi. Bir ara tahsîl maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır’a gitti.
Bir çok ilmî araştırmalarda bulundu ve tıb alanındaki bilgisini geliştirdi.
İstanbul’a dönüşünde, Sultan Selim Câmii civarında bir eczâhâne ve muayenehâne
açtı. Düstûr
el-Vesim adlı eserinin sonunda belirttiği gibi, İstanbul’da kırk sene
tabiblik yapması, bilgisinin artmasına sebeb oldu.
Abbâs Vesim Efendi aynı zamanda
tasavvuf yolunda da ilim ve edeb öğrendi. Halvetî ve Kâdiri tarîkatlarına mensub
olup, son şeyhi Nakşibendiyye yolunun büyüklerinden Muhammed Emin Tokâdî’dir.
Abbâs Vesim Efendi, Arab, Fars, eski Yunan ve Latin lisanlarını yazı yazacak
kadar bilirdi. Bâzı kaynaklar, onun 1762 senesinde vefât ettiğini yazıyorsa da,
1760’da vefât ettiği kesinlik kazanmıştır. Kabri, Edirnekapı dışındaki
mezarlıktadır.
Abbâs Vesim Efendi, Osmanlı
tababetini tekâmüle doğru götürmekte büyük rol oynamış değerli bir zâttır. Tıb
alanında şahsî tecrübeleri çoktur. Verem hakkında önemli tedkîkâtı ve en son
keşiflere yakın mütâlâaları vardır. O, etiolojiye önem veren, tedavinin
semptomatik olmasının gereğine inanmış iyi bir klinikçidir. Tıbbı iyice
anlıyabilmek için fizik, mekanik ve tecrübî kimyayı bilmenin gerekli olduğunu
savunmuştur. Bu konuda Tıbb-ı Cedîd-i Kimyevî adlı bir eser de
yazmıştır. Ayrıca deontolojinin gelişmesine ve uygulanma şekline yön vermiştir,
İbn-i Sînâ gibi eski tabiblerin eserlerinden ve kendi hocalarından
öğrendiklerini toplamış; İstanbul’a gelen bâzı yabancı tabiblerle de görüşerek,
Avrupalı tabiblerln eserlerinden ve batı metodundan istifâde etmiştir. Bunun
neticesinde şöhretine sebeb olan Düstûr-ül-Vesîm fî Tıbb-il-Cedid vel-Kadîm adlı
eserini yazmıştır.
Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran
ve mükemmel bir külliyat olan bu eser, tıb târihimiz bakımından çok önemli
sayılır. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu büyük eser, tıbda bilinmesi
lâzım olan kânunları anlatan bir önsözle başlar. Birinci bölümde baştan sona
kadar, organ hastalıkları; ikinci bölümde kadın ve çocuk hastalıkları; üçüncü
bölümde şişler ve ülserler; dördüncü bölümde basit ve bileşik ilâçlar
anlatılmaktadır. Son sözde ise hekimlere nasîhatler verilmiştir. 1748 yılında
yazdığı eserin üç nüshasından biri Bâyezîd, ikisi de Râgıp Paşa
Kütüphânesi’ndedir.
Abbâs Vesim Efendi’nin tıbba dâir
diğer bir eseri de Vesîlet-ül-Metâlib fî ilm-it-Terâkib’dir. Kısmen
tercüme sayılır. Asıl yazarı Macar Gorgios’dur. İlâçlar hakkında mühim bir
eserdir. Ayrıca kendisinin tecrübe ettiği ilâçlardan da bahsetmiştir.
Abbâs Vesim Efendi’nin ikinci önemli
esen Nehc-ül-Bülûg fî şerhi Zîc-i Ulug’dur. Sultan
İkinci Mahmûd Han’a takdim edilen eser, Uluğ Bey
Zîyci’nin Türkçe şerhidir. Önsözünden anlaşıldığına göre hocası Ahmed
Mısrî’nin, Ulug Bey Zîyci’ni Türkçe’ye tercüme etmenin;
Farsça’ya vâkıf olmayanlar için bir ihtiyaç teşkil ettiğini söyleyerek, bu
vazifeyi kendisine vermesi üzerine bu eseri te’life başlamıştır. Verdiği Nehc-ül-Bülûg ismi, ebced hesabı ile te’lif
târihi olan 1745 (H. 1158)’i göstermektedir. Açık Türkçe ile yazılmıştır. Bütün
tatbîkâta âit misâlleri İstanbul arz ve tûl’üne göre kendisi tertib etmiştir.
Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbranî ve Rûmî takvimlerini
ilâve etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta Uluğ Bey’in tarif ettiği
Gıyâsüddîn Cemşîd’e âit usûlü çok güzel îzâh etmiş ve tatbikatı birer birer
tarif ve tâkib ederek 6 derecenin kirişine kadar yürütmüş, geri kalanını yalnız
ifâde etmekle iktifa eylemiştir. Ahkâm-ı nücûma çok meraklı bulunduğu ve bütün
esaslarına vâkıf olduğu, Zîyc’de bu konuya ayrılan kısmın şerhinde fazlaca
îzâhât vermesinden anlaşılmaktadır. Bu eserin yazma nüshaları Bâyezîd
Kütüphânesi, numara 4646’da ve Kandilli Rasadhânesi Kütüphânesi, numara 247/1’de
kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili iki eseri daha vardır.
Bunlardan başka şiirlerinin
toplandığı mürettep Dîvân’ı ve Risâlet-ül-vefk adlı eserleri vardır. Dîvân’ı, Topkapı Sarayı Kütüphânesi, numara
961’de kayıtlıdır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Esmâ-ül-müellifîn; cild-1, sh.
437
2) Osmanlı Müellifleri; cild-3, sh.
242
3) Mİr’üt-tevârîh (Semdânîzâde,
İstanbul-1978); cild-2a, sh. 109
4) Tuhfe-i Hattâtîn (Müstekimzâde Süleymân
Sa’deddîn Efendi, İstanbul-1928); sh. 668
5) Silk-üd-dürer (Murâdî); cild-2, sh.
230
6) İslâmların ve bilhassa Türk Millet-i
necîbesinin tababete ettikleri hizmetler (İbrâhim Paşa, İkdam Gazetesi, sene
1901, No: 2601)
7) Mecellet-ün-nisâb (Müstekimzâde); ur.
436
8) Beşbuçuk Asırlık Türk Tabâbeti Târihi
(Osman Şevki); sh. 169
9) Kitâbu Düstûru Vesim fit-tıbb-il-Cedîd
vel-kadîm İncelemesi ve ortaya çıkan sonuçlar (Sırrı Akıncı, İ.Ü. Tıp Fakültesi,
Tıp Târihi Enstitüsü, Uzmanlık Tezi-1964)

Yorumlar
Yorum Gönder